İslamcılık ölmedi ama İslamcılar birbirlerini öldürüyor

14.07.2014 Vatan
Lire en Français

Eğer sosyal medyada Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren radikal İslamcı grupların taraftarlarının hesaplarını takip ederseniz sık sık karşınıza "şehit" fotoğrafları çıkar. Iraklı ve Suriyelilerin dışında diğer Arap ülkelerinden, Balkanlardan, Çeçenistan’dan, Türkiye’den, Batı ülkelerinden... Kimi intihar eylemi gerçekleştirmiş, kimi Şam ya da Bağdat rejiminin güçleriyle, kimi Rojava’da YPG’lilerle çatışmalarda ölmüştür. Bu arada farklı İslamcı gruplar arasındaki çatışmaların da hayli kanlı olduğunu da şehit fotoğraflarından anlayabilirsiniz.
Zaten IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) hilafet ilan edip adını İslam Devleti olarak değiştirmesinin ardından özellikle Suriye’de radikal İslamcı grupların ana gündemi Baas rejimine veya Rojava’da PYD/YPG’ye karşı savaş kadar, hatta yer yer ondan daha fazla, İD ile iktidar savaşı olmuş durumda. Örneğin El Kaide’nin Suriye ayağı olan Nusra Cephesi’nin lideri Ebu Muhammed el Colani kendilerinin de Suriye’de bir emirlik kuracaklarını ve burada tavizsiz bir şekilde şeriat kurallarını uygulayacaklarını açıkladı. Buna karşılık gerek Suriye, gerekse Irak’ta farklı İslamcı gruplarda yer alan bazı militanların tövbe edip İD’e ve onun halifesi İbrahim’e (Ebubekir el Bağdadi) biat ettikleri görülüyor.

Mezhep savaşları

İslamcılar arası çatışma denince sadece İD ile Nusra’yı anlamamak lazım. Gerek Irak, gerekse Suriye’de birkaç yıldır yaşanan ve büyük ölçüde mezhepler arası çatışma şeklinde seyreden iç savaşlar aynı zamanda birer İslamcılar arası savaşlardır. Çünkü El Kaide küresel çıkışını yapana kadar dünyada radikal İslamcılık denince akla Ayetullah Humeyni, Tahran rejimi ve onun Lübnan’daki Hizbullah gibi türevleri gelirdi. Öyle ki, mesela Türkiye’den kalkıp El Kaide saflarında dünyanın dört bir tarafında gönüllü olarak savaşmaya giden gençlerin ciddi bir bölümü İran Devrimi’nin ve Tahran rejiminin devrim ihracı politikalarının etkisinde kalmıştı.
Buna bağlı olarak Batı dünyasında uzun bir süre El Kaide ile Tahran arasında bağ olduğu sanıldı. Örneğin 11 Eylül öncesi yazılan az sayıdaki El Kaide/Usame bin Ladin kitabında bu yeni yapının aslında Lübnan Hizbullahı’nın bir projesi olduğu tezi öne çıkıyordu.
Bugünse İD ve El Kaide’ye yakın diğer grupların yıkmaya çalıştığı Bağdat ve Şam rejimlerinin ardında doğrudan Tahran var ve özellikle Suriye’ye hem İran Devrim Muhafızları, hem Lübnan Hizbullahı takviye olarak gidip orada muhalif İslamcı gruplarla savaşıyor.

Laiklik ihtiyacı

Kuşkusuz birebir benzetmek çok doğru olmayabilir ancak Suriye ve Irak’ta İslamcılar arasında yaşananlar Sovyet işgalinin sonlanmasının ardından Afganistan’taki farklı mücahit gruplar arasında yaşanan kanlı iktidar savaşlarını hatırlatıyor. Afgan halkının büyük kısmı bu iç savaştan o kadar bunalmıştı ki uzun bir süre buna hiç karışmayıp güç toplayan ve aslında çok da fazla tanınmayan Taliban’ı bir kurtarıcı olarak görüp benimsemişti. Fakat bugünkü Irak ve Suriye şartlarında böyle bir İslamcı "kurtarıcı"nın çıkacağına dair herhangi bir işaret yok.
Lakin durumun çok da umutsuz olduğu kanısında değilim. Zira bütün bu bitmek bilmez çatışmalar, iç savaşlar, her kendini güçlü hissedenin "gerçek İslam’ı ben temsil ediyorum" diyerek diğerlerini kendisine biat etmeye çağırması, etmeyenleri yok etmeye çalışması gibi acı deneyimler İslam’ın alabildiğine siyasallaştırılmasının hiç de parlak bir fikir olmadığını Müslüman topluluklara gösteriyor.
O meşhur tartışmaya dönecek olursak: İslamcılığın bir ideoloji olarak öldüğünü düşünmüyorum, Müslümanlar var oldukça İslamcılık da olacak, ancak İslamcıların birbirlerini acımasızca öldürdüğü bir ortamda İslamcılığın "daha iyi bir yaşam" vaat eden bir ideoloji olarak kalamayacağı açık.
Daha sonraki yazılarda bu tartışmayı sürdürmeyi umuyorum... 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.03.2026 İranlı spiker Hamaney ile birlikte rejimin de öldüğünü tüm dünyaya duyurmuş oldu
28.02.2026 Öcalan'dan buraya kadar
27.02.2026 Bir yıl sonra yine İmralı’dan gelecek açıklamayı beklerken
26.02.2026 Siyasi iktidar laik-İslamcı çatışması arzuluyor
23.02.2026 Hafta Başı (71): ABD İran'a saldırırsa... | Ortak rapor ve sürecin devamı
23.02.2026 Prof. Betül Çelik ile söyleşi: Dünya örneklerinden hareketle komisyon raporunun artıları ve eksileri
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.02.2026 Prof. Yaman Akdeniz ile söyleşi: Siyasi iktidarın sosyal medyayı mutlak denetim arayışları
22.02.2026 Evet, gazetecilik suçtur!
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
01.03.2026 İranlı spiker Hamaney ile birlikte rejimin de öldüğünü tüm dünyaya duyurmuş oldu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı