A+ A-

Bir dönüm noktası olarak Kobani: (IŞ)İD ve PKK üzerine notlar

01.10.2014 Vatan

(IŞ)İD:
·  Başlangıçta mezhep temelli bir örgüt sanılan, Suriye ve Irak’ta esas olarak Şii ve Nusayrileri hedef aldığı düşünülen (IŞ)İD ne zamandır sanki sadece Kürtlerle savaşıyor. Bu da bölgedeki tek tehdidin mezhep savaşları olmadığını gösteriyor.
·  (IŞ)İD’in asıl gücünü, yarattığı korkudan aldığı Kobani’de ortaya çıktı. Örneğin Musul’u nerdeyse kurşun sıkmadan ele geçiren örgüt ilk kez karşısında korkmayan, ciddi olarak direnen bir halk ve örgütle karşılaşınca, açık silah üstünlüğüne rağmen durakladı.
·  Kobani’deki direnişin verdiği moralle, uluslararası koalisyonun hava saldırıları desteğini de alan Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ne (KBY) bağlı peşmergeler (IŞ)İD ile sert çatışmalara girip Irak Kürdistanı’nda işgal ettiği yerleri geri almaya çalışıyorlar. Onlara Kandil’den gelen HPG güçleri de yardım ediyor. Yani (IŞ)İD hakimiyet alanını genişletmek isterken tam tersine kayıplar yaşayabilir.
·  Kobani’de başarılı olmamak (IŞ)İD için yolun sonu anlamına gelmez, fakat özellikle Suriye’deki durumunun ciddi olarak sarsılacağı açık. Ağırlığı Irak’a kaydırması halinde de karşısına esas olarak yine Kürtler çıkacaktır. Kobani’yi ele geçirebilse (ki bu aşamadan sonra iyice zorlaşmış gözüküyor) bile elinde tutabilmesi, halk desteği olmadığı için mümkün olmayacaktır. Diğer bir deyişle aldığına pişman bile olabilir.
·  Koalisyonun hava saldırılarının (IŞ)İD’e darbe indirdiği muhakkak. Buna karşılık Guardian’da Hassan Hassan’ın yazdığı (‘What the Isis jihadis lose in strength from the air strikes they may gain in legitimacy’) gibi (IŞ)İD bu sayede hem saflarını sıklaştırıyor, hem rakip İslamcı örgütlere karşı elini güçlendiriyor (rakip gruplardan (IŞ)İD’e katılımların hava saldırılarından sonra daha da arttığı söyleniyor), hem hakkındaki “büyük güçlerin ajanı, taşeronu” gibi suçlamalardan kurtuluyor ve buna bağlı olarak İslam dünyasının genelinde kendisine yönelik ilgi ve sempati artıyor.

PKK:
·  Kobani direnişi PKK hareketi için tam bir dönüm noktası. Zira Rojava, dolayısıyla Kobani hem Abdullah Öcalan’ın “demokratik özerklik” önermesinin denendiği bir laboratuar hem de PKK için “bölgesel güç” olabilmenin anahtarı. Kobani’nin kaybı bütün bu iddiaları ciddi olarak gölgeler.
·  Tersi olur Kobani direnişi başarıyla sonuçlanırsa PKK “bölgesel güç” olma yolunda çok önemli bir aşamayı geçmiş olur. Ayrıca tüm dünyanın alt etmek için seferber olduğu (IŞ)İD’i ilk kez dize getiren bir örgüt olarak uluslararası prestiji artar.
·  Ankara’nın Kobani direnişine (IŞ)İD değil de PYD/YPG, dolayısıyla PKK ekseninden bakıyor olmasını bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere siyasi iktidarın tüm önde gelen isimlerinin, uluslararası koalisyona hedef olarak (IŞ)İD’in yanısıra PKK’yı (tabii bu arada Esad rejimini de) gösterme stratejisinin ne derece başarılı olacağı belirsiz. Ancak koalisyonun Kobani’yi kuşatan (IŞ)İD mevzilerini bombalama konusundaki hevessizliğini Ankara’nın rezervlerine bağlayabiliriz.
·  Türkiye’de çözüm için aynı masada oturan tarafların Kobani üzerinden gerginlik yaşamaları doğal olarak çözüm sürecini de tehlikeye atıyor. İlginç olan, Kandil’den Kobani yüzünden sürecin bittiği/bitebileceği açıklamaları gelirken hükümet sürece hiçbir şey olmayacağında ısrarlı. Herhalde bu noktada en çok Öcalan’a güveniyor, onun Kandil’i ve dolayısıyla PYD/YPG’yi Ankara ile uyumlu bir rotaya çekeceğini düşünüyor/umuyorlar.
·  Olabilir. Gerçekten de PKK lideri, yapacağı açıklamalarla hareketinin Türkiye, Irak ve Suriye’deki pozisyonlarının değişimini, hükümetin beklentilerine uygun olarak gerçekleştirebilir. Fakat bir noktanın altını çizmek şart: PKK hareketinin hiçbir kolu ve hiçbir aktörü, şu anda siyasi iktidarı rahatsız eden yaklaşımları Öcalan’dan habersiz, hele ona rağmen hayata geçiriyor değiller. Örneğin Başbakan Davutoğlu, PYD ile Ankara arasındaki sorunların sorumlusu olarak Salih Müslim’i işaret ediyor. Halbuki Rojava’da (ve Türkiye’de, Irak’ta...) işler büyük ölçüde Öcalan’ın bilgisi dahilinde ve onun talimatlarına göre yürüyor. Kısacası PKK liderinin muhtemel politika değişikliklerini,  “Öcalan yine Kandil’e ayar verdi..” gibi sunmayı sürdürmenin hiçbir inandırıcılığı yok.
Öte yandan topu sürekli Öcalan’a atıp Kürt siyasi hareketinin diğer aktörlerini işlevsizleştirmeye kalkmanın çözüm sürecinin selameti açısından çok akıl kârı olmadığı açık. Bu nedenle bugün yapılması beklenen Davutoğlu-Demirtaş görüşmesi olumlu bir adım.