PKK’nın silah bırakması: Kaçırılan fırsatlar

19.11.2014 Habertürk

Türkiye’de Kürt sorununun kalıcı bir şekilde çözümü için PKK’nın silah bırakmasının kaçınılmaz olduğu muhakkak. Neredeyse 40 yıla yakın bir süredir siyaseti esas olarak silahla yapan bir örgütün bundan vazgeçmesinin kolay olmayacağı da ayrı bir gerçek. Bu nedenle silah bırakmaya hazırlık için bazı ara adımlara ve bunların mümkün olduğunca koordineli bir şekilde atılmasına ihtiyaç var. Bu adımların ikisi çok hayati:
1)  Ülke içindeki silahlı güçlerin ülke dışına çıkarılması;
2)  Ülke dışındaki silahlı güçlerin ülkeye dönüp normal hayata karışması.

Kaçan üç fırsat
Bu iki yöntem, ilk olarak 1999’da İmralı’daki Abdullah Öcalan tarafından, devletin bilgi ve onayıyla denendi. Fakat Öcalan’ın talimatına uyarak ülke dışına çıkan grupların bazılarına, dönemin hükümetinin uyarısına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) sayısız operasyon düzenledi. Bu kayıpların PKK hafızasında çok kötü bir yeri olduğunu biliyoruz.
Yine aynı dönemde hem Irak Kürdistanı’ndan, hem de Avrupa’dan PKK üyeleri iki ayrı grup olarak güvenlik güçlerine teslim oldu. Yargı bunlara hiç acımadı ve herbirini çok ağır cezalara mahkum etti.
Bundan yaklaşık 10 yıl sonra, 19 Ekim 2009 günü, Kandil ve Mahmur’dan 34 kişilik bir grup, "demokratik açılım" kapsamında Habur’dan Türkiye’ye giriş yaptı. Fakat binlerce kişinin kendilerini coşkuyla karşılama görüntülerinin ülkenin batısında yol açtığı tepkiden hareketle doğan krizi yönetemeyen hükümet açılımı askıya aldı. Sonunda 34 kişi mahkemelik oldu, içlerinden bir kısmı tekrar ülkeyi terk ettiler.
Son olarak "çözüm süreci" kapsamında PKK/KCK 8 Mayıs 2013 günü Türkiye’deki silahlı güçlerini çekmeye başladı. Fakat bir süre sonra geri çekilme durduruldu. Hatta geri çekilen güçlerin bir kısmının tekrar ülkeye yollandığı söylendi.

Kim hatalı
Hükümet çevreleri son olaydan hep bazı "dış odaklar" tarafından ayartılan Kandil’i sorumlu göstermişlerdi. Fakat bir süredir "İmralı iyi, Kandil kötü" oyunundan vazgeçip, geri çekilmeyi durdurma kararının bizzat Öcalan tarafından verilmiş olduğunu söylemeye başladılar. Öcalan’ın bu kararı, Gezi direnişi, daha doğrusu Erdoğan iktidarının geleceğinin belirsiz olması nedeniyle aldığını öğrenmiş durumdayız.
Bu tavrı siyasi iktidar çevrelerinin yaptığı gibi "fırsatçılık" olarak yorumlamak ne derece doğrudur? Eğer İmralı ve Kandil "fırsatçılık" yapmak isteselerdi Gezi’ye aktif bir şekilde katılır, onu Kürt illerine de taşır, hatta bir bahaneyle ateşkesi bile bozabilirlerdi. Öyle ki bunların hiçbiri yapmadıkları için "AKP işbirlikçisi", hatta hükümetin "cankurtaran simidi" olarak tanımlandılar.
Kaldı ki Erdoğan Gezi’de o vahim hataları yapmasa, bunları "faiz lobisi" vs. gibi abes komplo teorileriyle örtmeye çalışmasa, çoğulcu demokrasinin gereklerini yapsa hem Gezi protestoları ülkede demokrasi ve sivil toplumu güçlendirir, hem de çözüm sürecinin hızla yol almasını sağlayabilirdi.

Kaçan Kobani fırsatı
Son fırsat Kobani’de kaçtı. Şöyle ki Ankara, İmralı ve Kandil’i, Türkiye’deki silahlı güçlerin (IŞ)İD’e karşı mücadele için Irak ve Suriye’ye kaydırılmasını önerebilir ve bunun zeminini hazırlayabilirdi. Bunu yapmadığı gibi (IŞ)İD’in PKK’ya ve onun bölgedeki uzantıları ve destekçilerine olabildiğince zarar verme ihtimalinden hiç de şikayetçi olmayacağı görüntüsü verdi.
Bu stratejinin Ankara için tam bir fiyasko olduğu ortada. Ve bu fiyasko Türkiye’deki çözüm sürecini de riske attı. Fakat toparlanma ve kalınan yerden devam etme imkanı yeniden yakalanmışa benziyor. Ancak PKK’nın silahsızlanmasının yol ve yöntemlerinin değişmiş olduğu da kesin.
Bundan sonra yola nasıl devam edilebileceğini tartışmayı yarına bırakalım.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
27.03.2025 Transatlantik: İmamoğlu operasyonu ABD'den nasıl görülüyor? | Hakan Fidan'ın ABD temasları
27.03.2025 CHP’nin boykot çağrısı niçin başarılı oldu?
26.03.2025 Erdoğan’ın CHP ve Özgür Özel öfkesi
26.03.2025 CHP kendisini aşıyor
25.03.2025 İmamoğlu operasyonu ile çözüm süreci arasında bağ var mı? Hamit Bozarslan yorumladı
25.03.2025 Özgür Özel mucizesi
24.03.2025 Erdoğan’ın on yanlış hesabı ve bundan sonrası için beş tespit
24.03.2025 Mansur Yavaş’ın Kürtlerle ne alıp veremediği var?
23.03.2025 Erdoğan’dan CHP’ye büyük kıyak
21.03.2025 Kandil ile barış, CHP ile savaş
27.03.2025 Transatlantik: İmamoğlu operasyonu ABD'den nasıl görülüyor? | Hakan Fidan'ın ABD temasları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı