Dr. Edgar Şar ile söyleşi: CHP’den “yeni parti”ye süreklilik ve değişim

20.07.2026 medyascope.tv

20 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Cumhuriyet Halk Partisi'ni daha doğrusu Cumhuriyet Halk Partisi'nden kopacak olanların kuracağı yeni partiyi konuşuyoruz. Siyaset Bilimci Doktor Edgar Şar'la konuşacağız. Edgar, merhaba.
Edgar Şar: Merhaba Ruşen abi.

Ruşen Çakır: %100 emin gibi konuştum ama galiba %100 kuruluyor parti. Hatta yerinin bile saptandığını söylüyorlar. Genel merkezin Ankara'da nerede olacağı, şu bu haberler çıkmaya başladı. Adı konusunda ‘‘Şimdilik ‘Yeni Parti’ diyelim’’ dedi Özgür Özel. Ama işte ‘‘Yürüyüş’’ gibi bir isim var. Başka isimler de olabilir. Bunu birçok yönüyle konuşalım seninle. Daha önceki yayınlarımızda değindik aslında bu konuya ama şimdi esas gündem bu olduğu için diğer konular geri planda kaldı. Ama ben yine de sana şunu sormak istiyorum: Yeni parti CHP'deki değişimciler için gerçekten zorunluluk mu artık? Yani artık CHP içerisinde bir şey yapmalarının imkânı kesinlikle kalmadı diye düşünüyor musun?
Edgar Şar: Ben düşünüyorum ve oradaki aklı başındaki herkesin de aynı fikirde olduğunu düşünüyorum, Özgür Özel de dâhil olmak üzere. Zaten aslında şimdiye kadar CHP'nin içinde verilmiş olan mücadele de ‘‘acaba biz bir şekilde partiyi geri alır mıyız’’ düşüncesinden ziyade siyasi olarak bu ihtimali tüketmiş olmak. Bütün verilen şansı tüketip seçmene de ‘‘biz zorunlu olarak gittik’’ diyebilmek. Bakın, ‘‘ilk fırsatta CHP'yi terk ettiler’’ vesaire gibi bir propaganda yapıldığı zaman, bunu iktidar bloku da yapabilir, ki yapacaktır, Kılıçdaroğlu tarafı da yapabilir; doğrudan kendi seçmenlerine söyleyebilecekleri bir söz olması açısından bence bu kadar düşünülüyor. Yoksa iktidar bloku bu kadar zahmetli bir işi, bu kadar hukuken mümkün olmayan bir işi bu kadar zorlayıcı bir şekilde zaten yapmazdı, eğer bu kadar kısa zamanda geri verecek olsaydı partiyi diye düşünüyorum. Tabii şu ihtiyat paylarını da bırakalım; ‘‘Ya bu iş iyice bizim kontrolümüzden çıktı. Bu şekilde bunlar hiç kavga etmiyorlar. Tam tersi yeni parti iyice yükseliyor’’ falan gibi bir sonuca varırsa iktidar partisi, iktidar bloku diyelim, bir noktada geri adım atabilir. Daha erken ya da daha geç. Yani ben çok yüksek ihtimal görmüyorum bunu ama diyelim bir ihtiyat payı bırakacaksak bu olabilir, ancak bu sebeple olabilir. Ama bu oluncaya kadar açıkçası başka çare olmadığı bence ortada. Onlar çünkü CHP içinde bir kavga çıkması ve gerçekten de siyasetlerini iktidar blokuyla değişmiş CHP yani değişimci CHP arasında değil de CHP içi bir kavgaya dönüşmüş olmasına yatırım yaptılar, buna yatırım yapmaya devam edeceklerdir gibi gözüküyor. Hâlâ bütün kartlarını, bütün benzinlerini harcamadılar orada, yani oradaki kavgayı büyütmek için.

Ruşen Çakır: Peki Edgar, şimdi burada tabii çok soru var ama ilk akla gelen soru bu partinin potansiyeli meselesi. Ben şu ana kadar yeni parti üzerine yaptığım yayınlarda genellikle AKP'nin ilk kuruluşuna referans verdim ve orada AKP'nin Fazilet kapatıldıktan sonra Saadet Partisi'ne girmeyip de AKP'yi kurduklarında aldıkları oy Fazilet Partisi'nin oyunun çok üstündeydi. Yani konu Fazilet Partisi'nin oyunu nasıl paylaşacaklarını aştı ve çok sayıda özellikle merkez sağdan ve soldan oylar aldılar yeni bir parti olma iddiasıyla. Orada da tabii çok kritik bir şey vardı; ‘‘Millî Görüş gömleğini çıkarttık’’ sözü, doğru ya da yanlış ama bunu dile getirdiler. Siz şimdi Rawest'le bir araştırma yaptınız IstanPol olarak, yeni yayınlandı. Orada çok çarpıcı rakamlar var. İstersen oradan başlayalım. An itibarıyla seçmen tercihi anlamında yeni bir parti, Özgür Özel liderliğinde kurulacak yeni bir partinin bayağı bir şansı var diye buldunuz değil mi?
Edgar Şar: Şöyle, zaten rakamları ayrıntılı olarak Göksel’le Roj'un yaptığı programda ele aldılar sanırım görsellerle birlikte, grafiklerle birlikte, hani isteyenler orada daha ayrıntılı da görebilir. Biz biraz daha böyle içine bakalım o rakamların, iyi olur sanki. Şimdi şöyle bir durum var. İlk etapta, yani 21 Mayıs'tan sonra bu ilk şok atlatıldıktan sonra, ‘‘Yeni bir parti kurulsa ne olur?’’ diye ortalıkta bu soru sorulmaya başladığından itibaren bir sürü araştırma görüyorduk. CHP'nin oyu yani mevcut oyu neydi aşağı yukarı; 30'un biraz üstünde ve çoğu zaman birinci parti çıkıyordu. Bazı araştırmalarda AK Parti'nin hemen gerisinde ikinci çıkıyordu ama ikisi birinciliği paylaşıyor gibiydi. O miktardaki bir oyu paylaşıyor gibi gözüküyordu açıkçası. Ama son zamanda yani özellikle Haziran’ın sonundan itibaren ya da Temmuz’un başında yapılan araştırmalara ve şu anda Temmuz’un ortasından itibaren çıkmış olan araştırmalara bizimki dahil baktığımızda bir örüntü görüyoruz. O da şu: Yeni parti daha kurulmuş değil, daha söylenmiş bir söz yok; ama tamamen varsayımsal olarak sorulan bir soru üzerinden bakınca bile birinci parti özelliğini kazanmış durumda. Yani sadece bizim araştırmada değil, birçok araştırmada ben bunu gördüm değişik şeylerle. Yeri gelmişken parantez içinde bir şey söylemek istiyorum. Şimdi tabii 2023 seçimleri özellikle muhalif kitle için çok büyük bir travma. Yani bunu daha ileride biz çok konuşacağız diye düşünüyorum. Bugünler biterse de çok konuşacağız. Anket meselesi, anketler üzerinden manipülasyon yapılması, işte tırnak içinde kazanmayacak adayların kazanır gösterilmesi, birilerinin şişirilmesi ve bunların hani siyasetteki güç şeyleriyle orantılı bir şekilde yapılması Türkiye'de maalesef yaygın yaşanan konular. Biz bu araştırmayı paylaştığımız zaman biz bunu toplum için yapıyoruz. Yani biz siyasi partilere araştırma yapan bir kurum değiliz. IstanPol olarak biz bir think-tank, bir düşünce kuruluşuyuz. Yani bir anket şirketi de değiliz, tırnak içinde söylüyorum. Birilerinden para alıp birilerini şişirmek için falan değil; biz her yıl kısıtlı bütçemizle birtakım algı araştırmaları yaparız. Ama bu konunun bu senenin siyasi gündeminde Türkiye için önemli olacağını görüp bu konuya stratejik bir dönüş yaptık, hiçbir siyasetçiyle bağlantılı olmayacak şekilde ve ortaya çıkan sonuçlar da önemli oldu. Bunun için zaten biz bunu topluma açıkladık. Eğer abonelerimiz olsa, ne bileyim bir siyasi partinin şeyi olsa filan yayınlamazdık zaten. Ama böyle bir şey yok. Şimdi bazen bunu görenler ‘‘yine birilerini şişiriyorlar’’ falan diyorlar. Onu bir açıklamış olayım. Şimdi insanları da anlamak istiyorum. Hani direkt onları reddetmektense bir açıklama olarak söylüyorum; böyle bir şey yok. Dolayısıyla ciddiye almalarını tavsiye ederim bu verileri. Ama hadi bir kenara koyalım bizim araştırmayı. Diğer güvenilir olan araştırma şirketlerinin ve her ay sahaya çıkan bazı araştırma şirketlerinin trendlerine baktığımızda da bu ay benzer şeyleri görünce ben açıkçası bu konuya da özellikle dikkat çekmek istedim. Sadece tek bir araştırmadan bahsetmiyoruz. Şimdi bir şey daha söyleyeyim. AK Parti'nin ilk kuruluş dönemi örneklerden bir tanesi. Türkiye'de de zaman zaman bazı örnekler var, yeni bir partinin çıkması. Çoğu başarısızdır ama konjonktürel olarak bir potansiyel olduğu zaman o potansiyeli nasıl gerçekleştirebilir? Bir ufak değişiklik yaptığı zaman belki de o üstündeki, mesela ‘‘cam tavan’’ diyordu ya CHP 25 için, 35 civarına çıktı ama belki orada başka camlar gene vardı. Onu bile kırabilecek bir hale geldi. Şimdi AK Parti örneği de ona benziyor. Yurt dışından da örnekler var. AK Parti örneği aslında şu anki yeni partiye benzemiyor. Yurt dışından mesela örneklerden bir tanesi Macron. Yani merkez siyaset düşerken orada merkez siyasetin içindeki aktörlerden birinin boşluğu görüp o boşluğu stratejik bir şekilde seçmeni iyi anlayıp ‘‘ben bunu şöyle doldurursam şöyle bir çıkış yapabilirim’’ sonucuna varması ve girmesi. AK Parti'ninki ona çok benziyor. Çünkü 90'larla beraber merkez sağ, merkez sol zayıfladı ve o boşlukla beraber AK Parti kurululduktan aşağı yukarı bir yıl sonra seçime girip %34 oy aldı. Bir de üstüne üstlük işte baraj sebebiyle Meclis’in de %66'sını aldı, neredeyse üçte ikisini. Anayasayı filan değiştirebilirdi, neredeyse o seviyedeydi. Başka sebeplerden değiştiremedi, neyse. Biraz Macron'unki ona benziyor. Şu an biz seçimli otoriterlikten bile daha otoriter bir şeye geri kaydığımızı söylediğimiz bu ortamda tabii ki koşullar daha farklı. Hegemonya yaratmaya çalışan ama aslında beceremeyen bir otoriter iktidar var. Oyu 30'un altına düşmüyor Türkiye'deki bütün kötü giden şeylere rağmen. Dolayısıyla bu AK Parti'nin ilk dönemindeki gibi işte DSP'nin %1'e düşmesi, ne bileyim Fransa'da bugün Sosyalist Parti’nin yok olması, Cumhuriyetçilerin, merkez sağın neredeyse yok olması falandan farklı bir durum var. Araştırmamıza baktığımızda buna rağmen potansiyel olarak şöyle bir şey görüyoruz. Bir, aslında ‘‘bu pazar eğer seçim olursa’’ senaryosuyla sorduğumuzda Özgür Özel'in yeni partisi birinci parti konumunu geri alıyor. CHP'nin varlığına rağmen yani Kılıçdaroğlu'nun CHP'si de o kararsızların dağıtıldığı senaryoda %4-5 civarı bir oy alıyor. Yani ona rağmen aslında %35 civarı bir oyla birinci oluyor. Ve şöyle ikili senaryoyla sorduğumuzda, yani ‘‘20 Mayıs'ı düşünün, mutlak butlan olmasaydı 20 Mayıs'taki CHP'nin var olduğunu düşünerek bu pazar seçime girseniz ne olurdu?’’ diye sorduğumuzda CHP yine birinci ama çok az bir farkla; ama Yeni Parti dediğimizde AK Parti ile arasındaki farkı da açıyor. Ha parantez içinde söyleyeyim, yöntemsel olarak bu tabii kusurlu bir yöntemdir. Çünkü seçmen şu anda mutlak butlan olduğu için ‘‘olmamış gibi düşünün’’ gibi sorular seçmenin zihninde mükemmelen çalışmaz ama bu bir göstergedir. Yine aradaki fark bir göstergedir. Birinci veri bu. İkinci veri potansiyelle ilgili, ‘‘Böyle bir yeni parti kurulursa buna oy verir misiniz?’’, ‘‘Belli koşullar sağlanırsa oy verir misiniz ya da hiç vermez misiniz?’’ gibi böyle birkaç seçenekle sorduğumuzda, ‘‘veririm’’ ve ‘‘verebilirim’’ diyenlerin toplamı %50'yi buluyor. Bu aslında o partinin tavan potansiyelini gösteriyor ve bu da önceki araştırmalara göre CHP'nin potansiyelinin, yine bakın gerçekleştirdiği oy oranından bahsetmiyorum, potansiyel o oranın daha üstünde gözüküyor. Yani demek ki buralarda seçmen yeni partide bir fırsat görmüş. Ona normalde CHP'nin değişimci versiyonuna göre bile açılmayan bazı krediler açılmış. Ama bunlar hep bakın şartlı, şartlı konuşuyorum, yani belli şartlar gerçekleşirse. ‘‘Belli şartlar gerçekleşmese bile bu pazar oy veririm’’ diyenlerle birinci oluyor. Ama belli şartlar gerçekleşirse, ki o şartlar herkese göre farklı olabilir. Onun için o potansiyelin tamamını gerçekleştirmek kolay değildir. Ama o potansiyel %50'yi buluyor. Bu önemli bir şey.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir şey söyleyeceğim. Benzetmek istersek çok denk gelmiyor olay ama yakın tarihte bir AK Parti'den kopan partiler olayı yaşadık. Ben onları çok yakından takip ettim biliyorsun. Hatta sen de o sıralarda Medyascope'taydın yanlış hatırlamıyorsam. DEVA ve Gelecek partileri kurulmadan önce, yani esas olarak DEVA, kısmen Gelecek, çok ilginç bir ilgi vardı, merak vardı. Ve ben ilk kurulduğu gün Ali Babacan'la bir canlı yayın yapmıştım kuruluş töreninin ardından, binlerce kişi izlemişti ve yorumların %50'si pozitif, %25'i nötr, %25'i negatifti diyelim. Gelecek Partisi'ne de bir ilgi vardı ama DEVA’nın çoktu. Ama bir sene sonra aynı Ali Babacan'la yaptığımız yayını atıyorum 1000 kişi, 2000 kişi izledi. Şimdi bunun Medyascope'tan ve benden kaynaklanmadığı çok açık. Şimdi insanlar yeni bir partiye, bir de aktör, mesela Ali Babacan gibi bir aktöre ve onun kurma ihtimali olan bir partiye bir kredi verebiliyor. Yani bu kredi oy kredisi değil, ilgi ve merak kredisi verebiliyor ama sonunda onu görmek istiyor. Buradan hareketle, sen şimdi dedin ki %50'yi aşkın insanlar pekâlâ verebileceğini söylüyor. ‘‘Kesin veririm’’ diyen zaten bu partiyi birinci parti yapıyor. Eyvallah. Ama şimdi de pratiği var. Yani bir teorik olarak bu potansiyel var. Ama bu potansiyeli ‘‘Nasıl olsa anketler de söylüyor. Biz ne yapsak alırız.’’ deyince sonra CHP'nin yaşadığı seçim hezimetleri geliyor akla tabii. Anlatabiliyor muyum? Ekmeleddin'den başlayan bilmem neye kadar giden süreç başlıyor. Burada bu var olan potansiyeli kucaklayabilmek ve hatta aşabilmek için bu yeni partide birtakım şeylerin olmazsa olmaz olması gerekiyor herhalde. Öyle söyleyeyim. Biraz karışık bir cümle oldu ama bir şeylerin illaki olması gerekiyor. Yoksa çünkü bu olay bir CHP'nin oylarını paylaşmak olayı olsa işleri kolaydı. Öyle değil mi? Yani CHP diyelim ki %25-30 arasında oy alıyor. ‘‘Bunun dördünü Kılıçdaroğlu alsın. Gerisi bizi ana muhalefet partisi yapmaya yeter’’ gibi bir şey olabilir. Ama burada bir iktidar iddiası var. Peki iktidar iddiasını gerçekleştirmeleri için neleri yapmaları ve nelerden de kaçınmaları gerekiyor sence?
Edgar Şar: Şimdi soruya güzel başladın. Çünkü bu DEVA, Gelecek örneği aslında bizi bir yerlere götürür. Şimdi biliyorsun Macaristan'da kazanan Peter Magyar şu anda başbakan ve hatta Orban sonrası Macaristan'ın dezorbanizasyonunu yani Orbansızlaştırılmasını hızlı bir şekilde, hele en son bu cumhurbaşkanının da görevden alınması sürecini kendisine de imzalattırarak hızlı bir şekilde yürütüyor. Bakalım o nereye gidecek. O da iktidar partisinden kopma bir kişilik ve aslında partisi de iktidar partisinden kopma denebilecek bir parti. Yani DEVA ve Gelecek’le benzer. Tabii ki bazı farklar da var ama benzerlikler önemli. Rejim benzerliği de vardı o zaman için. ‘‘Nasıl oluyor da Macaristan'da bu kadar başarılı olan bir parti, iktidar partisinden kopuş partisi olabiliyor ama Türkiye'de iktidar partisinden kopuş partileri bu kadar başarısız, ciddi şekilde arada ciddi fark oluyor?’’ diye bir soru sorarak, siyaset bilimci meslektaşım Pelin Ayan Musil'le bir makale yazdık. Bu makale, şimdi revizyonlarını göndereceğiz, muhtemelen sonbaharda yayınlanacak. Yani şunu söyleyeyim; oradaki en büyük farklardan bir tanesi bu kopuş partileri için, özellikle eski rejimi karşılarına aldığı için... Sen hatırla, yakından takip ettim diyorsun ya, o zaman senin çok kullandığın bir kavramdı bu; yani Erdoğan'ı karşısına almak konusundaki tereddüt. Sen eğer bir otoriter iktidarın içinden çıkıp bir de onu karşına alıyorsan onu net bir şekilde alacaksın ve ona karşı net bir çoğunluğu mobilize etmek için belli örgütsel stratejiler uygulayacaksın. Biz iki örnek arasındaki en büyük farkın bu olduğunu bulduk. Tabii ki başka farklar da var. O farkların da açıklayıcılığını çürüterek açıklayıcılığın daha çok burada olduğunu bulduk. Bununla ilgili bir makalemiz çıkacak. Yani bu benim için, benim kafamda mesela çok net bir şeydir. Buradan Yeni Parti ve CHP'ye nasıl gelebiliriz? Şimdi enteresan bir şey var yine bizim verilerde. Mesela diyorsun ki: ‘‘Yeni parti nasıl bir parti olsun?’’ Şıklarda da şu var mesela; ‘‘CHP'nin aynısı olsun’’, yani ‘‘CHP'nin bir devamı gibi olsun.’’ ‘‘Hayır, daha farklı olsun.’’ Mesela işte, ‘‘Daha kapsayıcı olsun, daha bilmem ne olsun, daha yenilesin kendini’’ gibi birtakım seçenekler var. Şimdi tam hatırlamıyorum. Yine dediğim gibi o Göksel ile Roj'un yayınında daha ayrıntılı verilere bakabilir izleyicilerimiz. Şimdi bu soruyu sorduğunda normalde ne bekleriz? Mesela iki seçeneği var. CHP'nin aynısı olmamalı, bazı yönleri farklı olmalı seçeneği var. Bir de CHP'nin aynısı olmalı, aynı çizgide devam etmeli. Şimdi biz bu soruyu sorduğumuzda bir genel seçmenin cevabına bakıyoruz. Genel seçmende aynısı olmasın CHP'den farklı olsun bazı yönleri, diyenler %50. Genel seçmenin, bütün seçmenin %50'si. Normalde ne beklersin? CHP'ye oy vermiş olan, eskiden yani bir önceki seçimde CHP'ye oy vermiş olan kitlede bu oran daha az olsun diye beklersin. Çünkü genel seçmene göre CHP seçmeni kendi oy verdiği partisinden daha memnundur herhalde. Yeni partinin de böyle CHP'den çok farklı bir şey olmasını genelden daha az ister en azından. Çünkü kendi oy vermiş zaten. Bir bakıma memnun olmalı ki o kadar değişsin istemesin en azından genele göre. Çünkü o genelin dışında AK Parti de var, MHP de var falan. Bakıyorsun hayır CHP seçmeni içinde bu oran daha fazla çıkıyor. CHP seçmeninin %60'ı daha farklı olsun bu yeni parti diyor. Genel seçmenin %50'si. Genel seçmenin %14'ü sadece aynı kalmalı diyor mesela. Şimdi bakıyorsun CHP seçmeninin içinde değişsin yeni parti daha farklı bir parti olsun diyenler genele göre bile fazla. Nasıl bir kadro diye sorduğunda daha çok çoğunlukla yeni kişilerden oluşmalı. Yeni insanlar katmalı diye cevap verenler tabii ki ilk en çok cevap verenler bunlar. Genel seçmen içinde %37. CHP seçmeni için de %43. Arada 6 puan fark var. Yani yine CHP seçmeni içinde daha yeni bir kadroyla gelsin diyenler genele göre daha fazla.

Ruşen Çakır: Burada yeni yüz meselesi çok hassas bir hikâye biliyorsun. Hep çok telaffuz edilen ama hep yanlış yorumlanan ya da yanlış hayata geçirilen bir şey. Şimdi yeni yüz derken içeriden birilerini öne çıkartmak mı yoksa dışarıdan birilerini buraya katmak mı yoksa ikisi birden mi? Şimdi mesela Erdoğan AK Parti'yi ilk kurduğunda ana omurga kendi elemanlarıydı ama Hüseyin Çelik gibi, Erkan Mumcu gibi birtakım isimleri aldı. Hatta CHP'den de birtakım isimleri aldı. Ertuğrul Günay daha sonra falan. Onları da buraya monte etti yani. Ama aynı zamanda da yenilikçi hareketin içerisindeki birtakım çok bilinmeyen bazı isimleri de öne çıkarttı. Şimdi burada yeni partiden hem bir transfer, bir yerlerden başka yerlerde siyaset yaptığını bildiğimiz birilerini katmasını mı yani bir anlamda yeni parti içerisinde bir koalisyon havası vermesini mi bekleyeceğiz yoksa CHP içerisinde gençlerin, kadınların birtakım hani son cumhurbaşkanlığı ofisi için yapılan çalışma ya da son parti meclisinde yaptılar biliyorsun, böyle birtakım yeni aslında CHP'ye yabancı olmayan ama partide siyaset yapmayan isimleri mi? Sen ne diyorsun? Hangileri bu yeni dönemde daha önemli?
Edgar Şar: Benim fikrimi söyleyebilirim. Araştırma olarak zaten bu araştırmadan sonra, bu veriden sonra normalde Yeni Parti ile ilgili uğraşanların yapması gereken daha derinlemesine buraları kazmaktır. Buraları biraz daha derine inerek bakmaktır. Hem daha böyle geniş örneklemli bölgesel anketlerle hem de daha derinlemesine niteliksel araştırmalarla. Ama benim fikrim ki sadece spekülatif bir fikir değil, kendimce bir veri de ortaya koyabilirim, şunu bana gösteriyor: 2024 yerel seçimleri CHP'nin en başarılı olduğu seçim değil mi? Yani birinci parti oldu. Erdoğan'ın AK Parti'yi kurduktan sonra hep küçümsediği "CHP zihniyeti" diyerek küçümsediği ve tamamen kendisini karşısında konumlandırdığı, onun antitezi olarak hep birinci olduğu, seçimleri kazandığı CHP Erdoğan'ı geçti ve birinci parti oldu. Zaten her şeyin sebebi bu. Şu ana kadar 19 Mart'tan beri, hatta 2024'ten beri tartıştığımız bu ne zaman oldu? 2024'te hangi seçimde oldu diye baktığımızda yine birçok sebep sayabiliriz. Ekonomiyi de sayabiliriz, şunu da, bunu da. Ama aynı zamanda CHP'nin farklı yüzlerle, kadınlarla, gençlerle, yeni yeni kişilerle başarısıyla dikkat çeken, sadece siyaset esnafı olarak şu anda çok iyi bir şekilde kavramsallaştırılmış kategoriye uymayan, başarılarıyla başarı hikâyesi olan özel sektörden gelmiş olabilir, belediye bürokratları arasından olmuş olabilir, halkla o başarısını halkla iyi bir iletişimle buluşturabilen değişik yerlerde gördük. Ben çok isim saymak istemiyorum. Ben kimsenin reklamını yapacak durumda değilim ama hani örnek verelim birkaç tane, ne bileyim işte mesela Üsküdar'da CHP'nin bu kadar yıl sonra kazanması, herkes oraya nasıl bir yaklaşımla CHP'ye hep yaklaşıyordu? İşte Üsküdar'da zaten çok yakınız, kazanmak üzereyiz, ha biraz daha şöyle AK Parti'den şey çekebilecek işte bir dindar birini göstersek, biraz daha muhafazakâr birini göstersek falan gibi yaklaşımlardan oraya bir tane kadın aday gösterildi, değil mi? Sinem Dedetaş'ı mesela gösterdiler. Yani aslında o beklenenin, o her zaman uygulanan ezber davranışın mesela dışına çıkıldı. Şimdi ben o zaman, ben açıkçası bütün bu olanlar, işte İzmir'de bütün ilçelerde, Manisa'da genç kadın adaylar, bir tanesi de maalesef rahmetli olan Gülşah Durbay'dır mesela, değil mi? Yani hem örgüt içinden gelmiş hem belli başarıları olan, yani tek bir patern de yok orada, tek bir örüntü de yok. Değişik değişik ama daha genç, daha çeşitli, daha kadın toplumsal kesimleri daha çok temsil eden. Çünkü bak biraz önce söylediğim şey şu açıdan önemli: CHP'ye oy veren kitle CHP'nin daha çok değişmesini istiyorsa genel kitleye göre demek ki şu anlama geliyor: CHP'nin kitlesini daha çok temsil eden bir ekiple çıkman lazım. CHP'nin kitlesini daha çok kim temsil ediyor? CHP örgütünden ziyade demek ki bildiğimiz CHP örgütü CHP kitlesini tam temsil etmeyebilir. Orada daha büyük şehirlerde beyaz yakalılar, daha ilerici olabilecek genç ama siyasetten şu ya da bu sebeple kaçan, o siyasetin engelleyici basamaklarına girmek istemeyen ama işte CHP'nin de katmaya çalıştığı o kitlenin bence daha çok girebileceği ama sadece onlar da değil. Mesela Yozgat'ta belki 1 kilometrelik traktör şeyi yaptılar orada değil mi Özgür Özel'le birlikte. Şimdi mesela orada da sen Yozgat'ta da o insanları mesela CHP'ye katabilmelisin. Anlatabildim mi? Yani aslında şimdi şeye geleceğiz zaten, yani ‘‘Yeni Parti ne yapmalı?’’ deyince yeni parti aslında şunu yapmalı: Mevcut siyasi fay hatları var Türkiye'de, parti sistemini oluşturan toplumsal fay hatları var, bu fay hatlarına göre bizim bazı ezberlerimiz var. Nedir? İşte İzmir CHP'nin kalesi, bilmem ne, şurası AK Parti MHP ile beraber oranın %80'ini alıyor zaten falan diye düşünüyoruz ya. Yeni Parti’nin ilk yapması gereken, zaten değişen CHP ile beraber de bunu yapıyor, mesela Özgür Özel Kırıkkale'de o kadar büyük bir şey topluyor değil mi? Bunu parti örgütüne monte edebilmeli, entegre edebilmeli. Anlatabildim mi? Bu İzmir'de başka bir anlama gelir. Bu Yozgat'ta o traktör o çiftçileri oraya katmak demektir. Büyük şehirlerde başka bir şey yapmak demektir. Bunu yapmalı.

Ruşen Çakır: Tam o gelmek istediğim konuya buradan geçebiliriz. Şimdi bir Cumhuriyet Halk Partisi var, cumhuriyeti kuran parti. Bunun değişik etapları var ama biz esas olarak son döneme odaklanalım, 2019 seçimini mesela milat olarak alalım. Belediyelerde büyük başarı, 2024'te çok daha büyük ama 2019'da İstanbul, Ankara'nın alınması başlı başına büyük olaydı. Sonra 2023'te büyük hezimet, Kılıçdaroğlu'nun yaşadığı; sonra yönetim değişimi ve 2024'te değişimcilerin yaşattığı büyük yerel seçim zaferi. Sonra 19 Mart süreci; 19 Mart sürecine gösterilen tepki. Sonra 21 Mayıs mutlak butlan; ona gösterilen tepki. Böyle bir öykü var önümüzde. Bu öykünün olumlu ve olumsuz birçok şeyi var. Yani seçim yenilgileri de var, seçim zaferleri de var. Ama şimdi yeni bir partiden bahsediyoruz. Tabii ki bunlara bakacağız, buraları da referans alacağız ama yeni partinin 21 Mayıs öncesi ya da 21 Mayıs sonrası da aslında, yani şu anda Özgür Özel'in 21 Mayıs'tan sonra yaptıkları da büyük ölçüde CHP adına yapılan şeylerdi. Biz ne dedik: ‘‘seçilmiş CHP’’ ve ‘‘atanmış CHP’’ diye ayırdık. Ama daha sonra bir kopuş olacak. O kopuşu performans olarak baktığımızda, stratejiler olarak baktığımızda, mesela yeni kurulacak parti, diyelim ki adı Yeni Parti; Yeni Parti yine 19 Mart ve 21 Mayıs süreçlerini mi sürdürecek? Oralar üzerinden işte yürüyüşler yapacak, işte illerde mitingler olacak, Ekrem İmamoğlu'nun mesajlarını il başkanları okuyacak; böyle birtakım ritüeller oluştu biliyorsun mesela. Yoksa bütün bunlardan bir kopuş yaşayıp yepyeni bir sayfa mı açacak? Yani bu çok kritik bir şey aslında. Şey gibi gelebilir yani, "Ya bunda ne var ki?" denebilir ama bence kritik bir husus. Hani bir süreklilik ve değişim vardır ya çok meşhur kavramlar. Biz sol harekette hep bunları konuştuk; ne sürmeli ne değişmeli meselesi. Burada neyi sürdürecek, neyi değiştirecek ya da değiştirmek zorunda?
Edgar Şar: O söylediğin şeyleri kolay kolay bırakamaz. Niye? Hani şu engelden, bu engelden değil. 19 Mart'tan sonra bu yaptıkları şeylerin sebebi kendi tercihlerinden ziyade iktidarın yaptıklarıydı. Şimdi iktidarın otokratik şiddeti duracak mı yeni partiye mesela? Eğer Yeni Parti iktidarın da kendi ölçümlerinde filan böyle birinci parti olursa muhtemelen 19 Mart sürecinin bu sefer Yeni Parti’ye odaklanarak devam etmesini de bekleyebiliriz. Değil mi? Bu da madalyonun öbür yüzü. Bunun zaten Erdoğan'ın AK Parti'yi ilk kurduğu dönemle, işte daha önceki örneklerle, Macron'la, şununla bununla, Peter Magyar'la farkı bu. Ancak şöyle olabilir: Eğer mesela bu Yeni Parti’yi uzun bir süre küçümserse belki çok dokunmazlar falan ama öyle olacağını ben çok düşünmüyorum. Neyse, çok spekülasyon yapmak istemiyorum. Şimdi 19 Mart süreci Yeni Parti üzerine devam edecekse şu ya da bu şekilde, o zaman o da 19 Mart sonrası CHP içindeki reaksiyon örüntülerini belli miktarda burada da devam ettirmek zorunda kalacak. Ama buna rağmen değişmesi gereken bazı şeyler var. Zaten onu konuşuyoruz bu yayında. Ben hâlâ onun altını çizmek gerektiğini düşünüyorum. Zaten seninle bu mutlak butlandan filan çok önce de ‘‘CHP itirazı örgütlüyor, şunu yapıyor ama daha ne yapmalı, bunlar yeterli mi?’’ diye konuşurken de aynı şeyi konuşuyorduk. Değişmesi gereken şey şu. Şimdi belki CHP'den çıkıp yeni bir parti olunca burada bir fırsat çıkmış olabilir. Bir şeyi değiştirmek belki biraz daha kolay olabilir. O da şu: CHP seçmeni, biraz önceki veriyi tekrarlayacağım, Yeni Parti’nin CHP'dekinden daha farklı olmasını genel seçmene göre bile daha fazla istiyor. Demek ki bazı şeyleri değiştirmeniz lazım. Bu 19 Mart'tan sonraki miting yapmak falan değildir bence değiştirmesini istediği şeyler. Değiştirmesini istediği şeyler insanların, CHP bu ülkeyi yönetirse, Yeni Parti’nin diyelim artık, bu parti daha iyi yönetir, sorunlarımızı çözer sonucuna getirmesidir. Bu da nasıl gelir? Şöyle gelir: Sizin seçimleri kazanmak için 30 milyon insandan neredeyse oy almanız lazım. CHP'nin, değişim CHP'sinin yani 20 Mayıs'a kadarki CHP'nin 2 milyon üyesi vardı. Şimdi mutlak butlanla o yeni üyeler de butlan mı oldu, onu da bilmiyorum, neyse, zannetmiyorum. Hukuken o kadar saçma bir durumdayız ki hani onu ne yapacaklar onu da bilmiyorum ki. Kılıçdaroğlu CHP'si bunu savunabilir, işlerine gelmez çünkü değişim sonrası üye olanların parti üyeliği bence, ayrı konu. 2 milyon olduğunu varsayalım. 2 milyon üyeniz size hepsi oy verse daha 28 milyon insan var size oy vermesi gereken ve mobilize etmeniz gereken, bu kadar otokratik koşullar altında. Yeni Parti’nin yapması gereken bu ve CHP'nin yaptığı bazı şeyler vardı ki bunu engelleyen, o 28 milyon ek mobilize etmen gereken kitleyi mobilize etmeni engelleyen bir şeyler vardı CHP'de ki seçmenin genel seçmene göre daha büyük bir oranı ‘‘yeni kadro olsun ve daha farklı bir parti siyaset biçimi olsun’’ diyor. Bu, CHP'nin tamamını onaylamıyor anlamına gelmez. Yani işte Atatürkçü olmasın demiyor vesaire, herkes istediği yerine çekebilir bunu, onun farkındayım. Ama burada kimse oportünizm yapmaya kalkmasın. Herkes kendi beğenmediği şeyi, "Bakın halk Yeni Parti’de şunu istemiyor" diyebilir ama halk bence, yani ben bu işlerin tarafı olmayan, işte CHP'de şurada burada bir makam, bilmem ne beklentisi, geleceği falan olmayan, düşünmeyen biri olarak gözlemimi söyleyeyim: İnsanlar dar partici yaklaşımı istemiyorlar. Bu kadar basit. Yani dar partici yaklaşımı herkes tespit etmeyebilir, biz yakından takip ettiğimiz için biliyoruz. Ama onu ben yorumlayarak söylüyorum. Yani insanlar CHP'yi bir alternatif olarak görmek istiyorlar ve parti kimliğinin ötesinde hani o İstanbul Gönüllüleri gibi, daha sonra Türkiye Gönüllüleri’ndeki gibi yani insanların bu ülkede sorunlarını çözebilecekleri planları aktarabilecekleri network'ler kurulmasını istiyorlar. Yani anlatabildim mi? Bence aslında mesele onun için, Yeni Parti filan diye konuşuyoruz ama Yeni Parti’nin aslında ilk görevi bir hareket kurmaktır. Çünkü Yeni Parti ne demek? Gidip İçişleri Bakanlığı'na bir tane dilekçe vermek demek. Altında kurucular kurulunun işte ilk imzayı veren bilmiyorum 10 kişi mi oluyor, 15 kişi mi; sonra kurucular kurulu 50, 40, 60, 100 kişi neyse oluyor. Sonra yani bunu zaten yaparsın, bunu istesek yarın yaparsın. İçişleri Bakanlığı ‘‘bunu almıyorum’’ derse ne yapacaksın? O zaman hâlihazırda bir partiyi alacağız. Tamam o da hazırdaysa o zaman onu da yaparsınız. Mesele yeniyi konuşurken yeninin içeriğini konuşmak, formalitesini değil. O formalitesinin haricindeki değişmesi gereken şey de bu harekettir, bu yaklaşımdır. Bunları yapıp bir de 19 Mart'la beraber mücadele edebilirsin. Onları çünkü yine rahat bırakmayacakları için o mücadelenin de devam etmesi gerekecek. Dolayısıyla ben burada çok ideolojik bakmıyorum, işte ‘‘tek parti zamanındaki bilmem neyi benimsemeyince işte daha şu seçmene de hitap eder’’ filan... Bence toplum, şu an artık 2020'lerin ortasındayız, ortasını geçtik, 2030'a daha yakınız 2020'ye göre; artık toplum 70 yaşındaki siyasetçilerin diliyle okumuyor, onu söyleyeyim. Toplumun ortalaması, medyan seçmen, ortanca seçmenin artık daha farklı bir anlayışı var. Buna cevap veren bir parti oluşması lazım. CHP çok kurumsal, çok eski, köklü olmasının bir sürü avantajının yanında bu kadar önemli bir kurumun hantallığı, değişimin daha zor olması, artık değişimin toksikleşmiş bir kelime olması, kavram olması CHP için... Kılıçdaroğlu geldi, ‘‘yeni CHP’’ dedi. Birileri çıktı, ‘‘o yeni CHP şöyle kötüdür, böyle kötüdür...’’ ‘‘Y-CHP’’ diye hatta onu şey yaptılar. Şimdi bu değişime de aynı. Ama şu an bu Yeni Parti kendilerinin çıkardıkları bir şey değil; iktidar blokunun verdiği mutlak butlan kararı sayesinde mecbur oluşan bir durum ve bu mecbur oluşan durumla artık o yeniyi inşa etmeleri gerekir ve daha özgür bir alanları var. Anlatabildim mi? Yani bunu anlamak gerekiyor.

Ruşen Çakır: Edgar, çok sağ ol. Atladığımız bir şey yok herhalde.
Edgar Şar: Son bir şey söyleyeceğim. Son bir şey önemli, yani bence önemli. Çok teknik gören filan da olabilir ama şimdi şöyle bir yaklaşımım var, o da şu: Ben Macaristan'la biliyorsun çok karşılaştırdım Türkiye'yi. Farkları da var; karşılaştırma yaparken farklarını da hesaba katarsın, benzerliklerini de hesaba katarsın. Ama ikisinde de yenilmez gözüken ve rejimi benzer bir şekilde dönüştüren, otoriter bir şekilde dönüştüren iki lider, iki rejim. Muhalefetin de sınırları iki ülkede de benzerdi, o bakımdan da benzer stratejiler uyguladılar. Şimdi bu iki ülkede iki lideri de kazandıran şey aslında şuydu: Bunlar siyaseti zamanında çok iyi okudular, Türkiye toplumunu bölen fay hatlarını iyi gördüler, o fay hatlarını kaşıya kaşıya, kullana kullana kendilerine bir çoğunluk yarattılar. Öyle bir çoğunluk ki, öyle bir kitlediler ki ülke bu kadar sorunla mücadele etmesine rağmen AK Parti'nin oyu niye %30'larda, %20'lerde? Hâlen bazıları diyor ya, "Nasıl olur ya, DSP yüzde 1'e düşmüştü" falan. Sebebi bu. Orban için de aynısı geçerli. Ve bu sistemin içinde mücadele eden muhalefet partileri birçok şey denediler yıllarca ve en sonunda iki ülkede de 2019'da büyük şehirleri kazandılar. Niye? Çünkü büyük şehirlerdeki sosyoloji artık o otoriter iktidarı, çoğunluğunu en azından yaratmıyordu. Ama ülke genelinde hâlâ çoğunluklardı. Yani o Budapeşte'yi de 2019'da kazandılar, burada da İstanbul'u muhalefet 2019'da kazandı. Sonra baktılar, biz aynı şeyi uygulayalım diye mevcut partilerin hepsini bir araya getirdiler, o Altılı Masa. İki ülkedeki Altılı Masa. Mevcut sistemin içinde muhalefetle bir şeyler yapmak. Sonra orada 2022'de bu yenilince çöktü ve hiçbir değişim falan da olmayınca gerçekten orada Peter Magyar'ın yeni partisine çok büyük bir alan açıldı. Türkiye'de ne oldu farklı olarak? Türkiye'de CHP’deki değişim halkın enerjisini kanalize edebileceği bir yer oldu ve bir miktar nefes aldırdı. CHP mevcut bir parti olarak Macaristan'daki muhalefet partileri gibi yok olmadı ama o değişim sayesinde. Macaristan'da bu değişim tamamen büyük bir değişimle oldu, Türkiye'de CHP'nin değişimiyle oldu. Şimdi mutlak butlan kararıyla mevcut parti sistemine büyük bir balyoz indirdi iktidar. Aslında kendisine çoğunluk yaratan, kendisine çalışan o sisteme büyük bir balyoz indirdi. Yeni Parti için açılan fırsat işte burada devreye giriyor. Onun için Macaristan'daki örnek artık CHP için daha önemli bir örnek hâline geldi. Çünkü biz hep şunu diyorduk bu iki ülkeyi karşılaştırırken: ‘‘İki ülkede de tek bir parti, böyle büyük koalisyonlar değil, tek bir parti, güvenilir bir parti daha çok iş yapıyor; ama Türkiye'de bunu CHP, Macaristan'da yepyeni bir parti yaptı. Sebepleri de şunlar şunlar...’’ diye açıklarken şimdi öyle bir ortam oluştu ki burada da yeni bir parti kurulmak zorunda kaldı. Bu Özgür Özel'in tercihi değildi, bu burada iktidarın kendini canlı tutmak için yaptığı tercihlerden biriydi. Dolayısıyla artık Macaristan'a daha çok bakmak gerekiyor. Yeni kadro, yeni yöntemler, ‘‘daha önce yapılmayan ama şimdi yapmamız gereken neler var’’ sorularına bakarken bütün farklara rağmen Macaristan'a daha çok bakılması gerektiğini düşünüyorum. Son onu söylemek istedim.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Edgar. Çok sağ ol.
Edgar Şar: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Siyaset Bilimci Doktor Edgar Şar'la Cumhuriyet Halk Partisi'nden kopması beklenen Özgür Özel ve arkadaşlarının kuracağı yeni partide nelerin değişmesi, nelerin aynı kalması gerektiği konusunda sohbet ettik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
25.07.2026 YENİ Parti üzerine ilk gözlem ve düşünceler
24.07.2026 Yeni Parti'nin "Türkiye İttifakı"nı gerçekleştirmesi mümkün mü? |
23.07.2026 Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek
22.07.2026 Yeni ana muhalefet partisini beklerken
21.07.2026 “Çerçeve yasa”nın eli kulağında
20.07.2026 Dr. Edgar Şar ile söyleşi: CHP’den “yeni parti”ye süreklilik ve değişim
20.07.2026 Kandil izlenimleri (3): Yarım yüzyıllık bir sayfa kapanmak üzere
19.07.2026 Kandil izlenimleri (2): Üniformalar ne zaman çıkarılacak?
18.07.2026 Kandil izlenimleri (1): Cümleler Öcalan ile başlıyor Öcalan ile bitiyor
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı