Hilafet ilanını hafife almanın muhtemel zararları

09.07.2014 Vatan
Lire en Français | Lesen Deutsch

23 Şubat 1998 günü, Londra’da Arapça yayımlanan El Kudüs el Arabi gazetesinde Şeyh Usame bin Muhammed bin Ladin, Mısır Cihad örgütü lideri Ayman el Zevahiri, Mısır İslami Cemaat örgütü lideri Ebu Yasir Rifa’i Ahmed Taha, Pakistan Cemiyet-ül Ulema yöneticisi Şeyh Mir Hamza ve Bangladeş Cihad Hareketi lideri Fazlul Rahman’ın, “Dünya İslâm Cephesi” adı altında kaleme almış oldukları fetva yayımlandı ve şöyle denildi:
“El Aksa Camii ve Mekke’yi işgalden kurtarmak ve ordularını İslâm topraklarından söküp atmak için, -ister sivil, ister asker olsunlar- Amerikalıları ve onların müttefiklerini, hangi ülkede mümkünse orada öldürmek, her Müslüman için farzdır. 
Biz Allah’ın rızasıyla, Allah’a inanan ve onun tarafından ödüllendirilmek isteyen her Müslümanı, ele geçirdikleri her yerde ve her zaman Amerikalıları öldürmeye ve paralarına el koymaya çağırıyoruz. Aynı zamanda Müslüman alimleri, liderleri, gençleri ve askerleri, ABD şeytanının ordularına ve şeytanın işbirlikçilerine saldırılar düzenlemeye; bunların arkalarındaki güçleri ortaya çıkarmaya ve onlara unutamayacakları bir ders vermeye çağırıyoruz.”

Rolex muhabbeti

Çok kişi bu tehdidi ciddiye almadı, “ateş olsalar cirmleri kadar yer yakarlar” diye düşündü. Ama çok kötü yanıldılar. Çünkü o fetvayı verenler sahiden ateş oldular ve cirmlerinin çok ama çok ötesinde yer yaktılar. El Kaide’nin o fetvadan bu yana dünyanın dört bir tarafında neler yaptığının listesini çıkartmaya gerek yok, tek başına 11 Eylül 2001 saldırıları bile olayın ciddiyetini göstermeye yeterli.
Bu hatırlatmaya ihtiyaç duymamın nedeni, hemen yanıbaşımızda ilan edilen “İslam Devleti” ve “Hilafet” konusunda yaşanan umursamazlık. Yine bir sürü komplo teorisinin ya da Ebubekir Bağdadi/”Halife” İbrahim’in (ki bir iddiaya göre Musul’da Cuma hutbesini veren kişi onun atadığı Musul Valisi Ebubekir Hatuni’ymiş) kolundaki Rolex saatinin muhabbeti yapılarak işin özü atlanıyor, daha doğrusu atlanmak isteniyor.

Yerel isyanlara küresel aşı

Peki işin özü nedir? İşin özüne bakacak olursak birkaç olgunun içiçe geçmiş olduğunu görüyoruz. Bunları kronolojik olarak sıralamaya çalışalım:
1)  Irak ve Suriye’deki Sünni Araplar kendilerini dışlanmış, dahası mazlum olarak görüyor ve ülkelerindeki yönetimleri devirmek istiyorlar.
2)  Onların bu isyanları, kimi bölgesel ve küresel güçler tarafından, farklı stratejik hesaplarla destekleniyor.
3)  Kısa süre içinde tıkanan bu kendiliğinden isyanlar hemen El Kaide ve türevi İslamcı yapılanmaların kontrolü altına girdi.
4)  Bu isyanların bölgesel ve küresel sponsorları da bu durumdan çok fazla rahatsız olmadılar.
5)  İsyanların sadece yerel unsurlarla başarıya ulaşması mümkün olmadığı için dünyanın dört bir tarafından gönüllüler uluslarötesi şebekeler aracılığıyla Irak ve Suriye’ye taşındı.
6)  Böylece bu yerel isyanlara ciddi bir küresel aşı yapılmış oldu ve bunun sonucunda IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) örneğinde görüldüğü gibi yeni tür bölgesel yapılanmalar ortaya çıktı.
7)  Son derece karmaşık bu jeostratejik ortamda IŞİD devlet kurduğunu ilan edip liderlerini de halife olarak sunabildi.
Bu olayın burda kalmayacağı ve bölgeyi, dolayısıyla zaten bir şekilde bu işlere bulaşmış olan Türkiye’yi daha fazla istikrarsızlaştıracağı açıktır. IŞİD, yeni adıyla İD’in (İslam Devleti) kalıcı olamayacağı kesin ama onun tüm bölgeye taşımış olduğu katı, acımasız İslam yorumunun, mezhep çatışmasının, vahşetin kalıcı olacağı da muhakkak.
Kısacası durumu şöyle özetleyebiliriz: İD’in var kalabilmesi çok zor, ama onun tam anlamıyla yok edilmesi çok daha zor. O yok edilemediği müddetçe bölgede (dolayısıyla Türkiye’de) istikrara kavuşmak da imkansız olacaktır.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı