"Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?

30.05.2026 medyascope.tv

30 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi bayramlar. Bayramın son gününe Ankara'daki iki bayramlaşma damga vuracak. CHP Genel Merkezi'nde Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Ankara İl Başkanlığı binasında da Özgür Özel'in bayramlaşmaları olacak. Buralarda verilecek olan mesajlar, toplanacak olan kalabalıklar ve atılacak olan sloganlar; bunların hepsinin tabii ki bir önemi var ama esas olarak şu soruyu sormak gerekiyor: Kemal Kılıçdaroğlu bu yola neden çıktı? Evet, bir kurultay kaybetti. O kurultayı ben de izledim; ikinci tura kalınca Kılıçdaroğlu'nun çekilmesi bekleniyordu, çekilmedi ve fark açılarak kaybetti. Onun ardından gelen yeni yönetim, girdiği ilk yerel seçimde CHP tarihine geçecek büyük bir başarı elde etti; birinci parti oldu. Ülkenin batısındaki belediyelerin neredeyse tamamını kazandı ve yaşananlar ortada; 19 Mart süreci ortada, tutuklanan belediye başkanları ve siyasetçiler, özellikle Ekrem İmamoğlu ortada. Böyle bir ortamda Kemal Kılıçdaroğlu uzun bir süre, delege oyuyla kaybettiği kurultayı ‘‘devlet eliyle’’ geri kazanmanın derdine düştü. Kurultayı kazanamadı ama CHP Genel Başkanlığı’na atandı.
Niye atandı? Niye böyle bir şey tercih edildi? Çok açık ve net açıkçası; Erdoğan'ın kurtulması için, Erdoğan'ın bir kez daha Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi ve aday olduktan sonra kazanabilmesi için... Çünkü 19 Mart operasyonu bu nedenle yapılmıştı; CHP'nin ve Ekrem İmamoğlu'nun etkisizleştirilmesi için yapılmıştı. Fakat olmadı, yetmedi. Bunun üzerine o hep bekleyen mutlak butlan olayı birden devreye girdi, devreye sokuldu. Kim tarafından sokuldu? Kemal Kılıçdaroğlu bize ‘‘yargı’’ diyor; saygılı olmayı herkese öneriyor. Tabii ki yargı ama bu yargı saygı duyulabilecek bir yargı mı? Bağımsız ve tarafsız bir yargı mı? Değil. Şöyle bir soru var önümüzde: Ekrem İmamoğlu zaten istese de aday olamıyor; diploması yok, diploması iptal edildi daha doğrusu; diploması olmadığı için de Cumhurbaşkanı adayı olamıyor. Eğer diploması olsaydı, tutuklu olsa bile aday olabilir ve seçimi kazanabilirdi. Nitekim Selahattin Demirtaş cezaevinden seçimlere girdi.
Buradaki mesele, artık Ekrem İmamoğlu meselesini aşmış durumda, Erdoğan için. Çünkü CHP, Ekrem İmamoğlu olmadan da bir sonraki seçimde Erdoğan'ı yenebilecek bir parti haline geldi. Bu, yerel seçim sonuçlarının ardından 19 Mart'tan sonra gösterilen direnişle alakalı bir şey. Dolayısıyla CHP’nin, Ekrem İmamoğlu aday ister olsun ister olmasın, bu haliyle seçimi kazanma ihtimalinin yüksek olması, kitleleri harekete geçirebiliyor olması Erdoğan'ı ciddi bir şekilde endişelendiriyor. Dolayısıyla kendisinin kazanması zor olan seçimi, CHP'nin kazanmasını imkânsızlaştırmaya çalışıyor ve bu anlamda da Kılıçdaroğlu kartını devreye soktu. Kart diyorum. Evet, elinde bir kart onun. Eğer Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararı verilmeden önce böyle bir oyunu kabul etmeyeceğini söyleseydi bambaşka şeyler yaşıyor olabilirdik.
Belli ki Kılıçdaroğlu'nun istekli olduğunu saptamışlar. Ve sonra, Kılıçdaroğlu’nu bu süreçte bir şekilde desteklemişler, medyalarını devreye sokmuşlar, belli ki birtakım isimler devreye girmiş ve Kılıçdaroğlu bu günlere hazırlandı. Amaç, CHP'yi etkisizleştirmek, CHP'yi bir sonraki seçimde kazanamaz hâle getirmek. Daha doğrusu Erdoğan'ın tekrar kazanabilmesini sağlamak. Şu hâliyle bakıldığında bu amaca ulaşabildi mi Erdoğan? Hayır, ulaşamadı. Çünkü Kılıçdaroğlu atanmış bir genel başkan olarak var; ama CHP'yi, CHP'nin üyelerini, kadrolarını ve seçmenini en önemlisi, peşinden sürükleyemiyor. İllaki ona oy verecek birileri çıkacaktır. Devletten ne kadar destek alırsa alsın, bunun sınırlı olacağını hepimiz, Erdoğan da özellikle biliyor. Dolayısıyla şu aşamada Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın elindeki ilk kartlardan birisiydi ve oyuna sürdü. Ama yetmediğini görüyor ve yeni şeylere ihtiyaç duyacaktır.
Burada normal olan, tabii ki Erdoğan'ın anayasaya uygun bir şekilde, hukuk devletine uygun bir şekilde olayları normal akışına bırakması, mutlak butlan kararının iptalinin önünü açması falan; ama bunu yapmayacağını biliyoruz. Kılıçdaroğlu'ndan beklediğini tam olarak bulamayacağını herhâlde yaşanan şu günler ona göstermiştir. Çünkü daha ilk andan itibaren Kılıçdaroğlu hep attığı adımlarda çark etti, yanlışlar yaptı ve böyle devam edeceğe benziyor; ne kadar destek alırsa alsın, iktidardan ne kadar destek alırsa  alsın. Burada tabii ki önemli olan husus, Özgür Özel ve arkadaşlarının 19 Mart sürecinde gösterdikleri direnişi, mücadeleyi ve yaratıcılığı hayata geçirip geçiremeyecekleri.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu erken tüketilen bir kart oldu. Tabii ki orada duracak, atanmış bir genel başkan olarak sorun çıkartmaya devam edecek. Fakat bu haliyle benim gördüğüm; Kılıçdaroğlu tek başına Erdoğan'ı kurtarabilecek bir figür değil. Bir kere halinden, söylediklerinden tam anlamıyla siyasetten uzaklaşmış, depolitize olmuş bir Kılıçdaroğlu gördüm ben şu ana kadar. Söylediği şeylerin hepsi şikâyet ve şikâyet ettiği kişiler de kendi partisi. Oradaki isimlerin hemen hemen hepsinin bir zamanlar onun "prensi" olduğunu biliyoruz. Ekrem İmamoğlu'nu Beylikdüzü'nden İstanbul'a belediye başkanı seçtiren de o oldu, Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak gösteren de o oldu. Özgür Özel uzun bir süre, onun genel başkan olduğu dönemde grup başkanvekilliği yaptı ve diğer isimlerin çoğu da keza öyle. Ve onlardan şikâyet etmenin ötesinde bir şey söyleyemiyor; siyaset üretemiyor. Yanındaki danışman vesaire isimlerin hemen hemen hepsi açık söylemek gerekirse birer troll; onlarda da siyaset üretimi yok. Yaptıkları, sürekli tekzip edilen birtakım suçlamalar, birtakım atraksiyonlar... Bunların dışında Kılıçdaroğlu'nun yanında şu ana kadar ‘‘ne diyor bu kişi?’’ diye merak edip dinleyeceğimiz kimse yok.
Şimdi en son gördüğüm kadarıyla Gürsel Tekin de bir kurmay olarak onun yanında yer alacakmış. Bu da Kılıçdaroğlu'nun... Yani gülmem geliyor, çünkü gülünecek bir şey; kendisinin İstanbul kayyumluk macerasını gördük. Kılıçdaroğlu'nun nasıl, nasıl söyleyeyim, yazık bir durumda olduğunu bize gösteriyor. Sonuçta Erdoğan kendisini kurtarsın diye bu kartı kullandı ama başka kartlara ihtiyacı var ve özellikle CHP'nin, Özgür Özel liderliğindeki CHP'nin yeni, yaratıcı direniş ve mücadele yöntemleri geliştirmesi hâlinde Erdoğan'ın daha fazla endişeye kapılacağını düşünebiliriz, söyleyebiliriz. Tabii ki Özel ve arkadaşlarının işi çok zor; ellerinden birçok imkân bu yolla alınmış, gasp edilmiş oldu ama yine de toplumsal destekle bunları pekâlâ aşabilirler. Evet, bugün saat 14.00'te iki ayrı bayramlaşmayı göreceğiz ve sonra muhtemelen saat 16.00'ten itibaren canlı yayında sizlere bunları, bu konuşmaları yorumlamaya çalışacağız.
Ve bugünün ithafı; bir büyük oyuncuya, James Bond'a... Evet, kim bu James Bond? Sean Connery. İskoçya'nın yetiştirdiği en büyük sanatçılardan, sinemada en azından diyelim, isimlerden birisi. 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir isim, çok bambaşka birisi. Yaşlandıkça yüzü daha da olgunlaştı, daha da çarpıcı oldu. Her rolün altından kalkan, tabii ki Birleşik Krallık'taki birçok sinema oyuncusu gibi tiyatro ile iç içe olan birisi. ‘‘Dr. No’’, ‘‘Altın Parmak’’, ‘‘Rusya'dan Sevgilerle’’, ‘‘Yıldırım Harekatı’’, ‘‘İnsan İki Kere Yaşar’’, ‘‘Ölümsüz Elmaslar’’; bunlar ‘‘007 James Bond’’ rolleri ama onun dışında da çok filmde oynadı. ‘‘Gülün Adı’’ mesela, onun en çarpıcı filmlerinden birisiydi. ‘‘İskoçyalı’’ mesela, ‘‘Dokunulmazlar’’da oynadı; en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ını almıştı ‘‘Dokunulmazlar’’daki başarısıyla. 6 yıl önce hayatını kaybetti Sean Connery. Benim telaffuzlarım böyle çok oluyor, kusura bakmayın. Evet, şu fotoğrafa bakar mısınız? Yani James Bond'un en özet fotoğraflarından birisi diyelim. Çok büyük bir sanatçı, oğlu da oyuncu olmuş, onun izinden gidiyor ama onun kadar meşhur olduğu söylenemez. Sean Connery'yi ve tabii ki James Bond'u saygıyla ve takdirle anıyorum. Tekrar iyi bayramlar. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
28.05.2026 Özgür Özel yeni parti kuracak mı?
28.05.2026 Kılıçdaroğlu aradığı adaleti dokuz yıl sonra buldu
27.05.2026 “Bay Kemal”in “Kemal Bey”e dönüşmesinin derin anlamı
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
25.05.2026 İslam Özkan yorumladı: Süreç AK Parti’nin aleyhine işliyor
25.05.2026 Seren Selvin Korkmaz değerlendirdi: CHP bugün millete dönüyor
24.05.2026 “Bay Kemal”in “ahlâk kavgası” ne kadar inandırıcı?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı