Ekrem İmamoğlu’nun karnesi

06.04.2026 medyascope.tv

6 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Bugün bir araştırmadan bahsetmek istiyorum ama araştırmanın bir kesiminden. Şöyle ki Veri Enstitüsü, 3-12 Mart tarihleri arasında bir araştırma yapıyor. Aynı araştırma 2025'te 25-28 Mart tarihleri arasında da yapılmış ve 19 Mart sürecini soruyor bu araştırma ve karşılaştırmalı bir yıl sonra nereden nereye gelindiği üzerine. Bu araştırmayı Enstitü Direktörü Erman Bakırcı geçtiğimiz günlerde T24'te uzun bir yazıyla anlattı. Kendisiyle bir aksilik olmazsa salı günü Medyascope stüdyosunda da zaten bu araştırmayı konuşacağız. Burada insanların ruh hali sorulmuş ve aradan geçen zaman içerisinde endişe, umutsuzluk, öfke, şaşkınlık gibi kavramlar, bunlardaki iniş çıkışlar yorumlanmış. Dün Kemal Can yazdığı yazıda da buna değiniyordu. Bir gerileme var. Yani burada CHP'nin durumunda bir yıl önceye kıyasla daha bir ilgisizlik, kayıtsızlık olduğu söyleniyor.
Ama ben bugün esas olarak bu araştırmanın son bölümünü, yazının da son bölümünü ele almak istiyorum. ‘‘İmamoğlu paradoksu: Duvarların ardındaki lider’’ diye bir başlıkla vermiş yazar. Orada, Ekrem İmamoğlu’nun bir yıl içerisinde ne olduğu soruluyor. %41, ‘‘Mağduriyet etkisiyle daha güçlü bir ulusal lider hâline geldi.’’ diyor. %24, ‘‘Sadece kendi seçmen kitlesi üzerindeki etkisi arttı.’’ diyor. %20, ‘‘Siyaset sahnesinden uzaklaştığı için etkisi zayıfladı.’’ diyor. %15 ise ‘‘Liderlik vasfını tamamen kaybetti.’’ diyor. Bakıldığı zaman burada aslında bir başarı var. %41, ‘‘Mağduriyet etkisiyle güçlendi.’’ diyor. Ama burada şöyle bir husus var: Bu oran CHP ve DEM Parti seçmeninde çok yüksek. İktidar blokunda da bir kesim insanların bunu söylediğini belirtiyor yazar. ‘‘Ama verideki bir başka ayrıntı bu büyümenin sınırlarını da ortaya koyuyor: ‘Sadece kendi seçmen kitlesinde arttı’ diyenlerle ‘etkisi zayıfladı’ diyenler küçümsenmeyecek düzeyde. Karşımızda herkesi kuşatan bir liderleşme değil, sembolik etkisi genişleyen ama siyasi karşılığı henüz sabitlenmemiş bir figür var.’’ diyor.
Bunlar çok önemli değerlendirmeler ama en önemli kısmı burada yazının son bölümü, Erman Bakırcı'nın yazısının son bölümünde İmamoğlu konusunda söylediği husus, işte bunu tartışmak lazım: ‘‘Asıl mesele mağduriyetin kendiliğinden neye dönüştüğü değil; nasıl anlatıldığı ve kimler tarafından nasıl taşındığı.’’ Evet, burada tek başına mağdur olmak bir anlam ifade etmiyor. Kimler bunu nasıl anlatıyor? Tabii burada esas olarak iktidar dışı siyasi aktörler ve öncelikle de Cumhuriyet Halk Partisi. ‘‘Mağduriyet tek başına lider üretmez. Onu bir programa, bir anlatıya, bir örgütsel kapasiteye bağlamak gerekir. İmamoğlu bugün cezaevinde bir sembol; ama sembolün programa dönüşüp dönüşmeyeceği, duvarların dışındaki siyasetin kapasitesiyle belirlenecek.’’ diye devam ediyor. İşte bir yıl boyunca en önemli bakmamız gereken yer burası ve son günlerde yaşanan ‘‘bu kadar miting oldu, hiçbir şey değişmedi’’ gibi CHP içinden ve dışından, yakın çevresinden yöneltilen eleştiriler de gelip burada düğümleniyor.
Burada birkaç gündür ele aldığımız bir hususu tekrar vurgulamak lazım. Aktörler kim? Cumhuriyet Halk Partisi'nde iki aktör var. Birisi çok öne çıkıyor, Özgür Özel. Diğeri iyice geri planda kaldı, Ekrem İmamoğlu. Cumhuriyet Halk Partisi bu bir yıllık süreçte bunların yanına güçlü isimler ekleyemedi. Birtakım grup başkan vekilleri, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri var ama bunlar toplumda bir heyecan, mobilizasyon yaratabilecek kapasitede değiller ya da yaptıkları bunu gerçekleştiremiyor. En fazla Özgür Özel'in boş bıraktığı zamanlarda konuşuyorlar. Ama bu söylediklerinden hareketle bir şeyler şekillenmiyor. Bir ara başlarda Dilek İmamoğlu'nun bir figür olarak ortaya çıkabileceği düşünülmüştü. O da olmadı. Hep var ama çok öne çıkmamaya çalışıyor. Belki eşini gölgede bırakmak istemiyor. Ekrem İmamoğlu'nun kendisi de ilk günlerde çok fazla bir şekilde konuşuyordu, yazılar yazıyordu, röportajlar veriyordu, sosyal medyayı kullanıyordu ama kendisine sürekli engeller çıkartıldı, özellikle sosyal medyada ve belli bir süre sonra da tekrara düşmek gibi bir tuzak vardı. Onun için belki bunları azalttı. Şimdi de zaten mahkeme, duruşmalar başladığı için esas enerjisini duruşmalara veriyor. Duruşmalarda konuşuyor ama duruşmalarda konuşurken de davayı konuşuyor daha çok. Dava üzerinden birtakım siyasi mesajlar veriyor belki ama bunun yeteri kadar bu hareketliliği muhafaza edecek ve ilerletecek kadar kapsamlı olduğunu söylemek mümkün değil.
Tekrar aynı hususa geliyoruz, neydi: ‘‘Yük çok, hamal az Cumhuriyet Halk Partisi'nde.’’ Yeni birtakım Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi açıldı. Orada bir ekip oluşturuldu. O ekip haftada bir sürekli toplanıyor. Özgür Özel de katılıyor. 15 günde bir de olabilir. Bir süreklilikte toplanıyor ediyor ama hâlâ bu ofisin ne yaptığı kamuoyu tarafından tam anlaşılabilmiş değil. Orada geliştirilen programlar tam anlaşılabilmiş değil. Bir diğer yandan bütün bu hamleler, bütün bu eylemlilikler siyasi iktidarda birtakım gedikler açıyor. Ama işin kolayını bulmuş olan bir Erdoğan var. Erdoğan ne zaman başı sıkışsa savcılar üzerinden yeni bir operasyonla Cumhuriyet Halk Partisi'ni başka işlerle meşgul ediyor. Mesela geçen hafta ne oldu? Önce Uşak ardından Bursa'ya yöneldi. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda bir şeyler yapmak zorunda kaldı. Özellikle de Uşak'ta yaşanan değişik durum yani o Uşak Belediye Başkanı’nın Ankara'da bir otelde tabiri caizse basılması CHP'yi iyice zor durumda bıraktı.
Şimdi böyle bir ortamda bu kadar çok gündem maddesi varken ama esas olarak da kendini koruma reflekslerini geliştirmesi gereken Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu süreci disiplinli bir şekilde, dinamik bir şekilde taşıyabilmesi ve Ekrem İmamoğlu'nun liderliğini daha da güçlendirmesi gerçekten zor oluyor. Ve bir süredir biliyorsunuz zaten ‘‘Ekrem İmamoğlu aday olamazsa kim olacak? Mansur Yavaş mı olacak? Özgür Özel mi olacak? Yoksa en son Özgür Özel'in söylediği bir şeyden hareketle bir kadın mı olacak? Selin Sayek Böke mi olacak?’’ gibi spekülasyonlar alıyor başını gidiyor. Özgür Özel bu konuda çok net. ‘‘Adayımız Ekrem İmamoğlu’’ diyor, burada durmaya çalışıyor ama bu tek başına yetmiyor. Ekrem İmamoğlu da bulunduğu yerden cezaevi koşullarında Türkiye'nin gündemini belirleyebilecek ya da ciddi bir şekilde etkileyebilecek açılımlar yapmakta zorlanıyor.
Mesela en son Nevruz'a yolladığı mesaj önemliydi ama çok da fazla ilgi görmedi. Bir tek bundan hoşlanmayan mesela İYİ Partililer falan itiraz ettiler ama ona hak ettiği şey verilmedi. Böyle bir durumda CHP bu ikili başkanlık sistemini, ikili liderlik sistemini güçlü bir şekilde sürdürebilirse, yani Ekrem İmamoğlu Özgür Özel birlikteliğini, fakat burada işte son dönemde özellikle kefenin ağırlığı Özgür Özel'den yana. Bunu bir şekilde dengeleyebilmesi gerekiyor Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Ekrem İmamoğlu'nun. Bunu dengeleyebilmeleri için de partinin kadrolarından yardım almaları gerekiyor. Partinin kadrolarının bu konuda çok yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Bir diğer husus da Cumhuriyet Halk Partisi son dönemde ciddi şekilde bir halkla ilişkiler krizi yaşıyor. Medya ile ilgili birtakım sorunlar yaşıyor. İşte Sözcü televizyonu olayı, Yılmaz Özdil olayı vesaire gibi böyle zorlukların içerisinde. Şu hâliyle bakıldığı zaman Veri Enstitüsü'nün de gösterdiğini kabul etmek gerekiyor. İlk baştaki yaşanan yoğunluk, ilgi ve destek zaman içerisinde daha az görünür hâle geldi. Fakat bu aşılamayacak bir şey değil. Çünkü iktidarın çok yumuşak karnı var; ekonomi başta olmak üzere. Buralarda Cumhuriyet Halk Partisi etkili birtakım çıkışlar yapabilirse tekrar olayı kendine çevirebilir.
Evet, bugünün ithafı herhalde dünya tarihinin en büyük sanatçılarından birisine, Leonardo da Vinci'ye. Leonardo da Vinci 1452-1519 arasında yaşamış. Hayatının büyük bir kısmı İtalya'da geçiyor ama arada Fransa macerası da var. Kendisi sadece ressam değil, aynı zamanda mühendis, matematikçi, anatomist. Müzikle de ilgilendiğini söylüyorlar. Yapmadığı şey kalmamış ama biz esas olarak tabii ki onu resimleriyle biliyoruz ve tabii ki de ilk olarak ‘‘Mona Lisa’’ ile biliyoruz. En azından ben öyleyim. Ya da ‘‘Son Akşam Yemeği’’ ile biliyoruz. Kendisinin böyle birisi olduğu rivayet edilir. Değişik birisi. Çok küçük yaştan itibaren sanatla, bilimle ilgili birisi. Hep çalışmış, hep üretmiş ve genellikle de etkili kişilerin yanında bulunmuş; ülkeyi yönetenler, devlet adamları, din adamlarının yanında bulunmuş ve yeri doldurulamamış bir isim Leonardo da Vinci. Benim gibi resimden çok anlamayan birisini bile heyecanlandıran bir ressam olduğunu söylemek lazım. Leonardo da Vinci'ye ne söylenebilir? Zaten bir efsane. Hakkında çok sayıda spekülasyonlar var. Hayatı üzerine söylenen çok şey var ve hâlâ konuşulan edilen, hakkında yeni yeni şeyler söylenen, adından hareketle, yaptığı eserlerden hareketle yeni birtakım şeyler üretilen muazzam bir insanmış. Kendisini büyük bir takdirle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
11.04.2026 Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var
10.04.2026 İktidar CHP’ye yönelik saldırılarını şiddetlendiriyor
09.04.2026 Gizli tanıklar neye tanık, etkin pişmanlar neden pişman?
08.04.2026 Salı günleri Devlet Bahçeli dinlemek
07.04.2026 Transatlantik: Zelensky'nin Ankara ve Şam ziyaretleri | Trump İran'ı tehdit etmeye devam ediyor
07.04.2026 Yılmaz Özdil olayı bize neler söylüyor?
06.04.2026 Ekrem İmamoğlu’nun karnesi
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
05.04.2026 Sosyal medyada anonimliğin kalkacak olmasına sevinmeli miyiz?
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı