Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar

21.05.2026 medyascope.tv

21 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Taha Akyol’la birlikteyiz. Taha Bey merhaba.
Taha Akyol: Merhaba, iyi akşamlar.

Ruşen Çakır: İyi akşamlar. Bugünleri de görecek miydik Taha Bey? 12 Eylül'ü yaşadık, 28 Şubat'ı yaşadık. Onların hepsi en azından bildiğimiz türde bir şeydi; askeri darbelerdi. Bu, bambaşka bir şey. Siz bir hukukçusunuz. Size laf söyletmek için söylemiyorum ama merak ediyorum, siz de bunu bir darbe olarak görüyor musunuz? Açıkçası, ben öyle görüyorum.
Taha Akyol: Bana laf söyletmek için sormuyorsun yani. Hukukçu olduğum için, bundan bir ay önce bu mutlak butlan meselesi bana soruluyordu çevremde. ‘’Yok, o kadarı da olmaz’’ diyordum. Hakikaten de hiç beklemediğimiz, hiçbir hukukçunun hayâlinde dahi yer almayacak olan bir karar çıktı ve mutlak butlan kararı verildi. Bu, herhangi bir hukuka aykırılık değil Ruşen Bey. Türkiye'de eğer bir anayasa varsa o anayasa diyor ki: ‘’Gerek partilerin gerek cumhurbaşkanının gerekse milletvekillerinin seçiminde tek yetkili seçim kurulları ve onların da tek üstü mercii Yüksek Seçim Kurulu’dur. Yüksek Seçim Kurulu kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi dahil hiçbir merciye başvurulamaz.’’ Biz bunun ufak bir hukuki uygulamasını model olarak İstanbul seçimlerinde yaşadık. İstanbul seçimlerine, Adliye mahkemelerinin, Asliye Hukuk Mahkemesi seçimlere müdahale etti. Adliye mahkemeleri diye belirtirken, Adalet Bakanlığı'nın rolünü vurgulamak için söylüyorum bunu. Ama Yüksek Seçim Kurulu'nun kararıyla CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi yapıldı. Aynı şey genel merkez için de söz konusu oldu ve Yüksek Seçim Kurulu'nun, Anayasa Mahkemesi’ne dahi itiraz edilemez olan kararıyla hem İstanbul'da hem Ankara'da, yapılan Olağanüstü Kongrede seçimler sonuçlandı. Özgür Özel ve arkadaşları kazandı.
Şimdi Anayasa Mahkemesine bile başvurulamaz olan Yüksek Seçim Kurulu kararını, diğer bir adliye mahkemesi olan Bölge mahkemesi, İstinaf mahkemesi maalesef yok hükmünde saydı. Oysa kanuna göre, İstinaf mahkemeleri sadece ilk derece mahkemesinin kararlarını ortadan kaldırılabilir. İstinaf mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemeleri, Yüksek Seçim Kurulu'nun kararlarına dayalı hiçbir işleme müdahale edemezler. Bunun bir örneğini İstanbul'da gördük. Aynı şekilde, Ankara'da genel merkeze yapılan Olağanüstü Kongre de Yüksek Seçim Kurulu'nun onay kararıyla yapılmıştı. Şimdi maalesef hiçbir hukukçunun havsalasının almayacağı bir şekilde, bir adliye mahkemesi, yani İstinaf mahkemesi, Anayasa Mahkemesine bile gidilemeyecek kadar üst derece bir yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu'nun kararını ‘’kaldırdı’’ ve kayyum ilan etmedi ama Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olduğunu açıklayan bir butlan kararı verdi. Bunu hiçbir hukukçunun havsalası almaz; benim de havsalam almıyor.
İkincisi, niye tedbir kararı veriyorsun kardeşim? Kaçan nedir? On beş gün içerisinde Yargıtay’a gidilebilecek değil mi? On beş günde Özgür Özel neyi değiştirebilir ki? Bu, kararın nasıl politik saiklerle verildiğine dair ikinci örnek. Üçüncüsü, madem kongredeki seçimleri şaibeli bularak iptal ediyorsun, delegelerin meşruiyetine hiçbir itirazın yok. İstinaf mahkemesinin, delegelerin meşruiyetinin hiçbir itirazı yok. Yalnız ‘’o delegelere para verildi, vaat yapıldı’’ diye seçim sonuçlarını iptal ediyorsun. Kemal Kılıçdaroğlu'nun dönmesine karar veriyorsun da seçimlerin yenilenmesine niye karar vermiyorsun? Benim gibi hayatında CHP ile bir siyasi münasebeti, fikri münasebeti olmamış bir hukukçu olarak söylüyorum bunu. Bu üç nokta, hiçbir hukukçunun kabul edemeyeceği, havsalasının alamayacağı bir karardır. Bakalım ne olacak.

Ruşen Çakır: Peki işin siyasi kısmına gelelim: Şu anda öne çıkan üç aktör var. Birisi Cumhurbaşkanı Erdoğan, birisi Kılıçdaroğlu, birisi de Özgür Özel. Ben sizi tanıyan birisi olarak, Erdoğan'ı yakından, Kılıçdaroğlu’nu epey, Özgür Özel'i de kısmen tanıdığınızı biliyorum.
Taha Akyol: Sayın Erdoğan'la 2011- 2012'den sonra hiç karşılaşmadık, hiç temasımız olmadı; onu belirteyim. Daha önce kendisinin reformlarını destekleyen bir gazeteciydim. Bir gazeteci olarak münasebetlerimiz vardı ama dediğim gibi son 10-15 yıldır hiç temasımız olmadı.

Ruşen Çakır: Ama o günden bugüne yaptıklarını da yakından takip ediyorsun.
Taha Akyol: Biliyorum, evet.

Ruşen Çakır: Burada, bu üç aktörün olduğu hukuk kisvesiyle yapılan bir siyasi operasyon söz konusu. Kimin nasıl motivasyonları vardır? Tabii burada Özgür Özer çok aktif bir pozisyonda değil şu haliyle baktığımız zaman, ama belli ki Erdoğan'ın onayladığı bir karar var. Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bir gün önce çektiği videoyla zaten beklediği, arzuladığı bir karar var ve siyasi bir karar. Kimileri bunun, ikisi için de siyasi olarak çok riskli olduğunu söylüyor. Sizce böyle mi?
Taha Akyol: Her ikisi için de gerçekten son derece siyasi olarak riskli. Bu iki dönemdeki Erdoğan da farklı. Bu iki dönemdeki Erdoğan'a, Türkiye'de büyük kitlelerin, şehirlerin ve dünyanın davranışı farklı. İlk dönemde kuvvetler ayrılığını savunan, Merkez Bankası'nın, yargının bağımsızlığını savunan ve Venedik Komisyonu’nun bu yönde verdiği mütalaalara göre Türkiye'de hukuk reformları yapan bir Erdoğan var. O zaman Türkiye dünyada parlayan yıldız olarak görülüyor. IMF tarafından Türkiye kaplan ülke olma yolunda deniyordu. Türkiye'ye 12 yılda 120 milyar dolar doğrudan yatırım geliyordu.
İkinci Erdoğan dönemi ise Abdullah Gül hakkında ‘’cumhurbaşkanı adayı olamaz’’ diye kanun çıkaran bir Erdoğan var. Yetkileri elinde toplayan bir Erdoğan. Yola çıktığı arkadaşlarının hemen tamamını gerek üç seçim kuralıyla gerek parti içerisindekilerle kenarda bırakan, kendi ekibini kuran, yetkileri elinde toplayan ve dünya tarafından da otoriterleşmekle eleştirilen bir Erdoğan var. Yabancı yatırımın ise 120 milyar dolardan neredeyse sıfıra geldiği bir Erdoğan. İşte bu ikinci Erdoğan döneminde şimdi sizin de söylediğiniz gibi, dünya medyasının da bir süredir yazdığı gibi, yargı bağımsızlığına müdahale eden bir Erdoğan portresi karşımıza çıkıyor. Nitekim bunu hem Avrupa Birliği'nin ilerleme raporlarında görüyoruz hem Venedik Komisyonu'nun 2024 Ekim’inde yayınladığı son raporda. Rapor diyor ki: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle yargı üzerinde partili cumhurbaşkanı çok ciddi bir güç kazanmıştır.’’ Zaten Türkiye'de yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında, yargının bağımsızlığına güven gittikçe düşüyor. Son olarak %31'lere kadar düştü.
Özgür Özel'e gelince: Ben şu anda Özgür Özel'in dünya görüşü, partisi, CHP hakkındaki kanaatlerimiz ne olursa olsun, bu işten galip çıkmasının demokrasinin kazancı olacağı kanaatindeyim. Üçüncü aktör olarak bahsettiğiniz Kemal Kılıçdaroğlu'na ise yakışan, hemen yarın ‘’beni genel başkan olarak görevlendirdiler. Ben aynı delegelerle olağanüstü kongreyi topluyorum. Kendim de aday olmuyorum. Partinin birliğini, bütünlüğünü, her şeyin önünde tutuyorum’’ diyerek, yüksek bir tarihi şahsiyet olarak herkesin saygı duyacağı, tarihin de onurla bahsedeceği bir pozisyon almasıdır. Bu olur mu? Şimdilik gözükmüyor ama temennim bu.

Ruşen Çakır: Yeni parti kurulma ihtimali konuşuluyor biliyorsunuz. Kılıçdaroğlu'nun, dediğiniz gibi bir adım atmaması halinde yeni bir parti kurulma ihtimalini ciddiye alıyor musunuz? Bu, Türkiye için hayırlı bir hamle olur mu?
Taha Akyol: Bu, Türkiye için hayırlı bir hamle olmaz. Çünkü seçim sonuçları iki üç oy farkla olacak gibi gözüküyor. Kamuoyu araştırmalarında Mansur Yavaş'ın çok daha açık ara farkla önde çıkacağı görülüyor. Ama bu iktidarın seçimlerdeki popülizm gücü ve propaganda gücü bilindiği için, ben çok büyük bir fark olur mu, olmaz mı diye tereddüt ediyorum. Partilerin bölünmesinin Türkiye'de muhalefeti zayıflatacağı kanaatindeyim. Düşünün ki bir tek puan farkı, parlamento çoğunluğunun kimde olacağını belirleyebilir. Nitekim, Türkiye'de bugün parlamento çoğunluğu iktidarın elindedir. Muhalif oyların toplamı iktidardan fazladır. Yeni bir parti kurulursa, o parti yüzde kaç oy alırsa alsın ikinci bir parti olacak. CHP tabanının ikinci bir partisi olacak. İkisi arasındaki fark ister büyük olsun ister küçük olsun, netice itibariyle muhalefet zayıflayacaktır. Doğru bulmuyorum. Burada bütün mesele Kılıçdaroğlu'na düşüyor. Kılıçdaroğlu, CHP'yi Kemalizm’in dar kalıplarından çıkararak merkeze açmak, muhafazakâr kesimleri açmak suretiyle, Ecevit'in başlattığı bu açılım sürecini yeni bir aşamaya getirmiş, bu bakımdan da demokrasiye büyük hizmetler yapmış bir insandır. O dönemdeki mücadelesini de takdir etmek gerekir. Ama şu anda demokrasinin gereği, Türkiye'de hukukun üstünlüğünü sağlamanın gereği, CHP'nin bölünmemesidir. Bunun fedakarlığını da Kılıçdaroğlu'nun yapmasıdır.

Ruşen Çakır: Taha Bey, son gelişmeleri ne kadar takip ettiniz bilmiyorum. Muhalefette olan partilerin teker teker açıklamaları var. Mesela DEM Parti eş genel başkanları telefonla arayıp dayanışma duygularını dile getirmişler. Ümit Özdağ mutlak butlan kararı için demokrasiye darbe dedi. Müsavat Dervişoğlu aynı şekilde bunu sert bir şekilde kınadı ve hepsi de olağanüstü toplantılar…
Taha Akyol: Dervişoğlu ‘’Mutlak Butlan kararı mutlak butlandır’’ diyor.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi şöyle bir olay var. Siz de takip ediyorsunuz kamuoyu araştırmalarını. Cumhur İttifakının oy oranı AKP + MHP %40 civarında ve her halükârda yetmiyor. Yanlarına birilerini katabilmeleri gerekiyor. Ya da cumhurbaşkanlığı seçim de geçen sefer olduğu gibi ikinci tura bırakıp, ikinci turda bir şekilde kazanmak vesaire. Hatta son günlerde birtakım partilerin Cumhur İttifakı'na göz kırptığı ya da DEM Parti'nin Erdoğan'a angaje olacağı gibi spekülasyonlar yapılıyordu. Ama bu 21 Mayıs olayı, sanki, iktidarda olmayan partilerin Cumhur İttifakı'na bakışını da iyice değiştirecek gibi. Ben mi abartıyorum?
Taha Akyol: DEM Parti’nin nasıl davranacağı konusunda tereddütlerim var. Bugüne kadar gelmekte olduğumuz süreçte CHP'nin maruz kaldığı yargı eliyle yapılan siyasi hücumlara karşı DEM Parti eleştirel bir vaziyet aldı. Ama ben, Sayın Erdoğan'ın bu sistemde üçüncü kez aday olabilmesi için mecliste oylama yapıldığında, DEM Parti’nin buna oy vereceğini tahmin ediyorum. Çünkü Abdullah Öcalan'ın DEM Parti üzerinde ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. 2013 seçimlerinde, Amerika'daki eyalet sistemini de hatırlatarak ‘’Tayyip Erdoğan aday olursa biz onun başkanlığını biz destekleriz diye açıklaması var. Hatırlayacaksınız, Derya Sazak yönetimindeki Milliyet gazetesi İmralı zabıtlarını açıklamıştı. Orada bu sözleri var. Dört beş ay önce de DEM Parti’den giden İmralı heyetine, Demirtaş'ın ‘’Seni Başkan yaptırmayacağız’’ kampanyasının yanlış olduğunu söyleyerek Selahattin Demirtaş'ı eleştirdi. Çünkü DEM’in öncelikli meselesi Türkiye'deki demokrasi ve hukukun üstünlüğü değil, kendisine yol açabilmek. O yol açabilme de söz konusu olduğunda tek ilkesi, davranışı bu oluyor. Tek davranış ilkesi bu olunca seçimlerde ne yapar ona bir şey diyemiyorum. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'ne verilen bu mutlak butlan kararının hukuken beklenmedik, tahayyül edilemez, tasavvur edilemez bir karar olmasının, diğer partiler arasında bir dayanışma doğurduğu, iktidara karşı tavırlarının daha kati hâle geldiği apaçık ortada.
Ben, DEM Parti’nin tavrını kestirememekle beraber, diğer partilerin, CHP'nin yanında yer alacaklarını, düşünüyorum. CHP'nin yanında yer alacaklarını derken, onun yedeğiymiş gibi davranmak şeklinde değil, ama bu demokrasi mücadelesinde ona destek vereceklerini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Taha Bey, biraz önce Erdoğan'ın birinci ve ikinci döneminden bahsettiniz. O dönemleri beraber gazeteci olarak yaşadık.
Taha Akyol: Evet, beraber sohbetini yaptık, neler geçti yani.

Ruşen Çakır: Doğru. Şimdi kimisi kopmuş kimisi kopmamış çok sayıda insan var AK Parti'nin ilk döneminde aktif bir şekilde yer almış. Bunların bazılarıyla hâlâ görüştüğünüzü varsayıyorum. Son dönemde yüksek sesle sesini çıkartan Hüseyin Çelik ve arkadaşları bir inisiyatif başlattılar. Onlar birtakım pozisyonlar alıyorlar. Darbeciliğe karşı mücadeleden, yargı eliyle siyaseti dizayn etmeye gelmiş bir AK Parti var. İnsanlar nasıl açıklıyorlar bunu? Bir zorunluluk olarak mı yoksa bağırlarına taş mı basıyorlar?
Taha Akyol: Ben size bir soru sorayım Mahalle baskısı ne demek?

Ruşen Çakır: Evet, anladım.
Taha Akyol: Bunu da Türkiye'ye Ruşen Çakır mâl etti. Türkiye'nin en önemli sosyologlarından biri tarafından söylenmiş bir kavram. Türkiye'de mahalle baskısının en güçlü olduğu siyasi hareket, bugün iktidarda bulunan AK Parti hareketi. Düşünün yani MHP içerisinde tartışmalar oldu. MHP'den birtakım tartışmalı ayrılmalar oldu. Kongre hareketi oldu. Bunların hepsini biliyoruz, ama böyle hiçbir şey olmadı. AK Parti içerisinde bir eleştiri hareketi bile görmedik. Sayın Erdoğan, bu ‘’faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur’’ meselesinde, ‘’arkadaşlarımı bile ikna edemiyorum’’ dedi birkaç defa, değil mi? Ama arkadaşlarından bir tanesi çıkıp da ‘’hayır, faiz sebep değildir. Faiz enflasyonun sonucudur’’ diye bir açıklama yapamadı. İşte bu mahalle baskısından dolayı yapamadılar. Rahmetli Şerif Mardin Hoca'nın Türkiye'de artık geniş kitlelerin, sosyolojiyle ilgisi olmayan geniş kitlelerin de hafızasına yerleşti gibi bir şey. Konuşmalarımızdan çok yakınıyorlar. Hatta, ilk ekipten, ikinci ekipten, halen AK Parti'nin içerisinde veya AK Parti'nin çevresinde bulunan insanlar yakınıyorlar, ama açık bir beyanda bulunmuyorlar. Aramızda kalsın diye konuşuyorum.

Ruşen Çakır: 19 Mart'ta şöyle bir şey yaşadık biliyorsunuz. Benim benim ya tahlilim şöyle: Erdoğan böyle bir CHP’yi, Özgür Özel'in bu performansı göstermesini beklemiyordu. 19 Mart'ta dağılacak bir CHP bekliyordu sanki. Ama tersi oldu. Şimdi 21 Mayıs'ta, en azından ilk aşamada, yine çok büyük bir darbe almış bir CHP var. Buradan Özgür Özel- Ekrem İmamoğlu ikilisinin 19 Mart'takine benzer bir şekilde başarıyla bir direniş gösterme ihtimalini nasıl görüyorsunuz? Bu mümkün mü? Çünkü hazine yardımını alamayacaklar, birçok husus girecek işin içine bu mahkeme kararıyla.
Taha Akyol: Ayrılacaklarını sanmıyorum. Bir gazeteci olarak duyduğumuza, görüşmelerden edindiğimiz intibaa göre, zaten Özgür Özel ve arkadaşlar da ayrılmayı düşünmüyorlar. Bana gelen haberler, konuştuğum insanlardan aldığım izlenimler, böyle bir şey olmadığına dair. Böyle bir ayrılmanın hem bahsettiğiniz faktörler bakımından hem de muhalefetin bölünmesinin herkesin aleyhine olacağı gerçeği bakımından, böyle bir ayrılma düşünmüyorlar.
Peki, bu direniş nasıl olacak? Bu direniş sokak çatışmalarına asla gitmemeli. Bu, belki de Gezi olaylarında gördüğümüz gibi Erdoğan'ın beklediği bir olay. ‘’İşte bakın görüyor musunuz, bunlar böyle’’ diyebileceği bir olay. Yani uygulamanın nasıl cereyan edeceğini kestiremiyorum. Ama dediğim gibi temennim, CHP'nin bölünmemesi CHP'nin muhalif sağ seçmene daha fazla açılmasıdır. Burada en büyük sorumluluk da CHP'de genel başkanlığı döneminde onurlu, şanlı bir maziye sahip olan Kılıçdaroğlu'nun, bu defa, tarihin kendi üzerine bir çizik atmasına meydan vermeden onurlu bir tavır göstermesi. Yani beklentim, ‘’kongreyi topluyorum buyurun, ben de aday değilim. Delege ne diyorsa o olsun’’ demesidir.

Ruşen Çakır: Çok teşekkür ediyorum Taha Bey yayınımıza katıldığınız için.
Taha Akyol: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
15.05.2026 Evet, hedefte Özgür Özel var
14.05.2026 Mevcut yargı sistemi en ufak bir iyimserliğe bile izin vermiyor
12.05.2026 Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı
11.05.2026 Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı