Ülkücüler Cemaat-hükümet savaşının neresinde?

10.02.2014 Vatan

Ülkücülerin ve partileri MHP’nin, 17 Aralık 2013’deki yolsuzluk/rüşvet operasyonuyla alenileşen Gülen cemaati ile AKP hükümeti arasındaki savaşa pek bulaşmak istemediklerini görüyoruz. Bu pekala anlaşılır bir şey, fakat savaşın doğrudan tarafı olmayan diğer toplumsal kesimler ve siyasi yapılanmalar gibi ülkücü hareketin de, ne kadar uzak durmak isterse istesin, adım adım tüm ülkeyi kuşatan bu savaşa kayıtsız kalması pek mümkün olmayabilir.
Bunun birçok nedeni var, fakat sadece bir tanesi bile yeterli olabilir: Bürokrasideki ülkücü kadrolar. Malum, Türkiye’de uzun yıllardan beri değişik hükümetler, emniyet, adliye, eğitim, sağlık gibi alanlarda istihdamda Sünni Türk muhafazakârlara ağırlık verdiler ve buna bağlı olarak bürokrasideki ülkücü eğilimli kadroların oranı genellikle ülke ortalamasının üstünde seyretti. AKP iktidarının onlar için kara bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. Ülkücü kimliklerini korumakta ısrar edenler etkisizleştirilirken, AKP’ye veya Cemaat’e yanaşanların büyük kısmının önü iyice açıldı. Örneğin bugün "paralel devlet" denildiğinde ilk akla gelen savcı ve polis şeflerinin bazılarının Cemaat ile ilişkisi öğrencilik yıllarına değil yakın bir zamana denk gelir ve bunların hemen tümü ülkücü çizgiye yakın bilinir. Bu noktada hatırlayalım; Fethullah Gülen BBC’ye verdiği mülakatta, yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle görevlerinden alınan hakim, savcı ve polisler arasında MHP’lilerin de bulunabileceğini dile getirmişti.

Gözler ülkücü bürokratlarda

Bugün gelinen noktada bürokrasideki ülkücü kadroların değerinin, gerek hükümet, gerekse Cemaat açısından iyice arttığı ortada. Hükümetin ayıkladığı Cemaat’le irtibatlı kadroların yerlerine epey sayıda ülkücü denebilecek kişileri getirdiğini (veya getirmek zorunda kaldığını) duyuyoruz. Cemaat’in de bu ayıklamalar yüzünden iyiyce azalmaya yüz tutan bürokrasi içindeki nüfuz ve etkisini, benzer bir şekilde, ülkücü çizgideki bürokratlar aracılığıyla diri tutmak istemesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Bu bağlamda, başkaları ne düşünür bilmiyorum ancak, Başbakan Erdoğan’ın medyaya doğrudan müdahale ettiğini tartışmasız bir şekilde kanıtlayan üç telefon kaydında da ana konunun MHP ve onun genel başkanı Devlet Bahçeli olması bana hiç de rastlantı gibi gelmiyor. Ellerinde bol miktarda olduğu anlaşılan bu kayıtlardan önceliği MHP ile ilgili olanlara veren "meçhul" kişiler, böylelikle Cemaat-hükümet savaşında ülkücülerin AKP ile arasını daha da açmayı hedefliyor olmalılar. Tıpkı Roboski ve Paris katliamlarını MİT ile irtibatlandıran belge ve kayıtların dolaşıma sokulup Kürt siyasi hareketi ve onun tabanını hükümete karşı en azından destek verir halden çıkarmak istendiği gibi.

Referandumun acı anıları

MİT krizinde gördük. Cemaat’in hükümetle en ciddi anlaşmazlık konularından biri Kürt sorununa bakış. O zaman, Cemaat'in bu konuyu daha fazla işleyerek ülkücü hareketle yakınlaşmaya gitmesini bekleyenler çıkabilir. Ne var ki Kürt sorununda şahinleşme Batı nezdindeki imajını olumsuz etkileyeceği için Cemaat’in bu yola başvurması pek akıl kârı değil. Nitekim Gülen BBC’ye, devletin PKK ve Öcalan ile görüşmesine temelde itirazları olmadığını belirtti.
Öte yandan MHP’nin de sırf AKP’yi iyice zayıflatmak için tercihini bir şekilde Cemaat’ten yana yapması seçeneği de bana pek gerçekçi gelmiyor. Bu konuda bir dizi gerekçe sayılabilir, şimdilik bir tanesiyle yetinelim: 12 Eylül referandumu öncesi, "ölüleri bile mezardan çıkaracak" kadar "evet" seçeneğine angaje olan Cemaat, "hayır" cephesinde yer alan MHP’yi yıpratmak için, özellikle medyası üzerinden akıl almaz bir kampanya yürütmüş, bulabildikleri "evetçi" her ülkücüyü (ki bunların ortak özelliği büyük ölçüde Bahçeli karşıtlığıydı) "bağımsız ülkücü aydın" diye parlatmışlardı.
Herhalde o günlerden çok pişmanlardır. Zira onların da bildiği gibi, ülkücü harekette hafızanın hayli önemli bir yeri vardır.





Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.03.2019 Yeni Zelanda terör saldırısının anlamı
14.03.2019 Mansur Yavaş ile özel yayın
13.03.2019 Erdoğan’ın hedefinde neden Akşener var?
13.03.2019 Transatlantik: Brexit, AP’de Türkiye oylaması, Boeing krizi & ekonomik durgunluk ve yerel seçimler
12.03.2019 Beka ve ezan: Erdoğan’ın kutuplaştırma stratejisi geri mi tepiyor?
11.03.2019 BİM olayı
07.03.2019 Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile 31 Mart yerel seçimleri üzerine söyleşi
06.03.2019 Transatlantik: S-400-Patriot denklemi, Suriye’de ABD askerleri & Kıbrıs’ta doğalgaz yatakları
05.03.2019 Fethullah Gülen’in Le Monde yazısı ve Gezi iddianamesi
04.03.2019 Cumhur İttifakı’nın krizi derinleşirken
15.03.2019 Yeni Zelanda terör saldırısının anlamı
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı