Gülen cemaati kendi gücünün kurbanı oluyor

04.03.2014 Vatan

Dün "Fethullah Gülen ve cemaati nihai aşamada, tam olarak ne istiyor?" sorusuna cevap vermek için kaleme aldığımız yazıyı bazı okurlar “sanki yazı yarım kalmış” diye eleştirdi. Haklılar, çünkü soru çok çetin, kolaylıkla ve kısa bir şekilde cevaplayabilmek mümkün değil. Bu nedenle dünkü yazıyı bir girizgah olarak kabul edip bu soru üzerine düşünmeyi bugün de sürdürelim. Ve tabii bu ikinci yazıyla da konunun kapanmasının mümkün olmadığının altını çizmeyi de ihmal etmeyelim.
Gülen’in cemaatine hedef olarak Allah’ın kelamını, İslam dininin yüceliğini ve değerini dünyanın her köşesine bildirme ve yayma, bütün bunları yaparken hiçbir dünyevi beklenti içinde olmama, sadece Allah’ın rızasını kazanmak için çabalamayı gösterdiğini biliyoruz. Ama her toplumsal ve siyasi hareketin belli bir aşamadan sonra ana ilke ve hedefleriyle ilişkilerinin gevşediğini, etkili bir hareket olarak varkalma (beka) ve gelişip büyümenin sıklıkla temel hedeflerin önüne geçtiğini de biliyoruz.

İdealist değil realist ve pragmatist

Gülen cemaati de benzer bir serüven yaşadı ve yaşıyor. Örneğin bu hareketin tarihinde dönüm noktalarının 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve nihayet 17 Aralık 2013 olması da temel motivasyonun “her şeye rağmen ayakta kalmak” olduğunu gösteriyor. Cemaat, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi kritik dönemlerden, başlangıçtaki ilke ve hedeflerinden taviz vermekle birlikte çok ölümcül yaralar almadan, hatta daha güçlenerek çıkmayı bildi. 17 Aralık sürecinin nasıl gelişip sonlanacağıysa şimdilik meçhul.
Cemaat’in yurtdışı faaliyetlerinde de idealizmden ziyade realizm, rasyonalizm ve pragmatizmi temel aldığını biliyoruz. Dinleri, ırkları, dilleri, gelişmişlik düzeyleri ve rejimleri tamamen farklı 140’a yakın ülkede köklü eğitim kurumlarına sahip olmanın başka türlü imkanı da olamazdı zaten. Bununla birlikte Cemaat’in ilk olarak okullaşmaya gittiği ve epey de başarılı olduğu Özbekistan’dan, bir süre sonra bu ülkenin otoriter lideri İslam Kerimov tarafından kovulduğunu da not düşelim.

Stratejik hatalar

Fethullah Gülen, cemaatinin bekasını her şeyin önüne koyduğu için çok ciddi stratejik hatalar yaptı. Bunların ilk akla gelenleri ÇYDD Başkanı Prof. Türkan Saylan’ın evinin Ergenekon soruşturması kapsamında polis tarafından basılması (13 Nisan 2009); Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah davası kapsamında tutuklanması (28 Eylül 2010); gazeteciler Ahmet Şık ile Nedim Şener’in  Odatv soruşturması kapsamında tutuklanmaları (3 Mart 2011).
Prof. Saylan eğitim alanında Cemaat’e rakip olduğu, Avcı Cemaat’i suçlayan kitap yazdığı, Şık benzer bir kitap hazırladığı ve Şener de Cemaat için çok değerli olan bazı polis şeflerinin Hrant Dink suikastıyla ilgilerini sürekli gündeme getirdiği için bu mağduriyetleri yaşadılar. (Bu noktada Cemaat çevreleri tarafından dile getirilen “daha önce de çok kitap yazıldı, yazanlara bir şey olmadı” itirazına, “çünkü o dönemde Cemaat bu kadar açık kumpasları düzenleme güç ve cüretine sahip değildi” karşılığını vermemiz gerekir.)
Sonuçta devletin imkanlarını kendi özel çıkarları için geniş ölçüde ve kötü biçimde kullanması Cemaat’e yönelik sempati ve destekte ciddi kırılmalara ve sorgulamalara neden oldu. Öyle ki ülkede ve tüm dünyada eğitim alanındaki başarı öyküleri, bir dizi kültürel faaliyet, yardım çalışmaları, özetle her türden “hizmet” bu komploların gölgesinde kaldı; bunların değeri ve etkisi aşındı.
Peki buradan geri dönüş mümkün mü? Hükümetle savaşın her geçen gün daha da kızıştığı şu ortamda Cemaat’ten böyle bir dönüş beklemek mümkün değil. Kaldı ki dünyevi işlere o kadar bulaşmış durumda ki, istese de asli (uhrevi) hedeflerini ve sivil alandaki temel faaliyetlerini merkeze almayı başaramaz.
Galiba sorun şurada: Gülen hareketi idealizmini, rasyonalizm, realizm ve pragmatizmle çok iyi harmanlamayı becerdiği için başarılıydı. Bu başarı sayesinde hızla büyüdü, küresel bir harekete dönüştü. Buna bağlı olarak bu hareketin bekası ideallerin yerini aldı. Aşırı güçlenmenin getirdiği ölçüsüz özgüven yüzünden akılcılık ve gerçekçi düşünme geri plana itildi.
Ve kaçınılmaz noktaya gelindi: hareket tıkandı!

Gülen cemaati kendi gücünün kurbanı oluyor...




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.04.2018 Süleyman Soylu olayı
11.04.2018 Ankara’nın Suriye açmazı
10.04.2018 “Ne deizmi kardeşim!”
09.04.2018 Mücahit Bilici ile söyleşi: İslam, İslamcılık ve gençler
06.04.2018 Eskişehir katliamı: Küçük muhbirler cehennemi olarak Türkiye
04.04.2018 Bir hayal kırıklığı: Dindar nesil
02.04.2018 MİT’in Kosova operasyonunun düşündürdükleri
29.03.2018 “Dine dönüş”ten “dinden dönüş”e
28.03.2018 Mirgün Cabas, Kemal Can ve Can Kozanoğlu ile Türkiye’de medya dün, bugün, yarın
28.03.2018 Transatlantik: Batı-Rusya gerilimi, Bolton ve Erdoğan
12.04.2018 Süleyman Soylu olayı
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı