“Bay Kemal”in “ahlâk kavgası” ne kadar inandırıcı?

24.05.2026 medyascope.tv

24 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Tabii ki Türkiye'nin gündeminde Cumhuriyet Halk Partisi var. Mutlak butlanla beraber birçok şeyi geri plana ittik. Bu arada İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin kapatılması gibi büyük bir olay bile bayağı geri planda kaldı. Hak ettiği ilgiyi, tepkiyi göremiyor. Gözler Ankara'da, öncelikle CHP Genel Merkezi'nde ve tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun evi ya da çalışma ofisinde. Bir yanda seçilmiş bir genel başkan var. Birçok kez seçilmiş bir genel başkan var; Özgür Özel. Özgür Özel onun öncesinde de 2023'te milletvekili olarak da seçildi. Diğer yanda 2023'te cumhurbaşkanı olarak seçilememiş, hemen ardından CHP kurultayında da seçilememiş bir Kemal Kılıçdaroğlu var ve Kemal Kılıçdaroğlu nihayet beklediği, umduğu gibi, hazırlığını yaptığı gibi – ki o anlaşılıyor – partinin başına mahkeme tarafından — ben mahkeme diyorum ama siz bunu siyasi iktidar olarak da anlayabilirsiniz, Erdoğan olarak da anlayabilirsiniz — CHP'nin genel başkanı olarak atandı. Sonuçta Türkiye'de bağımsız, tarafsız bir yargıdan bahsedemiyorsak bunu ‘‘Adalet Yürüyüşü’’ yapmış olan Kemal Kılıçdaroğlu herhâlde daha iyi biliyordur. Burada bir bağımsız yargı kararından falan bahsetmek söz konusu değil, siyasi bir operasyon var. İktidar, Erdoğan, CHP'nin başına — ne kadar sürer belli değil — genel başkan olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nu uygun gördü.
Kılıçdaroğlu peki ne yapıyor? Bu mutlak butlandan bir gün önce yaptığı video vardı, malum biliyorsunuz. O videoda ben iki kavramı öne çıkartmış ve bir yayın yapmıştım; birisi ‘‘iktidar yürüyüşü’’, diğeri ‘‘ahlâk kavgası’’ diye. İktidar yürüyüşü lafı videoda iki kere yanılmıyorsam geçiyordu ama bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir şey yoktu. Esas vurgu ahlâk kavgasıydı. Nitekim dün atandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, yazılı açıklama değil, sözlü olarak kameraların karşısına geçtiğinde ki kameraların büyük kısmının iktidar yanlısı medya olduğunu da gördük; bir zamanlar Gürsel Tekin'in İstanbul'a kayyum atanmasında olduğu gibi. Orada kısa bir konuşma yaptı, soru almadı ve onun metnini, tam transkriptini aldım ve taradım. Sekiz kere karşımıza ahlâk kavramı çıkıyor. Kılıçdaroğlu'nun söylediği şeyler dönüp dolaşıp ahlâka geliyor ve diyor ki, "Köklü bir partiyiz, köklerimize ve ahlâkımıza sahip çıkmak zorundayız." diyor.
Şimdi burada söylenecek çok şey var ama sırayla gidelim. Bir kere siyasette ahlâk önemli olabilir, tabii ki önemlidir ama bir siyasetçinin esas meselesi ahlâk üzerinden konuşmak değildir, onu bir kere vurgulamak lazım. Birincisi o. İkincisi, CHP'nin uzun yıllar yönetiminde olan Kemal Kılıçdaroğlu döneminde bu ahlâk meselesi ile ilgili elimizde nasıl veriler var? Ama daha da çarpıcısı bugün Kılıçdaroğlu, CHP'yi ahlâk dışılığa, ahlâk dışı yerlere taşıdığını ima etti, isim vermiyor tabii. İsimlerin büyük bir kısmı zaten Kılıçdaroğlu yönetimi zamanında ortaya çıkmış kişiler. Şimdi tabii ki en büyük kastı Ekrem İmamoğlu ve yargılanan diğer belediye başkanları ve bürokratlar. Burada Kılıçdaroğlu bu yapılan operasyonun siyasi yönünü geri plana itip bu kişileri bir anlamda şüpheli olarak görüyor. Olabilir, ama süren bir mahkeme var, daha ortada kanıtlanmış bir şey yok ve öğrendiğimiz kadarıyla da bu kişilerin üyeliklerinin askıya alınmasını istiyor ve ilk aşamada bunu yapacak deniyor.
Ama biliyoruz ki Ekrem İmamoğlu'nu Beylikdüzü'nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına getiren kendisi. Hatta birçok kişi şaşırdı, itiraz da etti. Daha sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olarak gösteren de kendisi, aday olarak tabii ki gösteren de kendisi. Söz konusu olan şu andaki CHP yönetiminin içinde Özgür Özel başta olmak üzere isimlerin büyük bir kısmı zaten Kılıçdaroğlu döneminde de önemli yerlerde bulunmuş kişilerdi; grup başkan vekili, genel başkan yardımcısı, parti meclis üyesi vesaire. Bunlar 2023 yenilgisinden sonra Ekrem İmamoğlu'nun değişim çağrısına uyup Kılıçdaroğlu'nu terk eden insanlar. Yani buradaki sorun aslında Kılıçdaroğlu'nu terk etmiş olmaları. Yoksa "Kılıçdaroğlu döneminde ahlâklıydılar, sonra ahlâksız oldular" diye bir şey söylemek ne derece gerçekçi? Onu bir kenara bırakalım.
Bir diğer husus da Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihinde hep bir kavgalar, dövüşler, yolsuzluk iddiaları, şunlar bunlar olmuştur ve CHP'nin doğası zaten böyledir. Ve bunları da genellikle ya kendi içlerinde halletmişlerdir ya da yeni partiler çıkmıştır, şu olmuştur, bu olmuştur. CHP'nin bu anlamda kendi iç sorunlarını çözme konusunda çok ciddi bir pratiği var, tarihi var. Yani hepsi iyi sonuçlanmamıştır belki ama kendi içinde yapmıştır. Buradaki sorun CHP'nin içindeki meselede iplerin iktidara bırakılmış olması ve Kılıçdaroğlu'nun ve destekçilerinin sırtını iktidara dayayarak bir ahlâk çıkışı yapıyor olmaları. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Bakın birisi dün yanılmıyorsam ya da önceki gün şöyle diyor; Kılıçdaroğlu'nun en hâlis muhlis elemanlarından birisi, Barış Yarkadaş tabii ki, diyor ki: ‘‘Özgür Özel ‘genel başkanım’ diyorsa çalışanların maaşlarını bayramdan önce banka yoluyla ödesin bakalım, nasıl ödeyecek?’’ diyor.
Şimdi böyle insanları yanınıza toplayıp, ki bu en yakın ve belki de en hafif örneklerden birisi, ahlâkla ilişkileri zaten çok ciddi bir şekilde sorunlu olan birçok insanı – ki bunların içerisinde eski belediye başkanları var, birtakım isimler var, şimdi isimler saymayalım ama bir şekilde CHP'yi bilenler biliyor – bu tür insanları alıp ya da belediye davasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında birtakım iddiaları tanık sıfatıyla oralara boca eden, savcılarla iş birliği yapan insanları yanınıza alıp ahlâk diyorsunuz. Burada da çok ciddi bir sorun var. Bir diğer sorun, ama en önemli sorun da şu: Diyelim ki tamam, ahlâklı oldunuz, her şey çok güzel vesaire. Bütün ahlâksızları temizlediniz ve en ahlâklı unsurları partinin kilit noktalarına yerleştirdiniz. Peki nasıl yürüyeceksiniz iktidara? Ne diyeceksiniz?
Biliyoruz ki bu olaya kadar, mutlak butlana kadar, 19 Mart sürecine rağmen Cumhuriyet Halk Partisi çok ciddi bir şekilde bir ana muhalefetlikten birinci partiliğe terfi etme süreci yaşıyordu ve buna uygun mekanizmalar hayata geçirmeye çalışıyordu. Mitingler yapıyordu, yeni yeni programlar, yeni yeni söylemler, vaatler, kapı kapı dolaşmalar gibi şeyler yapıyorlardı. Şimdi bunların hepsi kesildi, herkes genel merkezde toplandı ve orayı kendilerince korumaya çalışıyorlar. Peki Kılıçdaroğlu bize ne söylüyor? "Ben ahlâklıyım." diyor. Bunu hiçbir şekilde tartıştırtmıyor. Yani Kılıçdaroğlu'nun ahlâklı olduğu konusu sanki herkesin zaten kabul ettiği bir veriymiş gibi söylüyor. Zaten videosunda da o vardı, "haram lokma girmedi" vesaire falan diye, ki bunları herkes söyleyebilir, çok rahat bir şekilde söyleyebilir. Tamam, diyelim bunların hepsi doğru, en ahlâklı insanları yanına topladı. Sonra ne olacak? Gireceği bir seçimde onun liderliğinde diyelim ki ya da onun, hani o şimdi atandı, onun atayacağı bir başka genel başkan liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi halka ne söyleyecek ve halktan nasıl oy alacak? Şunu mu diyecek? ‘‘Bizim partimizi ahlâksızlar ele geçirmişti, biz onları ayıkladık.’’ Nasıl ayıkladılar? Tabii ki ‘‘Devletin yardımıyla ayıkladık. Şimdi bizim bunları ayıklamamıza yardım eden kişiyi, bize oy verin devirelim.’’
Evet, burada noktayı koyayım. Yani bunun, yaşananların içerisine, omurgasına ahlâkı koyarak yapılan işin siyaset olduğunu ve burada siyasette sırtını en azından bir süreliğine Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dayadığını görmemizi engellemek isteyen bir Kılıçdaroğlu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ne kadar ahlâklı olursa olsun bu gerçek ortada duruyor. Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararın çıkmasını istemeseydi Kılıçdaroğlu geri dönemeyecekti. Şimdi geri döndü, bakalım ne olacak. Ama diyelim ki partinin başında kaldı; Erdoğan'ın o çizdiği sınırın birazcık dışına çıkmaya kalktığında başına neler gelebileceğini herhâlde kendisi de biliyordur.
Bugünün ithafı bir büyük şairimize, Ece Ayhan'a, İkinci Yeni'nin büyük ismi. ‘‘Deli şair’’, öyle deniyormuş. 1931'de Datça'da doğmuş, zaten hep adı Datça'yla anılan bir isimdir. Bir diğer Datça kimdi? Tabii ki Can Yücel'di, ondan daha önce bahsetmiştik. Ece Ayhan'ın ilginç bir özelliği var; Mülkiye mezunu ve bir süre kaymakamlık gibi görevler yapmış. Hatta belediye başkanlığı yapıyor. O zamanlar belediye başkanlarının atanmış olduğu dönemlerde de uzun bir süre yapıp ondan sonra bıkıp her şeyi bırakıp İstanbul'a yerleşiyor ve edebiyat çevrelerinde yazıyor, çiziyor, dergilerde çalışıyor, şiirler yazıyor. O edebiyat çevrelerinde kendini gösteriyor ve belli bir yerden sonra, eşini kaybettikten sonra kendisi de beyninde bir tümörle yaşıyor. Onunla bayağı bir uğraşıyor.
Bütün bu süreç içerisinde yazmaya, çizmeye devam etmeye çalışıyor. Fakat bir yerden sonra tıkanıyor, öyle söyleyelim ve yoksulluk içerisinde yardımlar alarak hayatını sürdürüyor. Belediyelerin destekleriyle, bazen mesela Çanakkale Belediyesi'nin yardımıyla yapıyor, birtakım yazarların yardımıyla yapıyor. Ondan sonra huzurevinde kalıyor. Ecevit bir ara onun arkadaşıymış, Ecevit'in başbakanlığı döneminde ondan birtakım yardımlar alıyor. Fakat hayatı böyle geçiyor, yoksulluk ve yoksunluk içinde geçiyor ki bu da çok acı bir örnek. Ece Ayhan gibi bir isim... Ve sonra kendisini 12 Temmuz 2002'de kaybettik ve şu anda Çanakkale'de gömülü. Onun şiirleri zor şiirler. ‘‘Yort Savul’’, ‘‘Devlet ve Tabiat’’ en çarpıcı şiirlerinden, ‘‘Zambaklı Padişah’’, ‘‘Çok Eski Adıyladır’’ gibi şiir kitapları var. Adı hâlâ var ama Türkiye'nin gerçek anlamda sahip çıkamadığı çok büyük bir değeriydi Ece Ayhan. Kendisini saygıyla, hürmetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
24.05.2026 “Bay Kemal”in “ahlâk kavgası” ne kadar inandırıcı?
24.05.2026 Alişer Delek: “Yeni parti kurulmasından başka bir yol görmüyorum”
23.05.2026 Sahadaki Kimlik: Amedspor | Vahap Coşkun ile söyleşi
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
22.05.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek mutlak butlan kararından habersiz miydi?
22.05.2026 Edgar Şar: "İktidar uzun bir süre olaya dahil olmayıp CHP içindeki tartışmayı kızıştırmak isteyecek"
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı