Kapımızdaki El Kaide

11.06.2014 Vatan

Her ne kadar El Kaide merkeziyle sorunları olsa da IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) ideolojik-politik olarak bu uluslarötesi şebekeyle aynı hatta olduğu açıktır. Dolayısıyla IŞİD’in Irak’ın en önemli şehirlerinden Musul’un önemli bir bölümünü ele geçirmiş olmasını El Kaide’nin kapımıza dayanması olarak görmek yanlış olmaz.
Aslında bu ilk değil. IŞİD öteden beri Suriye’deki varlığıyla Türkiye ile bir tür komşu durumunda, hatta iddialara göre IŞİD’e eleman ve malzeme aktarımında topraklarımız da kullanılıyor.
Şunun altını kalın bir şekilde çizmemiz gerekiyor: Bugün IŞİD Musul’da bayrak sallandırabiliyorsa bunun sorumluları Bağdat, Washington, Tahran ve Ankara ile Erbil’dir. İşin Irak, ABD, İran boyutunu bir kenara bırakıp Türkiye ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ayağına bakacak olursak şunu görüyoruz: Suriye’deki iç savaşta Abdullah Öcalan (dolayısıyla PKK) çizgisindeki PYD öne çıkınca, Ankara ile Erbil koordineli bir şekilde onunla aralarına mesafe koydular, etkisini sınırlamaya çalıştılar ve bundan da doğal olarak en çok Nusra Cephesi ve IŞİD gibi aynı bölgede nüfuz mücadelesi veren radikal İslamcı yapılanmalar istifade etti.
Musul’un IŞİD’in denetimine geçmesi bunun ne kadar vahim bir stratejik hata olduğunu gözler önüne seriyor. Eğer Abdullah Öcalan’ın geçen yılki Newroz mesajında önerdiği gibi Ankara, bölgede Kürtlerle stratejik bir işbirliği yolunda adımlar atmış olsaydı IŞİD bu kadar palazlanmaz ve muhtemelen Musul’daki bu hamleye cesaret edemezdi. Bütün bunlar yaşanmış olsa bile, en azından Ankara’nın El Kaide çizgisindeki yapılanmalarla ilişki içinde olduğu yolundaki kuşkulara yer olmazdı.

Musul dersleri

Musul’da yaşananlardan hareketle şu notları düşebiliriz:
1)  ABD’nin Irak işgali bu ülkeye huzur getirmedi, getireceğe de benzemiyor.
2)  Bağdat yönetiminin, özellikle ordusunun ne kadar güçsüz olduğu, Amerikan ordusu çekildikten sonraki ilk ciddi hamlede ortaya çıktı.
3)  Başbakan Maliki’nin güçsüzlüğüne rağmen KBY’nin peşmerge desteği önerisini kabul etmemesi büyük bir yanlış olarak kayda geçti.
4)  Musul’u terk edenlerinin çoğunun KBY’ne sığınması, Kürtlerin güç ve önemini ortaya çıkardı.
5)  PKK, IŞİD’in muhtemel bir saldırısına karşı KBY’ye destek önermesi bu iki rakip Kürt yapılanması arasındaki mesafeyi daraltabilir.
6)  Ankara ne yaparsa yapsın, Musul olayından sonra Erbil’in Suriye’de PYD’ye karşı eski dışlayıcı tavrını sürdürmesi mümkün görünmüyor.
7)  IŞİD’in Suriye’de Kürtlerden yiyebileceği darbeler onun Irak’taki varlığını da tehlikeye atabilir. Bu nedenle olsa gerek IŞİD sözcüleri Kürdistan’a saldırmayacaklarını açıkladılar.
8)  Musul olayı, El Kaide’nin Şii düşmanı ideolojisi nedeniyle, azalmış olan mezhep savaşı ihtimalini yeniden tırmandıracağa benziyor. Bundan bölgedeki tüm ülkeler olumsuz etkilenecektir.
9)  El Kaide’nin Suriye ve Irak’ta uzun süre tutunabileceklerini sanmıyorum. Ancak tam olarak yok edilmeleri de asla mümkün olacağa benzemiyor. Şu ana kadar bu ülkedeki faaliyetleriyle bölgeyi zaten epey altüst etmiş olan El Kaide çizgisindeki grupların Musul sonrasında çok daha ciddi bir tehlike teşkil ettikleri aşikâr.
10) Türkiye’nin bütün bu yaşananlardan olumsuz anlamda etkilenmemesi kesinlikle mümkün değil. Peşpeşe yapılan son derece vahim stratejik hataların şu ana kadar ödediklerimizden çok daha ağır faturaları önümüze konacaktır.
11) Ankara’nın bundan sonra yapabileceği en vahim yanlış, Musul’daki durum nedeniyle sıkıntı yaşayan Bağdat ve Erbil ile dayanışmaya gitmeyip, onların zor durumlarından istifade etmeye kalkmak olur. Sanmıyorum ki böyle bir yola gidilsin zira Ankara, onca deneyin ardından, El Kaide’yi kullanmaya kalkanın yandığını idrak etmiş olmalı.
Türkiye’nin önündeki en büyük risk, topraklarımızın El Kaide benzeri örgütler tarafından bir "cihad alanı" olarak görülmesidir. Dünyanın dört bir yanında, bu arada Irak ve Suriye’de çok sayıda Türkiye vatandaşının El Kaide saflarında gönüllü olarak savaştığı bilindiğinde bu tehlikenin altyapısının zaten hazır olduğu da anlaşılır. Nihayetinde Irak ve Suriye’nin yanında Türkiye El Kaide için esas büyük lokmadır.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.05.2020 Gelecek Partisi ve DEVA ne kadar yeni? Ruşen Çakır, Burak Bilgehan Özpek ve Osman Sert tartışıyor
24.05.2020 Salgınlar tarihin akışını nasıl değiştirdi? Prof. Cemal Kafadar ile söyleşi
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
20.05.2020 Tümamiral Cihat Yaycı olayının düşündürdükleri
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
25.05.2020 Gelecek Partisi ve DEVA ne kadar yeni? Ruşen Çakır, Burak Bilgehan Özpek ve Osman Sert tartışıyor
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı