TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/4

26.09.2007 Vatan

Gül laiklik kaygılarını giderir mi?

Sosyolog Prof. Nur Vergin, Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç ve Posta Gazetesi yazarı Mehmet Barlas’la, Anadolu’daki yeni sermayedarları, Gül’ün Cumhurbaş-kanlığının laikliğe olası etkisini ve kadınların korkup korkmaması gerektiğini tartıştık.

Laikliğe duyarlı kesimlerin kaygılarının altında tam olarak nelerin yattığını düşünüyorsunuz?

Barlas: Anadolu sermayesi Türkiye’ye müthiş bir değişim yaşatıyor. Bu yeni sınıflar tüketim tarzları, ticari ilişkileri, banka ilişkileri açısından, mesela Ahmet Necdet Sezer'den daha Batılılar, çünkü o kapitalist ilişkileri adeta hırsızlık olarak görüyordu. Ama Kayseri'nin o yeni sınıf sanayicisi biliyor ki AB’ye girmek kendi çıkarına. Sadece yaşam tarzları farklı. En model siteye gidiyorsunuz, daire kapılarının önünde ayakkabılar var. Gidip sosyete lokantasında “burada mescit var mı?” diye soruyor. Bunu kabul etmemiz ve entegrasyonun nasıl mümkün olduğunu sormamız lazım. Bizde halkın büyük çoğunluğu muhafazakâr. Din düşmanlığı pirim yapmıyor, siyasette insanları yok ediyor. Eskiden bizler yeni sınıftık. 6-7 Eylül olaylarında Yunanistan'a göç eden Türklerden Heybeliadalı biriyle konuşmuştum. Annesi “Türk çocuklarla arkadaş ol, ama fazla samimi olma, sonra kavga çıkarsa seni döverler” dermiş. Onlar da bizi, bizim şimdi yeni Türkleri gördüğümüz gibi görürlerdi. Rumlar ve diğer azınlıkların gözünde Türkler vahşi, kaba saba insanlardı. Şimdi biz de yenileri böyle görüyoruz. Bu yapıyı değiştirmemiz lazım. Bunlar bizim insanlarımız. “Ötekiler”, “beyaz zenciler”, “siyah zenciler” denip duruyor. Bunlardan en tehlikelisi de beyaz zenci. Sonuçta ülkemizin insanlarını kendimize düşman ilan etmeyelim. Said Nursi Emirdağ Lahikası’nda, daha 1950’lerde “ülkenin büyük çoğunluğu inanmış Müslüman olmadan İslam siyasete girerse yok olur” demiş. Bunun pratik sonucu olarak tarikatlar, cemaatler daima iktidarda kim varsa onu desteklediler. Ecevit de desteklendi, Demirel de, Menderes de. Çünkü İslam yüzde yüz siyasete girerse devlet ve laik kesimler onu yok eder. İşte 28 Şubat, işte 12 Eylül…. Eğer herkes o yüzde 10 azınlık gibi fanatik Müslüman olursa Türkiye şeriat devleti olur, kaçınılmaz bu. Bir sürü ülkede olduğu gibi. Burada marifet demokrasiyi korumak. Çünkü Cezayir'de, Mısır'da, İran'da gördük demokrasi olmadığı zaman siyaset camilerde oluşuyor. Ama bizde şapka davasında yargılanan Ömer Rıza Doğrul 1950'de milletvekili oldu. Yani burada demokrasiyle biz bunları bir araya getirdik. Erbakan başbakan oldu. Demokrasi çok büyülü bir olay, bunu korumamız, kimseyi köşeye sıkıştırmamamız lazım. Yeni bir askeri darbe olur, yeni bir 28 Şubat olur, bakarsınız Erbakan cumhurbaşkanı olur.
 
Ali Bey Cumhurbaşkanı Gül, hükümetten farklı ve fazla olarak toplumun farklı kesimlerinin, özellikle laikliğe duyarlı kesimlerin kaygılarını giderme de bir fonksiyon üstlenebilir mi?
 
Bulaç: Tabii üstlenebilir, böyle bir şey beklenebilir. O artık AKP’nin bir milletvekili ya da dışişleri bakanı değil Türkiye'nin cumhurbaşkanı. Dolayısıyla bütün dini grupların, mezheplerin, inanç gruplarının veya marjinal grupların dahil hepsinin kendi açtığı şemsiyesi altında toplaması icap eder. Bir de entelektüel bir birikime sahip olması gerekir. Ufuk açması gerekir. Hatta vicdani hakemlik rolü oynaması gerekir, uzlaştırıcı bir rol oynaması beklenir. Ben Abdullah Gül'ün bunu yapabileceğini zannediyorum. Çünkü Gül'ün gerisinde çok güçlü bir entelektüel birikim var. Yani hükümetteki olduğundan biraz daha iyi olabilir. Türk seçmeninin dini sadakati yoktur. Parti sadakati yoktur, lider sadakati yoktur, ideoloji ve siyaset sadakati de yoktur. Son derece pragmatiktir. Her dönemde bu farklı etnik gruplara, farklı mezheplere, farklı yaşamak biçimlerine hatta farkı zümrelere, sosyal sınıflara mensup insanlar bir araya gelirler ve birisini siyasetin merkezine gönderirler. Bu 1950-1965-1973-1983-1995 ve 2002 seçimlerinde böyle oldu. En zirvedeki örneği de 2007 seçimlerinde gördük. Şu anda da AKP’nin oylarının yüzde 50'nin üstüne çıktığı söyleniyor. Toplumsal desteği yüzde 70'ler civarında. “Türkiye partisi” olarak tek AKP var. Bence bu yönelim mahalli seçimlere kadar devam edecek. Ondan sonra hızla Adalet Partisi ve ANAP’laşma sürecine girecektir. Fakat bu arada toplumun temel sorunları çözülmüyor. Türkiye'de gelir bölüşümünde büyük bir adaletsizlik var. Güneydoğu meselesi son derece önemli. Göç devam ediyor. Toplum olarak sosyal entegrasyon tam olarak sağlanmış değil. Türkiye Ortadoğu içerisinde bir rol oynayacak. AKP bunlara, özellikle çevrenin taleplerine cevap veremezse çevre kendine yeni bir aktör arayışına çıkacaktır. Bunu da mahalli seçimlerden sonra daha belirgin olarak göreceğimizi umuyorum. 
 
Prof. Mardin “Kadınlar korkmaya devam etsinler…” demişti. Siz ne dersiniz?
 
Vergin: Haklılar mı diye sormak abes olur, çünkü bazı insanlar korkuyor, bu Türkiye’nin somut bir olgusu. Tabii ki bu korkuları gidermek görevi AKP’ye ve aynı zamanda cumhurbaşkanına düşüyor. Ancak Ali Bulaç’ın aşırı iyimser bir şekilde tarif ettiği gibi Abdullah Gül’ün hakem, tarafsız, herkesi kucaklayan bir cumhurbaşkanı olmasını beklemek, en azından fazla şey beklemek olur. Cumhurbaşkanlığı ve hükümet arasında bir perspektif farkı olabilir. Ben öyle bir şey olabilir diye düşünüyorum. Bundan önceki cumhurbaşkanı nasıl ki hakem ve tarafsız değildi, CHP'nin belki de 1950 modeli bir temsilciliğini yapıyordu ben tahmin ediyorum ki sayın Gül de taraf tutacaktır. Hangi tarafı tutacak? Kendi tarafını tutacak gayet tabii olarak. Bütün ümidimiz o ki bunu çok fazla fahiş, gayri adil bir şekilde yapmaması. Türkiye'de maalesef cumhuriyetten bu yana, “laikçi” tabir edilen bir kesimin baskılarıyla, politikalarıyla din olgusu sadece devlet katından değil aynı zamanda toplum katından da püskürtülmek istendi şeklinde bir izlenim doğmuştur ve bu izlenimde yüzde yüz de hatalı bir izlenim değildir; dayanağı olan bir izlenimdir. Bir siyasetin doğallık içersinde olması için ki sanıyorum ki siyasette de doğallık aramak gerekiyor. Siyasetin ve devletin bir ölçüde ve bu laikliğe kesinlikle aykırı bir şey değil, din olgusuyla, yani toplum içersinde o kadar önemli derinlikli olan bir olguyla, bir biçimde eklenmesi icap ediyordu ve sanıyorum ki AKP'nin iktidar süreci de bunu sağlayacaktır. Bundan çok fazla yüksünmemek lazım. Kadınların korkuları zihniyet bakımından mümkündür, evet korkmaları lazım.
 




Doç. Necdet Subaşı-Muğla Üniversitesi

Bizde şeriat ilmihal kültürüdür


Prof. Mardin’in vurguladığı şekliyle mahallenin “birey”i, yine onun altını çizdiği şekliyle kendi öz(n)el yaşamında “kuşatan”, “kollayan”, “boğan” bir yapı olarak yer aldığı konusunda kuşkularım var. Hele şehrin bütün bağları mütemadiyen çözdüğü bu kadar açıkken. Mahallenin varlığı hâlâ etkin ve dinamikse, bu durum, sadece laik olanlar için değil, mahallenin kuşatmasına dahil olan herkes için endişe verici olmalıdır. AKP, demokratikleşmeye ve çoğulcu inisiyatifin tüm toplum katmanlarınca içselleştirilmesine fırsat verdiği zaman, korku ve tedirginliklerin bir siyaset sermayesi olarak kullanımı da sona erecektir. Öte yandan hem İran hem de Malezya’nın tarihsel, kültürel ve dinsel pratikleri Türkiye’yle kıyaslanamaz. Türkiye’de şeriat, bir yaşam biçimi ya da belli başlı bir referans kümesi olarak algılanmamıştır. Türkiye’de şeriat öteden beri bir ilmihal kültürünün sınırlarında gelişmiştir.



Prof. Türkan Saylan-Çağ. Yaş. Dest. Dern.

Belediyeler tesettürle dolu


Bence doğru bir saptamadır. Özellikle aynı gelir ve eğitim düzeyinde birlikte yaşayan küçük topluluklarda biraz baskın olanlar ötekileri de kendilerine benzetmeye çalışırlar. Düşünün kahvedeki adama ötekisi, “Bizim cami imamı kadınların örtünmesi gerekir dedi. Kızlarımı örtündürdüm. Meğer bugüne kadar günah işlemiş” dese, karıları ve kızları açık olanlar ne yaparlar dersiniz? Bugün bile İslamcı kuruluşlarda belediye, sağlık ocakları gibi yerlerde çoğunluğu örtülü. Eğer insanlar iş ararlarken eşleri ve kendileri örtülü olanlar seçiliyorsa ve işsizlikten bunalmışlarsa yaşamak onlar da örtüneceklerdir. Bu hiç de yeni bir şey değildir. Sistem çoktan kurulmuş ve yürümektedir. Siyasal irade bir de bunu yasa ve anayasa ile pekiştirirse doğrudan bir zorlama yokmuşçasına dolaylı olarak hem taban hem tavan kısa sürede İslami giysilerle refaha kavuşacağı umuduyla tesettürre girecektir ya da giydirecektir.
 
Galip Uyar: Dipten gelen dalga

“Mahalle baskısı” her toplumda az veya çok vardır. Önemli olan “mahalle baskısı” nın şiddetidir; tehlikeli olup, olmadığıdır. Bu anlamda Türkiye’nin tartıştığı “mahalle baskısı” tehlikelidir. Neden? Çünkü mahalle baskısını yaratan marjinal gruplar, kendilerini daha çok ifade edebilecekleri hukuksal, siyasal, ekonomik zeminleri rahatlıkla bulmaya başlamışlardır. “Mahalle baskısı” dipten gelen bir dalga gibi sürekli büyümektedir. Kenardan dalgaların büyümesini izleyenler, şu sorunun yanıtını bilmiyorlar ve hiçbir zaman da bilmeyecekler: Bu dalga kimleri yutacak?

Erol Tapar: Türban zorunlu olabilir

Okullara gelen türbanlı kızların sayıları türbansızları geçince (yüzde 60 gibi) bu sefer gruplaşma sonucu başı açık kızlara baskı olacaktır. Bu belirttiğim oran arttıkça bu sefer türbanın zorunlu hale geldiği bir toplum haline de dönüşebiliriz. İran Devrimi’ni başlatanlar da üniversitelerinde okuyan o azınlık İslami kesimdi. Birkaç gün önce AKP’li bir milletvekili belediyelerden iş almak isteyen müteahhitlerin karılarının başlarını örtmeleri kadar doğal bir şey olmadığını belirtmiştir. İşte alın size en güçlü mahalle baskısına örnek, bu bir dayatma değil midir?


Gülçin Fırat: Dinden mi soğudum?

Başım açık ama hac hariç İslam’ın diğer şartlarını yerine getirim. Şimdi namaz kılarken sünnetleri kılmamaya başladım, sadece farz kılıyorum artık. Vakitleri üçe indirdim, bir zamanlar beş vakit kılmaya gayret ederken. Acaba bende ters mi tepki yaptı, bu her yaptıkları beni rahatsız eden, gözlerinde sevgi görmediğim, “görürüsünüz siz” bakışlı bu insanlar yüzünden dinimden mi soğuyorum ve bundan korkuyorum? Ben nasıl bir vakıayım acaba?



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/1 23.09.2007
2 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/2 24.09.2007
3 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/3 25.09.2007
4 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/4 26.09.2007
5 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/5 27.09.2007
6 TÜRKİYE MALEZYA OLUR MU?/6 28.09.2007

Son makaleler (10)
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
08.07.2019 Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları
08.07.2019 SETA’nın gazeteci andıçının anlamı ve anlamsızlığı
05.07.2019 Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?
05.07.2019 Taha Akyol ile söyleşi: 23 Haziran sonrası Türkiye
04.07.2019 Erken gelen pişmanlık: Başkanlık sistemi
03.07.2019 Erdoğan ve AKP ile özdeşleşen İslami cemaatler 23 Haziran’ın faturasını ödemekten kurtulabilecek mi?
03.07.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran ve nükleer kriz & Libya’da neler oluyor?
02.07.2019 Tek adam yalnızlaşıyor
01.07.2019 Hoca, Reis’e karşı
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
01.07.2019 The Master against the Chief
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı