11 Eylül, 7 Ocak, El Kaide, (IŞ)İD ve bundan sonrası...

10.01.2015 Habertürk
Lire en Français | Read in English

El Kaide, 11 Eylül 2001’de ABD’de sembolik değeri yüksek hedeflere yönelik intihar eylemleri gerçekleştirdi ve çok sayıda sivilin ölmesi ve yaralanmasına neden oldu. Bu açıdan bakıldığında 12 Ekim 2002’de Bali’de turistik tesisleri hedef alan eylemleri “Endonezya’nın 11 Eylül’ü”; 15 ve 20 Kasım 2003’de İstanbul’da iki sinagog, bir İngiliz bankası ve İngiltere Başkonsolosluğu’na yönelik intihar eylemlerini “Türkiye’nin 11 Eylül’ü”; 11 Mart 2004’te Madrid’de trenlere yönelik saldırıları “İspanya’nın 11 Eylül’ü” ve nihayet 5 Temmuz 2005’te Londra metrosundaki eylemleri de “İngiltere’nin 11 Eylül’ü” olarak tanımlayabiliriz.
Bu eylemlerin El Kaide ile doğrudan ilişkili olup olmadığı konusu tam olarak netliğe kavuşmuş değil fakat eylemcilerin El Kaide’den ve 11 Eylül’den esinlendikleri muhakkak.

“FRANSA’NIN 11 EYLÜL’Ü”

Bu süreçte başta Fransa ve Almanya olmak üzere diğer Avrupa merkezlerinde de benzer saldırılar beklenmişti, olmadı. Dolayısıyla, yıllar sonra da olsa Paris’te Charlie Hebdo’ya yapılan baskının “Fransa’nın 11 Eylül’ü” olarak tanımlanması şaşırtıcı değil.
Hedefin sembolik (Batı kültürünün merkezi sayılan Paris’te, Batı düşüncesinin temeli olan düşünce, ifade ve basın özgürlüğü) değeri ve buna bağlı olarak, yarattığı dehşet açısından bakıldığında 11 Eylül benzetmesi bir ölçüde doğru olabilir. Ancak yöntem açısından 7 Ocak’ın 11 Eylül’den epey farklı olduğunu görüyoruz.
Öncelikle bir intihar eylemi söz konusu değil. Saldırganlar, 12 kişiyi öldürdükten sonra kaçtılar. Bu, El Kaide’nin başını çektiği “küresel terörizm” bağlamında pek alışılmadık bir durum. Buradaki meydan okuma daha farklı ve daha güçlü. Hedefin Hz. Muhammed karikatürleri nedeniyle zaten tehdit altındaki Charlie Hebdo olması ve saldırının Paris’in ortasında, gündüz vakti ve derginin en kalabalık anlarından birinde gerçekleştirilmesiyse bu meydan okumanın dozajını artırıyor.

“DEHŞET VE VAHŞET FARKI”

Charlie Hebdo’da karikatüristlerin katledilmesi akla doğal olarak (IŞ)İD’in, elindeki gazetecileri (genellikle kafalarını keserek) infaz etmesini getiriyor. Burada da benzerlikler kadar farklılıklar söz konusu. (IŞ)İD’in de 7 Ocak saldırganları kadar, düşünce, ifade ve basın özgürlüğünden nefret ettiği açık. Ancak (IŞ)İD’in elleri-kolları bağlı, yani çaresiz insanları infaz etmesinin 7 Ocak saldırısı kadar Batı’ya güçlü bir meydan okuma olduğunu söyleyemeyiz.
(IŞ)İD Batı dünyasında esas olarak nefret ve tiksinti yaratıyor. Ancak yazının başında saydığımız intihar saldırılarının ve nihayet Paris’teki Charlie Hebdo baskınının yarattığı dehşet atmosferi Batı’da sahici bir korku ve paniğe yol açıyor.
Bunun herhalde en önemli nedeni, (IŞ)İD’in Batı’da değil de İslam coğrafyasında varlık göstermesi. Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’un (IŞ)İD’in eline geçmesiyle Paris saldırısına gösterilen tepkiler nicelik ve nitelik açısından kıyaslandığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Batı’yı dehşete düşürme konusunda El Kaide’nin hayli gerisinde kalan (IŞ)İD’in bu yüzden vahşetin derecesini sistemli bir şekilde yükselttiğini söylemek mümkün. Ama bir süredir dünyada (IŞ)İD vahşeti kanıksanmış durumda. Bu nedenle (IŞ)İD’in savaşını (ve vahşetini) doğrudan Batı coğrafyasına taşıması muhtemeldir. Belki de 7 Ocak bunun ilk örneğidir.
Yine de, Charlie Hebdo saldırganlarının (IŞ)İD’den çok El Kaide’ye yakın olduklarını tahmin ediyorum. Son olarak, Avrupa’nın başka merkezlerinde ve muhtemelen Türkiye’de de benzer saldırılara tanık olabilir ve bunları o ülkelerin (ve tabii ki Türkiye’nin) “7 Ocak’ı” olarak adlandırmak durumunda kalabiliriz.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
11.02.2020 Bahçeli’nin savaş çağrısı karşılık bulur mu?
10.02.2020 Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile özel yayın
10.02.2020 Erdoğan, Başbuğ’un yol açtığı krizi çözebilecek mi?
08.02.2020 CHP’nin CNN Türk boykotu ne anlama geliyor?
07.02.2020 Erdoğan-İlker Başbuğ kavgası: Aslında neler oluyor?
06.02.2020 Türkiye’nin durumu: Otoritesiz otoriterlik
05.02.2020 Geçmişten günümüze “FETÖ’nün siyasi ayağı”
04.02.2020 Erdoğan Putin’i karşısına alabilir mi?
04.02.2020 Bitmeyen fiyasko: Ankara’nın Suriye politikası
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
10.01.2020 Le journalisme «natif et national » en Turquie
08.01.2020 How can the left in Turkey, end the supremacy of the right?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı