PKK nasıl silah bırakır?

25.06.2011 Vatan

Türkiye’de Kürt sorununun yakın tarihinde siyasi liderlerin kimi cümleleri taşıdıkları çok derin sembolik anlamlar nedeniyle hafızalara kazınmıştır. Örneğin DYP’nin başındayken Süleyman Demirel’in “Kürt realitesini tanıyacağız” demesi; Mesut Yılmaz’ın ANAP lideriyken “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” demesi ve yine DYP’nin liderlerinden, “terörle mücadele”nin starlarından Mehmet Ağar’ın “düz ovada siyaset” sözü...
Türkiye 12 Haziran’da seçimini yaptı yapmasına ama değil dağdakileri ovaya indirmek, bağdakilerin eşit bir şekilde siyaset yapmasının önü ya YSK, ya da özel yetkili mahkemeler tarafından çok sert bir şekilde engelleniyor. Eğer Kürt sorununun çözümünün ilk zorunlu aşaması PKK’nın silahsızlandırılmasıysa ve bunu örgütün kendi rızası olmadan gerçekleştirmek imkansızsa (ki yılların deneyimi bunu kanıtlıyor) dağdakileri düz ovaya çekebilecek günler yaşamadığımız ortada.

Olsun, Türkiye Kürt sorununda nice krizler yaşadı bunlar da bir şekilde, er ya da geç atlatılır ve büyük olasılıkla, daha öncekilerin çoğunda olduğu gibi bugünkü sorunlardan Kürt siyasi hareketi kârlı, onların başına bu dertleri açanlar zararlı çıkar. Dolayısıyla yaşadığımız kriz, sorunun özüne odaklanmamızı engellenmemeli.  

En hassas konular

Evet sorunun özünde öncelikle PKK’nın silahsızlandırılması var. Bu konuda çok şey yazıldı, söylendi, ama ilk kez tüm boyutları ele alan; birçok kritik noktayı ayrı ayrı ve birbirleriyle ilişkileri üzerinden masaya yatıran ve somut, uygulanabilir öneriler getiren bir çalışmayla karşı karşıyayız: Gazeteci Cengiz Çandar’ın TESEV için hazırladığı ve önceki gün medya üzerinden kamuoyuna duyurulan “Dağdan İniş: PKK Nasıl Silah Bırakır?” başlıklı 100 sayfalık rapordan söz ediyorum. “Kürt Sorununun Şiddetten Arındırılması” altbaşlığına sahip olan raporun önemini vurgulamak için bazı konu başlıklarını peşpeşe sıralamak yeterli olabilir:

Abdullah Öcalan faktörü; “Tek adam” ve örgütteki gücü; Irak, İran ve Suriye’de PKK ve Öcalan gücü; Kürtlerde kutsal üçleme: Apo, PKK, Dağ; Öcalan’ın askeri yetkililerle teması; MİT’in rolü ve Öcalan’la görüşmenin önemi; Görüşmelerin niteliği; Sınır dışına çekilmenin maliyeti; PKK’de yaşanan bölünme ve bir iç bütünlük aracı olarak silahlı mücadele; Habur, KCK tutuklamaları ve ağır sonuçları...

Rapordan uzun uzun alıntılar yapmak istemiyorum. Herhalde bugünden itibaren medyada bu konuda çok sayıda haber ve köşe yazısıyla karşılaşacaksınız. Arzu eden şu linkten raporu edinebilir: 


Uzun görüşme listesi

Yine de Çandar’ın nasıl bir çalışma hazırladığını daha iyi anlatabilmek için görüştüğü kişilerden bazılarının adını vermek gerekebilir: Cumhurbaşkanı Gül, Adalet eski Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri eski Bakanı Beşir Atalay, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, PKK yöneticileri Murat Karayılan, Zübeyr Aydar, Remzi Kartal, Muzaffer Ayata, PKK’dan ayrılmış eski yöneticilerden Osman Öcalan, Nizamettin Taş, Halil Ataç, Hıdır Sarıkaya; ayrıca Ahmet Türk, Leyla Zana, Osman Baydemir, Kemal Burkay, Yaşar Kaya ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Neçirvan Barzani...
Raporun içeriğini ilerde daha geniş olarak tartışırız. Şimdilik raporun son cümlelerini aktarmakla yetinelim: “PKK tarafında da sorunun çözümüne, silahlı mücadelenin sona erdirilmesine yönelik bir istek mevcuttur ve bu istek devlet yetkilileri tarafından da bilinmektedir. O halde ülkede demokratik bir ortamın yerleşmesi, gerekli hukuki altyapının oluşturulması ve en önemlisi taraflar arasında güven ortamının yeniden inşa edilmesi durumunda Habur sonrası yaşananlar ve benzeri olaylar nedeniyle tıkanan sürecin yeniden canlandırılmaması ve Türkiye’nin yakın geçmişine damgasını vuran en büyük sorunlarından birinin barışçıl bir siyasi zeminde çözüme kavuşturulmaması için hiçbir neden yoktur. Kürtlerin, yeni bir anayasa ile kendilerini vatandaş hissedecekleri, bugünküne dek sahip oldukları ‘statü’den farklı bir statü elde edecekleri demokratik bir Türkiye’de ‘dağdan iniş’ de mümkün olacaktır.”
Katılıyorum.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
27.03.2025 Transatlantik: İmamoğlu operasyonu ABD'den nasıl görülüyor? | Hakan Fidan'ın ABD temasları
27.03.2025 CHP’nin boykot çağrısı niçin başarılı oldu?
26.03.2025 Erdoğan’ın CHP ve Özgür Özel öfkesi
26.03.2025 CHP kendisini aşıyor
25.03.2025 İmamoğlu operasyonu ile çözüm süreci arasında bağ var mı? Hamit Bozarslan yorumladı
25.03.2025 Özgür Özel mucizesi
24.03.2025 Erdoğan’ın on yanlış hesabı ve bundan sonrası için beş tespit
24.03.2025 Mansur Yavaş’ın Kürtlerle ne alıp veremediği var?
23.03.2025 Erdoğan’dan CHP’ye büyük kıyak
21.03.2025 Kandil ile barış, CHP ile savaş
27.03.2025 Transatlantik: İmamoğlu operasyonu ABD'den nasıl görülüyor? | Hakan Fidan'ın ABD temasları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı