Cemaat ve hükümet birlikte batıyor, Türkiye’yi de batırıyorlar

08.03.2014 Vatan

Önceki günkü yazımı (Başbakan Erdoğan da kendi gücünün kurbanı oluyor) “hem cemaat, hem hükümet, ama en önemlisi tüm Türkiye kaybediyor” cümlesiyle bitirdiğim için olumlu ve olumsuz çok tepki aldım. Olumluları bir kenara bırakalım. Bu yazıda, yaşananların son tahlilde Türkiye’nin hayrına olacağına inananlarla tartışmak istiyorum.
Mesela demokrat kişiliğine hep saygı duyduğum Hüseyin Ergün tespitime “Hayır; tam tersine, Türkiye kazanıyor çünkü irin dışa akıyor“ diye itiraz ediyor. Bir okurum da “Bu şekilde anti-demokratik icraatlar sergileyen ve seviyeyi oldukça düşüren, varlıklarının ülkeye son tahlilde çok da yararı olmadığını düşündüğüm iki kurumun birbirlerini zayıflatması, uzun vadede ülkemiz için neden kötü olsun?“ diye soruyor.

İrin içeriye mi dışarıya mı akıyor?
Tartışmanın eksenine Ergün’ün “irin dışa akıyor” önermesini almak işimizi kolaylaştırabilir. Gerçekten de teorik olarak, birbirini çok yakından ve iyi tanıyan; birbirlerinin defolarını ortaya çıkarma imkânına sahip iki gücün böylesine amansız mücadelesinin ülkenin arınmasına katkıda bulunması beklenir.
Fakat pratikte işlerin tam tersine geliştiğini, irinin dışa değil içe aktığını düşünüyorum. Örneğin her iki tarafın sosyal medya üzerinden dolaşıma soktuğu dinleme kayıtlarını ele alalım: Bu kayıtlar sayesinde, bir yandan rüşvet, yolsuzluklar ve bunların beraberinde getirdiği her türlü ahlaki çöküntüyü; ayrıca Başbakan’ın basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi demokrasinin evrensel değerlerini umursamadığını; öte yandan Fethullah Gülen’in bir dini cemaat liderinin çok ötesinde, dünya işleriyle ve dolayısıyla siyasetle fazlasıyla ilgili kişi olduğunu öğrendik.

Öğrendiğimizle kalıyoruz
Peki sonra ne oldu? Galiba öğrendiğimizle kaldık. Bu kayıtların, tarafların karşılıklı olarak birbirlerini yıpratmalarına yol açtığı muhakkak. Fakat kayıtlar aracılığıyla edindiğimiz bilgilenmelerin ülke olarak arınmamıza katkıda bulunduğunu söylemek çok zor, hatta imkânsız. Çünkü her iki taraf da bu kayıtları topluma iyilik yapmak için değil, düşmanına kötülük yapmak için, denetimli bir şekilde dolaşıma sokuyor.
Eğer sahiden toplumun iyiliğini düşünmüş olsalar, bu kayıtları hiç bekletmeden, sıcağı sıcağına devreye sokar ve olayların başka türlü akmasına neden olabilirlerdi.
Farkındayım, epey karışık oldu. Ancak şu basit soruyla meramımı daha iyi anlatabilirim sanıyorum: Eğer cemaat-hükümet çatışması olmasaydı, vatandaşlar, titizlikle istiflendiği belli olan bu kayıtlardan haberdar olabilirler miydi?
Bir diğer soru da şu olabilir: Taraflar ellerinin altındaki kayıtları ayıklarken ve bunların yayınlanacağı zamanı hesaplarken neyi gözetiyor: kamu yararını mı, yaşanan savaşın gidişatını mı?

Hep birlikte batıyoruz
Girişte atıfta bulunduğum yazıma ilkin “Cemaat ve hükümet birlikte batıyor, Türkiye’yi de batırıyorlar” başlığını atmayı düşünmüştüm. Nasip bu yazıyaymış! Normal şartlarda cemaat ile hükümetin birbirlerini tüketmesiyle Türkiye’nin önünün açılması beklenirdi. Ama 17 Aralık’tan bu yana yaşadıklarımıza baktığımızda böyle olacağının herhangi bir garantisi bulunmadığını görüyoruz. Çünkü onların birlikte batmalarından da istifade ederek kendisini Türkiye toplumuna bir iktidar alternatifi olarak sunabilecek üçüncü bir güç ortaya çık(a)madı ve yakın zamanda çıkacağa da benzemiyor.
Akla ilk olarak CHP geliyor, ancak ana muhalefet partisi yerel seçim kampanyasını büyük ölçüde cemaatin, iktidar partisi ve özellikle Başbakan Erdoğan’a indirdiği darbeler üzerine inşa etmiş durumda. Bu kampanyanın başarılı olması hâlinde CHP’nin cemaate hayli borçlu kalacağını ve Cemaat-AKP ittifakı deneyiminden hareketle, bunun da yeni tür bir vesayet ilişkisini beraberinde getireceğini düşünebiliriz.
Cemaat-hükümet savaşından olumsuz anlamda etkilenmeyen yegâne gücün, bütün tereddütlerine rağmen Kürt siyasi hareketi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat BDP’ye kardeş olarak devreye giren HDP’nin henüz emekleme aşamasında bile olmaması nedeniyle bu hareket tüm Türkiye’ye hitap etme imkânına sahip değil
Sonuç olarak 17 Aralık sürecinde irin dışa değil içe doğru akıyor ve Türkiye hızla dibe doğru yol alıyor.
Umarım tersi doğru çıkar ve ben de mahcup olurum.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.08.2018 Ekonomik bir savaşta mıyız?
09.08.2018 “Bize bir şey olmaz” mı sahiden?
08.08.2018 Transatlantik: İran’a yaptırımlar, Rahip Brunson krizi & Türk ekonomisinin gidişatı
07.08.2018 “Kripto” kimlere denir?
06.08.2018 “Yastık altı” altın ve döviz çare olabilir mı?
03.08.2018 Dik duramadan diklenmek
02.08.2018 Brunson krizinin geleceği
01.08.2018 Transatlantik: Rahip Brunson krizi, yeni Suriye’nin inşaası, Irak’ta protesto gösterileri
31.07.2018 “Mealciler”, yani “Kuran bize yeter” diyenler neden hedefte?
30.07.2018 CHP’nin gidişatı
10.08.2018 Ekonomik bir savaşta mıyız?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı