İktidar partisinin Kürt sorunu

07.11.2014 Habertürk
فارسى بخوان | Lesen Deutsch | Kurdî bixwîne | Read in English

İlk olarak Ankaralı meslektaşımız Ömer Şahin’in "AK Parti’de Kürt isyanı" başlıklı yazısından AKP’nin Afyon’daki kampına Kürt sorununun damga vurduğunu öğrendik. Şahin konuyla ilgili oturumda 26 milletvekilinin söz alıp eleştiri ve kaygılarını dile getirdiğini yazdı. Örneğin, iki yıl önce kardeşi silahlı saldırıda öldürülen Şırnak milletvekili Mehmet Emin Dindar "Benim bile can güvenliğim yok, vatandaş ne yapsın. Kardeşim şehit oldu, evimiz tarandı. Beni kim koruyacak? Evimden havalimanına gönül rahatlığıyla gidemiyorum" diye konuşmuş. Devletin PKK ile yeterince mücadele edemediğinden yakınan Şanlıurfa Milletvekili Seyit Eyüpoğlu da “Yıllarca mücadele ettim iyi bilirim. Bunlar ancak güçten anlar” demiş.
Daha sonra Yeni Şafak’ta Abdülkadir Selvi de bir yazısını "AK Parti milletvekilleri en çok neyi sordu?" bu konuya ayırdı ve milletvekillerinin şikayetlerini şöyle toparladı: "Bölge milletvekilleri ağırlıklı olarak, 'Çözüm süreci devam etsin ama başta can güvenliği olmak üzere bölgede kamu otoritesi sağlansın. Süreçle birlikte oluşan boşluğu PKK dolduruyor. Şehirlerde otorite haline geliyor, çözüm süreci şehirlerdeki otoritenin PKK olduğu anlamına gelmiyor' görüşünü dile getiriyorlar."

Kürt Kürdün kurdu

Bütün bunlar bize iktidar partisinin kendi içinde bir Kürt sorunu yaşandığını gösteriyor. AKP bir kitle partisi olduğu, örneğin bünyesinde Türk milliyetçiliğine yakın kişiler de bulunduğu için bunu normal karşılamak gerekir, fakat Afyon’daki eleştirilerin ezici çoğunluğunun bölge milletvekillerinden gelmiş olması anormal bir durum.
Aslına bakılacak olursa bu çok da şaşırtıcı değil. Zira Haziran 2011 genel seçimleri öncesinde AKP listelerinde, Kürt kimliğine vurgu yapmalarıyla tanınan İhsan Arslan, Abdurrahman Kurt, Mehmet Emin Ekmen, Mir Dengir Fırat gibi isimler başta olmak üzere Güneydoğu milletvekillerinin neredeyse hiçbiri aday gösterilmemişti. Yeni isimlere bakılınca, Galip Ensarioğlu ve Mehmet Metiner bir ölçüde hariç tutulursa, BDP (sonradan HDP) milletvekilleriyle Kürt sorunu konusunda tartışabilecek kimse görünmüyordu.
Anlaşılan, partisinde BDP/HDP’lilerle Kürt sorununa sahip çıkmada rekabet edecek güçlü isimleri ön plana çıkarmama Erdoğan’ın bilinçli bir tercihiydi. Fakat geçen süre içinde bunun yanlış bir politika olduğu ortaya çıktı. Çünkü:
1)  Çözüm sürecinin iyi-kötü yol olmasıyla birlikte "inkar-ret-asimilasyon" olarak özetlenebilecek resmi devlet politikası terk edildi, bu da Kürtlerin kimliklerine sahip çıkmalarının önünü açtı. AKP içindeki Kürtler bu gelişmeye ayak uydurmada çok zorlandılar.
2)  Irak ve Suriye’de (IŞ)İD’in doğrudan Kürtleri hedef almasının Kürtlerdeki "kimlik inşası"nı daha da hızlandırdığı ve bunun AKP içindeki Kürtleri iyice zor durumda bıraktığı açık.
3)  Hükümet, PKK ve HDP’den şikayetçi olduğunda hep "süreci doğrudan halkla götürme" seçeneğini ortaya atıyor. Fakat AKP teşkilatları ve kadrolarının (özellikle milletvekillerinin) bu aşamadan sonra Kürtlere "PKK’ya sırt çevirin, bu işi başbaşa çözelim" diyebilmeleri pek mümkün gözükmüyor. 

Toparlayacak olursak: AKP hükümeti, şu an sıkıntılı bir aşamada bulunan çözüm sürecini devam ettirmek istiyorsa, ki istediğini düşünüyorum, öncelikle kendi bünyesindeki Kürtlerin önünü açması ve onları sürece daha aktif olarak katması gerekiyor.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
11.02.2020 Bahçeli’nin savaş çağrısı karşılık bulur mu?
10.02.2020 Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile özel yayın
10.02.2020 Erdoğan, Başbuğ’un yol açtığı krizi çözebilecek mi?
08.02.2020 CHP’nin CNN Türk boykotu ne anlama geliyor?
07.02.2020 Erdoğan-İlker Başbuğ kavgası: Aslında neler oluyor?
06.02.2020 Türkiye’nin durumu: Otoritesiz otoriterlik
05.02.2020 Geçmişten günümüze “FETÖ’nün siyasi ayağı”
04.02.2020 Erdoğan Putin’i karşısına alabilir mi?
04.02.2020 Bitmeyen fiyasko: Ankara’nın Suriye politikası
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
10.01.2020 Le journalisme «natif et national » en Turquie
08.01.2020 How can the left in Turkey, end the supremacy of the right?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı