Roj Girasun ile YENİ Parti, çerçeve yasa, DEM Parti ve Selahattin Demirtaş üzerine söyleşi

01.08.2026 medyascope.tv

1 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun'la birlikteyiz. Kendisiyle hem YENİ Parti üzerine yaptıkları kamuoyu araştırmasını hem de çözüm sürecindeki son aşamayı, çerçeve yasa aşamasını konuşacağız. Roj, hoş geldin.
Roj Girasun: Hoş bulduk, merhaba.

Ruşen Çakır: Siz butlandan sonra, ama YENİ Parti resmen kurulmadan önce İstanPOL Enstitüsü ile birlikte “Butlan ve Yeni Parti Algıları, Kanaatler, Tutumlar” başlıklı bir kamuoyu araştırması yaptınız. Bu konuyu da daha önce Göksel Göksu’yla yaptığınız yayında https://medyascope.tv/2026/07/17/secmen-ozgur-ozele-yeni-parti-icin-guclu-bir-kredi-acti/ değerlendirmiştin.  Ama bir daha üzerinden geçelim; çünkü artık parti de kuruldu, ilk gününü yaşıyor. Bir yardım kampanyası başladı, üye alımı da başlamak üzere. Siz bu araştırmayı yaptığınızda en çarpıcı sonuç ne çıktı?
Roj Girasun: CHP logosu etrafında dönen tartışmaların bir toplumsal anlamının çok olmadığı ortaya çıktı. Aslında zaten sokağa yansıyan ve toplumsal tepkinin kimin yanında konumlandığı, kimin yanında hizalandığına dair herkesin üç aşağı beş yukarı bir tahmini, bir fikri vardı. Ama CHP logosunun veyahut CHP'nin dışına çıktığın zaman bu tepkiyi oraya taşıyıp taşıyamayacağına dair elitler arasındaki bu güçlü tartışmanın, aslında toplum içerisinde o kadar anlamlı olmadığı göründü. Bu sebeple bence bu açıdan anlamlı.
Diğer taraftan, ‘’nasıl bir YENİ Parti, nasıl bir kadrodan oluşan YENİ Parti?’’ sorusuna verilen cevaplar bence anlamlı. ‘’CHP'nin devamı gibi bir Yeni Parti mi yoksa daha kapsayıcı, daha merkezi bir siyasi parti mi?’’ sorusuna verilen cevaplar, bence çıkarılması gereken önemli sonuçlardı. Bu açıdan hem CHP logosu etrafındaki tartışmalar hem YENİ Parti'ye biçilen istikamet açısından anlamlı sonuçlar vardı.

Ruşen Çakır: Peki, YENİ Parti kurulalı bir hafta oldu. 91 milletvekili kurdu. Yeni isim yok, özel olarak böyle bir karar aldılar. Sade bir logo ve YENİ Parti adıyla çıktılar ve ilk günden yapılan açıklamalar ortada. Ne diyorsun? O araştırmayı şimdi yapsanız farklı birtakım sonuçlar çıkar mı?
Roj Girasun: Muhtemel. Çünkü bir siyasi parti kurulmadan önce herkes kafasındaki yeni partiye göre oy verebiliyor. Evet, araştırmada çıkan sonuçlara baktığınız zaman, YENİ Parti’nin hâlihazırda kurulmadan önce birinci parti konumunda olduğu görülüyordu. Ama bu tür araştırmaların şöyle bir handikabı var: Seçmen hem yeni kurulabilecek potansiyel bir partiye karşı daha cömert oluyor, hem bu konuda daha iyimser oluyor. Çünkü herkes bu siyasi parti konusunda biraz aklındaki, gönlündeki, kendisinin tanımladığı YENİ Parti'ye oy verdiği için daha cömert ve daha iyimser olabiliyor. Muhtemelen o iyimserlik ve o cömertlik bir miktar azalmıştır hâlihazırda. Çünkü YENİ Parti’nin kuruluşu, gün itibarıyla aslında CHP'den ayrılanların kurduğu bir siyasi parti görüntüsü niteliğinde. Ama hem Özgür Özel hem başka kurmaylar, ilk anda yaptıkları açıklamalarda, bu siyasi partinin kurulumunun henüz bir teknik kurulum olduğunu, bu siyasi partinin kuruluşunun siyasal olarak toplumsal düzlemde henüz inşa edilmediğini, kurulmadığını söylüyorlar. Ama gün itibarıyla, Cumhuriyet Halk Partisi'nde ve vitrininde görünenlerin, aynı şekilde bu siyasi partiyi kurduğu ve ilk elden yine bu siyasi partinin vitrinine yerleştirildiğini görüyoruz. En azından grup yönetim kurulu üyelerinin seçimlerinden tutalım, ilk geçen vekillere kadar ilk görüntü bu şekilde görünüyor. Ama bu teknik kurulumun dışındaki daha kapsayıcı, daha siyasal bir kurulum nasıl inşa edilir ve bu, seçmende nasıl karşılık bulur, ona ayrıca bakmak lazım.

Ruşen Çakır: Ahmet Davutoğlu Gelecek Partisi’ni feshetti, partili siyaseti bıraktılar. Siz bir araştırma yapmıştınız Gelecek Partisi ve DEVA Partisi kurulmadan önce ve ikisine de çok büyük bir ilgi vardı. İlgi daha çok DEVA Partisi’neydi belki ama Gelecek Partisi için de vardı. Ben ikisinin de Ankara'da Bilkent Otel'de kuruluş törenlerine gitmiştim, bayağı hareketlilik vardı ama kısa süre içerisinde etkisizleştiler. Şu anda Gelecek Partisi kapattı kendisini ama DEVA Partisi’nin de çok fazla bir etkisi olduğu söylenemez.
Roj Girasun: Evet. Bu ana partilerden kopan siyasal hareketlerin genel olarak başarılı olma şansı yüzdesi düşük. Dönüp baktığınız zaman, koptuğu parçadan daha büyük bir oy kütlesine kavuşan İYİ Parti'nin başarısı var. Geçmişte yine AK Parti deneyimi var. Daha da geriye gidersek Demokrat Parti deneyimi var. Bunlar dışındaki siyasal hareketler genel olarak çok ayakta kalamadılar, başarılı olamadılar. Bu tartışmaların bir benzeri, aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nden daha önce ayrılan siyasal partiler için de yapıldı. Örneğin, Muharrem İnce Cumhuriyet Halk Partisi'nin Cumhurbaşkanı adayıydı. Belki Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeyken, Cumhuriyet Halk Partisi tabanındaki karşılığı Kemal Kılıçdaroğlu'nun önünde seyreden bir isimdi. Yine Emine Ülker Tarhan bir dönem ayrılıp Anadolu Partisi'ni kurdu. Öztürk Yılmaz Yenilik Partisi’ni kurdu. Bu örneklerdeki gibi farklı, daha küçük siyasal partiler kuruldu.
Ama ben oradaki farklılığı şöyle ayrıştırıyorum: Birincisi, bu siyasi partilerden, özellikle CHP'den ayrılanlar, toplumun CHP ile arasına koyduğu mesafeden daha büyük bir mesafeyi, CHP ile aralarına koyarak CHP'den ayrıldılar. Bu sebeple de CHP'den uzaklaşmaları toplumdan da uzaklaşmalarına sebebiyet verdi. Ama şimdi burada çok organik bir durum var. Toplum, özellikle CHP tabanı, butlan kararına karşı yeni CHP yönetimiyle ve genel merkeziyle mesafeleniyorlar. Zaten CHP'nin elitlerinden, yani CHP'den ayrılan YENİ Parti yönetiminden, daha büyük bir mesafeyle CHP Genel Merkeziyle karşı karşıya gelmiş durumdalar. O yüzden, YENİ Parti kendi mesafesine toplumu ortak etmiyor; toplumun zaten uzaklaştığı hazırda bir yere yerleşiyor. O yüzden zaten bu kadar büyük bir elitler uzlaşısını, elitler parçasını kendisiyle beraber sürükleyebiliyor, 91 milletvekili. AK Parti Fazilet Partisi'nden ayrılırken dahi bir iki sene sonra tek başına iktidara gelebilecek bir siyasi parti bile kurulurken, hatırlıyorsanız milletvekillerinin yarısı Saadet Partisi'nde kalmıştı. Ana kütleden, ana partiden bu denli büyük bir kopuş yaşanmamıştı. Bu açıdan baktığınız zaman burada çok farklı bir durum var.
Biraz önce Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden bahsettik. Gelecek ve DEVA’ya duyulan bir ilgi, bir beğeni vardı, ama onlar bunu bir desteğe çeviremedi. Toplum başka kanallar aradı. 2019 yerel seçim başarısından sonra kuruldular ve zaten toplum biraz akacağı mecrayı bulmuş gibiydi. O yüzden, YENİ Parti deneyimi bence önceki deneyimlerden farklı bakılması gereken bir şey. Ama ne kadar büyüyeceği, ne kadar başarılı olacağı başka bir tartışmanın konusu. Çünkü daha önceki siyasi partiler AK Parti'ye yakın bir oya gelebilseydi, örneğin DEVA ve Gelecek Partisi yüzde 10'luk bir potansiyele bile tekabül etseydi, başarılı sayılacaklardı. Veya İnce'nin Memleket Partisi barajı aşabilseydi, başarılı sayılacaktı. Ama gün itibarıyla YENİ Parti'nin başarı kıstası, herhalde Cumhuriyet Halk Partisi'nden daha yüksek bir oy almak değil.

Ruşen Çakır: Zaten "İktidar yürüyüşü" diyor.
Roj Girasun: Amacı birinci parti olmak ve iktidar olmak. Gün itibarıyla YENİ Parti’nin Cumhuriyet Halk Partisi'nden katbekat daha fazla oy alacağını söylemek mümkün. Bunun aksi bir durum bence sürpriz olur. O yüzden yüzde 20'ler bandında kalmak YENİ Parti için bir başarı sayılmayacak.

Ruşen Çakır: Şimdi biraz süreci konuşalım, süreci konuşurken de YENİ Parti üzerinden gidelim. Çarşamba günü Özgür Özel'le bir röportaj yaptık Medyascope için ve o gün Müsavat Dervişoğlu Grup Toplantısı’nda Özgür Özel'e hitaben "Bakın, bunlar size her türlü kötülüğü yapıyor, siz halen onların çıkartmaya çalıştığı ‘’çerçeve yasa’’ya destek veriyorsunuz. Vermeyin" minvalinde bir şey söyledi. Özgür Özel’e bunu sorduk, "Siyasi iktidarın bize saldırıları olabilir, hep vardı. Ama Kürt sorununun çözümüne inanıyoruz, barış istiyoruz ve dolayısıyla desteğimiz sürecek" dedi. Ama hem butlandan önce hem de butlandan sonra bu YENİ Parti'ye ve Özgür Özel'e destek verenlerin içerisinde, bu sürece olumlu bakmayan, bunu Erdoğan'ın oyunu olarak gören, Erdoğan'ın yeniden seçilmesi tezgâhı olarak gören epeyce güçlü bir kesim var. Bunun kanaat önderleri de, medyası da var. Nasıl olacak? Burada zorlanmayacak mı YENİ Parti?
Roj Girasun: Tabii ki bunu anlatmak konusunda tabanıyla karşı karşıya gelme ihtimali var. Nitekim, YENİ Parti tabanında Cumhuriyet Halk Partisi'nin geçmişte seslendiği seçmen kitlesinin önemli bir kısmı bu sürece güvenmiyor, destek vermiyor veyahut karşısında konumlanabiliyor. Tabii ki burası homojen bir grup değil ve destek verenler de azımsanacak bir grup değil. Ama tabii burada sürece karşı çıkma motivasyonu, genel olarak sürecin yürütülmesine, örgütün silahsızlanmasına bir karşı geliş değil; daha çok, bunun aktörlerine, bu sürecin yürütücülerine olan kategorik karşıtlık sürece olan güvensizliği körüklüyor ve derinleştiriyor ve nihayetinde bu sürecin yaratacağı sonuçların Cumhurbaşkanı Erdoğan'a fayda sağlayacağına dair endişe, bunun karşısında konumlanmaya sebebiyet veriyor. Bu, anlaşılabilir bir durum. Ama Türkiye'nin bu kadar köklü bir meselesi çözülürken hep "Bu mesele siyaset üstüdür" gibi söylenen bir retorik vardı. Pek katılmadığım bir söylem, bu mesele siyasetin ta kendisi. Bu mesele böyle bir seçim matematiğiyle, seçim hesaplarıyla konuşulacak, siyasal çıkarların bu kadar gözetileceği bir mesele olmamalı. Hem iktidarın atacağı adımlar açısından öyle hem muhalefetin desteği açısından öyle. Ben hem YENİ Parti aktörlerinin hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin, yani Kılıçdaroğlu yönetiminin bu sürece destek vermek konusunda katı olmayacağını düşünüyorum; sürece destek vermeye devam edeceğini öngörüyorum.

Ruşen Çakır: Normalde çerçeve yasanın komisyona salı günü gelmesi bekleniyordu, ertelendi. Bu salı gideceği söyleniyor. Ama hâlâ birtakım tereddütler var. Özellikle DEM Parti çevrelerinden, Öcalan'la devletin vardığı mutabakata aykırı birtakım düzenlemeler yapılma ihtimali konusunda bir kuşku var. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olursa ne olur?
Roj Girasun: Kamuoyuna ve medyaya zaman zaman farklı açıklamalar düşüyor. Bu açıklamalar kimi zaman iyimser, kimi zaman uyarıcı nitelikte, kimi zaman tehditkâr diyebileceğimiz ifadeler. Ama hem toplama hem de paragrafın sonuna dönüp baktığımızda, bu yasayla ilgili sorunların, en azından büyük oranda bertaraf edildiği bir içerikle karşılaşacağımız söyleniyor. Önümüzdeki hafta Meclis’e gelecek yasanın süreci uzatacağını, sürecin biteceğini bekleyenleri yanıltacağını, ama diğer taraftan tartışmaları da ortadan kaldırmayacağını düşünüyorum. Yani hem süreci hem tartışmaları uzatacak bir yasa gibi görünüyor. Aslında Öcalan'ın deyimiyle bu bir ‘’kök yasa.’’ Bunun üzerinden muhtemelen yeni başka düzenlemeler konuşulacak. Buradan sağlanacak güvenle veyahut buradan ortaya çıkacak çerçeveyle, yeni bir vizyon ve yeni bir yasa gelecek gibi görünüyor. O yüzden ben böyle çok makro problemler ortaya çıkacağı kanaatinde değilim. Tabii ki herkesin çok içine sinecek, herkesin beklentilerini karşılayacak bir yasa değil. Hatta bugüne kadar normalde çıkması beklenen ve daha büyük aşamalar katledilmesi gereken bir süreç varken, henüz başlangıç aşamasında bazı şeylerin çıkıyor olması, bazı kesimlerde bir hayâl kırıklığı ya da bir burukluk, buruk bir sevinç yaratmış olabilir. Ama bir yıkım da yaratmadı şu âna kadar, bu yıkımı da engelleyecek gibi görünüyor. Sürecin bundan sonraki aşaması da muhtemelen çok böyle ümitvar, heyecan yaratan, bir anda büyük gelişmeler üreten bir durumdan ziyade, böyle sürüncemeyle ilerleyen ama aynı şekilde ilerlemeye devam edecek bir hâlde önümüzde akmaya devam edecek.

Ruşen Çakır: Daha önceki görüşme notlarından bildiğim kadarıyla, Öcalan tek aşamalı bir şey istiyordu, ama devlet bunun kademeli olmasını istiyordu. Şimdi Öcalan bir şekilde o noktaya gelmiş gibi gözüküyor. Kendisinin statüsü meselesi ve örgütün üst düzey yöneticilerinin gelmesi, en azından şu aşamada olmayacağa benziyor. Yani bu çerçeve yasa, şu aşamada bunu karşılamayacak gibi görünüyor. Ama kapsama alanında yine de binlerce kişinin olduğu söyleniyor. Yani bu düzenlenecek çerçeve yasayla, Kandil'den, Avrupa'dan ve cezaevinde olan, binlerce kişinin bundan yararlanabileceği söyleniyor. Bu bile çok büyük bir olay değil mi?
Roj Girasun: Kapsayıcılığı güçlü ama sembolizmi zayıf bir yasa çıkıyor gibi görünüyor. Örgütün vitrin yüzlerinin, Öcalan'ın, örgütün yönetici kadrosunun çok hızlı dahil olamayacağı, hemen görünür olmayacağı bir yasa konuşuluyor ve bu yasa, bir açıdan beklenen işte sembolizmi yaratamıyor. Ama diğer taraftan hem Avrupa'daki isimlerin geri dönecek olması, hem hakkında soruşturmalar, davalar olan isimlerin Türkiye'ye dönebilecek olması, örgüt militanlarının önemli bir kısmının gelişinin önünün açılması da, yasanın kapsayıcılığına, aslında bir demokratik siyasete geçiş evresinin imkânına dair önemli şeyler söylüyor. O yüzden bence sembolizm biraz daha dışarıda kalmaya devam edecek. Bu sembolizmin dışarıda kalmasını bazı açılardan ‘’kamu vicdanı’’ diye de tanımlayabilirsiniz, bir siyasal hesapla, matematikle, seçim hesaplarıyla da açıklayabilirsiniz. Ama bunun bir şekilde biraz daha sürüncemede bırakılmaya devam edileceği kanaatindeyim. Ama kapsayıcılığını da bence o kadar küçümsememek lazım.

Ruşen Çakır: Bu arada Selahattin Demirtaş'ın bu düzenlemeden istifade edemeyeceği söyleniyor. Zaten Selahattin Demirtaş için yeni bir yasa çıkması gerekmiyor, öyle değil mi? Bu çerçeve yasa kapsamına Avrupa'dan, Kandil'den insanlar giriyor, cezaevindeki birçok PKK tutuklusu, hükümlüsü serbest bırakılıyor, ama Selahattin Demirtaş içeride. Böyle bir şey olabilir mi?
Roj Girasun: Demirtaş sivil Kürt siyasetinin lideri, bunun adını açıkça koymak lazım. Bir sivilleşme ve demokratikleşme tartışması var. Kürt siyasetinin askerî, güvenlik zemininden, sivil ve demokratik siyasete geçişinin imkânlarını, alanlarını konuşuyoruz. O yüzden Kürt sivil siyasetinin toplum nezdindeki liderinin cezaevinde olmasının çok açıklanacak bir tarafı yok. Diğer taraftan Demirtaş'ın içeride olmasının bu yasayla çok alâkası yok zaten. Ama bir yasa çıkması ve örgüt üyelerinin, militanlarının yöneticilerinin, Avrupa'daki başka siyasetçilerinin Türkiye'ye dönecek olması durumunda, Demirtaş'ın hâlen içeride kalmasının topluma anlatılabilecek, izah edilebilecek bir imkânı kalmayacak.
Biz süreç başladığı ilk günden beri sürecin toplumsallaşmasına dair çok şey konuştuk. ‘’Sürecin toplumsallaşması için Demirtaş'ın dışarıda olması, bunu anlatması lazım’’ dedik. ‘’Hem Kürt toplumunun sürece desteğinin, güveninin inşası açısından Demirtaş olmazsa olmaz’’ dedik. ‘’Hem sürecin dilinin Türk toplumuna, özellikle muhalif gruplara tercüme edilmesi açısından Demirtaş'ın varlığı kaçınılmaz’’ dedik. Demirtaş bugün itibarıyla, bu bütün süreç boyunca, yani yaklaşık 2 yıldır tahliye edilmedi. O yüzden Kürt sokağının ve muhalif kanaat dünyasının sorduğu çok basit bir soru var: "Süreç varsa Demirtaş neden içeride?" Ama bu soruya verilebilecek tatmin edici bir cevap yok. O yüzden bu, hem süreç karşıtlarının oyun bozmak için bir fısıltısına dönüşüyor hem Kürt toplumunun, başka insanların haklı bir serzenişine ve kaygısına dönüşmeye devam ediyor.
Ama Demirtaş tabii ki siyasal hesaplar üzerinden daha çok konuşulacak ve hakkındaki tahliyenin, bu siyasal hesaplar üzerinden verileceği bir isim olarak düşünmek lazım. O yüzden de ben Demirtaş'ın yakın zamanda tahliyesinin mümkünlüğü meselesini, böyle bir yasal çerçeve üzerinden konuşmanın uzun zamandır zaten anlamsız olduğunu öngörenlerdenim. Ama diğer taraftan da bir yasa çıkması durumunda, Demirtaş'ın bırakılmamasının da çok mümkün olmayacağını düşünüyorum. Yani yasaya dahil edilmesi açısından demiyorum, yasanın oluşturacağı politik hava açısından söylüyorum. Bunun çok izah edilebilecek bir tarafı yok, , hem Kürt siyaseti için hem muhalif kamuoyu için hem Kürt kamuoyu için hem iktidar cenahındaki Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakı için bu durum böyle. O yüzden önümüzdeki aylarda siyasal matematik açısından değil ama siyasal hava açısından, Demirtaş'ın tahliyesinin çok kaçınılmaz olduğunu öngörüyorum.

Ruşen Çakır: Eylül ayında DEM Parti'nin bir kongre yapması bekleniyor, Eylül sonuna doğru galiba. Ve bu kongrenin çok önemli olduğunu söyleyenler var. Parti adının değişeceği söyleniyor. Öcalan'ın bu konuda birtakım hazırlıkları ve talimatlarının olacağı söyleniyor. Bu kongre, silahların bırakılma aşamasına gelindiği bir tarihte olacak. Dolayısıyla Kürt partilerinin üzerinde olduğu hep varsayılan, abartılı da olmayan silahın vesayeti de büyük ölçüde kalkıyor olacak. Ne bekliyorsun? Siyasi partinin yeni döneme ayak uydurabilmesi için henüz erken mi, daha beklemek gerekir mi, yoksa eylül ayında gerçekten yepyeni perspektifli bir partiyle mi karşılaşacağız?
Roj Girasun: Hem erken hem doğru zaman. Bir açıdan erken. Yeni kurulacak siyasi partinin yeni konjonktüre uygun hareket etmesini beklemek için erken. Ama bu tartışmaları yapmak için geç bile kaldık bence. ‘’Demokratik Cumhuriyet Partisi’’ diye tarif edilen, muhtemelen bu isimle sahneye çıkacak Kürt siyasetinin yeni partisinin, nasıl olacağı üzerine bence daha geniş ve daha güçlü tartışmalar gerekiyor. Evet, Öcalan liderliğinde, Öcalan'ın daha çok etkisinde bir siyasal partiden bahsediyoruz. Ama aynı zamanda bu siyasal partinin daha kapsayıcı olacağını da konuşuyoruz. Şimdi bu ikisi bir arada ne kadar mümkün, bu, ciddi bir tartışma konusu. Öcalan, başından beri birçok kişinin gördüğünün ve söylediğinin aksine, belki sivil siyaset yapanlardan çok daha kapsayıcı bir Kürt siyasetinin imkânlarını, araçlarını inşa eden bir isim aslında. HDP projesi de aslında biraz Öcalan'ın teorisinden ileri geliyordu. Öncesinde 2007 seçimlerinde bir çatı partisi kurma, Türkiye'deki solu buraya katma girişimleri de Öcalan'ın fikriydi. Türkiyelileşme üzerinden Türkiye'deki farklı toplumsal kesimlerle ilişkilenmenin de teorisyeni büyük oranda Öcalan'dı.
Ama ‘’Öcalan'ın doğrudan kendisinin bu işi yürütmesine toplum ne kadar onay verecek?’’ veyahut ‘’Öcalan'ın bu işi alışılagelmiş kavramlarla, teorilerle sürdürebilmesinin ne kadar imkânı var?’’ sorularına cevap vermek için bence erken ve aynı zamanda bu konudaki soru işaretlerini de arttırmak gerekiyor. Çünkü Kürt siyaseti bugüne kadar bir kadro hareketi olarak veyahut daha radikal, demokratik zemin dışında yürüyen, başka gruplarla iş tutan bir siyasal hareket olarak, bazı daha muhayyel kavramları konuşmak konusunda cömert davranabiliyordu ve buna itirazlar da çok gelmeyebiliyordu. Hem demokratik modernite kavramı hem komünler meselesi hem demokratik toplum tahayyülü, aslında çok somutlaştırılabilen, toplum nezdinde bu kavramlarla siyaset yapılabilecek bir yerde değil. Çünkü siz Türkiye'de demokratik zeminde siyaset yaptığınız zaman, silahı devreden çıkardığınız zaman, hatta devletle sadece silahlı mücadele etmeyi değil, demokratik imkânlarla mücadele etmeyi de geride bırakıp, devlet ve toplumla bütünleşmek gerektiğini ifade ettiğinizde, iktidara ortak olmayı ve devleti yönetme iddiasında oluyorsunuz. İktidarı hedeflemenin, devleti yönetme arzusunda olmanın bazı kuralları var. Somut iktidar taleplerini gerektiren kavramlar gerekiyor. O yüzden burada daha muhayyel, bir toplumu örgütleme, devlet dışında başka alanlar üzerinden, daha soyut cümlelerle topluma seslenmenin imkânı ve araçları sanıldığı kadar olmayabilir. O nedenle ben bunun bir krizinin, bir sancısının ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu oryantasyon ne kadar hızlı bir sürede gelişirse o kadar iyi olacak.
Diğer taraftan, bunun imkân ve araçları aslında başka dönemlerde görüldü. 7 Haziran 2015 seçimleri, Kürt siyasetinin en geniş toplumsal kesimlerle ilişki kurduğu dönemde en yüksek oyunu aldığı seçimlerdi. Daha büyük, daha geniş potansiyellere seslenebilmesinin ufkunu gördüğümüz zamanlardı. Şimdi o ufkun, o araçların gerisine düşmeyeceği yeni bir yola girmek zorunda. Bu eylül ayındaki kongre o açıdan önemli. O yüzden de Demirtaş önemli.

Ruşen Çakır: Demirtaş ve Haziran 2015 seçimi ve Türkiye Partisi göndermesini yaptın. Bunlar çok önemli anlardı. Ama bir de şöyle bir şey var; bu çözüm süreciyle birlikte, partinin neredeyse saf bir Kürt partisine dönüşmesini bekleyenler, arzulayanlar da var.
Roj Girasun: Ben aksi kanaatteyim. Bence buradaki asıl tartışma şu: ‘’Bu sadece bir Kürt partisine mi dönecek?’’ veyahut ‘’geniş kapsamlı bir Türkiye Partisi'ne mi dönecek?’’ tartışmalarının asıl yanılgısı, Türkiyelileşme veya geniş toplumsal kesimlere açılma meselesi, bence sadece kimlikle alâkalı bir mesele olmamasından ileri geliyor. ‘’Burada siyaset yapacak isimler daha çok Kürt mü olacak, daha çok Türkiye solundan mı olacak?’’ meselesiyle alâkalı bir tartışma değil, bir siyasal gramer meselesi. Bu siyasi partinin kurucuları, vitrini, Türkiye solundan veyahut başka yerlerden isimler de olsa, eğer gramer değişmezse Kürt partisi olarak kalabilir. Hatta bir kadro partisine dönüşebilir.  Diğer taraftan, isimlerin daha çok Kürt olduğu, ama aynı zamanda söylemin daha geniş tabana seslendiği bir siyasi parti de olabilir.
HDP'ye dönüp baktığınız zaman, birçok farklı isim gelip gitti. Genel başkanlık yapan da oldu, milletvekilliği yapan isimler de oldu. Sizce bu isimler arasında Demirtaş'tan daha fazla farklı toplumsal gruplara, Türk toplumuna, Türkiye toplumuna seslenebilen bir isim oldu mu? Yani bu bir gramer meselesi, bu bir siyasal dil meselesi, bir kimlik meselesi değil. O yüzden buna özellikle dikkat etmek lazım, bu ikisini birbirinden ayırt etmek lazım.
Ben buradaki asıl tartışmanın, ‘’bu bir kadro partisi vizyonuyla mı olacak yoksa bir kitle partisi vizyonuyla mı olacak?’’ sorusuna verilmesi gereken cevap olduğunu düşünüyorum. Buradaki isimlerden bağımsız, kimliklerinden bağımsız daha ideolojik bir parti olursa, burası daha Kürt ve daha ideolojik bir parti olacak. Ya da şöyle düzelteyim: Daha Kürt bir parti olması, daha dar kapsamlı bir parti olacağı anlamına gelmiyor. Daha sol bir parti olması, daha geniş tabanlı bir siyasi parti olacağı anlamına da gelmiyor. Bence bu ikisinin çok net ayrımını yapmak lazım. Daha veciz bir ifadeyle konuşacak olursak, Türkiyelileşme meselesi bir kimlik meselesi değil, bir siyasal gramer meselesidir.

Ruşen Çakır: Çok sağ ol Roj. Her şeyi konuştuk; süreci konuştuk, Yeni Parti’yi konuştuk, DEM Parti’yi konuştuk, Kürt sokağını konuştuk. Çok teşekkürler.
Roj Girasun: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun'la, Yeni Parti’yi, DEM Parti’yi, Öcalan’ı, Selahattin Demirtaş’ı ve çözüm sürecinde gelinen noktayı konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
08.08.2026 Türk ve Kürt milliyetçileri kol kola
07.08.2026 YENİ Parti süreç karşıtlarını hayal kırıklığına uğratıyor
06.08.2026 Çerçeve yasa referanduma götürülürse ne olur?
05.08.2026 1034 gün sonra Kılıçdaroğlu’nu canlı izlemek
04.08.2026 Anahtar "demokratik cumhuriyet"in kapısını açacak mı?
03.08.2026 YENİ Parti: Tek başına muhalefet
02.08.2026 CHP'den AKP'ye transferler sürüyor: Sorumlu kim? |
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
01.08.2026 Roj Girasun ile YENİ Parti, çerçeve yasa, DEM Parti ve Selahattin Demirtaş üzerine söyleşi
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı