"Kürdistan realitesi"

10.09.2014 Vatan
Kurdî bixwîne | Lesen Deutsch

Türkiye yıllar boyunca “Kürt realitesi”ni tanımamakta ısrar etti ve bunun bedelini çok ağır ödedi. 1990’lı yıllarda Kürt realitesi mahcup bir şekilde tanındı ancak “Kürt siyasi hareketi realitesi”, diğer bir deyişle “Abdullah Öcalan ve PKK realitesi” ile yüzleşmekten kaçınıldığı için sorunlar bitmek bilmedi. 2000’li yıllarla birlikte, AKP hükümetinin yürüttüğü çözüm süreçlerinde bu eşik de aşıldı: Gerek Öcalan, gerekse PKK, kimi zaman doğrudan, kimi zaman da dolaylı olarak muhatap alındı ve olumlu anlamda belli bir noktaya gelindi. Bugünse bambaşka bir realiteyle karşı karşıyayız. Buna kısaca “Kürdistan realitesi” diyebiliriz. Şöyle ki, Türkiye’deki Kürt sorununu, Kürtlerin yaşadığı diğer coğrafyalarda, yani Irak, Suriye ve İran’da yaşananlarla koordineli bir şekilde ele almadan çözebilmek mümkün gözükmüyor.
Aslında “Kürdistan realitesi” öteden beri söz konusuydu ancak ihmal ediliyor, önemsenmiyor ve unutturulmak isteniyordu. Fakat (IŞ)İD olgusunun beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmasıyla birlikte kimsenin bir mazereti kalmadı. Zira (IŞ)İD Irak ve Suriye’de Bağdat ve Şam yönetimleriyle olduğu kadar, hatta son günlerde onlardan daha sık ve güçlü bir şekilde Kürtlerle savaşıyor. Dolayısıyla (IŞ)İD’i bölgeden kazımak isteyen ABD’nin öncülüğündeki Batılı güçlerin muhtemel müttefikleri arasında Kürtler birinci sırada yer alıyor. Ve Kürtler sadece Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ve ona bağlı peşmerge güçlerinden ibaret değil. Uzun bir süredir Suriye’de, bir süredir de Irak’ta (IŞ)İD’e karşı hayli etkili bir şekilde savaşan YPG ve Irak’ta Kandil’den gelip Irak Kürdistanı’nın değişik bölgelerinde peşmergelerle birlikte saf tutan HPG, daha önemlisi onların siyasi kolları olan PKK ve PYD de bir şekilde, açık veya örtülü, doğrudan ya da dolaylı olarak, yeni oluşacak koalisyonda yer alacağa benziyor.

PKK’nın artan prestiji
Tam da bu noktada bazı notlar düşelim:
·  PKK Suriye ve Irak’ta (IŞ)İD nedeniyle birdenbire öne çıktı ve özellikle Batı’daki “terörist” algısını büyük ölçüde kırmaya yöneldi. Gidişat PKK’nın kısa süre içerisinde Batı nezdindeki meşruiyet sorununu büyük ölçüde aşabileceğine işaret ediyor.
·  PKK’nın (IŞ)İD’e karşı savaşı, onu diğer ülke Kürtleri nezdinde prestijinin artmasına da neden oluyor.
·  Yine aynı şekilde (IŞ)İD’in PKK ile KBY arasındaki mesafenin azalmasına neden olduğunu görüyoruz. Öyle ki oluşan olumlu atmosferden hareketle Öcalan’ın ısrarla gündeme getirdiği “Kürdistan Ulusal Konferansı” için Erbil yönetimine daha güçlü bir şekilde baskı yapılıyor.
Kürt siyasi hareketinin daha da güçlenmesine yol açan bütün bu gelişmelerin bir şekilde Türkiye’de siyasi iktidarı kaygılandırdığı da muhakkak. Örneğin Kürtlerin (IŞ)İD’e karşı daha etkili olabilmeleri için Batı ülkelerinden silah ve askeri eğitim almaları gündemde, fakat Ankara özellikle ağır silahların PKK’nın eline geçmesinden endişeli. Ama daha büyük bir endişe PKK’nın bu yolla bir ”bölgesel güç”e dönüşmesi.

Yarım kalanı tamamlamak
İşte bu nedenle Türkiye’nin önündeki acil sorununun “Kürdistan realitesini tanıma” olduğunu ileri sürüyorum. Eğer Ankara Kürt sorununa bölgesel ölçekte bakar ve kendi çözüm sürecini bu perspektifte yeniden gözden geçirirse (IŞ)İD ile birlikte bölgedeki dengelerin altüst olmasından zarar görmez, hatta kârlı da çıkabilir. Ancak bu hükümetin yalnız başına yapabileceği bir şey değil. Kürt siyasi hareketinin de olaylara “kazan-kazan” açısından bakması ve adımlarını Ankara ile koordineli bir şekilde atması gerekiyor.
Somutlaştıracak olursak: İstedikleri kadar çatışmaya girmesinler, PKK’nın, Türkiye topraklarında silahlı militanlarını bulundurmayı sürdürdüğü müddetçe, Suriye ve Irak’ta (IŞ)İD’e (veya bir başka güce) karşı savaşında Ankara’nın desteğini umması gerçekçi olmayacaktır. Buna bağlı olarak, başta ABD olmak üzere Türkiye’nin Batılı müttefiklerinin, çok isteseler bile PKK ile doğrudan işbirliğine girmeleri beklenemez.
Eğer PKK yarım kalanı tamamlayıp Türkiye’deki silahlı güçlerini Irak’a çekerse ve bundan böyle Türkiye’de hiçbir şekilde silaha başvurmayacağını beyan ederse birçok şeyin hızlı bir şekilde değişeceğine tanık olabiliriz ki çözüm sürecinin bundan sonraki seyrinin bu yönde olacağına dair çok işaret var.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
19.03.2020 Erdoğan’ın konuşmasının düşündürdükleri
16.03.2020 Devlet Medyayı Suni Teneffüsle Yaşatıyor
16.03.2020 Korona günlerinde gazetecilik
13.03.2020 Haftaya Bakış (5): DEVA Partisi & koronavirüs
12.03.2020 DEVA Partisi tutar mı?
11.03.2020 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile söyleşi
10.03.2020 Osman Kavala’dan ne istiyorlar?
09.03.2020 Babacan’ın partisi DEVA hakkında ilk izlenimler
07.03.2020 Sırada Şam ile görüşme mi var?
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
10.03.2020 Que veut le Gouvernement turc à Osman Kavala ?
25.02.2020 As the era of Tayyip Erdoğan comes to an end
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı