BDP tabanı AKP’ye mi, CHP’ye mi daha yakın?

21.10.2013 Vatan

Radikal Gazetesi yazarı Koray Çalışkan’ın, Sırrı Süreyya Önder’in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına BDP/HDP’den aday olma niyetinden, CHP, daha açıkçası Mustafa Sarıgül lehine vazgeçmesi çağrısı yaptığını biliyoruz. Onun bu çıkışını eleştiren önceki günkü yazımız (Yine mi “oylar bölünmesin”?) olumlu-olumsuz epey tepki aldı. Bu tartışma sayesinde CHP’nin önümüzdeki yerel seçimlerde sadece İstanbul’da değil, Mersin, Antalya, Aydın ve Adana gibi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı seçim çevrelerinde de BDP seçmeninin oyuna talip olduğunu öğrenmiş olduk ve şaşırmadık.
CHP’liler şu şekilde akıl yürütüyor olmalı: Eğer bu büyükşehirlerde kazanma imkanı olmayan BDP/HDP aday göstermez veya “düşük profilli” isimlerle seçmenin karşısına çıkarsa; ilaveten, örtülü veya açık bir şekilde CHP adaylarını işaret ederse sandıkta AKP iktidarına esaslı bir ders vermek mümkün olabilir.

Bu akıl yürütmenin birçok nedenle pek akıl kârı olmadığını söyleyebiliriz:
    1) Son dönemde ciddi bir yükseliş içinde olan BDP, belediye başkanlıklarını alma iddiası olmayan ama belli bir oy potansiyeline sahip olduğu Batı’daki büyükşehirlerde güçlü adaylar göstererek kendi gerçek gücünü ölçmek isteyebilir. Buralarda ilk hedef, muhtemelen, önceki seçimlerde AKP ve CHP’ye gitmiş olan kendi oylarını geri almak olacaktır.

    2) Bir parti olarak CHP ve onun söz konusu seçim bölgelerindeki adayları BDP tabanına pek bir şey vaat edebilecek durumda değiller. Örneğin son demokratikleşme paketinden en çok “Andımız”ın kaldırılması nedeniyle şikayetçi olan CHP’nin ve onun adaylarının, sadece AKP karşıtlığı ekseninde BDP seçmenini kendisine çekmesi çok zor gözüküyor.

    3) BDP seçmenlerine “CHP mi, AKP mi?” diye sorduğunuzda genellikle “al birini vur ötekine” ve benzeri cevaplar alıyorsunuz. Fakat illa birini seçmek zorunda kalırlarsa AKP’yi tercih edeceklerini söyleyenlerin sayısının daha fazla olduğunu gözlemledim.
Kadim yakınlık

Lakin CHP’nin BDP tabanına erişme konusunda hiç şansı olmadığını söyleyip konuyu kapatmak da mümkün değil. Zira tabanda pek olmasa da Kürt siyasi hareketinin yöneticileri nezdinde geleneksel olarak CHP’ye yönelik bir ilgi, zamanla azalmış olmakla birlikte mevcut. Örneğin üç yıl önce Avrupa Parlamentosu’ndaki Kürt Konferansı vesilesiyle gittiğim Brüksel’de çok sayıda Kürt siyasi elitiyle yaptığım sohbet ve tartışmalarda bu ilgiye bariz bir şekilde tanık olmuş ve yaşadığım şaşkınlığı “Kürt hareketi AKP’ye neden uzak, CHP’ye neden yakın?” sorusunu başlığa çıkartarak okurlarla paylaşmıştım. (Kürt hareketi AKP’ye neden uzak, CHP’ye neden yakın?)
O günden bu yana Türkiye’de çok değişikliğin yaşandığı ve Kürt hareketiyle CHP arasındaki “kadim yakınlık”ın epey aşındığı muhakkak. Her şey bir yana, siyasi iktidar Abdullah Öcalan’ı merkezine oturttuğu bir çözüm süreci başlatmış durumda. CHP ise, Kürt sorununu (henüz) olmasa da Kürt siyasi hareketinin ve Öcalan’ın meşruiyet sorununu çözen bu sürece başından beri mesafeli, hatta karşı tutum aldı.
Yine de Kürt hareketinin kurmay heyetinin CHP defterini tam anlamıyla kapatmış olduklarını söylemek mümkün gözükmüyor; hele hükümeti çözüm sürecinde üstüne düşenleri yapmamakla giderek daha artan bir dozda eleştirdikleri bir dönemde. Diğer bir deyişle Öcalan ve PKK’nın, CHP’ye doğrudan ya da dolaylı, açık ya da örtülü destek seçeneğini Başbakan Erdoğan ve AKP’ye karşı bir tür koz olarak masaya sürmeleri ihtimal dahilindedir. (Bu ihtimal sadece önümüzdeki yerel seçimler için değil, bilhassa cumhurbaşkanlığı, kısmen genel seçimler için de akıllara gelecektir.)
Ne var ki bu ihtimalin çok yüksek olduğu söylenemez. BDP’nin, ülkenin batısındaki büyükşehirlerde HDP çatısı altında Kürt olmayan ve belli ölçüde ağırlıkları bulunan adaylar çıkaracağını tahmin ediyorum. BDP seçmenlerinin hatırı sayılır bir bölümünün bu adaylar dışında AKP veya CHP’li adayları seçmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Böylesi bir tercihte dindarlık, mezhep farklılığı, ideolojik yakınlık/uzaklık gibi faktörler etkili olabilir.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı