Ne tasfiye ne değişim

13.04.2011 Vatan

AKP milletvekilleri listelerinden hareketle iki uç yorum yapılıyor. Kimileri bir “tasfiye”den söz ediyor. Onlara göre AKP Lideri Erdoğan, AKP Grubu’ndaki Cumhurbaşkanı Gül’e yakın isimlerle, son Milli Görüşçüleri tasfiye etmiş.
Doğru bir saptama değil. Tekrar aday gösterilmeyenler arasında “Gül’e yakın” olarak tanımlanabilecek milletvekilleri var ama yine “Gül’e yakın” bilinen birçok ismin listelerde, hatta en tepelerde yer aldığı da bir başka gerçek. Yine tekrar aday gösterilmeyenler arasında azımsanmayacak sayıda, adları öteden beri Erdoğan’la anılanlar da var.

“Milli Görüşçüşerin tasfiyesi” iddiası da bir başka “şehir efsanesi”. 2007 seçimleri öncesinde de çok sayıda milletvekili yeniden aday gösterilmeyince yine “Milli Görüşçüler gitti” denilmişti. Aslında bu son derece doğaldı çünkü 2002’de AKP listelerinden Meclis’e girenlerin çoğu daha önce RP-FP’de siyaset yapmış isimlerdi. Geri kalan Milli Görüşçülerin bir kısmının da bu sefer aday gösterilmediği doğru ancak ilk kez aday gösterilenler arasında RP-FP geleneğinden çok ismin bulunduğu da bir başka doğru. Dolayısıyla AKP’nin Milli Görüş’ten mutlak bir şekilde arınmasını bekleyenler bu sefer de hayal kırıklığına uğramıştır. Kaldı ki Has Parti’nin doğuşu ve Necmettin Erbakan’ın vefatıyla birlikte seçimlerde iyice tereddüt eden Milli Görüş tabanı için 12 Haziran’da AKP’nin “daha cazip” göründüğü ortadayken Erdoğan’ın böyle bir aleni kopuşa gitmesi hiç de akılcı olmayacaktı.

Değişiklik-değişim farkı

“Tasfiye” iddialarının AKP muhalifleri tarafından dillendirildiği ortada. AKP yanlılarıysa 167 milletvekilinin üstünün çizilmesini bir “değişim” olarak kutsama eğilimindeler. Peki neyin değişimi söz konusu? Onlara göre bu kadro “yeni Türkiye”’yi inşa edecek, Türkiye’yi 2023’e, yani cumhuriyetin 100. yılına taşıyacak. Bu devasa iddiaların ardında tabii ki esas olarak Erdoğan’ın 13 Haziran 2011 gününde “yeni ve sivil Anayasa”nın startının verileceği sözü yatıyor.

Eğer yeni liste bu yeni anayasa hedeflenerek oluşturulduysa adaylarda aranacak temel özelliklerin “uzmanlık” ya da “siyasi yetkinlik” olması gerekir. (Kuşkusuz adayların seçimlerdeki oy potansiyellerini de unutmamak lazım.) Ne var ki giden 167 kişinin yerine seçilecek yerlere yerleştirilmiş adaylar arasında yeni anayasa konusunda uzmanlıklarından yararlanılacak pek bir isim göze çarpmıyor. Halbuki 2007 seçimlerinin ardından yeni bir anayasa hazırlatma sürecine girmiş olan AKP bu sırada çok sayıda uzmanla iyi ilişkiler geliştirmişti. O dönemde adlarını sıkça duyduğumuz kimseyi listelerde göremiyoruz.
“Siyasi yetkinlik” konusuna gelince, yeni adaylar arasında AKP teşkilatlarından gelme pekçok kişi var, ama bunların büyük kısmının genel kamuoyu tarafından tanınıp bilindiği söylenemez. 2007 seçimleri öncesi fazlasıyla tanık olduğumuz, merkez sağ veya solda siyaset yapmış “transferler”e bu sefer raslamıyoruz. Dünkü yazımızda altını çizdiğimiz gibi, Kürt meselesi söz konusu olduğunda da bir “düşük profil” söz konusu. Geçen dönemin Dengir Fırat, İhsan Arslan, Abdurrahman Kurt gibi isimleri aday gösterilmezken yerlerine Mehmet Metiner ve Galip Ensarioğlu’ndan başka iddialı isim konulmadı.

Sonuç olarak AKP listeleri bize her değişikliğin illa “değişim” anlamına gelmeyebileceğini gösterdi. Partinin A takımının nerdeyse tamamı yerlerini koruyor. Eğer AKP yeniden tek başına iktidara gelirse, yeni hükümette de “değişiklikler” olacağını ama hükümetin “değişmeyeceğini” öngörebiliriz.

Erdoğan’ın yeni listeleri oluştururken, yeni anayasa ve cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında fire vermemeyi birinci derecede önemsediğini düşünüyorum. Anayasa değişikliği sırasında Meclis’teki oylamada yaşanan firenin bu listelerde ne derece etkili olduğunu anlamak için, o günlerde adı fireciye çıkan isimlerin nerdeyse hiçbirinin yeniden aday gösterilmediğini fark etmek yeterli olabilir.
Erdoğan’ın, Çankaya’ya çıkarsa, tıpkı daha önce Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in arzuladığı gibi, Meclis grubu ve hükümet üzerinde belli bir denetimi muhafaza etmek istediği ve listelerin oluşumunda bu kaygının epey etkili olduğu kanısındayım.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
19.03.2020 Erdoğan’ın konuşmasının düşündürdükleri
16.03.2020 Devlet Medyayı Suni Teneffüsle Yaşatıyor
16.03.2020 Korona günlerinde gazetecilik
13.03.2020 Haftaya Bakış (5): DEVA Partisi & koronavirüs
12.03.2020 DEVA Partisi tutar mı?
11.03.2020 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile söyleşi
10.03.2020 Osman Kavala’dan ne istiyorlar?
09.03.2020 Babacan’ın partisi DEVA hakkında ilk izlenimler
07.03.2020 Sırada Şam ile görüşme mi var?
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
10.03.2020 Que veut le Gouvernement turc à Osman Kavala ?
25.02.2020 As the era of Tayyip Erdoğan comes to an end
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı