Yine gergin bir seçim ortamına doğru

21.02.2015 Habertürk
Lesen Deutsch

Recep Tayyip Erdoğan “partili cumhurbaşkanı” olacağını seçimler öncesi ilan etmişti. Şu ana kadarki performansına baktığımızda “partili”den ziyade “partici” veya “partizan” bir cumhurbaşkanı profili çizdiği açık. İl il dolaşıp muhalefet partileriyle polemiğe giriyor, seçmenden başkanlık sistemine geçebilmek için iktidar partisine 400 milletvekili sunmasını istiyor.
2011 genel seçimlerinde 327 milletvekili kazanmış olan iktidar partisinin 400 milletvekili kazanması için öncelikle HDP’nin, 35 milletvekilinin tümü AKP’ye geçecek şekilde barajın altında kalması gerekiyor. Ama yetmiyor. Ardından MHP ve CHP’nin çok büyük oy kayıpları yaşaması şart. Fakat her iki parti de ne kadar düşerse düşsün AKP’nin 400’e ulaşması mümkün değil.
Aslında formülün baştan yanlış kurulduğunu söyleyebiliriz. Zira HDP hiç de baraj altında kalacağa benzemiyor. Hatta Erdoğan ve siyasi iktidarın diğer temsilcileri hedef almayı sürdürdükçe HDP’nin oylarının daha da artacağını tahmin ediyorum.

SÜREÇ BİTERSE...

HDP için en büyük risk bir şekilde çatışmasızlık ortamının sona ermesi olur. Evet, çözüm sürecinin alenen sona ermesi ihtimalinin HDP’yi zor durumda bırakacağı kesindir. Ancak böyle bir durumda HDP kadar, hatta ondan çok daha fazla olarak AKP kaybeder; MHP ve CHP oyları artabilir. Tabii ki en çok kaybeden bütün Türkiye olur.
Sürecin şu günlerde tıkanmış olduğu muhakkak ve tıkanıklığın nasıl aşılabileceği de muğlak. Ne var ki daha önce de tıkanıklıklar yaşanmış ama bir şekilde sürecin devamı sağlanabilmişti. Bu sefer de öyle olacağını tahmin etmek zor değil. Tahminime göre Erdoğan HDP’ye karşı sert üslubunu devam ettirecek, ama hükümet cephesi sürecin kaldığı yerden yola devam edebilmesi için diyalog mekanizmalarını yeniden işletecek.
Şöyle ki, çözüm sürecindeki sorunlar büyük  ölçüde, hükümet çevrelerinin ısrarla göstermek istediği gibi İmralı (Öcalan) ile Kandil (PKK/KCK) arasında değil devletin farklı kesimleri arasındaki görüş ve üslup farklılıklarından kaynaklanıyor. Bu farklılıkları, “iyi polis-kötü polis” şeklinde bir mizansen olarak küçümsemek de yanıltıcı olur. Devlet içinde şekilden çok içerikle ilgili derin farklılıklar bulunurken benzer bir durumun Kürt siyasi hareketi için de geçerli olduğunu pek sanmıyorum. 

CEMAAT ARTIK “ÖZNE” DEĞİL “NESNE”

Özellikle Gezi sürecinden itibaren Erdoğan’ın demokratik sisteme “çoğulcu” değil “çoğunlukçu” perspektiften baktığını daha net görmeye başladık. Son 400 milletvekili hedefi bunun yeni bir versiyonu. Halbuki bu perspektifle demokrasiyi ilerletmek asla mümkün değil. Örneğin istediğiniz başkanlık sistemini inşa etmek için HDP’yi bir şekilde Meclis dışı bırakabilirsiniz fakat ülkenin en dinamik toplumsal/siyasi hareketini, üstelik tüm bölgede giderek daha etkin bir aktör haline geldiği bir sırada dışlamanın götürüsü getirisinden kesinlikle daha fazla olur.
Fakat siyasi iktidarın İç Güvenlik Paketi’ndeki ısrarı, buna bağlı olarak Meclis’te yaşananlar nedeniyle umutlu olmak mümkün değil. Buna siyasi iktidar tarafından gündeme zerk edilen kaset ve suikast iddialarını da eklediğimizde ortam iyice gerginleşiyor. Anlaşılan Erdoğan bu sefer de seçmenin esas olarak bu tür spekülatif şeylerle meşgul olmasını tercih ediyor. Çünkü 1994 yerel seçimlerinden itibaren sahici meseleleri tartışmak yerine ideolojik kavgaları esas alma üzerine bina edilmiş seçim kampanyaları genellikle Erdoğan ve arkadaşlarının başarısına zemin hazırladı.
Son iki seçime bir şekilde müdahil olan (ve kaybeden) Fethullah Gülen cemaatinin, bu seçimlerde bir “özne”den ziyade “nesne” durumuna düşmüş; Erdoğan ve AKP’nin günah keçisine dönüşmüş olması da ayrıca dikkat çekici bir durum. Galiba bu seçimlerde de Erdoğan’ın en büyük kozu Cemaat olacak!




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.02.2020 Bir devir kapanırken
24.02.2020 Diyarbakır’dan izlenimler: Babacan bekleyişi azalarak sürüyor
21.02.2020 Demokrasi ve hukuk devleti savunulmadan Fethullahçılıkla mücadele etmek mümkün mü?
20.02.2020 Erdoğan-Gülen savaşının asıl öyküsü
19.02.2020 AKP içi ve çevresindeki iktidar savaşları
18.02.2020 Siyasal İslam neden ve nasıl çöktü?
17.02.2020 Olmamış, olacağı da meçhul bir darbenin mağduriyet kuyruğu
16.02.2020 Ankara Moskova’dan, Erdoğan Putin’den uzaklaşabilir mi?
15.02.2020 Sekizinci yılında MİT krizinin gösterdikleri
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
25.02.2020 Bir devir kapanırken
06.02.2020 La situation de la Turquie : l’autoritarisme sans autorité
10.01.2020 “Native and national journalism” in Turkey
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı