Yeni selefilik tartışmasına devam

20.03.2014 Vatan
Lire en Français | Read in English

17 Aralık süreciyle birlikte Türkiye’deki İslami harekette yaşanan ve yaşanması muhtemel gelişme ve değişimler üzerine 10 ve 11 Mart günlerinde iki yazı kaleme aldım. Bunların "Selefileri beklerken" başlığını taşıyan sonuncusunu tartışmayı sürdüreceğimiz notuyla bitirmiştim. Fakat sevgili kardeşimiz Berkin Elvan’ın hayata tutunmaktan vazgeçmesi ve ardından yaşananlar nedeniyle sözümü yerine getirmeyi ertelemek zorunda kaldım. Bugün kaldığımız yerden devam edebiliriz.
Önümüzdeki dönemde ülkemizde İslami harekete damgasını vurmasını beklediğim "yeni-selefi" akım konusunu daha fazla açabilmek için biraz Tunus’tan söz etmek istiyorum. İki yıl önce Mart ayında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tunus ziyaretini izlemiştim. Orada seçkin bir lisede bir kısmı başörtülü olan bir grup kız öğrenciyle sohbet ettiğimde, hiçbirinin iktidardaki koalisyonun büyük bir parçasını oluşturan İslamcı Ennahda Partisi’nden kaygılanmadığını gördüm. Ama hemen hepsi Selefilerden korktuklarını açıkça ifade ediyorlardı.
Daha sonra Gül ile birlikte Tunus’un yeni anayasasını hazırlayan Ulusal Kurucu Meclis’e gittik. İçeri girdiğimizde aşırı sayıda Tunus bayrağı bulunması dikkatimizi çekti. Meğer bir Selefi, Tunus Üniversitesi’ndeki Tunus bayrağını indirip yerine siyah bir bayrak asmış ve bu da ülkede geniş çaplı tepkilere yol açmış.
Meclis’i bayraklarla donatan milletvekilleri laik eğilimli partilerdendi. Ancak çoğunluğu oluşturan Ennahda mensupları da bu milliyetçi tepkinin gerisinde kalmadılar. Örneğin İslamcı olmayan milletvekillerinin birden okumaya başladığı milli marşa daha gür sesle eşlik ettiler.

Gannuşi’nin isyanı

Ertesi gün Ennahda’nın efsanevi lideri Raşid el Gannuşi ile sohbet etme imkanımız oldu. Kendisine “Ne yapacaksınız bu Selefileri?” diye sorduğumda şu cevabı aldım: “Onlar oğullarımız ve kardeşlerimizdir. Çoğu da iyi insanlardır. Onlarla diyaloğa önem veriyoruz, kendilerini ikna etmeye çalışıyoruz. Fakat eğer başkalarına saldırırlarsa onlara da tabii ki yasalar uygulanır.”
Ama olmadı. Selefiler demokrasiye geçiş yolundaki Tunus’a büyük kötülükler ettiler. Anadolu Ajansı’nın yakınlarda söyleşi yaptığı Gannuşi, Selefileri “ahmak” olmakla suçladı ve şöyle konuştu: “İslam’ın hakikatini anlayamıyorlar. Tunus Devrimi’nin bir eseri olan Hamadi el Cibali ve Ali Arıd hükümetlerini yıkmaları onlara hata olarak yeter. İyilik yaptıklarını zannediyorlar.”
Gannuşi, AA muhabirinin "dindar gençler neden Selefi oluyor?" sorusunu ise şöyle cevaplamış: “Bu gençler, İslam kaynaklarının kurutulduğu, dini eğitiminin yasaklandığı ve siyasi İslam’ın önünün kesildiği bir rejiminin kurbanları. İçerideki baskı dış akımların önünü açtı. Mutedil ve müsamahakâr Tunus halkının mizacında tekfir ve aşırılık yoktur.”

Çıkarılması gereken dersler

Yeni selefi akımın ülkemizde de etkili olabileceği yolundaki tespitime gelen itirazların çoğunu Gannuşi’nin cümlesinden esinlenerek şöyle özetleyebiliriz: "Ülkemizin mutedil ve müsamahakâr halkının mizacında tekfir ve aşırılık yoktur." Cümlenin kendisi tartışmaya muhtaç ama velev ki doğru olsun, Tunus örneğinde çıplak gözle görüldüğü gibi günümüzde Müslüman toplulukların geleneklerini korumaları artık kolay değil.
Hele Türkiye’de bu artık imkansız bir hal almış durumda. Zaten ülkemizde Selefilik belli bir güce sahip. Selefi çizgideki gençlerin çoğu Irak, Suriye, Afganistan gibi bölgelerde savaşıyor olabilirler ama dönmeyeceklerinin, cihatlarını Türkiye’ye taşımayacaklarının hiçbir teminatı yok.
Öte yandan, ülkemizde İslami hareket, AKP iktidarının sağladığı zemin ve imkanlar sayesinde o kadar gelişiyor ama geliştikçe o kadar sistemin hantal bir parçası haline geliyor ki bu durumdan rahatsız olanların arayışlarında ana duraklardan biri yeni Selefilik olabiliyor. Öyle ki, Türkiye’de İslamcılığın ana omurgalarından birini oluşturan Nurcu hareketin içinden bile Selefi esinli gruplar türeyebiliyor.
Ana gündemi yolsuzluk, rüşvet, yasal ve yasadışı dinlemeler, siyasi kriz vb. olan Türkiye’nin Selefilik konusuyla fazla ilgilenemeyeceği ortada. Ama tam da bu konuların/sorunların Selefiliğe son derece elverişli bir ortam yaratmakta olduğunu da akıldan çıkarmamak lazım.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı