Mesele sadece dershaneler değil...

10.10.2013 Vatan

Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın dershaneleri kapatma ısrarından en fazla rahatsız olanların başında hiç kuşkusuz Fethullah Gülen ve onun lideri olduğu hareket geliyordu. Zaten bu nedenle de dershaneleri kapatma niyetinin ardında eğitim sistemiyle ilgili arayışlardan ziyade bazı siyasi hesaplar arandı. Daha açık konuşacak olursak, dershanelerin kapatılacak olması, geçen yıl Şubat ayında MİT kriziyle su yüzüne çıkan hükümet-cemaat çatışmasının doğal bir uzantısı, hükümetin cemaate cevabı olarak görüldü.
Ancak ortada birçok ciddi sorun vardı: Örneğin eğitim sisteminde sık sık yapılan düzenlemelerin dershanelerin kapatılmasına elverişli bir altyapıyı oluşturduğu şüpheliydi. Dershanelerin yerine başka bir kurum konulup konulmayacağı, konulacaksa bunun ne olacağı belli değildi. Yıllar içinde oluşmuş olan devasa dershane sektörünün neye dönüşeceği de belirsizdi. Resmi ağızlardan yapılan "dershaneler okula dönüşsün" çağrısını herkesin yerine getirmesi zordu. Kaldı ki mevcut sistemde özel okulların ciddi bir kontenjan sorunu vardı. Yeni okulların eklenmesiyle zaten küçük olan pastanın paylaşımında daha ciddi sıkıntılar yaşanabilirdi.

Üç seçime rağmen

Öte yandan siyasi açıdan da ortada bir dizi soru işareti vardı: Öncelikle iktidar partisinin, üç (yerel, cumhurbaşkanlığı ve genel) kritik seçime girecekken neden böylesine riskli bir adım atmakta kararlı olduğu bir muammaydı. Dershanelerin kapatılmasının Gülen cemaatiyle olan çatışmayı alenileştirip kızıştıracağı belliydi. Halbuki gerek son genel seçimlerde, gerekse 12 Eylül referandumunda iktidar partisi Gülen cemaatinin (özellikle medyasının) aktif ve cömert desteğinden epey yararlanmştı. Bu desteğin kesilmesi, hatta rakip parti ve adaylara, kısmen de olsa yönelmesi halinde ciddi kayıplar yaşanabilirdi.
Tam da bu nedenle dershanelerin kapatılması niyeti, hükümetin cemaate karşı bir tür uyarısı, meydan okuması, kimilerine göreyse blöfü olarak görüldü. Gerek hükümete, gerekse cemaate yakın birçok isim söz birliği etmişcesine "olayı fazla dillendirip büyütmemek lazım, nasıl olsa olmaz, olamaz" diye konuşuyordu. Şahsen ben de Başbakan Erdoğan'ın, aralarında ne kadar sorun olursa olsun, tam da seçimler öncesi Gülen cemaatini bariz bir şekilde karşısına almak istemeyeceğini düşünüyordum.

"Kan davası çıkmaz"

Bu noktada şu noktanın altını tekrar tekrar çizmek lazım: AKP iktidarıyla birlikte, daha çok da askeri vesayetin geriletilmesine paralel olarak, muhafazakâr camiada Erdoğan ve Gülen'i eşit ölçüde seven, aralarında ayrım yapmayan insanların sayısı inanılmaz ölçüde arttı. MİT krizinin en çok bu kesimde travma yarattığını biliyoruz. Bunlar, aklıselimin galip geleceğine, krizin ne yapıp edip aşılacağına inanmak istiyorlar. Eğer dershane olayı ciddi bir kriz haline gelirse en çok bu kesimi vuracak ve onların yaşayacağı kırılmalardan hem AKP, hem cemaat olumsuz anlamda etkilenecekti.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın dershanelerle ilgili yaptığı son açıklamalar bu kesimin korktuğun başına geleceğinin işaretleriyle dolu. Avcı Ocak ayında yasal düzenleme yapacaklarını ve dershanelerin bir yıllık ömürleri kaldığını net ve bağlayıcı bir şekilde dile getirdi. Yayın organlarına baktığımızda Gülen cemaatinin bu açıklamaları hayli ciddiye aldığını, dershaneler konusunda bir dönüm noktasına girildiğini kabul edip ona göre tavır ve strateji geliştirdiğini görüyoruz.
Sorunu başından beri yakından izleyen bir isim Gülen cemaatinin ruh halini şöyle özetliyor: "Bizim için son derece hassas bir konu çünkü bizde daha okullar yokken dershaneler vardı. Yaşananların tatsız olduğu muhakkak. Ama yine de biz yeni duruma da uyum sağlarız."
"Peki dershanelerin kapatılması Cemaat ile iktidar partisinin ilişkilerini nasıl etkiler?" sorusuna aynı kişi şu cevabı verdi: "Gönül kırıklığı yaşadığımız, yaşayacağımız kesin ama burdan bir kan davası çıkmaz."




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.01.2019 Ekrem İmamoğlu: İlk izlenimler
11.01.2019 Transatlantik: Bolton’un Ankara ziyareti, İdlib’de çatışmalar & ABD’de hükümetin kapanması
09.01.2019 Ankara’da, Bolton ziyaretinden sonra “Trump iyi, çevresi kötü” günleri
08.01.2019 CHP’nin sağcı merakı
07.01.2019 AKP döneminde dindarlık: Neler, neden değişiyor?
03.01.2019 Devlet Bahçeli: 2018’in kazananı
02.01.2019 Transatlantik: Trump’ın Suriye’den çekilme kararı & 2019’da Türk-Amerikan ilişkileri
31.12.2018 2018: AKP’nin ve İslamcılığın tükenişi
27.12.2018 “Sahi nedir bu Kürt sorunu!”
26.12.2018 Transatlantik: Trump’ın Suriye’den çekilme kararı & Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni dönem
11.01.2019 Ekrem İmamoğlu: İlk izlenimler
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı