Mağrur çok, mağlup yok

13.08.2014 Vatan

Türkiye’de seçimlerin neredeyse tümünün ortak özelliği mağlubunun olmamasıdır.  Sandıktan başarılı çıkamayan partiler/adaylar öyle çok, kapsamlı ve ikna edici argümanla durum değerlendirmesi yaparlar ki sanki onlar galip çıkmış sanabilirsiniz. Mağluplar ne mi yapar? Mesela:
1)  Varsa diğer mağlupların durumunu daha ön plana çıkarıp kendilerini "daha az mağlup", buradan hareketle "gizli galip" gösterirler.
2)  Sandıkta kazanan tarafın seçim öncesi beklentilerini abartılı bir şekilde tarif ederek, esas hedefine ulaşamadığını, hayal kırıklığı yaşadığını, dolayısıyla aslında hiç de galip olmadığını, tam tersine kaybettiğini ileri sürerler.
3)  Kazanan taraf siyasi iktidarı zaten kontrol ediyorsa, seçim sürecindeki adaletsizlikleri, eşitsizlikleri, hukuksuzlukları, hile iddialarını her şeyin önüne koyup, bu şartlar altında gösterdikleri performansı başarı olarak tasvir eder, kendilerini "galip sayılır bu yolda mağlup" ilan ederler.
4)  Tabii bir de doğrudan ya da dolaylı olarak seçmeni suçlarlar. Daha önceki seçimlerin ardından, kazanan tarafın karşıtları durumu sık sık Aziz Nesin’in o veciz sözüyle izah etmeye çalışmışlardı. Bu seçimin ardından da benzer yorumlar yapıldı ama fatura daha çok oy kullanmayan seçmenlere kesilmek istendi.

İhsanoğlu’nun kabahati yok

Sonuncudan başlayalım: Daha ortada kimlerin, hangi gerekçelerle Pazar günü sandığa gitmediği, gitmiş olsalardı hangi adaya oy verecekleri belli olmadığı halde, çatı partilerinin sözcüleri, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en azından ikinci tura kalmamasından oy kullanmayanları sorumlu tuttular. Velev ki dedikleri doğru olsun, katılım oranının yükselmesi halinde Erdoğan’ın yüzde 50’nin altında kalacağı kesin olsun, bunun sorumlusu oy kullanmayanlar mıdır, yoksa onları sandığa gelmeye ikna edemeyenler mi?
Özellikle Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçim kampanyasının sönük ve heyecansız geçtiğine hep birlikte tanık olduk. Bunda herhalde en az İhsanoğlu’nun kabahati vardır. Açıkçası kendisini aday gösteren partilerden muazzam bir destek almamasına, üstelik Erdoğan ile taraftarlarının her türlü saldırısına maruz kalmasına rağmen ayakta kalabilmesi bile başlı başına başarıydı. Çatı partilerinin yöneticileri, en azından, çatı adayı fikrinin hiç de parlak bir buluş olmadığını; siyasi yönü bu kadar baskın olan bir seçime siyasete bu kadar uzak ve kamuoyunun tanımadığı birini ortak aday göstermenin bir bakıma yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına geldiğini itiraf etmeliler.
İhsanoğlu’nun adaylığının ilan edilmesinin ardından kendi adaylarını çıkarma cesaretini gösteremeyen CHP’nin ulusalcıları eğer bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na meydan okuyorlarsa bunun ana nedeni CHP yönetiminin, daha önceki seçimlerden sonra da yaptığı gibi, hatalarıyla samimi bir şekilde yüzleşmekten kaçınmasıdır. Lakin CHP yönetimine meydan okuyan bu isimlerin, geçersizliği defalarca kanıtlanmış klişeler dışında Erdoğan ve AKP’ye nasıl meydan okuyabileceklerini kestirebilmek epey zor. 

Demirtaş örneği

Aslında Selahattin Demirtaş, çatı partilerinin her türlü bahane ve mazeretini tek başına geçersiz kıldı. İhsanoğlu’nun aksine siyaset yaptı yine onun aksine AKP ve Erdoğan’ı doğrudan eleştirdi ve tabii ki İhsanoğlu gibi statükoyu korumayı değil tamamen değiştirmeyi vaat etti. Tabii bütün bunları, arkasına sayısı ve niteliği her geçen gün artan bir kitle desteğini ve parti örgütünü alarak yaptı. Bu açıdan bakıldığında Erdoğan’ın gerçek ve belki de tek rakibi Demirtaş’tı.
Yine Demirtaş’la, bütün hukuksuzluk, adaletsizlik ve eşitsizliklere rağmen doğru sözlerin doğru insanlar tarafından söylenmesi halinde bunun seçmen tarafından muhakkak kabul gördüğü de bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Son söz: Her seçimden sonra kazananları ve onlara oy verenleri suçladığınız, aşağılamaya kalktığınız müddetçe hep kaybetmeye mahkumsunuzdur.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
27.03.2025 Transatlantik: İmamoğlu operasyonu ABD'den nasıl görülüyor? | Hakan Fidan'ın ABD temasları
27.03.2025 CHP’nin boykot çağrısı niçin başarılı oldu?
26.03.2025 Erdoğan’ın CHP ve Özgür Özel öfkesi
26.03.2025 CHP kendisini aşıyor
25.03.2025 İmamoğlu operasyonu ile çözüm süreci arasında bağ var mı? Hamit Bozarslan yorumladı
25.03.2025 Özgür Özel mucizesi
24.03.2025 Erdoğan’ın on yanlış hesabı ve bundan sonrası için beş tespit
24.03.2025 Mansur Yavaş’ın Kürtlerle ne alıp veremediği var?
23.03.2025 Erdoğan’dan CHP’ye büyük kıyak
21.03.2025 Kandil ile barış, CHP ile savaş
27.03.2025 Transatlantik: İmamoğlu operasyonu ABD'den nasıl görülüyor? | Hakan Fidan'ın ABD temasları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı