El Kaide kapıyı kaç kere çalar?

05.08.2013 Vatan

ABD yönetimi, El Kaide saldırısı ihtimaline karşılık İslam dünyasındaki 22 büyükelçilik ve konsolosluğunu dün kapalı tuttu. Geçen yıl 11 Eylül günü Libya’nın başkenti Bingazi’deki Amerikan elçiliğe yönelik saldırı hafızalarda taze olduğu için şaşırtıcı değil. Yine de soralım: Bugünlerde El Kaide Amerikan hedeflerine yönelik ciddi saldırılara girişebilir mi? Girişirse neden?
İlk sorunun cevabı, “kesinlikle evet” olacaktır. Çünkü El Kaide’nin tarihi bir bakıma Amerikan hedeflerine saldırıların tarihidir: Kenya ve Tanzanya Büyükelçiliklerinin havaya uçurulması (1998), Yemen’de USS Cole savaş gemisine saldırı (2000), 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler ve Pentagon’a saldırı gibi.
İkinci soruya gelecek olursak, El Kaide’nin şu günlerde şu iki nedenle Amerikan hedeflerine saldırmasını bekleyebiliriz:
    1) “El Kaide’nin bozulan büyüsü” başlıklı son yazımızda (El Kaide’nin bozulan büyüsü) vurguladığımız gibi El Kaide belli bir süredir “küresel” değil “ulusal/bölgesel” alanda faaliyet yürütüyor ve Batılı hedeflerden ziyade yerli (ve hemen hemen hepsi Müslüman) unsurlarla savaşıyor. Bunun doğurduğu imaj aşınmasını gidermek için tam da şu günlerde etkili bir Batı (tercihen ABD) hedefine saldırı hazırlığı içinde olmaları beklenebilir.
    2) Arap ülkelerinde özgürleşme ve demokratikleşme heyecanı yaratan toplumsal hareketler bir yandan Müslüman Kardeşler ve Nahda gibi kitlesel İslamcı hareketleri iktidara taşırken El Kaide ve benzeri yapıların radikal İslamcı söylemlerinin etkisini kırmıştı. Ancak bu rüzgarın bir süredir tersten estiğini görüyoruz. Mısır, Tunus ve Libya’da yaşanan duraklama veya gerilemeler, gerek bu ülkelerde, gerekse İslam dünyasının genelinde yeniden radikalleşmeye zemin hazırlıyor olabilir. Bir de buna Batı’nın Mısır darbesine ses çıkarmaması, hatta ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin alenen darbeye destek vermesi eklenirse El Kaide imzalı yeni bir saldırının sempati toplaması kuvvetle muhtemeldir.

Ya Türkiye?

Bu noktada “Peki El Kaide Türkiye’ye saldırır mı?” sorusu akla geliyor ama Somali’nin başkenti Mogadişu’daki büyükelçilik ek binasına yapılan saldırının ardından bu son derece anlamsız kaçıyor. Kuşkusuz Somali saldırısının “yerel” nedenleri öne çıkıyor ancak bu olay bize Türkiye’nin El Kaide için hiç de dokunulmaz olmadığını gösteriyor.
Kaldı ki 10 yıl önce, El Kaide dünyayı kasıp kavururken “bizle niye uğraşsın ki!” diyenler 15 ve 20 Kasım İstanbul saldırılarıyla büyük bir hüsrana uğramışlardı. Aslında “El Kaide Türkiye’ye asla saldırmaz” diyenlerin çok güçlü argümanları vardı: Öncelikle Türkiye, halkının ezici bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeydi; İslami hareketten gelen AKP’li kadrolar tarafından yönetiliyordu; Meclis 1 Mart 2003 günü tarihi bir adım atıp Irak tezkeresini reddetmişti.
Ancak El Kaide bu kişilerle aynı mantığı yürütmediği için olsa gerek iki sinagog, İngiltere Başkonsolosluğu ve İngiliz HSBC bankasına intihar saldırıları düzenledi. El Kaide’nin o tarihte Türkiye’yi ve İstanbul’u neden hedef aldığını şu yazıda anlatmaya çalışmıştım: El Kaide niye Türkiye'yi hedef seçti?
Burada sıraladığım gerekçelerin hemen hepsi hâlâ geçerli. Ve çok ciddi ek bir gerekçe daha var: Suriye.

Zor tercih

Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Uzun bir süre Irak’ı kendine ana üs seçmiş olan El Kaide, burada hedefine ulaşamayınca Suriye’ye taşındı ve epey mesafe kaydetti. Eğer Türkiye dahil, Suriye’nin komşusu ülkeler isteseydiler bu gelişmeyi engelleyebilirlerdi. Ancak Beşşar Esad rejiminin bir an önce yıkılmasını istedikleri için olsa gerek El Kaide’nin hemen kapılarının dibine yerleşmesine fazla ses çıkarmadılar. Ancak El Kaide’nin Rojava adı verilen Kuzey bölgelerinde Kürtlerle çatışmaya girmesiyle birlikte Ankara hiç de istemediği bir tercih yapmak durumunda. Ya Kürtlere karşı mesafesini koruyacak ve böylece hem bölge istikrarını hem de kendi çözüm sürecini tehlikeye atacak; ya da El Kaide’nin artık iyice zorlaşan Suriye’den tasfiyesine katkıda bulunacak ki bu da Türkiye’yi bu uluslararötesi şebekenin ana hedeflerinden biri haline getirebilir. Devam etmek üzere burada keselim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
19.03.2020 Erdoğan’ın konuşmasının düşündürdükleri
16.03.2020 Devlet Medyayı Suni Teneffüsle Yaşatıyor
16.03.2020 Korona günlerinde gazetecilik
13.03.2020 Haftaya Bakış (5): DEVA Partisi & koronavirüs
12.03.2020 DEVA Partisi tutar mı?
11.03.2020 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile söyleşi
10.03.2020 Osman Kavala’dan ne istiyorlar?
09.03.2020 Babacan’ın partisi DEVA hakkında ilk izlenimler
07.03.2020 Sırada Şam ile görüşme mi var?
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
10.03.2020 Que veut le Gouvernement turc à Osman Kavala ?
25.02.2020 As the era of Tayyip Erdoğan comes to an end
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı