30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/3 Gaffar Okkan suikastı: 24 Ocak 2001

30.Oca.2015 rusencakir.com

17 Ocak 2000 günü İstanbul Beykoz’da, Hizbullah’ın kurucusu ve tek otoritesi Hüseyin Velioğlu’nun ölümü, Edip Gümüş ve Cemal Tutar’ın, örgütün merkezi arşiviyle birlikte ele geçirilmesiyle sonuçlanan polis operasyonu örgüt için “sonun başlangıçı” olarak değerlendirilmişti. Burada elde edilen bilgilerin de yardımıyla sonraki bir yıl içinde ülke çapında yapılan seri operasyonlarla örgüte çok ciddi darbeler indirildi.
Metis Yayınları’nda Siyah Beyaz adlı güncel kitaplar dizisinin editörlüğünü yapıyor ve Milliyet Gazetesi için dışarıdan yazı dizileri hazırlıyordum. Beykoz operasyonunun birinci yılı yaklaşırken Hizbullah üzerine bir kitap yapmaya karar verdim. Fakat Hizbullah’ın en büyük özelliği hiçbir şekilde yazılı metinleri olmamasıydı. Örgütle irtibatlı kişileri bulup kendilerinden bilgi almak da imkansızdı. O günlerde Abdülaziz Tunç adlı Hizbullah itirafçısı, farklı televizyon kanallarına çıkıp örgüt hakkında, daha çok kamuoyunun (ve tabii devletin) duymak istediği türden şeyler anlatıyordu. Kitap için kendisiyle konuşmak istedim ve ona ulaşmanın en kestirme (belki de tek) yolunun Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan olduğunu öğrendim.
Okkan da o günlerin en medyatik isimlerinden biriydi: Diyarbakır halkıyla çok iyi ilişkiler geliştirmiş olduğu açıktı, devletin bölgedeki imajını büyük ölçüde düzelttiği söyleniyordu. Ayrıca Hizbullah’a karşı en etkili mücadele yürüten polis şeflerinden biri olarak biliniyordu; hatta Beykoz operasyonunun onun sayesinde gerçekleştirildiği rivayet ediliyordu.

TIPKI FATİH TERİM
Okkan’a ulaşmam zor olmadı. Bunda, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan gibi onun da aile köklerinin bir ucunun memleketim Hopa’ya uzanmasının, yani hemşeriliğin de payı herhalde olmuştur. Diyarbakır’a gitmeden önce Milliyet Gazetesi’ne "Beykoz operasyonunun birinci yılında Hizbullah" dizisi yapmayı önerdim. Fakat o tarihteki Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz "Ben düne değil, bugün ve yarına bakarım" diyerek bunu kabul etmedi.
Yine de gittim. Gaffar Okkan, daha önce tasvir edildiği gibi, sahiden Fatih Terim’e benziyordu: karizmatik, kendinden emin, insanlarla kolay iletişim kuran ve onları yine kolayca etkileyebilen biriydi. Önce kendisiyle makamında uzun uzun sohbet ettik. Başkaları da vardı ama onlar sadece dinledi.
Hizbullah’a cidden çok hayati darbeler indirmiş olan Okkan’a göre örgüt yok olmanın eşiğindeydi. Aslında Hizbullah’a "örgüt" de demiyordu, bu terimi kullandığımda “Örgüt deme, bu siyasi bir hareket değil. Bunların hepsi casus!” diye beni uyarıyordu. Okkan, casusluk derken hiç de ilk akla geleceği gibi İran’ı kastetmiyordu. İran bağlantısını kabul etmekle birlikte Hizbullah’ın arkasında aslında birtakım Batılı ülkeler olduğunu düşünüyordu.

"SOLUĞUM ENSELERİNDE"
O tarihlerde El Kaide üzerine araştırmalar da yapıyordum ve bu uluslarötesi ağın Türkiye bağlantıları hakkında çok az bilgi sahibiydim. Fakat Okkan bu konuda fazla bir şey bilmiyordu ve bana genellikle "İstanbul’dan gelen entel gazeteci" muamelesi yaptığı için El Kaide hakkında anlattıklarımı ciddiye almadığı izlenimi edindim.
Sohbetin bir yerinde Hizbullah’ın, Velioğlu’nun misillemesini yapma ihtimalini sorduğumda kahkaha attığını hatırlıyorum. Ayağa kalktı ve "soluğum sürekli enselerinde" dedi. Örgütün geride 26 tetikçisinin kaldığını, hepsini isim isim bildiklerini ve yakalanmalarının an meselesi olduğunu söyledi. Zaten birkaç gün sonra bu isimleri bir basın toplantısıyla açıkladı.
Daha sonra Abdülaziz Tunç makam odasına getirildi. Bir süre birlikte sohbet ettikten sonra bir başka odada Tunç ile 27 kitap sayfası tutan söyleşiyi yaptık. Ardından tekrar makama gittiğimde özel kalemindeki genç bir polis Okkan’ın meşgul olduğunu söyledi. Okkan’ın işinin bitmesini beklerken o polisle uzun uzun sohbet ettik. Tabii ki Hizbullah ana konumuzdu. Epey bir süre sonra Okkan geldi ve aslında önemli bir işi olmadığını, ancak o genç polisle konuşmamı istediği için beni beklettiğini söyledi, ardından şöyle sordu: "El Kaide hakkında da konuştunuz mu?"

KOMPLO TEORİLERİ
İstanbul’a döndüğümde Milliyet’in ilgilenmediği yazı dizisini Cumhuriyet Gazetesi’ne verdim ve 17 Ocak’ta, yani Velioğlu’nun öldürülmesinin yıldönümünde "Bitmeyen tehlike" başlığıyla yayınlanmaya başladı. Lideri Velioğlu’nun öldürülmesiyle darbe yiyen Hizbullah yaralarını sarıyor  Dizinin son bölümü 23 Ocak 2001’de çıktı ve ertesi gün
Gaffar Okan ile Özel Kalem Müdürü Mehmet Kamalı, koruma polisleri Atilla Durmuş, Mehmet Sepetçi, Sabri Kün ile Sebahattin Baysoy, Diyarbakır’ın göbeğinde Hizbullah militanları tarafından öldürüldü. Katillerin arasında Okkan’ın birkaç gün önce basına verdiği 26 kişilik listeden bazı isimlerin de bulunduğu ileri sürüldü. Zaman içinde çok kişi suikast ile alakalı olarak tutuklanıp yargılandı, bazıları da çatışmalarda öldürüldü, ancak bunun Hizbullah’ın eylemi olmadığı iddiaları ve buna bağlı olarak geliştirilen farklı komplo teorileri epey rağbet gördü.
Bunlardan ben de o tarihte Sabah Gazetesi’nde çalışan usta röportajcı Nuriye Akman ile birlikte nasibimi aldım. Meğer Akman benden yaklaşık 10 gün sonra Diyarbakır’a gitmiş ve Okkan ile söyleşini suikasttan bir buçuk saat önce bitirmiş.  Orada Fatih, burada ben
Akit Gazetesi yazarı Hasan Karakaya, kendisiyle öldürülmesinden kısa süre önce görüşmüş olmamızdan hareketle Akman ve benim suikastla ilgimiz olabileceğini ileri süren bir yazı kaleme alabildi. Alper Görmüş’ün bu konudaki yazısını merak ediyorsanız: Nuriye, Ruşen teslim olun!




30.01.2015 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/3 Gaffar Okkan suikastı: 24 Ocak 2001
28.01.2015 „Der Islam und Europa sind untrennbar verbunden“ Gespräch mit Prof. Nilüfer Göle
22.01.2015 On part avec femme et enfants pour le djihad maintenant - Entretien avec Olivier Roy, texte intégral
20.01.2015 Poçemu kobani ne pal
14.01.2015 September 11, January 7, al Qaeda, IS(IS) and the coming days ...
14.01.2015 Der barê çareseriya pirsgirêka Kurdan de çima geşbîn im?
14.01.2015 In Jahad Gharan Che Kesani Hastand?
23.11.2014 Muşeni “biji Erdoğan”-i vardovana “biji Davutoğlu” var ivu?
22.10.2014 Ayuda militar a Kobane en cinco preguntas
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı

Son makaleler (10)
30.01.2015 30 YILDAN HATIRLADIKLARIM/3 Gaffar Okkan suikastı: 24 Ocak 2001
29.01.2015 Kürtlerin kalbini Suriye’de kırıp Türkiye’de kazanamazsınız
28.01.2015 Ankara Kobani’den ders çıkarabilecek mi?
26.01.2015 "Yabancı terörist savaşçılar" sorununda çelişki ve açmazlar
24.01.2015 Demirtaş İstanbul 1. Bölge birinci sıra adayı
23.01.2015 “Artık cihada çoluk çocuk, ailece gidiliyor” Olivier Roy ile söyleşi-tam metin
22.01.2015 Evet, maalesef bu kadar ucuz bir gencin hayatı!
22.01.2015 Olivier Roy “Artık cihada çoluk çocuk, ailece gidiliyor”
22.01.2015 “Cihatçı hem küreselleşmeden yararlanıyor, hem onun kurbanı oluyor” Gilles Kepel ile söyleşi tam metin
21.01.2015 Çözüm sürecinde muammalar dönemi