Gülen MİT krizindeki stratejik hatasını neden telafi edemedi?

27.11.2013 Vatan
Read in English

Mavi Marmara olayında su yüzüne vuran tutum farklarının önemini kabul etmekle birlikte Gülen cemaatiyle hükümet arasındaki ittifakın bozulmasının miladının 7 Şubat 2012 günü patlak veren MİT krizi olduğu kanısındayım. Bunu, şu ana kadar Fethullah Gülen’in yaptığı en büyük stratejik hata olarak görüyorum. Yine de, olaydan kısa bir süre sonraki yaptığım bir değerlendirmede hükümet ile cemaatin bu krizin kronikleşmesinin önünü birlikte almalarının imkansız olmadığını ileri sürmüş ve şöyle yazmıştım: "Bu da ancak, devlet içindeki Gülen camiasına mensup etkili isimlerin artık devrin değiştiğini kabul etmeleri, ülkenin normalleşmesini engellemekten vazgeçmeleriyle olacağa benzer. Sanıyorum Fethullah Gülen, hareketini kademeli bir şekilde bu çizgiye çekecek ve bu stratejik hatayı telafi edecektir."
Bu ihtimali o günlerde o kadar güçlü görüyordum ki yazının başlığını da "Gülen bu stratejik hatayı telafi edebilir" diye atmıştım.
 
Kavganın riskleri
 
Gülen’in ne yapıp edip bu stratejik hatayı telafi edeceğini düşünmemin birkaç nedeni vardı:
1) 27 Nisan 2007 e-muhtırasıyla şekillenen ittifak, özellikle askeri vesayetin etkisizleştirilmesi anlamında son derece başarılı olmuştu, sürmesi her iki tarafın da hayrınaydı.
2) Her ne kadar birbirlerine hep mesafeli durmuş iki farklı gelenek söz konusu olsa da başarılı ittifak döneminde AKP ile Cemaat arasında belli ölçülerde karşılıklı güven mekanizmaları kurulmuş olmalıydı.
3) Hükümetle iyi ilişkiler içinde olmak Cemaat’in önünün ülkede ve yurtdışında daha da açılmasını sağlamıştı. Öyle ki 2007-12 arasındaki dönemi Gülen hareketinin "altın çağı" olarak tanımlayabiliriz.
4) Hükümetle kavga hali, Cemaat’in devlet içindeki kadrolarının durumlarını olumsuz açıdan etkileyebilirdi.
5) En vahimi, son yıllarda ortaya çıkan, hem Cemaat’i (Gülen’i), hem AKP’yi (Erdoğan’ı) eşit ölçüde seven kesimleri kaybetme riski söz konusuydu.
 
Kopuşa doğru
 
Nitekim MİT krizinden sonraki ilk aylarda yaşananlardan (daha doğrusu yaşanmayanlardan) hareketle kriz çözülüyor diye düşünmeye başlamıştık, ne var ki çok geçmeden Türkiye’nin en önde gelen iki güç odağının arasının kapanmadığını, tam tersine daha da açıldığını gördük. Dershane krizinin şu şiddetine bakınca, mesafenin açılması yerine bir kopuştan söz edeceğimiz günlerin yakın olduğu söylenebilir.
Ekrem Dumanlı’nın Pazartesi günü Zaman Gazetesi’nde yayınlanan "Başbakan’a açık mektup"u, Gülen’in Pennsylvania’daki yardımcılarından Osman Şimşek’in editörü olduğu herkul.org sitesindeki yazıları ve hükümet yanlısı bazı yayın organları ve yazarların bunlara tepkileri işin ciddiyetini göstermeye yeterli olabilir. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın dün düzenlediği dershanelerle ilgili basın toplantısına Cemaat çizgisindeki yayın organlarının temsilcilerinin alınmamaları (basın özgürlüğü açısından üzücü ve kaygı verici bir uygulama) ise kopuş’un ilk somut örneği olarak kabul edilebilir.
 
Neden çözülmüyor?
 
Nihayet başlıktaki sorumuza dönebiliriz: Gülen MİT krizindeki stratejik hatasını neden telafi edemedi?
Bu soruya ilk cevap "zaten telafi etmek istemedi" olabilir. Veya istese de telafi etmesinin mümkün olmayacağını düşünmüş de olabilir. Gerçekten ne Gülen, ne de Cemaat’i temsil eden bir başka kişi ya da kurum, MİT krizi hakkında herhangi bir tatminkâr açıklama yapmadı. Son olarak Başbakan Erdoğan’ın siteminden de, kamuoyuna yansımayacak şekilde, bu işin sorumlularını bulup cezalandırma yoluna gidilmediğini de anlıyoruz.
İkinci olarak, ittifak yıllarında yaşanan taraflar arasındaki yakınlaşmanın fazla sahici olmadığını düşünebiliriz. Nitekim son günlerde iki tarafın birbirine karşı sergilediği öfke ve hiddet sadece dershane tartışmasıyla ortaya çıkmış olamaz.
Son olarak hükümet, daha doğrusu Erdoğan, MİT krizinin ardından, Cemaat ile kopuşu adım adım gerçekleşecek bir strateji olarak benimsemişe benziyor. Hiçbir acilliği ve çok da güçlü temelleri olmamasına rağmen "dershaneleri dönüştürme" projesinde ısrarı bundan dolayı olsa gerek.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.01.2020 Türkiye’de sol, sağın üstünlüğüne nasıl son verebilir?
07.01.2020 Süleymani suikastı sonrası IŞİD’in geleceği
06.01.2020 İran’ın cevabı ne olabilir?
05.01.2020 Kasım Süleymani suikastından sonra Türkiye-İran rekabetinin geleceği
04.01.2020 Türkiye açısından Kasım Süleymani suikastı
03.01.2020 Kemal Kılıçdaroğlu ve Mansur Yavaş izlenimleri
02.01.2020 Libya’da ne işimiz var?
02.01.2020 AKP tabanındaki çözülmenin nedenleri
01.01.2020 2020’de her şey daha güzel olacak mı?
31.12.2019 2019’un özeti: “Bay Kemal” kazandı
08.01.2020 Türkiye’de sol, sağın üstünlüğüne nasıl son verebilir?
14.12.2019 The Master’s (Ahmet Davutoğlu’s) past, today and the Future Party
26.11.2019 Les opérations contre les Gülenistes (FETÖ) ne vont-elles jamais finir ?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı