Kürtler Kobani'de kaybederse Türkler kazanmış mı sayılacak?

04.10.2014 Vatan
Leer en Español | Kurdî bixwîne | Read in English

Birkaç gündür "Bu gece Kobani için çok kritik" uyarılarını okuyup yatağa giriyor ve sabah kalkınca ilk iş olarak, büyük bir endişeyle, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bu Suriye kentinin (IŞ)İD'in eline geçip geçmediğini internetten kontrol ediyorum. Yalnız olmadığıma eminim. Kobani'yi benden çok daha fazla dert edinenler olduğunu da biliyorum. Kalbimiz, topraklarını korumak için silahlanan Kobanililer ve onlara destek olmak için Suriye'nin başka bölgelerinden, Türkiye'den, Irak'tan, İran'dan, Avrupa'dan oraya gitmiş gönüllülerden yana.
Ne var ki nasıl biz Kobani'deki direnişçilerin yenik düşmemesine seviniyorsak ülkemizde (IŞ)İD'in zaferini dört gözle bekleyenler, geciktikçe öfkelenenler de var. Bunların bir kısmı (IŞ)İD ile benzer bir İslamiyet ve dünya algısına sahip olan kişiler. Onlara diyecek bir şey yok; tercihlerini yanlıştan yana yapmışlar. Ama bir de (IŞ)İD ile hiçbir alakaları olmayan, belki de ondan nefret eden, bununla birlikte Kobani'yi ele geçirmesini canı gönülden isteyenler var. Bunlar "dinsizin hakkından imansız gelir" düsturuyla hareket ediyorlar ve Kobani'de inisiyatif Abdullah Öcalan çizgisindeki PYD/YPG/YPJ'de olduğu için, kentin düşmesinin PKK'nın hezimeti anlamına geleceğini düşünüyorlar.

Kobani düşerse süreç biter mi?

Tam bir gaflet. Bazılarının yaptığı gibi "Kobani düşerse Türkiye de düşer" gibi göz korkutmalara gitmeye gerek yok. Zira Kobani düşse de düşmese de, Türkiye (IŞ)İD'e karşı uluslararası koalisyonda yer aldığı için zaten bu örgütün hedefleri arasına girmiş durumda.
"Kobani düşerse çözüm süreci de biter" argümanı da çok doğru olmayabilir. Zira HDP heyetine son söylediklerine baktığımızda Öcalan'ın Kobani ile süreç arasında bağlantı kurmakla birlikte, Kandil'deki PKK/KCK yöneticilerinin yaptığı gibi sürecin kaderini tamamen ona endekslemediğini görüyoruz. Şurası muhakkak: AKP hükümeti (IŞ)İD ile YPG arasındaki silah eşitsizliğini istese çok kolay ortadan kaldırabilir ve kentin (IŞ)İD'in eline geçmesini engelleyebilir. Her ne kadar Başbakan Davutoğlu, Selahattin Demirtaş'a "Kobani'nin düşmesini tercih etmeyiz" demiş olsa bile, şu satırları yazarken bu yönde en ufak bir girişime tanık olmadım. Dolayısıyla Kobani düşer ve kentte bir katliam yaşanırsa Kürtler bundan Ankara'yı da sorumlu tutacaktır. Böylesi bir durumda Öcalan bile Kürt siyasi hareketini (KSH) ve ona destek veren kitleleri sürecin içinde tutmakta zorlanabilir. Yine de 30 yıl sonra ulaşılmış olan "devlet ile müzakere" aşamasından vazgeçmek KSH için hiç de kolay olmayacaktır.

Olay PKK'yı aştı

Kobani'nin çözüm süreciyle alakasını akılda tutmakla birlikte esas olarak şu noktanın ön plana çıkarılması gerektiğini düşünüyorum: Kobani'de olay PYD/YPG ve dolayısıyla PKK'yı çoktan aştı, tüm Kürtlerin meselesi haline geldi. Dolayısıyla Kobani'de tercihlerini (IŞ)İD'den yana yapanların bundan böyle Kürtlere "etle tırnak gibiyiz, hepimiz kardeşiz" vb. deme imkanları olmayacak. Ve yazının başlığındaki soruya gelecek olursak: Kobani'de Kürtlerin kaybetmesi kesinlikle Türklerin kazandığı anlamına gelmeyecek, eğer bu kayıtsızlık devam ederse o hep dile getirilen "Türk-Kürt kardeşliği"nin kaybetmesi anlamına gelecektir.

Son olarak iki not:
1) Kobani'nin (IŞ)İD'in eline geçmesi halinde de Kürtlerin mutlak bir şekilde kaybetmiş olduğunu söylemek zor olacaktır. Çünkü tüm dünyanın gözü önünde son derece eşitsiz bir savaş yaşanıyor. (IŞ)İD'in elindeki ağır silah avantajına rağmen kenti günlerce koruyan direnişçiler, herhalde Kobani'yi kaybetseler bile savaşmayı bırakmayacaklardır.
2) Direnişçilerin, uluslararası koalisyonun ve/veya Türkiye'nin doğrudan yoğun bir müdahalesi olmadan (IŞ)İD'i püskürtebilmeleri halinde, genel olarak Kürtlerin, özel olarak PKK hareketinin dünya çapındaki itibarı çok artacaktır.

*********

Kurban Bayramınızı kutlar ve imkansız gözükse de barış dolu günler dilerim.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı