TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/6

28.09.2007 Vatan

Laiklik Batı’nın umurunda mı?

Sosyolog Prof. Nur Vergin, Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç ve Posta Gazetesi yazarı Mehmet Barlas’la gerçekleştirdiğimiz yuvarlak masanın son gününde Batı dünyasının Türk laikliğine bakışını tartıştık.

Mehmet Bey, siz Cumhurbaşkanı Gül’den gerçekten bu tartışmalardan tarafsız olmasını bekliyor musunuz?

Barlas: Mesela eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in elinde böyle bir fırsat vardı, Çankaya’ya bir hukukçu geldi diye seviniyorduk ama 1950’li yılların CHP’sinin temsilciliğini yaptı. Çankaya’nın itibarı düştü, daha doğrusu güvenirliliği azaldı, taraf oldu. Şimdi Abdullah Gül böyle olabilir mi? Olmaya çalışması lazım. Ama işi çok zor. Mesela YÖK Başkanı bir açıklama yaptı anayasa konusunda. İçinde doğru şeyler de var. Diyor ki, “Alelacele anayasanın iki maddesini değiştirip referanduma gitme kararı aldınız. Bu kargaşa içinde bir de anayasayı toptan değiştirmeye çalışıyorsunuz.” Yani daha Abdullah Gül’ün referandum sonrası kaç yıl cumhurbaşkanı olarak kalacağı dahi bilmezken, bir de yeni anayasa yapılıyor.

Prof. Teziç’in bu söylediği doğru ama “Anayasa çalışmalarını hemen bırakın” veya “AKP’nin her yaptığı yanlıştır” derseniz dinlenilmez. Üniversitelerin, aydınların kendi konularını bilip herhangi bir siyasi partinin yandaşı olmadıklarını kanıtlamaları lazım. Üniversitelerden bunları bekliyoruz. "Bütün bilgiler kitaplarda vardır” denir. İşte üniversitenin farkı bütün bu kitaplardaki bilgileri reddedip bunları sorgulamaktır. Özgürlükler konusunda, Hrant Dink konusunda ve daha bir sürü konuda hiç görüş açıklamıyor aydın ya da Kemalist dediğimiz insanlar. Sadece başörtüsü, sadece AKP, sadece laiklik... Bu da olmaz. Toplumda güvenilir aydın odaklarının olması lazım. Çünkü burada büyük bir eksikliğimiz var.

Vergin: Bu Malezya ve İran meselesine, özellikle Malezya’ya değinmek istiyorum. Birkaç senedir kem küm bazında bir Malezya telaffuz edilmeye başlandı. Bunu çok yadırgadım o zamanlar. Sanıyorum ki bu başdanışman Prof. Ahmet Davutoğlu’ndan kaynaklanan bir aşk. Çünkü o güne kadar Türkiye’de Malezya’ya yönelik bir ilgi olduğunu hiç duymamıştım, zaten genellikle biz Türkler kendimizden başka hiçbir şeyle de ilgilenmeyiz. Hiç kimse Amerikan toplumunu, hatta üyesi olmak istediğimiz AB ülkelerini merak etmez. Yunanistan’ı da merak etmeyiz. Mesela Romanya’nın Slav olduğunu düşünen çok insan vardır. Peki Malezya’ya benzeyebilir miyiz? Neden olmasın ki! Sayın Cumhurbaşkanı “İran’a, Malezya’ya benzemeyiz çünkü Türkiye’den çok farklılar” demiş. Bu sözler, öyle entelektüel birikim filan yansıtmıyor. Çünkü birbirlerine benziyorlar bir bakıma, petrol meselesi hariç. İran’ın özgürlüğü biraz da petrolden kaynaklanıyor. Türkiye niye benzemesin Malezya’ya? Ben bazı benzerlikler görüyorum. Mesela Malezya’da çok önemli iki adet kule var, böyle şeylerle çok övünüyorlar. Şimdi bizde de kuleler yapılacakmış İstanbul’un belirli yerlerinde. Yani sanki bu böyle çağdaşlığın, modernliğin, tarihe ayak uydurmanın simgeleri gibi gösteriliyor ve Türkiye buna çok yatkındır. Ayrıca ben ABD ile AB’nin böyle bir şeyden çok da rahatsız olacaklarını zannetmiyorum. Amerika acaba Suudi Arabistan’dan çok mu rahatsız? Yani orada erkeklerin entari giymeleri Amerikan yönetimini çok mu rahatsız ediyor? Önemli olan müttefik olmaktır, ticari ilişkilerin yolunda olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’de bildiğimiz türden bir laiklikten vazgeçebilir.

Barlas: Yok, Türkiye laiklikten vazgeçmez. Fakat laikçilik bitecek.

Vergin: O zaten bitti.

Bulaç: Türkiye’de ilk defa iç toplumsal dinamiklerle küresel talepler ve AB’den gelen bazı reform talepleri örtüşmeye başladı. Anadolu’da kendi sermaye kaynağını kendisi yaratan, devletten beslenmeyen, İslami bir ahlaka sahip yeni sınıflar ortaya çıkıyor ve bunlar küresel eğilimlere de son derece açıklar. Öte yandan merkezdeki iktisadi güçler devletten beslenmeye devam ediyorlar ve dış dünyaya kapalılar. İşte bu yeni toplumsal sınıflar varoşlar üzerinden merkeze doğru geliyor, değişim istiyor ve liberal politikaların uygulanmasını istiyorlar.

Türkiye dahil olmak üzere Ortadoğu’daki bütün rejimler son kullanma tarihi çoktan geçmiş ilaçlar gibiler. Bünyeyi zehirliyorlar. Hem kendi toplumlarını zehirliyorlar, hem de küresel problemler yaratıyorlar. Dolayısıyla küresel güçler de, her kimse bunlar, artık bu rejimlerin değişmesini talep ediyorlar. Çünkü bütün Ortadoğu, bütün İslam dünyası, Irak gibi, Afganistan gibi işgal edilemez. Bu bir yol değil. Dolayısıyla rejimlerin değişmesini istiyorlar. Türkiye evet, bu açıdan pilot bölge. Doğru, bu açık bir şey. Ben Türkiye’nin geleceğini çok iyi görüyorum. Yani sağlıklı görüyorum. Bu tartışmalarda bir sağlık işareti. Fakat bilim adamlarımızın korku üretmesini, korku üzerine siyasetler yapmasını, mesela Nişantaşı’nda oturanları korkutmasını doğru bulmuyorum. Tıpkı ABD’deki neo-conlar gibi İslamofobi politikaları doğrultusunda hareket ediyor gibiler. Halbuki kendimize güvenmemiz, birbirimizi anlamamız, birbirimizle diyalog kurmamız lazım. Güzel bir Türkiye kurmak mümkün. Ben AKP’nin de bu yönde ilerlediğini fakat önümüzdeki dönemde hızla ANAP’laşıp çevrenin kendine yeni siyasi rakipler çıkaracağı beklentisi içindeyim. Bence yeni siyasi iktidar alternatifi solun içinden çıkacak. Ama bu yeni sol dinle, halkla ve tarihle barışık bir sol olacak.

Vergin: Ali Bulaç’a bir itirazım var: Bir bilim adamı veya aydının bazı tehlike ihtimallerine değinmesi, illa onda İslam fobisi olduğunu, hele hele neo-con filan olduğunu göstermez.

 



“Makbul vatandaş” kavramına dikkat!

Doç. Hakan Yılmaz- Boğaziçi Üniversitesi

Türkiye’de herkes diğerinin doğru yola görmesi için davette bulunmayı hatta onu zorlamayı seviyor. Ancak mahalle baskısı kavramını bu haliyle çok kullanışlı görmüyorum. Ancak daha önemli bir konu var: “Makbul vatandaş” kavramı. Örneğin memur alırken, özel şirketlere kredi verirken daha dindar ve kendi çevresine yakın insanlar tercih ediliyor. Edilmeye devam edecektir. Örneğin yasalarla, iş saatlerinin namaz vakitlerine göre değiştirilmesi mümkün olamaz. Ancak uygulamada namaz kılan çalışanın daha makbul görülmesi daha büyük baskı unsuru oluşturacaktır.

Makbul vatandaş; dindar vatandaş tanımı oluşursa bu şüphesiz gerici ve kaygı yaratıcı bir durum olur. Merkezi ve yerel yönetim uygulamalarda bu tür makbul insanları görmeye başlarsak öyle olmayanların nezdinde ayrımcılık oluşturacaktır. Öncelikle, etnik ve dinsel bir özelliğiyle vatandaşı makbul hale getirmemek için ne tür önlemler alacağımızı tartışmalıyız.

Türkiye Malezya ya da İran olamaz. Çünkü Türkiye ekmeğini Batı’dan kazanıyor. Bu imajından taviz verirse ekmeğinden olur. İran’ın Batı ile ilişkisi petrol satmaktan öteye gitmiyor, Malezya ise bir Asya ülkesi, Batı ile ilişki kurmak için çaba göstermiyor. Dolayısıyla Türkiye’de modernite kavramı “etiket” gibi yapıştırılıp çıkartılacak bir kelime değil.

Osmanlı’da bile şeriat olmadı

Prof. Yasin Aktay- Selçuk Üniversitesi


Mahalle baskısı kavramının etkisini yitirme sürecini yaşadığını, kavramının Prof. Mardin tarafından kullanılmasının talihsizlik olduğun düşünüyorum. Bunun yerine sosyal çevre baskısı söz konusu. Bu ise insanların ait oldukları ve ait olmayı tercih ettikleri mekanları ifade eder. İnsanlar kendileri tercih ediyor bu sosyal çevrelerde olmayı. AKP, Türkiye’de İslamileştirmeye yönelik bir eğilim içine girmiyor.

Aksine kendi sosyal tabanını gittikçe dünyaya açtığını, sadece dindarlaşmaya yönelik değil tüketim kültüründe de küresel bir ağın parçası yaptığını düşünüyorum. Baskı denince mahalleye değil de dünya arenasındaki despotizm ve baskıya bakmamız lazım.

Dünyanın çokkültürlülük uzmanı Charles Taylor, İslam korkusunun artırıldığını ve bunun çokkültürlülük açısından tehlike olduğunu dile getiriyor. Türkiye, Osmanlı döneminde bile şeriatla yönetilen bir devlet olmamıştır. Hiçbir zaman olmadığı; bundan sonra da olmayacağı gibi...

1990’lı yıllarda “Türkiye Cezayir olmayacak” diye bir slogan vardı. Türkiye Cezayir olmadı ama Cezayir’i bile Cezayir olarak bırakmadılar. Demokrasi dışı güçlerin özlemi Türkiye’nin Cezayir olmasıdır.

Mahalle havası AKP’yi teslim alamaz

Doç. Nuray Mert- İstanbul Üniversitesi


Mahalle baskısı yabana atılmayacak, ancak fazlasıyla tartışmalı bir kavram. Bunu somut tehdit olarak konuşamayız. Bunun üzerine daha uzun boylu konuşmamız gerekiyor.

Aşağıdan yukarıya giden muhafazakârlık kamu hayatında giderek kendini hissettirecektir. AKP’nin toplumu tepeden aşağıya İslamileştireceğine inanmıyorum. Öteden beri bazı şehir ve semtler muhafazakârların yoğunlaştığı yerlerdir. Evet buralarda baskıya dönüşen hava vardır.

Ancak bu hava, bir siyasi partiyi baştan aşağıya teslim alamaz. AKP’nin bu kavramlarla suçlanmasını fazla kuşkucu buluyorum. Türkiye’deki muhafazakârlığı konuşmalıyız. Ancak bunu AKP ile özdeşleştirmemek gerekir. İran olma gibi ihtimalini hiçbir zaman inanmadım. Çünkü çok farklı iki toplum. İran’daki rejim devrimle oldu. Türkiye’de bir devrimi beklemek için bir sebep yok. Malezya’daysa bir takım kanunlar ve düzenlemelerde İslam esas alınıyor. Bizdeyse Anayasa buna izin vermiyor.

Yeterli engeli teşkil ediyor. Bu kurumlar İslamlaştırılacak diyorsanız devrim kuşkusu taşıyorsunuz demektir. Türkiye’de bu tehlikenin olmadığına katılıyorum. Muhafazakârlığın daha fazla yaygınlaşması en fazla toplumsal gerilim yaratır. Buradan yola çıkarak darbe, ihtilal kavramlarını kullanmayı ve beklemeyi abartılı buluyorum.

 

Alpaslan Bulut: Türban kadın doğasına aykırı
Biz insanlar programlı yaratıklarız. Kadınlar, hoş, latif, güzel olmak ister; bu yaradılışlarının neticesidir. Baskı olmadığı müddetçe hiçbir kadın, türban falan takarak bostan korkuluğu gibi giyinmek istemez. Bu tarz giyim onların yaradılışına aykırı. Yaradan da kendi programına karşı gelerek kadına “Çirkin görün, türban peçe tak demez.

Nurettin Güney: Karşı devrim çok ilerledi
Bu din tüccarları sinsi ve iki yüzlüler. Eskiden bir Müslüman ülkeye saldırı olsa cami önlerinde gösteriler olur, ABD, İsrail bayrakları yakılırdı. Şimdi ABD burunlarının dibinde neler yapıyor ama ses yok. Üstelik ABD ile çok iyiler. Neden? Türbanla üniversiteye gidemeyenler gösteri yapmadılar bu iktidar zamanında? Tesadüf mü?

Nuray Mete: Onlar bizi örnek alsın
Halkımızın psikolojisi baskılardan bozulup ayrı kutuplarda kaoslara sürüklenir. Bazı dış güçlerin de beklediği bu değil mi? Fırsat mı verelim? Bıraksınlar artık kadınların saçı başıyla uğraşmayı da işsizlik ve cahillikle nasıl baş edilir onu çözsünler. Malezya, İran bize göre değil. Onlar bizi laik cumhuriyetimizle, Atatürkümüzle örnek alsınlar.

Dinçer Irmak-İstanbul: Keşke başka şeyler tartışsak
Türkiye Malezya olur mu tartışmasını çok anlamsız buluyorum. Kuşkum yok demiyorum, elbette kuşkuluyum. Ancak ben olsam sivil toplum kuruluşları ve tüm aydınlarla birlikte Türkiye’yi Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş medeniyetler seviyesine nasıl getiririz, AB ülkeleri seviyesine nasıl geliriz, onun çarelerini arardım.

Necla Atasagun: Ülke elden gidiyor
Ülkenin geleceği konusunda karamsarım. Din kesinlikle siyasete alet edilmemeli. Bugün türban diye başlar, sonra arkası çorap söküğü gibi gelir. Kadınlar köleliğe doğru sürükleniyor, hiç farkında değiller. Türban kesinlikle, sadece üniversitede kalmaz. Gaflet uykusundakiler uyanın artık. Ülke elden gidiyor.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/1 23.09.2007
2 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/2 24.09.2007
3 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/3 25.09.2007
4 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/4 26.09.2007
5 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/5 27.09.2007
6 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/6 28.09.2007

Son makaleler (10)
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
08.07.2019 Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları
08.07.2019 SETA’nın gazeteci andıçının anlamı ve anlamsızlığı
05.07.2019 Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?
05.07.2019 Taha Akyol ile söyleşi: 23 Haziran sonrası Türkiye
04.07.2019 Erken gelen pişmanlık: Başkanlık sistemi
03.07.2019 Erdoğan ve AKP ile özdeşleşen İslami cemaatler 23 Haziran’ın faturasını ödemekten kurtulabilecek mi?
03.07.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran ve nükleer kriz & Libya’da neler oluyor?
02.07.2019 Tek adam yalnızlaşıyor
01.07.2019 Hoca, Reis’e karşı
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
01.07.2019 The Master against the Chief
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı