Kürt hareketinin sahiden sosyalist sola ihtiyacı var mı?

31.10.2013 Vatan
Kurdî bixwîne

Başbakan Erdoğan‘ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan önceki gün Star Gazetesi’nde adıyla, dün de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Yasin Doğan“ müstearıyla, geçtiğimiz hafta sonu ilk kongresini yapan HDP (Halkların Demokratik Partisi) üzerine iki ayrı yazı yazdı. Öncelikle bu iki yazı bize hükümetin HDP olayını epey ciddiye aldığını gösteriyor.
Peki Akdoğan (dolayısıyla hükümet) bu partiye nasıl bakıyor? HDP’nin, Abdullah Öcalan‘ın talimatıyla BDP’nin “Türkiye partisi“ne dönüşmesi amacıyla kurdurulduğunu biliyoruz. Akdoğan ise HDP’nin bu hedefe ulaşabileceğine inanmıyor, hatta Kürt siyasi hareketinin Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olabileceğini ima ediyor.
Onun bu yaklaşımının Kürt hareketinin tabanında da rağbet gördüğünden, “Çözüm sürecinin tam ortasında ve yerel seçimlerin arifesinde böyle bir şeyin zamanı mı, ne gerek var?“ türünden yakınmaların epeydir seslendirildiğinden de haberdarız.

Uyum sorunu

Ortada çok ciddi bir uyum sorunu olduğu muhakkak. Şöyle ki, PKK 1970’li yılların sonlarına doğru Marksist-Leninist bir örgüt olarak doğdu, bu doktrine sahip kadrolar tarafından yönetildi ancak en büyük gelişimini solculuktan Kürt milliyetçisi çizgiye doğru yönelerek gerçekleştirdi. Sonuçta bugün Kürt siyasi hareketinin, büyük ölçüde sosyalist düşünceye sahip kadrolar tarafından yönetildiğini ama tabanda ezici çoğunluğu oluşturanların temel motivasyonunun Kürtlük ve Kürt kimliği olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla hareketin tavanı Kürt olmayan solcularla bir şekilde beraber yürümek isterken, taban bunu çok fazla dert edinmiyor, hatta böyle bir ihtimalden, kendi yürüyüşünü zora sokabileceği için uzak durmaya çalışıyor.
Önceki akşam Çankaya Köşkü‘nde 29 Ekim resepsiyonunda karşılaştığım BDP’lilerle sohbet ettiğimde benzer kaygılara tanık oldum. İçlerinden biri, HDP içinde yer alan sosyalist soldan kişi ve gruplara, zor zamanlarda yanlarında oldukları için minnet duyduklarını hatırlattı, ancak bu kesimlerin ülkenin batısında pek bir toplumsal karşılığı bulunmadığının da altını çizdi. Hatta ona göre, sosyalist solun HDP’deki ezici ağırlığı, Kürt siyasi hareketinin diğer toplumsal/siyasi çevrelerle mümkün olan ilişkilerinin önünü kesebiliyor.

Gezi faktörü

Eğer HDP ilk kongresini, örneğin geçen yıl yapmış olsaydı belki üzerinde konuşmaya bile kalkmaz, “nasıl olsa fos çıkacak” der ve geçerdik. Ancak Gezi direnişiyle birlikte Türkiye’nin bütün siyasi kalıpları altüst olduğu için “Bu daha başlangıç...“ sloganıyla yola çıkan HDP için “acaba...“ ile başlayan sorular soruyoruz. Çünkü HDP içindeki solcuların “Gezi ruhu“nu partiye taşıyabilmeleri durumunda marjinallikten sıyrılmaları ve onu “dışı Türk, içi Kürt“ bir parti olarak algılanmaktan kurtarmaları ihtimal dâhilinde.
Peki bu ne kadar mümkün? Şahsen çok mümkün olduğunu sanmıyorum, çünkü HDP içinde yer alan (dışında kalanların çoğu da öyle aslında) sosyalist soldan isimlerin Gezi’ye büyük ölçüde eski kalıplarla baktıklarını düşünüyor ve görüyorum. Örneğin, eğer “Gezi ruhu” denilen olguyu anlamış olsalardı, büyük bir kısmı yeni bir partide bu kadar ön plana çıkmaz, yerlerini genç ve yeni isimlere bırakırlardı.

İnenler ve çıkanlar

Şu notu mutlaka düşmek lazım: Genç Abdullah Öcalan, başta Mahir Çayan olmak üzere 1970’li yılların Türk sosyalistlerinden esinlenerek yoktan bir Kürt siyasi hareketi yarattı. Buna karşılık, Mahir Çayan’ın, Deniz Gezmiş‘in, İbrahim Kaypakkaya‘nın ve diğer devrimci liderlerin takipçisi olma iddiasındaki solcular bir zamanların güçlü sol hareketinin adım adım yok olmasının önüne geçemediler.
O zaman önümüzde şu sorular duruyor: Sosyalist solun yeniden güçlü bir şekilde varlık göstermesi mümkün mü? Mümkünse nasıl? Kendi Öcalan’ını çıkartarak mı? Değilse, sosyalistlerin tek seçeneği Kürt hareketine küçük bir parça olarak eklemlenmek midir?
Ve tabii ki esas soru: Kürt siyasi hareketinin sahiden sosyalist sola ihtiyacı var mı?



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı