Demokrasi ya da barış değil, iktidar için mücadele ediyorlar

09.08.2013 Vatan

Hiç kuşkusuz milat 7 Şubat 2012’de patlak veren MİT krizidir ancak, 2007 seçimlerinin ardından “askeri vesayet”e karşı şekillenmiş olan ve Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmalar aracılığıyla giderek güçlenen siyasi ittifak çatırdamaya çok daha önce başlamıştı. Hatırlanacaktır, 2011 sonlarına doğru, yapılan onca tasfiye ve sindirmeye rağmen medyada hükümete yönelik çok sert eleştiriler geliyor ve gerek siyasi iktidar, gerekse onun medyadaki uzantıları ve destekçileri bunları savuşturamıyorlardı.
Hükümetlerin eleştirilmesi kuşkusuz sıradan bir olaydır ama burada sıradışı olan, eleştiri sahiplerinin ciddi bir bölümünün, özellikle 2007 sonrası AKP hükümetiyle iyi ilişkiler içinde olması, hatta onu nerdeyse kayıtsız şartsız desteklemesiydi. İşte bu eleştiri furyası üzerine, 2012 yılının ilk günlerde şöyle yazmıştım: “Taraf olmayan bertaraf olur” şiarıyla, kendileriyle birlikte hareket etmeyen herkesi tasfiyeye koyulan ve bunda belirgin bir başarı elde eden söz konusu ittifakın bileşenleri, iktidar sahnesinde yalnız kalınca birbirleriyle mücadele etmeye başlamışa benziyorlar. (Taraflar altüst oldu, daha da olacak)

Taraf’ın bölünmesi

Sonra malum, 7 Şubat günü MİT krizi patlak verdi ve ana bileşenleri AKP hükümeti ile Fethullah Gülen hareketi olan o koalisyonun, çatırdamanın ötesinde dağılmakta olduğunu gördük. 7 Şubat’tan sonraki günlerde, AKP ve Gülen cemaatiyle organik ilişkileri bulunmayıp bu koalisyon içinde yer alanlar epey bocaladı. Çoğu MİT krizinin çözülmesini temenni edip aleni tavır almayı sürekli erteledi. Fakat bir aşamadan sonra krizin çözülmesinin, hatta aşılmasının imkansız olduğunun berraklaşmasıyla gönülsüz saflaşmalara tanık olduk. Taraf Gazetesi’nin nerdeyse ortadan ikiye bölünmesi bunun en bariz örneğidir.
Bu örnek bize, Gülen cemaatine daha yakın duranların hükümeti demokrasi konusunda eleştirdiklerini, daha doğrusu Başbakan’ı otoriterleşmekle, “tek adam” olmaya çalışmakla suçladıklarını; siyasi iktidara yakın olanlarınsa herşeyin önüne “çözüm süreci”ni koyduklarını net bir şekilde gösteriyor. Diğer bir deyişle tartışmanın ekseninde barış ve demokrasi ikilemi var.

Taraf olmaya gerek yok

Daha doğrusu öyle gözüküyor. Şahsen bu mücadelede tarafların ana kaygılarının bir yanda demokratikleşme, diğer yanda barış olduğunu düşünmüyorum. Muhakkak taraflar bu arayışlarında ayrı ayrı samimi olabilirler ama olayın esasında bir iktidar mücadelesi olduğu, demokrasi, barış gibi kavramların/değerlerin bu mücadele sürecinde araçsallaştırıldıkları kanısındayım.
Her iki tarafın demokrasi ve barış iddialarındaki sorunları/çelişkileri ortaya serecek yakın geçmişten nice örnek bulabiliriz. Gerek yok. En azından şimdilik. Ancak şunu vurgulamak da elzem: Dün, yani 2007 sonrası süreçte hep birlikte, kendileriyle birlikte hareket etmeyenlere yönelik dezenformasyon, karalama, ihbar vb. kampanyaları düzenleyenlerin, bugün, yollar ayrıldıktan sonra kendilerine yönelik benzer kampanyalardan birbirlerini sorumlu tutmaları son derece manidar.
AKP hükümeti ve Gülen cemaati arasında, kuşkusuz üçüncü şahıs ve grupların da katılımıyla süren ve daha da tırmanma ihtimali bulunan bu iktidar mücadelesinde illa bir tarafı tutmak zorunda mıyız? Üç yıl önce, farklı bir konuda yaşanan kavgada tavrımı “İktidar kavgasında tarafsız ama demokrasiden yana” (İktidar kavgasında tarafsız ama demokrasiden yana) olarak tarif etmiştim. Bunu güncelleyerek “İktidar kavgasında tarafsız ama barış ve demokrasiden yana” diyebiliriz.
Bunun anlamı, “yesinler birbirlerini” diyerek varolan mücadeleyi keyifle seyretmek değil, tam tersine, olabildiğince bu sürece müdahil olup, tarafları, ayrı ayrı demokrasi ve barış savunuculuğu iddialarını sahiden hayata geçirmeye davet ve teşvik etmek olmalı.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.02.2020 Bir devir kapanırken
24.02.2020 Diyarbakır’dan izlenimler: Babacan bekleyişi azalarak sürüyor
21.02.2020 Demokrasi ve hukuk devleti savunulmadan Fethullahçılıkla mücadele etmek mümkün mü?
20.02.2020 Erdoğan-Gülen savaşının asıl öyküsü
19.02.2020 AKP içi ve çevresindeki iktidar savaşları
18.02.2020 Siyasal İslam neden ve nasıl çöktü?
17.02.2020 Olmamış, olacağı da meçhul bir darbenin mağduriyet kuyruğu
16.02.2020 Ankara Moskova’dan, Erdoğan Putin’den uzaklaşabilir mi?
15.02.2020 Sekizinci yılında MİT krizinin gösterdikleri
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
25.02.2020 Bir devir kapanırken
06.02.2020 La situation de la Turquie : l’autoritarisme sans autorité
10.01.2020 “Native and national journalism” in Turkey
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı