Hükümet, tezkere, Kobani, Öcalan: Bir dizi tuhaflık

03.10.2014 Vatan

·  Siyasi iktidarın sözcüleri ilk andan itibaren (IŞ)İD’e karşı uluslararası koalisyona katılmayacaklarını çok ayrıntılı ve kati bir biçimde anlattılar. Buna karşılık CHP Türkiye’nin koalisyonda yer alması gerektiğini savundu.
·  Koalisyon meselesinin kapandığını sandığımız bir anda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry “Türkiye ön cephede yer alacak” dedi. “Temennisini dile getiriyor herhalde” yorumları yapılırken Cumhurbaşkanı Erdoğan New York’ta Kerry’yi doğruladı.
·  Tezkerede (IŞ)İD adının bir tek yerde geçmesi, buna karşılık Suriye rejimi ve PKK’ya atıflarda bulunulması, hükümetin tek amacının (IŞ)İD ile mücadele olmadığı düşüncesine kapı araladı.
·  ABD başta olmak üzere koalisyona katılan ülkelerin kara harekatının söz konusu olmadığını kayda geçirmiş olmalarına rağmen tezkere yabancı ülke birliklerinin Türkiye’de konuşlanması maddesi de eklendi.

Birdenbire değişenler

·  2003 yılındaki 1 Mart tezkeresinin geçmemesi için üstün gayret göstermiş (ve bu nedenle tüm savaş karşıtlarının sempatisini haklı olarak  kazanmış) olan zamanın Başbakan Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu şimdiki tezkerenin önde gelen savunucusu oldu.
·  Düne kadar hükümetle birlikte koalisyona katılmanın yanlış olduğunu savunan birçok kişi de birdenbire koalisyonda yer almanın erdemlerini anlatmaya başladılar.
·  Amerikalı muhatapalrıyla görüşmelerinde “kesinlikle tek bir Türk askerinin dahi savaşa dahil olmayacağı”nı söylediklerini medyaya sızdırmış olan Genelkurmay yetkilileri de tutum değiştirip harıl harıl harekat planları yapmaya başladılar.
·  Hükümet, koalisyona katılmaya sıcak bakan CHP’yi tezkereye ikna etmek için herhangi bir gayret göstermedi ve onu hayır vermeye itti. HDP de asıl amacın (IŞ)İD ile savaşmak değil Kürt hareketini Suriye’de etkisizleştirmek olduğu iddiasıyla hayır oyu vereceğini açıkladı. Buna karşılık MHP tezkerenin yanında yer aldı. Sonuçta CHP ile MHP ve AKP ile HDP arasında varolduğu sanılan yakınlaşmaların yerini AKP-MHP ve CHP-HDP ittifakları aldı.
·  Tezkereye Kürtler dışında çok ciddi bir toplumsal tepki gelmiyor. Halbuki 1 Mart 2003 tezkeresinde, İslami kesimi de kapsayan çok etkili bir savaş karşıtı hareketlilik vardı.
·  Başbakan Davutoğlu, tezkereye karşı çıkanları (IŞ)İD’ci olmakla suçladı ki öncelikle Suriye, ardından Irak’ta, özellikle HDP ile aynı siyasi çizgideki silahlı güçlerin ve hatta Kobani’de yaşandığı gibi halkın (IŞ)İD'e karşı kıran kırana savaştığı ortada.
·  Davutoğlu’nun söylediklerinin aksine, ilk olarak Kandil’deki KCK/PKK yöneticileri tarafından dillendirilen, (IŞ)İD’in asıl hamisinin AKP hükümeti olduğu iddiası Kürt siyasi hareketinin tabanında giderek yayılıyor ve tepkiler sokaklara taşıyor.

Öcalan’ın iyimserliği
 
·  Fakat gerek Davutoğlu ile görüşen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, gerekse HDP heyetini kabul eden Abdullah Öcalan bu iddiayı sahiplenmeyip hükümete yönelik ılımlı mesajlar verdiler. Her iki isim tezkere konusunda da keskin tutum almadı.
·  Bu bağlamda Öcalan, “Kobani kuşatması sıradan bir kent kuşatması olmanın çok ötesinde, sadece Kürt halkının demokratik kazanımlarını hedeflemekle kalmayıp Türkiye’yi de yeni bir darbe sürecine sokacaktır. Bu katliam girişimi amacına ulaşırsa hem süreci sonlandıracak, hem de yeni ve uzun sürecek bir darbenin temellerini atacaktır” diyerek, adını vermediği, hükümet dışı bazı odakları işaret etti.
·  Öcalan, yine ad vermedi ama “Devlet içinde de halen çözüm odaklı davrananlarla imha sığlığından medet umanlar arasında bir gel git yaşandığı gözlenmektedir” diyerek çözüm sürecinin tıkanmasının esas kaynağı olarak devleti, devlet içindeki farklılıkları gösterdi.
·  Öcalan, bütün bu rezervlerine rağmen, Kobani nedeniyle sürecin sona erdiğini veya ermekte olduğunu ileri sürenlerin aksine, son bakanlar kurulu kararıyla birlikte “müzakere iradesinin pratikleşmesinin önünde hiçbir engel kalmamıştır” diyerek süreç konusunda son derece iyimser bir görüntü verdi.


Son söz: Bütün bu tuhaflıklardan hareketle, hükümetin, tezkere ve sonrasında olacaklar/olabilecekler; Kürt siyasi hareketinin temsilcilerinin de siyasi iktidarla yürüttükleri görüşmeler hakkında kamuoyuna yeterince şeffaf davranmadıklarını söyleyebiliriz.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
08.07.2019 Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları
08.07.2019 SETA’nın gazeteci andıçının anlamı ve anlamsızlığı
05.07.2019 Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?
05.07.2019 Taha Akyol ile söyleşi: 23 Haziran sonrası Türkiye
04.07.2019 Erken gelen pişmanlık: Başkanlık sistemi
03.07.2019 Erdoğan ve AKP ile özdeşleşen İslami cemaatler 23 Haziran’ın faturasını ödemekten kurtulabilecek mi?
03.07.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran ve nükleer kriz & Libya’da neler oluyor?
02.07.2019 Tek adam yalnızlaşıyor
01.07.2019 Hoca, Reis’e karşı
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
01.07.2019 The Master against the Chief
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı