Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi

21.09.2026 medyascope.tv

Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi
21 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

RuŞen Çakır: Merhaba, iyi günler. 21 Ağustos 2024'te Diyarbakır Bağlar ilçesinde Tavşantepe köyünde Narin Güran kayboldu ve maalesef 8 Eylül 2024'te kaybından yaklaşık 18 gün sonra yine köyüne yakın bir yerde, Eğertutmaz deresinde çuval içerisinde maalesef cansız bir şekilde bulundu ve o daha kayıpken aranırken Türkiye'nin gündeminde Narin Güran olayı çok önemli bir yer tuttu. Medyada çok geniş yer buldu ve 26-28 Aralık arasında hızlı bir şekilde yapılan yargılamayla annesi, amcası ve abisi üçü birden ağırlaştırılmış müebbete mahkûm edildiler. Nevzat Bahtiyar adlı şahıs ise önce daha hafif bir cezaya çarptırıldı. Daha sonra itiraz üzerine kasten öldürmeye yardımdan 17 yıla çevrildi cezası. Ama bu mesele kapanmış değil. Burada aileye yönelik olarak çok ciddi bir haksızlık yapıldığını iddia eden siyasetçiler var, başta DEM Parti Diyarbakır milletvekili Sevilay Çelenk'i burada anmak lazım, takdirle anmak lazım adını. Onun dışında avukatlar, gazeteciler, birçok kişi bu olayı gündemde tutmak istiyorlar ve nitekim baba Arif Güran 3 gündür yürüyor bu olayı kamuoyunun gündemine taşımak için. Biz de aileden Baran Güran'ı yani Narin'in abisini konuk ediyoruz ve onunla konuşuyoruz. Baran merhaba.
Baran Güran: Merhaba abi.

RuŞen Çakır: Baban 3 gündür yolda. Tam olarak ne istiyor?
Baran Güran: Babamın sadece istediği tek şey kızı için gerçek bir yargılama, asıl failin ceza alması. Yani gerçek bir yargılama, kamuoyu baskısından uzak ve delillerin tam araştırılmadığı değil de bütün delillerin tam araştırılarak hakikatli bir karar. Yani biliyorsunuz çünkü benim kız kardeşimin davasında yani jet bir yargılamayla karşı karşıyaydık ve büyük bir toplumsal baskı ve maalesef birden fazla yalan haberle karşı karşıya kalınca nedeni bilinmez, bu davayı tamamen kapatmak istediler ve bir sene içinde yerel mahkeme, istinaf, Yargıtay bu davayı onayladı. Yani Türkiye'deki en hızlı dosya diyebiliriz. Her bir mahkeme başka bir şey söylüyor ama biz hâlâ da Narin'e ne olduğunu, Narin'in kimin tarafından katledildiğini bu dosyada göremiyoruz. Ve bizim tek istediğimiz şey ise toplumsal baskının olmadığı, topluma hakikatli bir şekilde anlatılacak bir yargılama ve maddi kendini denetleyebilen raporlar üzerine kurulan bir mahkeme istiyoruz. Aslında her bir vatandaşın veya ailenin yani aile olarak babasının, abisinin ve ailesinin istediği tek şey bu.

RuŞen Çakır: Yani bir tür yeniden yargılama istiyorsunuz. Öyle mi?
Baran Güran: Evet. Evet. Yeniden bir yargılama. Hatta şurayı çok kısa söylemek istiyorum iznin varsa. Biz bundan birkaç ay önce Ankara'da 15 gün boyunca kaldık ve biliyorsunuz Adalet Bakanı bir açıklama yaptı, haksızlığa uğrayan herkes gelsin diye. Biz de 15 gün boyunca Ankara'da kalarak her gün randevu istiyorduk ve babamlarla direkt Adalet Bakanlığına gittik. Bakan Bey yerinde değil deyince bizi faili meçhule gönderdiler. Biz faili meçhule gitmek istemiyorduk. Yani biz faili meçhule gitmiyorduk da biz Bakan Beyle görüşmek isterken makamında olmadığı için bizi faili meçhule gönderdiler. Gittik orada görüştük, konuştuk. Ondan sonra çıktık. Aradan biraz zaman daha geçti. Tekrar Adalet Bakanlığı bir açıklama daha yaptı, yani ‘‘Haksızlığa uğrayan herkese kapımız açık’’ diye. Biz gittik Bakan Bey tekrar makamında değildi. O gün bakanlıkta değildi. Oradaki arkadaşlar bizi tekrar faili meçhule gönderdiler. Gittik onlarla da konuşalım dedik. Biz Bakan Beyle görüşmek istiyoruz. İki kere geliyoruz, bizi buraya yönlendiriyorlar. Ya diyorlar ki bu bizim bakabileceğimiz bir dosya değil. Hiç tutuklu olmayan yani faili hiç belli olmayan birimdir burası. Sizin dosyanızın genel kurula gitmesi lazım. Biz de tamam dedik ve çıktık. Ama maalesef abi aradan bir süre geçtikten sonra öyle bir kamuoyu yaratıldı ki ve maalesef bazı haberlerden başlayarak neredeyse bütün ülkedeki medya verdi, aile Narin'in davasının faili meçhul olmasını istedi diye haberler yapıldı. Bunlar kesinlikle asılsızdır. Biz kendi kafamıza göre faili meçhule gitmedik. Biz Bakan Beyle görüşmek için gittiğimizde oradaki arkadaşlar, abiler bizi oraya yönlendirdiler. Bunu da çok kısa söylemek istiyorum, kamuoyunda çok tartışıldı. Herkes haber yaptı ama maalesef ilk günlerki gibi hiçbir yerel gazete ve haber kanalı burada aileye bir soralım, aileyle bir görüşelim diyen olmadı. Üzücü olan bir diğer şey ise ya biz evet faili meçhul ile görüştük, onların yönlendirmesiyle sadece görüştük ve orada konuştuğumuz notları aldılar. Ya bu notlar bile maalesef basına servis edildi. Yani bir gazeteci gidip bakanlığın içinden bu dosyayı açıp resmini çekecek hali yok. Büyük ihtimal servis edildi. Ya bir kötülük var. Ben anlamış değilim ya. Biz çok bir şey istemiyoruz. Çünkü şu an baktığınız zaman ne yerel mahkeme, ne istinaf, ne Yargıtay kim tarafından katledildiğini söylemiyor ve jet hızlı bir yargılamayla hiçbir delil araştırılmadı.

RuŞen Çakır: Bir sözünü kesebilir miyim? Şimdi o kadar çok yayınlar yapıldı, edildi ki ben hâlâ... Aradan zaman geçti. Şimdi annen, amcan ve kardeşin ağırlaştırılmış müebbet aldı ama mahkeme sonucunda kız kardeşinin kimin tarafından öldürüldüğü sonucuna varıldı?
Baran Güran: Yok abi Narin'in kimi öldürdüğünü söylemiyorlar yani. Narin'e ne oldu sorusu yok. Evet ağırlaştırılmış müebbet alan insanlar var ama Narin'in kimi katlettiğini söyleyemiyorlar.

RuŞen Çakır: Buna rağmen annen, amcan ve kardeşine ağırlaştırılmış müebbet verildi.
Baran Güran: Maalesef. Çünkü maalesef abi toplum önüne... Son zamanlarda şöyle söyleyeyim abi. Ben herhangi bir siyasetçi değilim. Ben sadece kız kardeşimin hakikatini arayan bir abiyim. Maalesef ilk önce toplumda bir baskı yapılıyor. Kişiler şeytanlaştırılıyor. Ondan sonra ceza aldığında hiç kimse bir delile bakmıyor. Ya zaten toplum nezdinde bu adam katil ilan edildi, toplum buna ikna edildi, ver cezayı gitsin. Yani şu anki bizim davamızda da öyle zaten yani. Çünkü şu an ben dosyaya bakıyorum. Ben hayatımda dosya okuyan biri değilim ama benim davam, benim kardeşimin davası. Abi ben okuyorum davayı, yüzlerce avukata, eski hakimlik yapan, şu an avukatlık yapan abilere götürüyorum. Ya hepsinin dediği ortak bir karar var: Toplumsal bir baskı. Çünkü abi delil yok yani. Çok acayiptir ki bir delil yok. Yani şu an bu insanları yargılayacak, bu insanlara ağırlaştırılmış müebbet verecek bir delil yok. Ya delil yoksa demek ki masum. Bu hiçbir şekilde düşünülmüyor abi. Direkt ne oldu? İşte Güran ailesi zaten ilk başlarda...

RuŞen Çakır: Peki, peki şu var mı? Cinayet gerekçesi yani katilin kim olduğu söylenmiyor. Mesela annen, amcan ve kardeşin bu yüzden mahkum edildi. Hangi gerekçeyle bu eylem diyeceğim ama çok acı bir olay tabiî, kardeşinin katledilmesi neden? Mesela şimdi kaza sonucu ölümüne sebebiyet vermek falan gibi bir olaydan bahsedilmiyor. Tam anlamıyla bu bir cinayet olarak görülüyor değil mi?
Baran Güran: Evet. Bir gerekçe yok abi bu arada. Yani somut bir şekilde ya şu nedenden dolayı Narin'i öldürdüler diye bir gerekçesi de yok. Anlamış değilim abi gerçekten. 2 yıldır ömrümden 20 yıl geçti. Oturuyorum abi, eski davalara bakıyorum, eski cinayet dosyalarına bakıyorum, okuyorum. Ya ben böyle bir şey görmedim abi ya. Gerçekten yani bir süreden sonra ‘‘Aslında Narin’e ne oldu?’’ sorusu aranmıyor. Bir süreden sonra Narin için delil aranmıyor. Gerçekten bunu çok açık bir şekilde söyleyebilirim. Çünkü toplumsal baskı yarattıkları bir toplumsal baskıdan sonra ya biz kamuoyunu nasıl tatmin edebiliriz? Tamamen bunun üzerinden ilerlenmiş.

RuŞen Çakır: Peki şunu hatırlıyorum, olay patlak verdiğinde yani bu gündeme geldiği zaman da bir de annenin, kardeşinin ve amcanın gözaltına alındıkları tarihlerde hatırlıyorum, sen bayağı bu olayla ilgili uğraşıyordun, avukatlar buluyordun, kamuoyu oluşturmaya çalışıyordun. O günler nasıl geçti? Yani sen çünkü orada o soyadı taşıyan, medyanın kolaylıkla ulaşabileceği, sorabileceği, edebileceği birisiydin. Nasıl geçti o günler senin açından?
Baran Güran: Ben babamın bir sözüyle söyleyeyim; kıyametin ne olduğunu gerçekten bilmiyoruz çünkü yaşamadık ama bence bu kıyametten daha kötüydü abi. Ben böyle bazen oturuyorum kendi kendime, artık bir süreden sonra insanın psikolojisi bozuluyor ve kendinle dertleşiyorsun abi. Çünkü dertleşecek insan da bulamıyorsun. Seni anlayan, senin acına ortak olacak bir süreden sonra insan da bulamıyorsun. Kendi kendine dertleşiyorsun. Ya ben duruyorum böyle, yani biz ne yaptık ya? Yani ne istiyorlar bizden? Ben hayatımda bu yaşta bunu öğrendim. Bu hayattaki her şey geçicidir ama gerçekten çaresizlik kadar kötü bir şey yok abi. Yani ben böyle bir şey görmedim abi ya. Şöyle düşün, henüz daha gözaltılar yeni başlamış, abi bir ifade düşüyor, tamam mı? İşte şöyle, ‘‘Güran ailesinden yenge Hediye Güran'ın ifadesi ortaya çıktı’’ başlığı atılıyor: ‘‘Ben eve gittiğimde anne ile Enes arasında bir boğuşma vardı.’’ İfadeyi okuyorlar. Tabii bu yani bütün ana akım medya, ülkedeki bütün haber kanalları, bütün sosyal medya hesapları... Ya ifadesini okuyorum, ifadesinde öyle bir şey yok. Ben de hani gazetecilere diyorum ki, ‘‘Bir savunma hakkı olması lazım. Yani siz bakın böyle bir şey söylediniz ama ifade burada, ifadede böyle bir şey demiyor. Yani böyle bir şey yok. Yanlış ifadeyi gösteriyorsunuz.’’ Diyorlar ki, ‘‘Biz yargı makamı değiliz.’’ Ya tamam sen yargı makamı değilsin ama sen bir insanı şeytanlaştırıyorsun. Şu an insanlar böyle bir şeyin var olduğuna inanıyor. Çünkü siz hepiniz bunu haberleştirdiniz. Yani savunma hakkı olarak ya da söz hakkı olarak bize bir söz hakkı vermeyecek misiniz? "Hayır, vermeyeceğiz." Şimdi diyorlar ki, ‘‘aile konuşmuyor.’’ Ya kimse söz hakkı vermiyor ki konuşalım abi. Kimse demiyor ki, ‘‘Gelin bu olayı anlatın da biz sizden dinleyelim.’’ Kimse bunu bize söylemiyor. Adam çıkıyor misal yayın yapıyor, ‘‘aile konuşmuyor’’ diyor ama aileye söz hakkı teklifi hiç sunmamış, yani "Gelin konuşalım" dememiş aileye. Ben böyle bir şey görmedim abi gerçekten. Bazen eski yayınları açıp televizyonda, YouTube'larda veya bu sosyal medyalarda bizden bahsettiklerinde dinliyorum, ya diyorum ki bunlar bizden mi bahsediyor? Bu, biz miyiz? ‘‘Evet,’’ diyorlar, ‘‘sizden bahsediyor.’’

RuŞen Çakır: Peki şunu da merak ediyorum. Şimdi bu konuda yazıp çizen, mesela Ali Topuz meslektaşım ve arkadaşım peş peşe yazılar yazdı, çok önemli tespitler yaptı. Bir tanesinin başlığı çok çarpıcı: "Kuzuların Sessizliği, Kurtların Gürültüsü" diye bir başlık ve orada hukukun birtakım temel ilkelerinin burada nasıl lağvedildiğini anlatıyor. Mesela masumiyet karinesi vesaire susma meselesi gibi hususların... Şunu merak ediyorum, Ali birtakım başlıklar anlatmış, onlar çok önemli ama tekrar sana sormak istiyorum. Niye kamuoyu ya da bazı medya kuruluşlarının ve medya mensuplarının ve hatta birtakım isimlerin diyelim, gazeteci de olmayan birçok kişi malum devreye girdi, burada Güran ailesini, çok yanlış bir laf olursa özür dilerim ama, kolay lokma gibi görmesi nasıl oldu? Yani sizi sahipsiz sandıklarını anlıyorum, onu biliyorum, o tamam. Ama niye böyle bir olaya bu kadar çok fazla ilgi gösterdiler? ‘‘Bir küçük çocuk ölmüş, öldürülmüş, ailesi de yapmış olabilir. Şu da olabilir, bu da olabilir’’ deyip... Ama bunun bu kadar köpürtülmesi neden sence?
Baran Güran: Abi şöyle söyleyeyim. Hatta sana şöyle bir örnek de vereyim. Bir gazeteci var. Ben isim vermeyeceğim. Yani bu kanalı da zorda bırakmak istemiyorum. Narin'in davasından önce bu kişinin Twitter'daki ve YouTube'daki izlenmelerine bakıyorum. Baktığım kişinin Twitter'da ve YouTube'daki izlenmeleri henüz 2000'i geçmemiş ama ne zaman ki Narin konusu olunca 150.000-200.000'den aşağı gitmiyor. Çünkü gerçekten bir süreden sonra kendilerini kamuoyuna tanıtıp hatta ve hatta belki de dünyada bir ilk, bu davada üç büyük yalan atan gazeteciye ödül verildi. Yani şu derece söyleyeyim, bir davada kesinleşmiş ve yalan olduğu ispatlanmış raporlarla bir kişinin yaptığı haber, yalan haber üzerinde bu kişi ödül aldı. Yani düşünün yalan haber yaptı diye ödül alan var. Kahraman ilan edilenler var. Yani bu bir süreden sonra aslında herkesin beyaz dediğine "biz siyah diyelim, bakalım nasıl bir tepki alacağız" mantığı. Kamuoyu da maalesef ufak dedikodulardan başlayan ve çığ gibi büyüyen yalan haberlere çok meraklı. Bir süreden sonra abi bunu maalesef, ben bunu çok içim acıyarak söylüyorum, bu davayı kullanarak hem gazeteciliklerini hem de kamuoyunda kendilerini tanıtmak için ellerinden geleni yaptılar. Hatta bazı kadın programlarına bakarsanız, dava kesinleştikten sonra bile Narin'in videolarını henüz yeni paylaşıyorlar. Çünkü önceki haberleri izlenmiyor. Yani önceki attıkları tweet’ler görülmüyor. Önceki YouTube'daki videoları izlenmiyor. Ama ne zaman ki Narin başlıklı bir video olunca kamuoyunun çok merak ettiği bir konu olduğu için yüz binlerce izlenme alıyor. Ben buna şahit oldum. Mesela bir kadın programcısı var. Kararlar vermiş. Normalde artık susulması lazım, mahkeme tarafından bir karar var. Olayın ilk gündeki videolarını karardan sonra tekrar yayınlıyorlar. Bakıyorum ki 250.000-300.000 izlenmiş ve insanlar buradan bir gelir kaynağı elde edebiliyor. Ve daha sonra da bazıları ise sırf bu tür davalarda biliyorsunuz uyanık insanlar vardır, kendini kahraman ilan etmek isteyen ve bu davada ismini duyuran ve hatta böyle şeylerde makam sahibi olan insanlar da var. Ama işin aslı hiç öyle değil aslında. Mesela şu soru bize soruluyor: "Ya şu gazeteci sizden ne istesin?" Evet, bu soruyu biz de soruyoruz aslında. Yani bizden ne istiyorsun? Ya bir yalan var mesela, bir haber var söylüyor; bunun yalan olduğunu ben bir raporla kanıtlıyorum, ikna olmuyor. Bu demektir ki bu insan bunu kendine iş olarak kullanıyor aslında. Yani sırf kendini kamuoyuna tanıtmak için, kamuoyunun gündemine kahraman olarak girmek için ve birden fazla takipçiye sahip olmak için insanlar gerçekten bunu yapabiliyormuş. Yani bu derecede maalesef kötü niyetli insanlar da var. Hatta az önce dediğim gibi yani düşünün bir dava var, başında ve sonuna kadar bir gazeteci var, ya bunun attığı yalanları resmî raporlarla kanıtladığımız halde ya bu adam ödül aldı, Gazeteciler Derneği’nden bu adam ödül aldı. Yani şimdi böyle bir durumda biz ne yapabiliriz abi?

RuŞen Çakır: Bu söylediklerin çok önemli ve bunları büyük ölçüde hepimiz gördük. Ama tabiî öyle bir kampanya oluşmuştu ki insanlar da büyük ölçüde şartlanmış gibiydi. Şunu da merak ediyorum; bölge... Siz Diyarbakır'dasınız. Diyarbakır Bağlar, yakın bir zamana kadar Diyarbakır'ın içindeydi, yani şehrin dibindesiniz ve tüm Türkiye olduğu gibi bölgedeki insanları da çok yakından ilgilendiren bir olay oldu bu olay. Bölgede insanların, yani kanaat önderi gibi olanları kastetmiyorum, daha sıradan, kendi halinde insanların bu olaya bakışı nasıldı?
Baran Güran: Şimdi abi ilk günler biliyorsun yani az önce kendiniz söylediniz, çok büyük bir kampanya ve bir kamuoyu baskısıyla bir medya faciası vardı ortada. Tabii ki insanlar bundan etkilenir. Biz de bir süreden sonra artık derdimizi anlatacak kendi sosyal medya hesaplarımızda veya bazı basın açıklamalarımızda topluma her yerde seslendik ve bir süreden sonra evet, insanlar burada hata olduğunu gördü ve bakış açıları çok değişiyor. Mesela ben şu an şöyle söyleyebilirim: Ya ben Diyarbakır'da bazen, insanoğlu acıkabiliyor, bir yemek yemek istiyorum, yani şöyle söyleyeyim, hesap almayıp sarılan insanlar var. Ben sırf bu yüzden dışarıda yemek yiyemiyorum. Yani hesap bile almadıkları için biz yemek bile yiyemiyoruz. Yani Diyarbakır'ı ve Doğu bölgesini en çok etkileyen bir yanlış haber var abi. Aslında toplum bu yüzden biraz uzaklaştı bizden o zamanlar. Şöyle bir haber yapıldı abi: İşte "Aile, DEM Parti’yi köyden kovdu" diye. Böyle bir haber başlığı geçti. Daha sonra biz bunun aslında yanlış olduğunu, hatta o zaman henüz o açıklama yapıldığı zaman bizim evimizde DEM milletvekilleri oturuyordu bu arada. Yani böyle bir kovma olsaydı onlar bizim evde nasıl oturacaktı? Böyle bir kovma yok aslında. Daha sonra amca tutuklanınca DEM'den de bir açıklama geldi. Sonra amca ne yaptı? Ondan sonra amca durdu ve özrünü diledi. Yani aslında amacımız kovmak değil, çünkü biz kimseyi kovmayız abi, biz de Kürtüz. Yani Diyarbakır'da yaşayan bir Kürt aileyiz. Kimse aslını inkâr edemez. Benim annem tek kelime doğru düzgün Türkçe bilmiyor, yani derdini anlatacak kadar Türkçe bilmiyor. Bunu topluma anlata anlata, sağ olsun bazı güzel yürekli gazeteciler de var tabii bu olayda, vekiller var, bunu topluma anlata anlata toplum bunun yanlış olduğunu görünce tabii toplum da bize çok kapısını açtı. Hatta en son Narin'in mevlidinde şöyle söyleyeyim, arabaları koyacak yer kalmamıştı. Sağ olsun Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ne buradan teşekkürlerimi ileteyim, bütün yemek ve su ihtiyaçlarını Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi karşıladı, çaya kadar ve çok sayıda Diyarbakır toplumunun katıldığı bir mevlitti. İlk günle bugünkü arasında dağlar kadar fark var abi.

RuŞen Çakır: Peki şu anda babana yönelik, çünkü gidiyor yürüyor, 3 gündür yolda, herhalde geçtiği yerlerde insanlar biliyorlardır. Şu ana kadar neler yaşamış, nasıl gidiyor yürüyüşü?
Baran Güran: Abi şöyle söyleyeyim, onun yürüyeceği yerlerde köylüler arasında bir telefon trafiği var, köylüler birbirini arıyor ‘‘Nereye yetişti?’’ diye. Ona yemek, elbise, su, çay yani çok büyük bir karşılama var abi, gerçekten. Bugün Şenyaşar ailesi de katılmış biliyorsunuz, bir anne vardı, bir sene mi iki sene Meclis’in önünde oturmuştu, o ve oğlu da gelmişti, sağ olsun vekilimiz. Toplum çok iyi niyetli abi, gerçekten ben anlıyorum ki aslında sosyal medya kullanan bir kesim hariç toplum buna inanmamış. Hatta şu an yolda arabasını durdurup babayla bir süre yürüyen insanlar bile var. Ve gerçekten şu an bu ilgiden dolayı bile günlük oluşturduğu rotaya yetişemiyor, çünkü gelen bütün arabalar duruyor, oradaki bütün köylüler geliyor. Gelen insanlar zaten onunla beraber ağlıyor, köylüler yemek getiriyor, yani evine götürmek isteyen var, ayrıyeten ona elbise getirmek isteyen var, ayakkabı getirmek isteyen var. Ve yolda geçen, özellikle tır şoförleri abiler sağ olsun durup soğuk su veriyorlar, soğuk içecekler veriyorlar. Tabii bu da ona çok büyük bir moral oluyor. Sağ olsunlar, şu ana kadar Siverek'e çok az kaldı, Siverek halkı bütün kapılarını aileye açtılar. Biz de gerektiği zaman devamlı onunla gitmek zorundayız. Bütün güvenlik önlemleri sağ olsun emniyet tarafından alınsa bile baba yürüyor yani, babamızdır sonuçta. Sadece bugünlük tek katılım sağlayamadım, o da evde tek kaldığım için çocukların ihtiyaçlarından dolayı. Allah razı olsun toplumdan abi, gerçekten şu ana kadar Siverek Caddesi'nde yani Siverek'e giden yolda, hatta istirahat yaptığı tesiste çadır açtığında o çevredeki bütün köylüler o gün onun yanına gelir, saat 10-11'e kadar onunla oturuyorlar, yemek getiriyorlar, çay getiren var. Ve onun sesini duyurmak için hatta video çekip sosyal medya hesaplarından paylaşan yüzlerce insan var şu an. Allah iyi insanlardan razı olsun abi, Rabbim bu ülkede iyi insanları başımızdan eksik etmesin gerçekten. Ben şu an 23 yaşındayım, yani öyle bir psikolojinin içindeyim, bazen duruyorum kendi kendime "Nasıl ayakta kalabiliyorum?" diye. Yani şüpheleniyorum, kendimden şüpheleniyorum artık nasıl ayakta durabiliyorsun? Çünkü abi köyden çıkıyorsun, kardeşin toprağın altında, ağlayarak köyden çıkıyorsun. Eve geliyorsun kardeşlerin var, ağlıyor, bir şekilde onları teselli etmen lazım. Babam var yürüyor, onu ayrıyeten teselli edip ona güç olmam lazım. Yetmiyor, cezaevine gidiyorum, oradaki annemi, kardeşimi...

RuŞen Çakır: Tam onu soracaktım, kusura bakma sözünü kestim. Amcan, annen ve kardeşin cezaevinde, nasıl durumları? Herhalde sürekli haber alıyorsunuzdur. Nerede yatıyorlar?
Baran Güran: Yani amcam Erzurum'da, annemle kardeşim Erzincan'da. Ağırlaştırılmış müebbet olduğu için amcamla görüşemiyorum, sadece kendi kardeşleri ve çocukları görüşebiliyor. Ben annemle kardeşimin yanına gidiyorum. Ağlıyorlar abi gerçekten, yani o annenin içerideki... Yani ben cezaevine gittikten sonra çok çabuk toparlanamıyorum, çünkü o sarılışı, o ağlayışı, o çaresizliği... Aynı şekilde Enes'in veya yengemin amcamın görüşüne gittiğinde çocuklarının ağlaması... Yani abi çok ağır bir şey. Gerçekten çok ağır ama Yüce Rabbim bazen güç, kuvvet verebiliyor. Yani hepsinin kilo kaybı var, stresten ölecek duruma gelmişler. Yani evde olduklarını, Narin'in eve yetişmediğini açıkça söylediği halde maalesef toplum tarafından şeytanlaştırıldıkları için ve hiçbir ceza olmadan bir anneye... Yani ben bazen kendi kendime düşünüyorum, bir insan bu kadar kötü olamaz. Hele bu annenin yaşadıkları ayrı bir şey. Başta hiçbir somut delil olmadan namusuna laf atıldı, yani bir kadının namusu hakkında konuşulamaz. Bir annenin namusu hakkında kimse konuşamaz. Ve daha sonra hiçbir somut veri olmadan bu anneyi cezaevine attılar. Sonra bu anneye ‘‘olay günü saçını boyattı’’ dediler, yalan. ‘‘Bu anne olay günü küpesini değiştirmiş’’ haberi yaptılar, yalan. Yani abi ben böyle bir kötülük görmedim. Ben yani bunlarla baş edemem ama ben elimi Rabbime açmışım, "Ya Rabbi sen bırakma" diyorum, ne diyebilirim abi? İki senedir bu şekilde mücadele veriyorum. Ta ki dava bir yere geliyor, toplum buna tam desteğini veriyor, işte ‘‘aile cinayeti faili meçhul olarak değerlendirilmesi’’ yalan haberi olunca bunu yıkmaya çalışıyorlar. Ama umduklarını da bulamadılar, toplum buna artık inanmıyor, toplum bu davada hata olduğunu biliyor ki şu an yüzlerce kapı açılıyor. Yani başından... Ne diyeyim abi bilmiyorum. En son yani bugün babam yürüyecek, yarın gerekirse ben yürüyeceğim, yarın gerekirse benden ufak kardeşim yürüsün, yarın gerekirse ailedeki bütün kadınlar yürüsün. Biz böyle bir aile değiliz abi. Biz medya tarafından kandırılan bir toplumla karşı karşıyayız ve biz bunu açık yüreklilikle söyleyebiliriz. Biz suçlu değiliz, biz bu kadar kötü bir aile değiliz, biz çocuklarımıza kıyıp komşulara verecek kadar kötü bir aile değiliz, biz hayatımız boyunca hiçbir çocuğumuza dokunmamışız, bizim bütün çocuklarımız okuyor, okumak isteyen bütün çocuklarımız okuyor. Ama bizi medyanın önünde öyle bir şeytanlaştırdılar ki abi. Benim bir sabıkam bile yok. Ben hayatım boyunca karakola düşen biri değilken benim hakkımda bile öyle şeyler söylediler. Ben 16 yaşından beri gurbetçi biriyim, benim hakkımda milyon tane senaryolar var. Yani bir taraftan şeytanlaştırıyor, bir taraftan da zenginleştiriyorlar. Ya keşke o kadar zengin olsaydık, kim zengin olmak istemez ki yani? Ama sürecin başında, gerçekten sürecin en başında, yani bir gömlek düşünün, ilk iliklenen şey yanlış gidildiği için sonunda da hakikatli bir karar çıkamaz, yanlışın başladığı bir şeyi doğru getiremez. Eğer ne zaman ki bunun yanlış olduğunu anlamak istiyorsan ilk atılan adıma geri dönülmesi lazım. İlk adımda ne dediler abi? Bu olayda ilk şöyle bir haber düştü Ruşen abi, dediler ki, "Amcanın arabasında Narin'in ölüm sıvısı var." Ya ben hatta şöyle söyledim, yıllardır gazetecilik yapan insanlara söyledim, hatta otopside çalışan kişilere söyledim; ölüm sıvısı diye insan vücudunda bir sıvı yok bir kere, yani bu bile bir yalan başlık. Henüz amcanın arabası incelemeye alınmamış, önce haber yapılıyor, bakın gerçekten önce haber yapılıyor: "Amcanın arabasında ölüm sıvısı var." Her yerde paylaşıldı, bütün toplum gördü. Sonra bir gazeteci paylaştı. Biz de oradaydık, araba henüz incelemeye alınmamış. Ya dediler ki, ‘‘Siz bu arabanın içinde ölüm sıvısı olduğunu söylüyorsunuz, bu araba hiç incelemeye alınmamış.’’ O gece saat 1'de o arabayı götürdüler. Önce toplumda şeytanlaştırıyorlar, ondan sonra yapmaya devam ediyorlar, çünkü delil yok abi. Ama toplumun istediği her şey olacak bir durumdaydı, o yüzden ilk önce toplumu ikna ettiler. Bu arabadaki ölüm sıvısı da yalan, bunun raporu da var, mevcut abi. Ve daha sonra şöyle bir haber geçti: Amca Salim Güran’ın — ben olayın başından gittiğim için amcadan başladım — arabası bir petrol istasyonuna girip arabanın ön koltuğunda sarılı bir çocuğun olduğunu ve ıslak mendil alıp hızla oradan uzaklaştığını söylediler. Ana akım medya üç gün boyunca sabah akşam bu haberi geçti. Şu an bakıyoruz ki hem kamera kayıtlarından hem de petrol istasyonundaki çalışanlardan, bir sahte haber, Murat Çatalca attı. 7 yıl önce ölmüş bir adamın hesabından yapılan sahte ihbar üzerinden. Biz bakıyoruz ki abi, amca hiç o petrole gitmemiş aslında. Böyle şaşkınlık içinde bekliyoruz. Daha sonra yani Kürtçeyi bilenler Türkçede de fıskiyedir, Kürtçede de fıskiyedir. O zaman tarla suluyorlar ve bu suyun basıncından bu fıskiyeler düşebiliyor. Berde de sınır demektir bu arada, "Berde'nin oradaki fıskiye düşmüş, fıskiyeyi kaldır" diyor. Abi bu ana akım medyada şöyle geçti: İşte amca işçiyle yaptığı görüşmede "Git bak Ramazan, Narin ölü mü sağ mı?" Aslında ölüm Kürtçede çok farklı bir kelime, fıskiye çok farklı bir kelime. Tabii o zamanlar maalesef Diyarbakır halkı da kısmen Kürtçeyi unutmuşlar, herkes Kürtçeyi unutmuştu. Abi şimdi üç tane büyük yalan, ilk önce toplumun önüne bunu attılar, şeytanlaştırdılar. Niye bunu yapıyorlar? Çünkü bahsettikleri hiçbir şeyde delil yok ama toplumu ikna etmiş olsalar bu cezayı rahatlıkla verebilirler.

RuŞen Çakır: Evet, seni dinlerken bile yani ben bu kadar uzakta dinlerken bile çok kötü oluyorum. Sizlerin yaşadıklarınızı tahayyül bile edemem. İstersen toparlayalım; şimdi baban yürüyor, "Gerekirse biz de yürürüz" dedin ve davanın yeniden görülmesini istiyorsunuz. Son olarak şunu sorayım: Umutlu musun bu noktada? Yani beklentileriniz yerine gelecek gibi mi?
Baran Güran: Abi gelse de gelmese de biz bu davayı bırakmayacağız. Ya bu soy ismi taşıyan herkesi toprağın dibine koyacaklar ya da biz durmayacağız abi. Bugün babam yürüsün, yarın ben yürürüm, yarın nenem yürür, yarın halam, yarın teyzem yürür, herkes yürüyecek, bütün amca, amca çocukları. Biz bunu kabul etmiyoruz abi ve biz bütün toplumla yüzleşmeye hazırız abi, bütün gazetecilerle yüzleşmeye hazırız abi. Bakın abi ben sana bir örnek vereceğim, şöyle bir haber de yapıldı. Kusura bakma belki seni yoruyorumdur ama gerçekten o kadar ki söz hakkı görünce aç gibiyiz, çünkü söz hakkı verilmediği için verdikleri zaman da yerimizde gerçekten duramıyoruz. Yani hani şu 3 dakikaya bir şeyler sığdırayım, topluma bir şey anlatayım diye hızlı hızlı konuşuyoruz. Şunu çok açık yüreklilikle söyleyeyim abi: Birkaç tane yanlış haber var. Kusura bakma, belki zamanın kısıtlı.

RuŞen Çakır: Tabii tabii, buyur.
Baran Güran: Abi, annemin telefonundan hiçbir arama yok, amcamla arasında bir mesajlaşma yok, aramaların silinmesi yok, anne saçını boyatmamış — bu çirkin yakıştırmayı yapan insanlar utansın — anne küpesini değiştirmemiş, Enes uyuşturucu madde içmiyor raporu var, Enes kimseyi aramamış, Enes'in telefonunda herhangi bir şey silinmemiş. Benim önceki kız kardeşim rahmet etti zatürreden, %95 raporluydu, 12 gün devlet hastanesinde yoğun bakımda kaldı, bunu da "Merdivenden düşerek öldürüldü" yanlış haberini yaptılar. Daha sonra bu köyde birden fazla çocuk ölümü kesinlikle yok, bu ailede çocuk ölümü yok, bu köyde çocuk ölümü yok vesaire. Ailenin bütün herkesin cep telefonunu sildiği yok, ailenin herhangi bir siyasi bağlantısı yok, gerçekten yok. Köyde 20.000 dönüm arazi yok, sadece 7 tane dededen kalma arazilerimiz var, o da zaten gerçekten şu anki zamanda bir şeye yaramıyor, bana gelene kadar sadece 20 dönüm arazi kalıyor. Diğer aile bireylerimde telefonu silen veya hatta amcanın olay zamanında sildiği WhatsApp mesajı — yani kendisinin sildiği bir masaj salonu mesajı var, bugün herkes masaj salonuna gidiyor, o da bunu silme gereği duymuş — mahkeme tarafından bu mesajların hepsi geri getirildi, olayla hiçbir alakası yoktur. Amca Nevzat'ı hiçbir zaman aramamış, 3 aydır konuşmuyor. Bu adam bizim garibanımız değil, bu adam aylık 300.000 lira geliri olan bir adam, maddi durumu benimkimden bile daha iyi diyebilirim. Hatta şöyle bir yanlış haber daha var: "Aile kanal suyunu kapatarak bilerek derenin üstüne verdi, orada çalışan amca yaptı" diye. Abi benim amcam DSİ'de sadece sıradan bir operatör ve Diyarbakır Başsavcılığı DSİ Genel Müdürü’ne yazdığı zaman bile bu suyu 1,5 günde kesemezken bir operatörün yapabileceği bir iş değil bu. Ve buradan bütün topluma ve bütün gazetecilere sesleniyorum: Sizlerin bize soracağı soruları biz seçmiyoruz, istediğinizi sorabilirsiniz. Gerçekten kandırıldınız ve burada büyük bir vebal var. Biz bütün toplumla, bütün gazetecilerle yüzleşmeye hazırız. Biz suçlu olmadığımız için özgüvenimizle geliyoruz ve herkesle yüzleşmeye hazırız abi. Herkesi Tavşantepe'ye de bekleriz abi. Bugün bana bu söz hakkını verdiğin için sana da çok teşekkür ederim abi.

RuŞen Çakır: Geç kaldığım için ben özür diliyorum, öncelikle onu söyleyeyim. Gerçekten bir gazeteci olarak bu anlattıkların, özellikle işin içerisinde çok ciddi bir medya boyutu olduğu için beni daha fazla üzüyor, hepimizin bir şekilde sorumluluğu var. Umarım en kısa zamanda sizin talepleriniz ciddiye alınır. Tekrar dosya...
Baran Güran: Bir şey söyleyebilir miyim Ruşen abi, senden çok özür dileyerek? Lafını unutma. Bu haber de çok yapıldığı için... Şöyle bir haber geçti Ruşen abi: "Aile özel deterjanlarla evini yıkadı ve evin kullandığı su miktarının dört katından fazla kullandı" diye. Bir kere abi ben özel deterjanın ne olduğunu bilmiyorum, biz de sizler gibi markette satılan deterjanlardan alıyoruz. İkinci bir konu abi, benim Devlet Su İşleri'nden kullandığım bir su yok, yani benim DSİ'den kullandığım bir şebeke suyu yok, biz kuyu kullanıyoruz, yani benim günlük ne kadar su tükettiğimi kimse bilemez çünkü benim su saatim yok abi bu arada. Bu haber çok yapıldı, bunu ısrarla söylüyorum. Yani benim ne kadar su tükettiğimi ben de bilemem çünkü benim su saatim yok abi. Teşekkür ederim. Sözünü de kestim abi.

RuŞen Çakır: Estağfurullah. Tekrar söyleyeyim, umarım talepleriniz gerekli yankıyı yaratır ve sizin beklentileriniz yolunda davanın yeniden görülmesi söz konusu olur ve o zaman durumlar netleşir ve yaşanan mağduriyetleri telafi etmek belki mümkün olmaz ama daha fazla sürmesinin önüne geçilebilir. Bir de tabii tüm aileye yapıştırılan bir leke var. Yani sizler bu sesi çıkartmasaydınız olay kapanmıştı, yani o anlamda iyi ki bu ısrarı sürdürdünüz. Siz ve size destek verenlere de buradan teşekkür etmek istiyorum.
Baran Güran: Allah razı olsun.

RuŞen Çakır: Çok teşekkürler. Tabii bu arada Narin'e Allah'tan rahmet diliyorum, sevgili kızımıza. Evet, Baran'la konuştuk, Baran Güran'la, Narin'in abisi. Süreçte neler oldu? Nasıl bir kamuoyu oluşturuldu? Nasıl bir mahkeme yapıldı? Ve ailenin şu andaki talepleri ne? Bunları bize Baran Güran anlattı. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.09.2026 Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
12.09.2026 Mansur Yavaş'ın seçimi
11.09.2026 25 yıl sonra Usame bin Ladin ve El Kaide'den geriye ne kaldı?
10.09.2026 Abdülkadir Selvi haklı mı, "İmamoğlu efsanesi çöktü" mü? |
09.09.2026 Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz?
08.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (3): Ali Kenanoğlu ile söyleşi
08.09.2026 Ahmet Davutoğlu soruşturmasının ortaya çıkardığı Türkiye gerçekleri
07.09.2026 Kürt siyaseti bölünüyor mu?
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
21.09.2026 Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı