30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/7 20 Ekim 1991 Genel Seçimleri: Baraja karşı Erbakan-Türkeş ittifakı

15.02.2015 rusencakir.com

12 Eylül 1980 darbecileri yüzde 10 seçim barajıyla merkez sağ ve solda yer almayan partilerin Meclis’te temsil edilmesini engellemeyei hesaplamışlardı. 12 Eylül’e kadarki süreçte Kürtlerin bağımsız parti yapılanması olmadığı için ana hedefler sosyalist/komünist sol partiler, Milli Selamet Partisi’nin devamı olan İslamcı Refah Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin devamı olan Milliyetçi Çalışma Partisi’ydi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Mesut Yılmaz liderliğindeki ANAP hükümetinin kötü gidişini bir nebze olsun durdurabilmek için Türkiye’yi 20 Ekim 1991 günü erken genel seçime götürme kararını dayattığında RP ve MÇP’nin barajın altında kalacağını ve onların hak ettikleri milletvekillerinin bir kısmını eski partisinin elde edebileceğini hesaplıyor olmalıydı. Fakat seçimlere çok az süre kala Alparslan Türkeş liderliğindeki MÇP, Aykut Edibali’nin lideri olduğu Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile birlikte, Necmettin Erbakan liderliğindeki RP listelerinden seçimlere katılma kararı aldı.
Kısa sürede “Kutsal İttifak” adını alan bu işbirliğine karşı en sert itiraz, Milli Görüş hareketinin geleneksel olarak güçlü olduğu Kürt illerinden geldi. Kürt sorununun, hatta Kürtlerin varlığını inkar eden Türk milliyetçisi MÇP ile ittifaka kızıp ayrılanlar arasında, genç yaşta RP Güneydoğu Bölge Müfettişi olan Altan Tan da vardı. Fakat Erbakan, MÇP ile ittifakın İç ve Doğu Anadolu’daki getirisinin Güneydoğu’daki götürüsünden daha fazla olacağını hesaplayarak itirazlara kulak asmadı. Sonuçta haklı da çıktı. RP oyların yüzde 16.87’ini alıp 62 milletvekili kazandı ve bu milletvekillerinin ezici bir çoğunluğu Erzurum, Kayseri, Kahramanmaraş, Konya, Sivas, Yozgat gibi illerdendi. Buna karşılık Bingöl’de 2, Bitlis ve Van’da sadece birer milletvekili çıkarabildi. ( 1991 Türkiye genel seçimleri )

Kayseri’de Abdullah Gül ile tanışma

1990 Kasım ayında Metis Yayınları’ndan “Ayet ve Slogan: Türkiye’de İslami Oluşumlar” adlı ilk kitabım çıkmıştı. Ardından Metis’te “Siyahbeyaz” adlı bir güncel kitaplar dizisinin editörlüğünü üstlendim. Dizinin ilk kitaplarıysa Ankara’daki meslektaşım ve kadim dostum Hıdır Göktaş ile birlikte hazırladığımız iki ayrı söyleşi kitabıydı: “Vatan Millet Pragmatizm: Türk Sağında İdeoloji ve Politika” ile “Resmi Tarih Sivil Arayış: Sosyal Demokratlarda İdeoloji ve Politika”.
Kitaplardan elde ettiğim gelirle “Kutsal ittifak”ın en etkili olacağını tahmin ettiğim seçim bölgelerine gittim. İlk durağım Konya’ydı. Nedense pek verimli olmadı.
Ardından Kayseri’ye geçtim. Yola çıkmadan önce İstanbul Çemberlitaş’ta bir kahvede Büyük Doğu geleneğinden arkadaşım Hüsnü Kılıç’la karşılaşmış, niyetimden söz etmiştim. O da bana “Muhakkak Kayseri’ye git ve muhakkak RP birinci sıra adayı Abdullah Gül’ü bul. O da Büyük Doğucudur. Çok farklı birisidir” diye tavsiyede bulunmuştu. Suudi Arabistan’da İslam Kalkınma Bankası’nda çalışan Gül birden erken seçim kararı alınınca, oğlunun sünnet düğünü için geldiği memleketi Kayseri’de RP listesinin birinci sırasında kendisini bulmuştu. Hüsnü’nün dediğini yaptım, otobüsten iner inmez RP il binasına gittim ve Gül’ü sordum. Gazeteci olduğumu kanıtlayacak herhangi bir belgem yoktu ama şansıma, Gül Ayet ve Slogan’ı okumuştu, beni tanıyordu. Daha sonra seçim kampanyasına yardım eden, çoğu kendisi gibi üniversite mezunu ve Büyük Doğucu kişilerle tanıştırdı. Bir evde sabah saat 3-4’e kadar kalabalık bir grupla Türkiye ve dünyada İslam, İslamcılık, sol, solculuk tartıştık ki bu tür buluşmaların günümüzde mümkün olduğunu pek sanmıyorum.
Gül ile Kayseri’de epey yer dolaştım. Aklımda kalan en çarpıcı olaylardan birini anlatmaya çalışayım: Gül bir akşam vakti, bir mahalle imamının evinde kalabalık bir grupla sohbet ediyordu. Ev sahibi ayakta kapıya yaslanmış bir şekilde şöyle sordu: “Abdullah Bey biz seçeceğimiz kişileri yakından tanımak isteriz. Acaba eşiniz tesettürlü mü?”
Gül ise şu cevabı verdi: “Bunun seçimlerle ilgili bir konu olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden sorunuza cevap vermeyeceğim. Eğer çok merak ederseniz araştırıp öğrenebilirsiniz.”
Ev sahibi imam bu cevaptan rahatsız oldu, zaten kısa bir süre sonra da Gül ve beraberindekiler evden ayrıldı. Çıkışta Gül’ün yanına gittim. Hayrünisa Gül’ü o tarihte henüz tanımadığım için “eşiniz tesettürlü değil mi?” diye sordum. Bana “tabii ki öyle” cevabını verdi. “O zaman niye söylemediniz?” diye sorunca “Niye söyleyeyim? Ne ilgisi var” dedi. Ağzımdan, “sizden politikacı olmaz” sözleri döküldü. O da “Ben böyleyim. Olmazsa varsın olmasın” dedi. Kimin haklı çıktığı ortada.

Sivas’ta Muhsin Yazıcıoğlu ile

Kayseri’den Sivas’a geçtim. RP’den tıpkı Gül gibi akademi kökenli genç bir isim Abdüllatif Şener de adaydı ama ben esas olarak MÇP kökenli Muhsin Yazıcıoğlu’nun kampanyasını izlemek istiyordum, öyle de yaptım. Kayseri’de ittifakın İslamcı ayağına bakmıştım, Sivas’ta ülkücü adayı izleyerek karşılaştırma yapmak istiyordum. Öte yandan 1970’li yıllarda Ülkü Ocakları başkanlığından gelen, cezaevi sürecinde ülkücü hareket nezdinde itibarı iyice artmış olan Yazıcıoğlu ayrıca memleketi Sivas’ta da bir tür efsaneydi. Bunun ölümünün ardından artarak sürdüğünü düşünüyorum.
Yazıcıoğlu ile tanışıyorduk. Birkaç yıl önce Tempo Dergisi’nde kendisi hakkında "Başbuğ’un Halefi" başlığıyla bir kapak dosyası hazırlamıştım. Onun ülkücü hareket içinde "Başbuğ" Türkeş’ten sonra en öne çıkan isim olduğu doğruydu fakat ileriki yıllarda yaşanan iç iktidar mücadeleleri sonucunda Yazıcıoğlu MHP’den ayrılıp Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) kurmak durumunda kaldı.
Yazıcıoğlu siyasette tecrübeli ama parti siyaseti ve milletvekili adaylığı konusunda acemiydi. Ankara’dan gelmiş iki arkadaşı kendisine giyim-kuşam, nerde ne zaman ne yapması, ne söylemesi gerektiği konusunda yardımcı oluyordu. Ben de o iki arkadaşının arabasında Yazıcıoğlu’nu izledim. İkisi de ülkücü hareket kökenliydi ama siyasetten, partiden (o zamanki adıyla MÇP) ve galiba Türkeş’ten soğumuşlardı, "biz sadece Muhsin için buradayız" diyorlardı. Zaten MÇP teşkilatından kişilerle de pek muhatap olmuyor, sadece Yazıcıoğlu ile görüşüyorlardı.
Yazıcıoğlu ülkücü hareket içindeki "Türk-İslam ülkücüleri" diye bilinen akımın lideriydi. İdeolojik olarak İslamcılığa ve dolayısıyla RP’ye daha yakın görünüyordu. Fakat kampanya boyunca kendisinin ideolojik-politik konulara pek girmediğini, daha somut, "hizmet" konularını öne çıkardığını gözledim. Sanıyorum Sivaslıların zaten kendisini tanıdıklarını, siyasi çizgisini bildiklerini biliyor, bu nedenle rahat hareket ediyordu.

Kahramanmaraş ve Malatya

Sivas’tan sonra nereye gideceğime karar vermemiştim, sadece Cumartesi günü Malatya’da olmam gerekiyordu. Çünkü Galatasaray Lisesi'nden bir arkadaşım Malatya’da cezaevinde yatıyordu ve Cumartesileri görüşe çıkabiliyordu. Yanımda Metis’ten aldığım epey sayıda kitap vardı, bunları kendisine vereceketim.
Sivas Otogarı’na gittim ve kalkmakta olan Kaharamanmaraş otobüsüne bindim. RP listelerinde Maraş katliamı sanıklarından Ökkeş Şendiller (Kenger) ile Esat Bütün gibi meşhur ülkücüler, daha sonra Yazıcıoğlu’nun BBP’sine katılacak olan IDP’li Recep Kırış gibi isimler vardı. Hem Milli Görüş, hem ülkücü hareketin geleneksel olarak güçlü olduğu bu şehirde seçimin sonuçları önceden belli gibiydi.
Kahramanmaraş’ta iktidardaki ANAP’ın seçim bürosunun önünde bir delikanlıyla sohbetimi hatırlıyorum. "Ökkeş Şendiller varken ANAP’ın şansı olur mu?" diye sorduğumda, ANAP listesinin üst sıralarındaki eski bir ülkücünün adını işaret ederek şu cevabı vermişti: "Ökkeş kısa pantalonla gezerken o Maraş’ta ondörtlüyle saydırıyordu."  
Ne var ki 7 milletvekilinden altısını RP kazandı, biri DYP’ye giderken ANAP Kahramanmaraş’ta silindi.
19 Ekim’de, yani genel seçimlerin arifesinde Malatya’daydım. RP’nin birinci sıra adayı, Erbakan’ın sağ kolu Oğuzhan Asiltürk’ün mitingte yaptığı konuşmayı dinledim. O tarihlerde RP’nin en gözde sloganı "Adil düzen"di ve Erbakan her gittiği yerde bunun nasıl bir düzen olacağını uzun uzun anlatırdı ama anlamak hiç de kolay olmazdı. İlk kez Erbakan dışında bir RP’linin zaten epey karmaşık olan "adil düzen"i anlatmaya çalışmasına orada tanık oldum ve bunun mümkün olamayacağına kanaat getirdim.

Tabanlar büyük ölçüde ortak ama...

1991 seçimleri İç ve Doğu Anadolu’da RP ile MÇP’nin (sonradan MHP oldu) tabanlarının içiçe geçmiş olduğunu çıplak gözle görmemi sağladı. Fakat tavanda çok derin farklılıklar vardı. Seçmene karşı birlik-beraberlik görüntüsü veriyorlardı fakat her iki partinin önde gelen kadrolarıyla sohbet ettiğinizde aslında ittifaktan hiç memnun olmadıklarını, seçimden sonra herkesin kendi yoluna gitmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyorlardı.
Buna karşılık düşüşe geçmiş olan ANAP içindeki muhafazakâr kanat ve onların ilişkide olduğu milliyetçi-muhafazakâr entelijansiya, oluşmasında bir şekilde katkıları olan bu ittifakın kalıcı olması için gayret gösteriyorlardı. Aslında elde edilen yüzde 16.88 oy ve 62 milletvekili başlangıç için hiç de fena sayılmazdı. Ancak olmadı, ittifakın ömrü 52 gün sürdü. 19 milletvekili MÇP’ye, üçü de IDP’ye geri dönünce RP 40 milletvekiliyle güçlü bir Meclis grubu oluşturdu. RP’nin 1994 yerel ve 1995 genel seçimlerinde elde ettiği başarılar, Erbakan’ın ittifakla ne kadar akılcı bir tercih yapmış olduğunu gösterdi.
1991 genel seçimlerinin bana da epey hayrı dokunduğunu reddedecek değilim! Öncelikle, ittifakın dağılmasının ardından, kampanya sırasındaki izlenimlerime bazı söyleşiler de ekleyerek Cumhuriyet Gazetesi’nde " 52 Günlük İttifak " başlığıyla 7 günlük bir yazı dizisi hazırladım. Ardından gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal Cumhuriyet’te kalmamı istedi. 1985’de Nokta Dergisi’nde başlayıp Tempo ile devam eden kariyerimin ilk gazete tecrübesiyle bu sayede tanıştım.
Daha önemlisi, o tarihte genellikle küçümsenen, önemsenmeyen Milli Görüş geleneğinin aslında yükselişte olduğunu görme imkanına kavuştum. O kadroların büyük kısmı daha sonra Türkiye’ye damgalarını bastılar.
Bu noktada son bir not: RP İstanbul l başkanlığını bırakıp aday olan Recep Tayyip Erdoğan normal olarak 1991’de İstanbul’dan milletvekili seçilmişti. Fakat Özal’ın bulduğu "tercihli oy" uygulamasını değerlendiren alt sıradaki arkadaşı Mustafa Baş onu geçip TBMM’ye gitti. Eğer Erdoğan milletvekili olsaydı, 1994 yerel seçimleri başta olmak üzere Türkiye’de siyasetin kaderi büyük ölçüde değişebilirdi.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/1 Dünyayı değiştiren gün: 11 Eylül 2001 11.01.2015
2 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/2 Londra bombaları: 7 Temmuz 2005 11.01.2015
3 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/3 Gaffar Okkan suikastı: 24 Ocak 2001 30.01.2015
4 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/4 Çeyrek yüzyıllık dezenformasyon: Erdoğan-Abromowitz buluşması 02.02.2015
5 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/5 Fethullah Gülen ile serüvenim 05.02.2015
6 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/6 11-21 Ağustos 1994: Refah Partisi heyetiyle Güneydoğu’da 11 gün 13.02.2015
7 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/7 20 Ekim 1991 Genel Seçimleri: Baraja karşı Erbakan-Türkeş ittifakı 15.02.2015
8 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/8 27 Mart 1994 yerel seçimleri: Medyaya rağmen ve medya sayesinde RP’nin zaferi 21.02.2015
9 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/9 Erbakan Hoca ve ben 26.02.2015
10 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/10 29 Kasım 1987 Genel Seçimleri: İnci Baba nasıl milletvekili seçilemedi? 05.09.2015

Son makaleler (10)
18.09.2021 Erdoğan’sız AKP mümkün mü?
16.09.2021 Rövanşizm tartışması: Endişeye mahal yok mu?
15.09.2021 Adını Koyalım (19): Endişeliler neyi muhafaza etmek istiyor?
15.09.2021 Transatlantik: 11 Eylül ABD'yi nasıl değiştirdi? Erdoğan BM Genel Kurulu'nda Biden ile görüşecek mi? Merkel'in mirası
15.09.2021 Şeyh-mürit algoritması: Kim ne verir, karşılığında ne alır?
14.09.2021 Sivilleşen Atatürkçülük ve endişelenen muhafazakârlar – Prof. İhsan Dağı ile söyleşi
13.09.2021 Aşı karşıtları mitinginin gündeme getirdiği sorular
13.09.2021 BOP çöp oldu
10.09.2021 Ulusalcılar haklı mı çıktı?
09.09.2021 Erdoğan'ın dış politikadaki geri adımları: Bir rabia vardı!
18.09.2021 Erdoğan’sız AKP mümkün mü?
17.08.2021 Y a-t-il un avenir pour l’Afghanistan? Entretien avec Olivier Roy
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı