Olup bitenleri anlayamayanlar için fon krizi: Kerim Rota ile söyleşi

21.09.2026 medyascope.tv

21 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Türkiye'nin gündeminde fon meselesi, borsa meselesi var. Buna büyük bir ‘’yolsuzluk’’ demek biraz zor, karışık bir olay çünkü. Ortada çok büyük paralar söz konusu. El konulan yerler, gözaltına alınanlar, tutuklananlar… Çok ilginç bir olayla karşı karşıyayız. Ben bundan önce yaptığım bir iki yayında mecburen değindim ama ısrarla bu işlerden anlamadığımı da söyledim. Anlatanları dinleyince de anlamıyorum. Ama bugün şöyle bir şey yapalım. Benim gibi çok kişi olduğunu düşünüyorum. Hiç bilmeyenler için bu olayı tane tane anlatmak gerekir ve bunu da en iyi Kerim Rota yapar dedim. Sağ olsun kendisi de kabul etti. Merhaba Kerim.
Kerim Rota: Merhaba Ruşen. Nasılsın? İyi misin?

Ruşen Çakır: İyiyim teşekkür ederim. Olayı anlamaya çalışıyorum. Kaç kişiyle konuştum. Tane tane de anlattılar, ama bir kulağımdan girdi ötekinden çıktı. Şimdi benim kuşağım Banker Kastelli, banker olaylarını yaşadı. Sonra el konulan bankalar olayını yaşadı. Arada borsayla ilgili birtakım şeyler oldu ama büyük çaplı değildi; çok dikkatimizi çekmedi. Bu son olay benim gözümde yepyeni bir olay. Önce onunla başlayalım. Hakikaten bu olay yeni bir olay mı? Yeni bir tür finansal fiyasko mu?
Kerim Rota: Aslında yüzyıllardır olan bir şeyin modernize edilmiş hâli demek lazım. Bunun içinde borsa var, yatırım fonları var, yatırımcılar var, kandırılmış yatırımcılar var. Ne olduğunu bilerek ‘’son gün de olsa biz bu gemiden attırırız’’ diyen yatırımcılar var, denetleyiciler var, düzenleyiciler var. Dolayısıyla hepsi birbiriyle ilişkili. Bu iş, bundan 100 yıl önce birisi gelip para topluyor, sonra da kaçıyor gibi bir şey değil. Bundan daha farklı bir şey. Daha organize işler olduğu çok net olan bir zincir vardı. ‘’Ponzi’’ demiyorum çünkü o zaman çok karışıyor iş.

Ruşen Çakır: Önce, bilmeyenler için ‘’Ponzi'’yi bir anlatır mısın? Türkçede buna ‘’Saadet Zinciri’’ diyoruz değil mi on?
Kerim Rota: Evet doğru. Türk yasalarında da yeri var, Ceza kanununda da yeri var. Ponzi, İtalyan bir adam. Zamanında yüksek getir vaadiyle insanlardan para topluyor ve paraları topladıkça da bu yüksek getiriyi vermeye devam ediyor. Yüksek getiriyi verdikçe daha çok insan geliyor. Daha çok insan geldikçe getiriler de çok cazip hâle geliyor. Ama sonunda aslında ortada yüksek getiri olmadığı ortaya çıkıyor. Sadece, birinden alınan parayı başkasına vermek ve aradaki farkların da cebe atılması üzerine kurulmuş bir sistem. Bunun daha modern bir versiyonu da 2008-2009 yıllarında ABD'de yaşandı. Bernie Madoff, son 25 yılın efsane bankerlerinden bir tanesi. O da aynı işi yapıyormuş meğerse. Onun da bir portföy yönetim şirketi var. Çok şık, muazzam ofisler ama iki kat aşağıda tamamen karanlık oda diyebileceğimiz bir yerde, elde kayıtlarla, kimden ne para alındı, kime ne para taahhüdü verildi, bunların yazıldığı bir Ponzi işlemi. ABD'nin SPK'sı SEC, bu işin üstüne çok geç gidebildi; farkında olmadı filan. Bununla ilgili filmler de yapıldı. Tavsiye ederim.

Ruşen Çakır: Evet, biliyorum, o filmi gördüm. Peki bu bizim şimdi yaşadığımız olay niye Ponzi yani saadet zinciri değil. Çünkü burada da sanki para geldikçe daha fazla insan getiriyor. Çok acayip kâr imkânları gözüküyor. Böyle çok garip, adını duymadığımız birtakım şirketler halka arz ediliyor ve çok büyük değerler kazanıyorlar. Burada Ponzi'den bunu farklı kılan ne?
Kerim Rota: Farklı kılan şu: Gerek İtalyan Ponzi’de, gerekse Madoff'un Ponzi’sinde, ortada açıklanmış sahte veriler vardı. Yani Madoff ‘’Ben şu şu hisselere para yatırdım ama hisselerin detayı yok. Bu hisselerin detayı olmadan şu kadar getiri getirdim’’ diyor ve kayıtlarına da bu şekilde işliyor. Yani çifte kayıt gibi düşünebilirsiniz. Ama bu olayda öyle bir şey de yok. Parayı toplayanlar hangi hisselere parayı yatırdıklarını açık bir şekilde ilan ediyorlar. Hangi hisseyi kaçtan aldıkları, kaçtan sattıkları, borsada net bir şekilde görülüyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bunlara izin veriyor. Sermaye Piyasası kurumları bunların halka açılmasına ve bu fonları halka satmasına izin veriyor. Bu şirket değerlerinin arşa çıkmasını seyrediyor. Dolayısıyla savunmasını yaparken, ‘’ben her şeyi herkesin gözü önünde şeffaf bir şekilde yaptım’’ dese karnı ağrımaz. O yüzden ben bunu Kırmızı Pazartesi romanına çok benzetiyorum. Her şey herkesin gözü önünde oldu.

Ruşen Çakır: Evet, tam da bunu söyleyecektim. Bir ‘’Atı alan Üsküdar'ı geçti,’’ Bir de ‘’Kırmızı Pazartesi.’’ Sen bloğunda da bu başlıkla bir yazı https://medium.com/@kerimrota/k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1-pazartesi-4ccc039b81a8 yazdın, başkaları da böyle söyledi. Bilmeyenlere hatırlatalım; Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez'in romanıdır. Bir kasabada bir kişi öldürülecektir. Herkes bunu bilir ama engelleyemez, engellemez. Hatta İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü diye bir alt başlığı var.
Siz 11 Kasım 2025'te ‘’Mesele Ekonomi’’ kanalında Ömer Gencal'la yaptığınız yayında, fonlarda manipülasyon yapıldığına dair uyarıda bulunuyorsunuz ve Sermaye Piyasa Kurulu ve BDDK'nın (Banka Denetleme ve Düzenleme Kurulu) büyük bir ihmalinin söz konusu olduğunu söylüyorsunuz. Yaklaşık 10 ay önce değil mi? Bu kadar uzman olarak siz bunu çıplak gözle görüyordunuz. Neydi orada gördüğünüz tam olarak?
Kerim Rota: Aslında sadece ben görmüyordum. Bu konuyu o programda işlememizin sebebi, ondan bir hafta önce de Sermaye Piyasası Kongresi’nde Mehmet Şimşek'in ve Eski SPK Başkanı Ömer Gönül'ün çıkıp ‘’fonlarda manipülasyon var. Biz gerekli düzenlemeleri yapacağız. Bunları yapanlar hakkında da suç duyurularını yapacağız’’ diye net bir şekilde ortaya koymasıydı. Aradan bir hafta geçip hiçbir şey yapılmayınca, yani bendeki saflığa bakın; aradan bir hafta geçti hiçbir şey yapılmadı. Çok geç kalmadınız mı bu işlerde? Hani tiyatroda ilk bölümde duvara asılı silah göründüğünde, son perdede o silahın patlaması gerekir kuralı vardır ya, onun gibi. Sen düzenleyici otoritesisin. ‘’Ben önlem alacağım’’ diyorsun ve bir hafta boyunca önlemi almıyorsun. Paniğim vardı. Ondan sonra hissettiklerimi düşünün. On ay sonra hiçbir önlem alınmadan bu işi kendi kaderine bıraktılar ve sonunda bu işin fişini de düzenleyici otorite çekmedi. Önce yabancı kuruluşlar MCSI, FTSE Russel gibi yabancı kuruluşlar uyarılarıyla ilk kurşunu attılar. İkinci ve öldürücü kurşunu da yatırımcı attı. Yani yatırımcı parasını çektiğinde bu işler ayyuka çıktı. SPK’ya veya Hazine ve Maliye Bakanı’na kalsa, bu iş sürdürülebildiği kadar sürdürülsün,’’ aman başımıza bela olmasın, aman başımız ağrımasın noktasındaydılar.’’

Ruşen Çakır: Bakan Şimşek 2025 Kasım ayı başında bu açıklamayı yapmış. Siz 11 Kasım'da bu yayını yapmışsınız. Ben ki bu konularla hiç alâkalı birisi değilim, bugün el konulan ya da faaliyeti yasaklanan o kurumların bazılarını ben bile duydum ve hiç de olumsuz bir şey duymadım. Oradaki birtakım isimler, yönetim kurulu üyeleri çıkıp, Türkiye ekonomisine yaptıkları katkıları anlattılar, hatta, ‘’uyduruk’’ birtakım şirketleri yüksek fiyatlarla da halka arz ettiler. Bu, uyarının yapılmasından sonra oldu.
Kerim Rota: ‘’Uyduruk’’ sıfatı çok doğru. Yani uyduruk şirketleri, uyduruk demeyeyim de o kadar etmeyecek şirketleri inanılmaz seviyelere taşıdılar. 250 milyon 300 milyon dolar değerle halka açılmış bir şirket, 250 kişinin çalıştığı bir ufak finans şirketi, geçen pazartesi günü itibariyle 17,5 milyar dolar değerlemeye ulaştı. Bunun halk arzını kim yaptı? İşte o malum kurum yaptı. Peki, insan şunu da sormaz mı? Şirket değeri 250 milyon dolardan 17,5 milyar dolara çıkmış bir şirketin sahibi, ‘’ben bu hisselerimin %1'ini ikisini, beşini, satayım’’ diye gelmez mi piyasaya? O da gelmiyor. Çünkü her şey organize. Gelemiyor. Satacaksa da o %1'ini o kurum alıyor. Zaten ifadesinde var: ‘’Aman sakın dolaşıma çıkarma sen bu hisseleri. Bizim daha bu hisseyle işimiz çok.’’ Gayet organize işler.
Bu arada, ‘’ben bu işlerden pek anlamam’’ diyorsun ama bu sadece senin hatan değil. Mesela şimdi söyleyeceğim şeyden hem senin hem seyircilerimizin çok şaşıracağını düşünüyorum. Şimdi 7 tane portföy yönetim şirketinin bazı fonları tasfiyeye tâbi tutuldu ve bunlardan iki veya 3 tanesi çok ağır suçlamalarla karşı karşıya, ki zaten bazılarının sahipleri tutuklandı, bazıları gözaltında. Yani bilebildiğim kadarıyla iki portföy yönetim şirketinin sahibi tutuklandı. İkisi de henüz gözaltında. Şimdi sen Ruşen Çakır olarak bugün veya yarın sabah gitsen bu şirketlere, ‘’ben bir hesap açmak istiyorum. Sizinle işlem yapmak istiyorum’’ desen nasıl bir cevap alırsın?

Ruşen Çakır: Hayır, buraya el kondu’’ denir.
Kerim Rota: Hayır, işlem yapabilirsiniz. Şu anda faaliyetlerine devam ediyorlar.

Ruşen Çakır: Nasıl oluyor peki bu?
Kerim Rota: Çünkü sadece belirli fonlarını tasfiyeye tâbi tuttular. O fonlara giriş çıkış yasaklandı. Ama işlem yapmaya, o işleri yapan insanlar kendi kayıtlarının başında oturmaya devam ediyorlar. Burada bir ihmal olduğu açık değil mi?

Ruşen Çakır: Şimdi çok basit gibi gelecek ama fon meselesi birçokları için anlaşılmaz. Bunun bankaya para yatırmaktan farkı nedir? Yani bankaya vadeli vadesiz para yatırmak yerine fon almak nedir? Çünkü bankada risk yok. Sana söylenen faizi alıyorsun, beğen, beğenme ona razı oluyorsun. Burada bir risk var, ama bir de galiba albeni var. Nasıl oluyor?  Mesela diyelim ki biriktiriyorum. Çünkü öyle öyküler duyuyoruz. Emekli maaşını alıyor onu fona yatırıyor. Ne oluyor? Nasıl bir işlem oluyor orada?
Kerim Rota: Bankaya para yatırdığınızda bir mevduat yapıyorsunuz. O bankaya güveniyorsunuz. O bankanın dışında, devlete de güveniyorsunuz. Çünkü devlet, bankacılık lisanslarını seçerek verir. Herkese bankacılık lisansı verilmez. Yani kapıdan geçene bankacılık lisansı verilmez. Eğer siz bir bireyseniz, şirket değilseniz, devletin sizin mevduatlarınıza karşı bir tasarruf mevduatı sigorta fonu vardır. Paranızın bir kısmı da sigortalıdır. Yani o bankaya bir şey olsa bile o kadara olan kısmını alırsınız. Her banka içinde ayrı ayrı sigortalanır. Dolayısıyla bu önemli bir güvencedir. Ama mesela bu sigorta tutarının üzerinde bir paranız varsa, şimdi hatırlamıyorum sigorta tutarının ne olduğunu, 1 milyon olabilir, o zaman bankaya bir şey olursa, o parayı tasfiyeye gidebilir. Siz sıkıntı yaşayabilirsiniz. Ama bankacılık, güven kurumudur. 
Fonlarda ise sistem şöyle: Çoğunlukla küçük yatırımcılar birleşirler, bir fon alırlar ve bu fonun arka tarafında ‘’dayanak varlık’’ dediğimiz şey vardır. Dayanak varlık nedir? Mesela bir para piyasası fonu alıyorsanız, o da mevduat yapabilir veya hazine tahvili alabilir veya gecelik para satabilir. Yani aslında sizin aldığınız fonun arkasında sağlam bir varlık var. Bankadan farklı olarak, eğer bu dayanak çok sağlamsa, bankacılık sisteminde kriz olsa bile sizin fonunuza bir şey olmaz. Mesela para piyasası fonlarının böyle olduğu kabul edilir. Arkasında hazine tahvili varsa, zaten o hazine tahvilleri satılır. O hazine tahvillerinin sonunda siz paranızı alırsınız veya mevduat varsa, fon, bankadan o mevduatı geri alır. O anlamda para fonlarının sağlam olmadığı veya banka mevduatından daha zayıf bir varlık olduğunu söyleyemem.
Ama fon sadece bir para piyasası fonu veya mevduat benzer fon değil. Mesela hisse senedi fonu da vardır. Yani belli hisse senetlerini fonun içine koyarlar, siz de yatırımcı olarak, binlerce yatırımcı girersiniz buraya. O fonu da bir yetenekli arkadaş yönetir. Normal şartlarda borsa endeksi %30 yukarı giderken, o belki %50 kazandırır size, ama belki de %20 kazandırır ama siz o riski alırsınız. İşte bu hisse senetleri fonları, yani hisse senedi yoğun fonlarda böyle çalışıyor. Zaten bu rezilliğin çoğu hisse senedi fonlarında oldu. Bu şişik hisseler fonlara kondu. İnsanlar da o fonlarda çok iyi getiri var diye hızla o fonlara girdiler. O fonları büyüttüler. Sonrasında bu şişirilmiş hisselerdeki organize işler patlayınca, oraya bir alıcı gelmeyince, fonların fiyatları da hızla aşağı geldi ve fonların içinde de herhangi bir likidite yok. Çünkü o şirketleri, o fiyata alacak kimse yok zaten. Hani biraz önce 250-300 milyon dolardan 17,5 milyar dolara geldi dedim ya. Bu şirketin hissesine ne zaman alıcı gelir? Tekrar 300 milyon dolara indiğinde belki gelir. 17,5 milyar dolardan 300 milyon dolara inene kadar ki bu da 37 iş günüdür. Üşenmedim onu da hesapladım. Yani 37 iş günü oraya hiçbir alıcı gelmeyecek demektir. O zaman zaten fon çıkışları ödeyemeyince, -çünkü siz isterseniz günlük çıkabilirsiniz bu fonlardan- geçen hafta bu insanlar panik oldular ve doğal olarak ‘’bunlar bizim paramızı ödeyemeyecek’’ şüphesine kapıldılar ve hızla çıkış emirlerini verince o paralar ödenemedi. Fon batar mı? Batmaz. Fon, içindeki mallarla, varlıklarla sorumlu. Bir şekilde likidite olacak onlar. Ama ödenecek para, geçen pazartesi ekranda gördüğünüzden çok daha düşük olacak, hatta bazılar için sıfır olacak.

Ruşen Çakır: O zaman tane tane gidelim. Yaklaşık ne kadar para söz konusu şu anda? Yani şaibeli olan para ne kadar?
Kerim Rota: Şu anda yaklaşık 131 fonda 800 milyar civarında bir tutar olduğu söyleniyor. Ama bunlardan çok şaibeli diyebileceğim 5 ila 10 fon var. Bunların toplam büyüklüğü de hemen hemen 400-450 milyar civarında.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir akıl yürütüyorum: 450 milyarlık fon var ve senin anlattıklarından da hareketle, bunlar birtakım şirketlerin hisseleri üzerinden şişirilmiş fonlar. Bu 450 milyarlık fonun toplandığı şirketlerin hepsini satsak, diyelim ki 50 milyar ediyor. Peki, 400 milyar nereye gitti?
Kerim Rota: Nasıl geldiyse öyle gitti. Yani şimdi izleyicilerimizin şunu iyi anlaması lazım. Gerçek bir örnekten yola çıkarak anlatayım: Bir tanıdığım, ‘’17 milyonum kaldı içeride, alamıyorum 17 milyonu’’ diyor. ‘’Ne kadar yatırmıştın?’’ diye soruyorum. Üç milyon lira yatırmış. Yani geçtiğimiz sene bu zamanlarda 3 milyon yatırmış, şimdi 17 milyon. Aslında 17 milyon hiç olmamış ki. O 17 milyon kâğıt üstünde; onu mutlu eden, onu kendini zengin hissettiren bir muhasebe kaydından öte bir şey değil. Eğer ağustos ayında satsaydı o parayı alırdı, ama satmamış. Herkesle beraber satmaya kalkınca o para ödenemedi. Dolayısıyla 17 milyon alamayacak artık. Eğer satışı verdiyse belli bir tutar alır. Çok da büyük olmayan bir tutar olur. Hiç satış vermediyse, yani şu âna kadar bu fonları satış emrini sisteme tanımlamadıysa, muhtemelen bu hisse yoğun fonlardakiler, bu şaibeli fonlardakiler sıfır alacaklar. Ana paralarını da kaybedecekler.

Ruşen Çakır: Peki, sıfır alacak olanlar, devlete yönelik ya da fon yöneticilerine yönelik hak talebinde bulunamaz mı?  Yani şimdi ‘’sizin para uçtu gitti’’ diyecekler. O zaman bu insanlar kaderlerine razı mı olacaklar? Bir açık kapıları yok mu?
Kerim Rota: Onu hukukçular bilir tabii. Mutlaka hukuki bazı girişimler yapılır. Ama bildiğim kadarıyla özellikle fonlardaki hukuki yapı, fonların varlıklarıyla sınırlı. Ama böyle olmaması gerekiyor. Yani Türkiye Birlik Millet Meclisi'nin neredeyse oybirliğiyle onayladığı İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede cumhurbaşkanlığı kararıyla çıkabilecek kadar yasalarla rahat oynayabilen bir ülkeyiz. Dolayısıyla burada da bu mekanizmaların farklı bir şekilde bakılması lazım; buna özel bakılması lazım. Mesela bu tür işleri yapanların e varlıklarına el kondu. Diyelim ki onlar da likide edildi. Bu paralar kanun gereği hazineye geçiyor. Mesela bence bu duruma özel, bu paraların hazineye değil kayba uğrayan yatırım fonu sahiplerinin havuzuna geçirilmesi daha doğru uygulama olur diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Biraz önce verdiğin gerçek bir örnekten bahsettin. Hani yatırdığı para şu kadar ama beklediği para bu kadar diye. Bir geri ödeme söz konusu olursa, herhalde o kişilere yatırdıkları para esas olacak değil mi yani?
Kerim Rota: Hayır maalesef tasfiye sistemi öyle çalışmıyor. Tasfiye sistemi şöyle çalışıyor: Mesela bu arkadaş 3 milyonunu evvelsi hafta satmış olsaydı, 17 milyon alıp çıkmıştı. Zaten şu anda hiç bu haberleri seyretmiyordu bile. Bu bahsettiğim arkadaş 3 milyonun karşılığında 17 milyon satış emrini vermiş, yani fonun ilan ettiği fiyattan. Ama para gelmemiş. Şimdi bu arkadaş 17 milyon lira alacaklı duruma düştü fonda. Eğer o düğmeye hiç basmasaydı, fon fiyat açıklamayı durdurduğu için bir sonraki fiyatını 15 Ekim'de açıklayacak, 15 Ekim'de o 3 milyonunun büyük ihtimalle 1 milyona indiğini zaten o fiyat açıklanınca görecekti. Yani 1 milyon kadar alacaklı olacaktı fondan, ama onu da alamayacaktı. Böyle adaletsiz bir durum

Ruşen Çakır: Sen ısrarla birileri birtakım şeyleri önceden öğrendi ya da öğrenmiş ve öyle davranmış olmalı diye bir akıl yürütüyorsun. Ama herhalde bu iş böyle. Bu gidişatı bilen, sezen demeyeceğim de bilen birileri akıllılık edip, ‘’bu işler kötüye gidiyor’’ diye parasını çekmişse helal olsun ona diyeceğim ama yani büyük ölçüde de bu işin merkezinde bulunan isimler ve onların yakın çevreleri herhalde buradan çıkmışlardır.
Kerim Rota: Çıkmıştır. Devlet de onlara ‘’helal olsun’’ Siz çok iyi yatırımcıymışsınız. Bravo. Siz paranızla devam edin. Ben fonun içinde kalanlara tasfiye uygulayacağım" diyor. O yüzden âdil değil. Sistem bu. Yani önce çıkan parasını alıyor. Çıkış emrini verip parasını alamayan öncelikli alacaklı oluyor. Çıkış emrini hiç vermeyense en sondaki alacaklı oluyor ve sıfır

Ruşen Çakır: Çok acımasız bir sistemden bahsediyorsun. Yani önceden fonunu bozduran hani bir şekilde rastlantı sonucu olduğunu varsayarsak neyse de, büyük ölçüde bilgi sahibi olup yapanlar ödüllendirilirken, diğerleri hâlâ bir şeye güvenenler çok ağır bir bedel ödüyor.
Birtakım haberler görüyorum, sen daha hâkimsindir bu konuya; ilk fonları oluşturan 14-15 kişiden bahsediliyor. Nedir Bir 141 kişiden bahsediliyor. İlk fonları oluşturan kişiler galiba. Tam olarak nedir o olay?
Kerim Rota: Bir kere, bu âdil olmayan bir paylaşım mekanizması var. Aslında finansın doğasında da bu var; bunu her uygulamada yapmak çok mantıklı olmayabilir. Şöyle anlatayım: Siz bundan iki sene önce birine fatura kesmişsiniz. Şimdi gelip ‘’ben bu hizmeti ucuza yapmışım bu hizmeti, bana aradaki farkı öde’’ demezsiniz. Benim önerdiğim şey de biraz buna benziyor. Saçma gibi görünüyor ama 4-5 fondan bahsediyoruz ve buralarda büyük dolandırıcılık hikayeleri olduğu konusunda çok ağır şüpheler var. Benim önerim bu 4-5 fonla sınırlı. Çünkü buraya girenler, çıkanlar konusunda şüpheler de var. Bir örnek vereyim: İnsanların en büyük alacaklı olduğu en büyük fon, TERA Fon’unTLY kodlu fonu. Font kodları üç harflidir. Burada en son 240 milyar civarında bir bakiye vardı. Ne kadarının ödendiğini bilmiyorum ama çoğu ödenemedi diye biliyorum. Şimdi en büyük alacak bu zaten. Düşünsenize 800 milyarlık alacak havuzun içinde 240 milyar tek bir fonda ve 100 bine yakın da yatırımcısı var. Bu fon 2021 Mart'ta kurulmuş. 2021 Mart'tan 2025 Temmuz'a kadar, kapalı, aile içi bir fon olarak kalmış.
Kapalı fon nedir? Belli kurucuları vardır. Benim hatırladığım, 12 kurucuyla başlamıştı bu. Sonra 150'ye çıktı. Sonra galiba 400'e kadar çıktı o 4 sene içerisinde. Yani bu fona da başkaları girmez. Kapalı fonda bu normal bir şeydir. Çünkü hani her yatırımcıyı açtığınızda, her yatırımcının tercihi farklı, hesap soruma stili farklı. Türkiye'de bu tür yüzlerce kapalı fon var. Ama burada sorun var. Bu fon çok acayip bir performans elde etmiş. Yani Mart 2021 ile Temmuz 2025 arasındaki 4,5 yıllık dönem içerisinde, fiyatı 524 kat artmış. O dönem, yani 4,5 senelik dönem içerisinde Türkiye'de enflasyonla fiyatlar sadece 6 kat artmış. Yani 1 milyon yatıran, 524 milyonla çıkabilirmiş o dönemde. Bu, başlı başına şüphe çekici bir şey zaten. Yani ne borsalarda öyle bir hareket olmuş, ne dövizde öyle bir hareket olmuş, ne altında öyle bir hareket olmuş. Belli ki bunlar şişirilmiş fiyatlarla hisselere girilmiş. Ama kapalı fon olduğu sürece de kimseye bir zararları yok; kendi aralarında alıp satarlar, kendi içlerinde kavga ederler.
Ama 2025 Temmuz'da bu fonu kuranlar Sermaye Piyasası Kurulu’na başvuruyorlar. Diyorlar ki: ‘’Bizim muhteşem bir fonumuz var. Bu fonun nimetlerinden vatandaşlarımızı da faydalandırmak istiyoruz. Dolayısıyla biz bu fonu halka açmak istiyoruz. Yani TEFAS (Türkiye Elektronik Alım Satım Platformu) dediğimiz sisteme bunu dahil etmek istiyoruz.’’ Böylelikle siz kendi bankanızdan, ‘’A bu fon da iyiymiş’’ deyip cep telefonunuzdan bunu alabilir hâle geliyorsunuz. Öncesinde böyle bir imkânınız yoktu. Buna da izin verilmiş 2025 Temmuz'da. Sonra 2025 Temmuz'dan geçtiğimiz hafta pazartesi gününe kadar, bu fonun fiyatı 17 kat daha artmış. Girenler de çok memnun. İşte 100 bin kişi de o sırada girmiş zaten. Hele son 3-4 ayda kimi görsem, özellikle maalesef gençler ‘’Bu fona 10 bin lira attım, 50 bin Lira attım, iki ayda 70-80 bin liraya çıkaracağım, sonra da çıkacağım’’ diye giriyor şeyiyle geliyor. Herkes ne olduğunu biliyor ama işte o ‘’cinayet’’ işlenecek ya. Burada benim sorum şu. Mart 2021'den Temmuz 2025'e kadar bu kadar acayip bir performans ortaya konulurken buraya girenler, sonra bu fon vatandaşa açılınca, vatandaşın parası fonunun içine girince, çıkanlar sorgulanmayacak mı? Bence sorgulanması gerekiyor.

Ruşen Çakır: Büyük ihtimalle, girenlerle çıkanlar aynı olacak diyorsun.
Kerim Rota: Giren vatandaş daha ufak tefek, sade vatandaş. Çıkanların kim olduğunu bilmiyoruz. Daha büyük balinalar.

Ruşen Çakır: Fonu kuranların ilk başta fondan çıkanlar olma ihtimali yüksek.
Kerim Rota: Kesinlikle çok yüksek ihtimal.

Ruşen Çakır: Sorumluluk meselesine gelelim. Başkaları da yazıp çiziyor ama ben senin yazdıklarına bakarak söylüyorum. Bu işin tek başına yapılmadığını söylüyorsun. Birçok kurum var, yönetici var. Eski SPK yöneticilerinden, eski başkanlardan, BDDK'dan bahsediyorsun. Ama şu hâliyle baktığımızda, bu fon yöneticileriyle mağdurlar arasında devletin bir tür trafik yapıp kapatacağı bir şeye doğru gidiyor sanki. Her ne kadar birtakım tutuklamalar, gözaltılar olsa da. Oradaki mesele de zaten fon yöneticileri ile ilgili bir şey. Ama bu denetimi yapması gerekenlere, şu âna kadar pek bir şey atfedilmedi sanki.
Kerim Rota: Evet, bence bunun yapılması gerekiyor. Burada büyük bir denetim zafiyeti var. SPK'da var, BDDK'da da var. Yani şu anda tutuklu ve gözaltında olan dört tane yatırım şirketinin, Türkiye'de dört tane kurulmuş bankası var halen. Ve bu dört kişi de şu anda bankaların yönetim kurulu başkanı olarak çalışmaya devam ediyorlar. İkisi tutuklandı, ikisi gözaltında. Ya bu sabah itibariyle baktığım için söylüyorum bunu da. Bu sabah itibariyle internet sitelerinde yönetim kurulu başkanı bu kişiler görünüyor. Bir kere bu banka izinleri nasıl verildi? Hadi onu geçiyorum, ortalık yangın yeriyken bu insanlar nasıl bankaların yönetim kurulu başkanı olarak çalışmaya, görev yapmaya devam ediyorlar. Burada bir denetim zafiyeti yok mu? Veya üzerinde şüphe olan kuruluşlar, nasıl Ruşen Çakır'a yarın sabah hesap açabilecek ve parasını alabilecek durumdalar? Yani bu işin başı sonu pek düşünülmemiş. Yatırımcı fişi çekince apar topar önlemler almaya çalışıyor gibi bir hissiyat var bende.

Ruşen Çakır: Bir de MASAK'tan bahsettiğin bir yer var yazında. ‘’Blokaj yaptı mı?’’ diye soruyorsun. Orada kastın nedir?
Kerim Rota: O yapılmış görünüyor. Yani bugün Adalet Bakanı paylaşımında, bütün mal varlıklarına tedbir konulduğunu söylemiş. Ben ‘’MASAK bunlara tedbir koydu mu?’’ sorusunu perşembe günü sordum. Çünkü bu işler de hızlı olması gereken işler. Eğer o tedbirleri hızla koymazsanız, o paralar çıkar. Nitekim, iki tane bilgi bugün geldi. O süre içerisinde bu insanların hesaplarına bloke konmadığı için eylül ayı başında iki tane 15'er 20’şer milyon dolarlık yurt dışına transferler yapılmış. Yani ihmaller çok.

Ruşen Çakır: Anladığım kadarıyla bu fonlarla alâkalı olan iki ayrı kurum var.
Kerim Rota: Katılımevim ve Birevim.

Ruşen Çakır: Emlak Katılım’ın bunları alacağı söylendi. Bunu sorduğum bir uzman arkadaşım bana, ‘’Bu uygulama, katılımla ev-araba alma uygulaması, siyasi iktidarın tercih ettiği bir şey ve bunların üzerine gölge düşmesini istemediği için, bunları devletin kurumuna, yani Emlak Bankası’na aldırtıyor olabilir.  Buna katılır mısın?
Kerim Rota: Niye aldıkları konusunda ben biraz daha fazla empati yapıyorum. Sebebi de şu: Bu tür tasarruf finansman şirketleri, aslında önce adı üstünde tasarrufunuzu topluyor, sonra size finansman veriyor. Mesela 40 aylık bir finansmana giriyorsunuz, 18. ayda size bir finansman veriyor. Ama siz 18 ay boyunca oraya para yatırıyorsunuz, paranız orada birikiyor. 18. ayda bir finansman veriyor. 40. aya kadar tekrar taksitlerinizi ödemeye devam ediyorsunuz. Dolayısıyla bunlar vatandaştan para toplama hakkına sahip kuruluşlar. Bunlar da bankalar gibi BDDK denetiminde ve düzenlemesinde olan kuruluşlar. Pusula Holding'in sahiplerinin iki tane tasarruf finansman kuruluşu var, şirketleri vardı. O lisanslar verilmiş. Orada da siyasi ilişkilerin baskın olduğu çok açık görülüyor zaten, özgeçmişlere bakıldığında. Normal şartlarda da BDDK'nın ‘’Siz vatandaştan topladığınız parayı sadece şu alanlara yatırabilirsiniz. Öyle garip işlere yatıramazsınız’’ demesi lazımdı. BDDK bunu net bir şekilde ne zaman dedi? 13 Ağustos 2026. Yani bu işlerin ısınmaya başladığını gördükten sonra. Geçiş süresini de 1 Ekim'e kadar vermişti. Ama piyasada konuşulan, o sırada Katılımevim’’ hisselerine bu paralar yatırılmış, Pusula Holding’in fonlarına yatırılmış ve orada bazı kayıplar olmuş. Aslında bu kayıplar da vatandaşın parasıyla olan kayıplar. Eğer Emlak Konut’un bunları alması gibi bir yola gidilmemiş olsaydı, bu işin, önce tasarruf finans sistemlerine, sonra bankacılık sistemine sıçrama riski vardı. O yüzden bir an önce Emlak Katılım’a bunu vererek, o sözleşmelerin Emlak Katılım tarafından yerine getirilmesini uygun gördüler. Buna bir şey diyemem; doğru adım olduğunu düşünüyorum. Ama burada mutlaka ki bir zarar var. Bu zararın baştan hesaplanıp, bu zararın, eski sahiplerinden mutlaka tahsil ediyor olması veya isteniyor olması lazım.

Ruşen Çakır: Bunların Emlak Katılım tarafından alınacağı haberi ilk düştüğünde, faturayı devlet, daha doğrusu kamu bankası olduğu için kamuya ödetmek istiyorlar yorumları yapıldı.
Kerim Rota: Olabilir. Mesela Varlık Fonu Emlak Katılım’ın sermayesine artırmak zorunda kalacak belki. Böyle bir durumda bu zararın nereden çıktığı da sorulacak tabii ki. O yüzden, bu zararın tespit edilip şeffaf bir şekilde ‘’biz bunu aldık, ama içinde şu kadar zarar vardı, onu da rücu ettik’’ demek daha doğru olurdu. Yani TMSF'nin yaptığı gibi aslında. Belki yaparlar bilmiyorum, şimdiden bir şey demek istemiyorum bu konuyla ilgili.

Ruşen Çakır: Bugün bir operasyon yapıldı. Bu Katılımevim’le ilgili 15 kişi diye hatırlıyorum, gözaltına alındı. Bu, doğrudan bu kurumun çalışanları mı yoksa başka bir olay mı?
Kerim Rota: Benim gördüğüm kadarıyla Katılımevim hissi senedinde spekülasyon yaptığı düşünülen kişilere bir operasyon yapıldı. Şimdi biraz da izleyicilerimizin içini rahatlatmak isterim. Bu 130 fonun dışında fonları olanların artık endişe edeceği bir şey yok. Yine aynı şekilde bu tasarruf finansman şirketlerinde, yani Katılımevim ve Birevim de dahil olmak üzere, parası olup finansman bekleyen veya finansmanını almış, ipoteğini vermiş kişilerin de endişe edeceği bir şey yok. Bankalarda mevduatı olanlar açısından da endişe edecek bir şey kalmadı. Aslında bu, yapılması gereken bir temizlikti, bir ameliyattı. Keşke bunu tümör çok daha ufakken yapma iradesini göstermiş olabilseydi devlet. Olmadı. Tümör büyüdü. O ameliyat şimdi yapıldı. Ama bundan sonrasında hastayı kaybetmeyeceğimiz ortaya çıktı.

Ruşen Çakır: Şimdi bu yapacağım yorumun ardından bir de soru gelecek. Bu olaydan sonra, herhalde birçok kişi fonlara karşı mesafeli olacak. Sen daha iyi takip ediyorsundur; belki başka fonlardan bozdurma eğilimi olacak. Bu fonların üzerine bir şaibe düştü bir kere. Sen merak edecek bir şey olmadığını söylüyorsun ama bir şaibe düştü. Bir de şunu sormak istiyorum: Biraz önce özellikle gençlerin bu fonlara ilgisinin çok yoğun olduğunu söyledim. Bu mekanizma nasıl işliyor? Mesela buraya katılan çok sayıda yurtdışında yaşayan Türklerin olduğu konuşuluyor. Onlar böyle uzaktan ya da yakından izleyip ‘’bunun çok iyi getirisi var’’ diye mi giriyor yoksa birtakım reklâm kampanyaları mı var? İnsanlar buraya nasıl üşüştü?
Kerim Rota: Bilgi çok hızlı akıyordu ve maalesef bunların sosyal medyada bayağı ekipleri de vardı bence. Kendi ekipleri mi veya gönüllü mü onu bilmiyorum ama bu fonların reklâmlarını yapan, hatta bu fonların getirdiğini görüp, normal portföyünü düzgün yöneten, ama tabii ki o kadar getiri getirmeyen, portföy yöneticilerini küçümseyen bir sosyal medya güruh oluştu. Bir de teknoloji çok gelişti. ‘’Burada böyle bir fon varmış’’ dediğinizde, Almanya'da da olsanız, Amerika'da da olsanız, telefonunuzdan bir tuşla bu fonu alabilir haldesiniz. Hızlı büyümesi biraz bundan kaynaklandı. Bazı fonları alabilmeniz için nitelikli yatırımcı olmanız gerekiyor. O zaman bankanıza gidip bir fon doldurmanız gerekiyor. Ama mesela bundan üç dört ay önce bir fon açıldı. Onda nitelikli yatırımcı olmanız bile gerekmiyordu. Onu istediğiniz yerden alabiliyordunuz. Yani bazı dolandırıcılara oldukça geniş bir oyun alanı bırakıldığını düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Biraz önce sosyal medyadan bahsettin. Bu olayda, isimleri çok bilinen, en azından ekonomi çevrelerinde bilinen, ekonomi kariyerleri olan birtakım isimler gördük. Hem onların önü açılmış, onlar da o şirketlerin önünü açmışlar ve bunların bir şekilde devletle de ilişkileri olmuş; Cumhurbaşkanlığına danışmanlık gibi. Yani olay bayağı profesyonel aslında. Bir zamanlar Banker Yalçın vardı. Genç, zeki bir çocuktu. Bu işi kendi başına, kendi imkânlarıyla yaptı. Ama bu işin içinde bayağı oturaklı isimler de var
Kerim Rota: Kesinlikle. Çok da büyük para var tabii. Yani şöyle düşünün. Siz 200 milyar liralık bir fon yönetiyorsanız ve %2 yönetim komisyonu varsa, bu yılda 4 milyar eder. Bunu 600 milyara çıkardığınızda, bu 12 milyar lira eder. Yani yılda 12 milyar lira sadece yönetim ücreti alırsınız ve bunu fondan günlük kesersiniz. Yani o para sürekli nakit olarak gelir. Dolayısıyla bu fonları tasfiye ederken, bu paraların ödendiğini ve fonun içinden nakit olarak çıktığını unutmayalım. Yani fonun içinden nakit hiçbir şey çıkmamış olsa bile, bu yönetim ücretleri çıktı. Onunla da böyle güzel binalar alırsınız, sizin reklamınızı yapacak iyi yönetim kurulu üyeleri ve akademisyenleri bulursunuz. Bunların hepsi bu paralarla yapıldı. Yani hiçbiri kendi parasıyla yapmadı bu işi, yatırımcıların parasıyla yapıldı bu işler.

Ruşen Çakır: Senin bloğunda yazdığın Kırmızı Pazartesi yazısında çok acıtıcı bir cümle var: ‘’Bu yazıyı, hiç olmazsa cenazeleri kaldırırken biraz da olsa adaletin sağlanabilmesi adına yazıyorum.’’ Bu çok acı bir cümle değil mi? Kimin cenazesi bunlar?
Kerim Rota: Ağırlıklı olarak yatırımcıların tabii. Şundan endişe ediyorum Ruşen: 1980'leri hatırlayanlar banker skandallarını bilir. Bizim yaşımız yetiyor da gençler pek hatırlamaz. Bir anda bir furya oldu ve bankerlere büyük paralar yatırıldı ve çoğu battı. Ondan sonra bir tasfiye kurulları oluşturuldu. Tasfiye kurullarının bu paraları geri ödemesi 6-7 sene sürdü. O enflasyonda, insanların ev parasıyla televizyon bile alınamaz hâle geldi ve maalesef intiharlar, boşanmalar, yıkılan yuvalar… O hikâyeler hiç bitmek bilmedi. Burada da öyle şeylerin yaşanacağından endişe ediyorum. Umarım olmaz ama, bunların yaşanacağından endişe ediyorum. Bir kişinin bile vebali üstünüzdeyse, o koltuklarda oturmanın da ne anlamı var diye sorguluyorum.

Ruşen Çakır: Evet. Kerim çok teşekkürler. Çok sert bir konu aslında bu. Yüzlerce, belki binlerce kişiyi ilgilendiriyor ve onları aileleriyle beraber düşündüğümüzde… Aslında yeni başladı süreç. Elbette paraları olanlar bu işin nasıl gelişeceğini yakından takip ediyor, ama tüm yurttaşların takipçisi olması gereken bir süreç. Tabii daha önceki deneyimlerden hareketle çok iyimser olunamıyor sanki. Takip etmeye devam edeceğiz diyelim. Verdiğin bilgiler için çok teşekkürler Kerim.
Kerim Rota: Ben teşekkür ediyorum. İyi yayınlar diliyorum.

Ruşen Çakır: Sağ ol. Kerim Rota’yla, fon olayını tüm yönleriyle teker teker, sade sade konuşmaya çalıştık. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
25.09.2026 YENİ Parti'nin krizi
24.09.2026 Kazım (Koyuncu): Yarım Kalan
21.09.2026 Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi
21.09.2026 Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!
21.09.2026 Olup bitenleri anlayamayanlar için fon krizi: Kerim Rota ile söyleşi
20.09.2026 2028'de Erdoğan'ı yeniden seçtirmek için seçim düzenlenecekmiş...
18.09.2026 Öcalan’a statü sorunu nasıl çözülebilir? | Vahap Coşkun ile söyleşi
16.09.2026 Öcalan şubat ayında uyarmıştı: “Bu mekânı bilseler kıyamet koparırlar, yetkilileri hainlikle suçlarlar”
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı