Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!

21.09.2026 medyascope.tv

21 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
Biraz özel hayat gibi olacak ama son 3 gündür öğle yemeklerini üç ayrı mekanda, tarihi mekanda yedim. Cuma günü Bursa'da Tarihi İskender Kebapçısı'nın o mavi dükkanında, küçük dükkanında öğle yemeğini yedik Bora'yla beraber. Sonra cumartesi günü Sultanahmet'teydim. Benim gözde mekanım Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde nargile keyfi, 40 yılda bir yaptığımız. Oradan çıkıp nereye gittim? Sultanbahti Köftecisi'ne. Orada esas bir tane Sultanahmet Köftecisi var, tarihi. Ama benim tercihim ondan daha az tarihi olan ama benim tarihimde çok iyi bir yeri olan Sultanbahti oldu. Ve sonra dün nereye gittik? Kadıköy'de kendi semtimizde Müge'nin Almanya'dan, Berlin'den lisedeki sınıf arkadaşı, diş hekimi Metin'i ağırlayalım dedik. Ve ben de dedim ki, bu da tarihi bir yer olsun. Ve nereye gittik? Fehmi Restoranı. Kadıköy'de, Yanyalı Fehmi Restoranı, evet. Orada çok keyifli bir öğle yemeği yedik ve Metin'le muhabbetimiz döndü dolaştı din siyaset ilişkisine geldi.
Neden din siyaset ilişkisine geldi? Çünkü Bursa'yı biraz konuştuk. Benim Bursa'da gördüklerimi biraz anlattım; CHP'nin, Özgür Özel'in YENİ Parti faaliyetleri hakkında ve cuma namazı. Cuma namazı çıkışında Özgür Özel'in gördüğü ilgi. Bunu sıcağı sıcağına cuma günü benim o berbat kadrajımla çektiğim bir fotoğrafla X'te paylaşmıştım, ‘‘Cuma çıkışı Ulu Cami’de Özgür Özel izdihamı’’ diye. Çok ilgi gördü ama birileri de çok kızdı. Bana işte, ne deniyor, Özgür Özel'in yandaşı olmak vesaire. Ve tabii ki şunu dediler, ‘‘Orası zaten cumaları hep kalabalıktır.’’ E tabii ki kalabalık. Hele Bursa'da Ulu Cami ise ve de hava da güzelse. Bu arada şunu not düşeyim, camide çıkan çok sayıda, nasıl söyleyeyim, yabancı, yabancı derken hani sığınmacı gibi değil herhalde, turist olabilir, sığınmacı da olabilir, öğrenci de olabilir; Afrikalı, Asyalı insanlar gördüm çok sayıda. Onu da ilginç bir not olarak düşmek isterim. Ve sonra tabii ki cami dağılırken bazı kişiler büyük çoğunluğu işine gücüne gitti ama Özgür Özel'in orada olduğunu bilen, zaten içeride kendisini de görmüş olanların bir kısmı, epey bir kısmı da dışarıda Özgür Özel'i bekledi ve Özgür Özel de caminin çıkışında avluda gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.
Bu size kimi hatırlatıyor? Erdoğan'ın cuma çıkışları gazetecilerin sorularını yanıtlamasını tabii ki hatırlatıyor ama arada çok büyük bir fark var. Erdoğan ve gazeteciler arasında hep bir mesafe varken burada her şey birbirine girmiş durumdaydı. Sadece gazeteciler de değil, çok sayıda vatandaş da orada Özgür Özel'in etrafındaydı. Yukarılara çıkmış insanlar vardı. Bayağı bir kalabalık vardı. Epey de sürdü ve orada insanlar, gidenler, işlerine gidenler gitti ama orada insanlar Özgür Özel'i izlediler, alkışladılar, sloganlar attılar. Caminin önünde yaptılar bunu, içinde olmasa da.
Evet, camiye siyaseti sokmak... Bu yıllardır Türkiye'de kendilerini laik olarak tanımlayan çevrelerin çok kullandığı bir şeydi. Sağ siyasetçilere, özellikle de İslami siyasetçilere yönelik bir suçlama olarak hep dile getirildi ve sonunda gördüler ki hiçbir işe yaramıyormuş böyle yakınmalar vesaire. Tam tersine böyle yakındığınız zaman o kişilerin, sizin rakiplerinizin camiye daha fazla girmesini teşvik ediyorsunuz ve siz de camiden iyice uzaklaşıyorsunuz. Halbuki şöyle bir realite var. Cami toplumun bir kurumu sonuçta, toplumla iç içe bir kurum. Siz burayı ne kadar devletin standartları içinde tutmak isterseniz isteyin, muhakkak burada toplumun farklı kesimleri geldikleri için sohbetler, tartışmalar, şunlar bunlar, tanışıklıklar oluyor ve siyaset de oluyor. Kimi zaman bu siyaset bir vaaz da olabiliyor, kimi zaman başka bir şey, hiç önemli değil ama siyaseti caminin dışına taşımak gibi bir şey akıllara ziyan bir tutumdu ve şimdi görüyoruz ki bundan birileri vazgeçiyor.
Bunun ilk işaretini Ekrem İmamoğlu vermişti. Ekrem İmamoğlu zaten kendisi bayağı bir dini eğitim almış Trabzon'da. Biliyorsunuz bayağı Kur'an okuyor, namaz kıldı, etti ve bu özellikle iktidar partisini rahatsız etti. Çünkü o sola atfedilen ya da merkez sol artık diyelim, zamanında CHP'ye de atfedilen din düşmanı, din karşıtı ya da dine mesafeli olma algısını yerle bir eden bir şeydi. Daha sonra Özgür Özel'de bunu gördük. Çok sık olmamakla birlikte özellikle yurt gezisinde ise gittiği yerlerde, Cuma günleri gittiği yerlerde cuma namazı kılıyor Özgür Özel. Yani cenaze namazlarını falan saymıyorum. Onu gördüğümüz yer cuma namazları ve Bursa'da da böyle oldu, Ulu Cami'de de böyle oldu. Özgür Özel'e bunu arada sordular ve o da dinle hep bir ilgisinin, ilişkisinin olduğunu söyledi, bildiğini de söyledi.
Şunu özellikle vurgulamak isterim, bu işler yapmacıkla olmaz. Yani hele cuma namazı gibi bir şeyi bilmeden, etmeden kılmaya kalkarsanız o camide rezil olma ihtimaliniz çok yüksek. Yani sağa sola bakıp... Cenaze namazı kolaydır ama cuma namazı ya da vakit namazları öyle kolay şeyler değil. Yani insanları kandırarak bilmediğiniz, etmediğiniz bir şeyi yapmanız mümkün değil. Ya bunu hakikaten çocukluktan itibaren biliyor olacaksınız ya da buna karar verip öğreneceksiniz. Şu ana kadar namazda öyle bir falsosunu bulamadılar. Bulsalardı herhalde gözümüze sokarlardı diye düşünüyorum.
Peki böyle olunca ne oluyor? Bir kere büyük bir bariyeri ortadan kaldırmış oluyor siyasetçi. Ben yıllarca İslam ve sol ilişkisi üzerine kafa yordum, bu konuda çok konuştum, yazdım. İslami hareketleri de çalıştığım için solun onlarla ilişkisinin nasıl olması gerektiği üzerine de kafalar yordum. İnsanların genellikle şöyle bir mantıkları var; işte solcular bir tarafta, İslamcılar bir tarafta. Aralarında kavga mı olur, ittifak mı olur, şu mu olur, bu mu olur? Halbuki benim söylemeye çalıştığım solun, solcuların; merkez sol, radikal sol, sosyalist sol hiç önemli değil, aracı koymadan dindarlarla ve dinle ilişki kurması. Bunun yolu yalan söyleyerek olmuyor. Yani siz dine inanmayan bir solcu olarak insanları tavlamak için camiye giderseniz bu olmaz, bir yerde patlak verir. Ama şu var, yaşadığım için biliyorum geçmişte sol hareket içerisinde; siz harekete gelen, harekete katılan, katılmak isteyen, sizinle birlikte solculuk yapmak isteyen gençlere ya da insanlara dinden uzaklaşma, dine mesafe koyma dayatması yaparsanız işte o zaman kaybetmeye başlıyorsunuz.
Normal şartlarda gelen insanlar, hele gençlerin iyi kötü dinle bir ilişkisi oluyor, Sünni ya da Alevi, fark etmez, ilişkisi oluyor ve siz bu ilişkiyi serbest bıraktığınız zaman, o kişinin kendi rızasına bıraktığınız zaman pekâlâ sizin hareketinizin, partinizin, fraksiyonunuzun saflarında dini vecibelerini yerine getirmeye çalışıp ama aynı zamanda solculuk yapan insanlar da olabiliyor. Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Siz insanlara zorla ‘‘dindar olun, dindarmış gibi yapın’’ demek yerine dinle ilişkileri olan kişileri bu ilişkileri kopartmaya zorlamaktan vazgeçmeniz gerekiyor. Bu son dönemlerde büyük ölçüde aşıldı. Özellikle anti-kapitalist Müslümanların ortaya çıkması, Gezi'de ortaya çıkmaları, solla İslam'ı birleştirme iddiasıyla çok sayıda kişinin ve grupçuğun ortaya çıkmasıyla büyük ölçüde bu bariyerler aşıldı.
Ama en önemlisi de şu oldu: İslamcı iddialı bir hareket, bir parti iktidara geldi ve 25 yıldır bu ülkeyi yönetiyor ve bu ülkenin yoksulları daha da yoksullaşıyor. Güçsüzleri daha da güçsüzleşiyor. Hele bunlara yönelik birtakım sosyal politikalar ekonomik krizler nedeniyle devre dışı kalınca bu daha da berraklaşıyor. Dolayısıyla burada şu anda bir süredir Türkiye'de solun içerisinde ya da kenarında, köşesinde olan birtakım insanlar dinle kavga etmeden hatta yer yer dinin birtakım argümanlarını, motiflerini de kullanarak pekâlâ solculuk yapabiliyorlar.
Ama en önemlisi şu, Özgür Özel'in ya da diğerlerinin cuma namazlarında bize gösterdiği en önemli sorun şu: ‘‘Dinle bir sorunumuz yok. Ben de dindarim ya da ben de Allah'a inanıyorum’’u cuma namazı kılarak gösteriyor ve o zaman karşı taraftaki insanların elinden büyük bir kozu daha ilk andan alıyor ve bunu normal bir şekilde yapıyor. Hani göstererek, ‘‘Bakın ben cumaya gidiyorum, hey herkes beni çeksin’’ falan yaptığını görmedim. Ama mesela şunu da yapabilir, onu da yapabilirdi; bazı siyasetçiler cuma namazını kılar ve çekip gider. Hani böyle bir kaçıp gider. Öyle de yapmadı. Benim gördüğümde Ulu Cami'nin önünde bayağı bir kaldı ve orasının, Ulu Cami'nin kendisine de ait bir mekan olduğunu bir kere daha tescillemiş oldu.
Evet, Metin'den başladık. Metin bu konulara çok meraklı birisi çünkü Türkiye'de solda bu işleri en fazla dile getiren Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın görüşlerinden zamanında etkilenmiş birisi. Evet, solun geçmişinde bu konuları dert edinen az insanı vardı. Şimdi daha çok insanı var ama solun kitlesi ya da özellikle sosyalist solun kitlesi geçmişle kıyaslanmayacak kadar daraldı, küçüldü. Belki de bu din konusundaki yanlış tavırların da bunda etkisi olmuştur. Belki de diyorum ama kesinlikle eminim; bu din konusundaki yanlış politikalar Türkiye'de insanların, sol hareketlerin toplumla bağlarının, özellikle yoksul kesimlerle bağlarının azalmasına neden oldu.
Evet, bugünün ithafı... Mekanlarla başladık. Bir başka mekana gidelim, Çiçek Pasajı'na. Çiçek Pasajı deyince de tabii ki Madam Anahit. Çiçek Pasajı bizim için çok önemli bir yerdi, Galatasaray Lisesi'nde okuyanlar olarak, yatılı okuyanlar olarak. Okuldan çıkabildiğimiz ender zamanlarda ya da kaçtığımız zamanlarda gittiğimiz yerdi Çiçek Pasajı ve oralarda yaşımız küçük olmasına rağmen üst katlarda filan bira, votkalı bira gibi şeyler içebiliyorduk. Sonra yaşımız biraz daha ilerleyince ve biraz da para bulunca doğrudan oradaki mekanlara takılmaya da başladık ve sonra, mezuniyetten sonra da değişik vesilelerle okula gittiğimizde, bu pilav oluyor, işte kulübün genel kurulu oluyor, cemiyetin genel kurulu oluyor vesaire, muhakkak dönem arkadaşları Çiçek Pasajı'nda bir buluşurduk. Orası bizim yerimizdi. Zamanında yandığında hiç unutmuyorum, pazartesi günüydü ve ben evden geliyordum, Şişli'de oturuyordum o sırada. Geldiğimde Beyoğlu'na, Taksim'e kadar dolmuşla ya da otobüsle gelmiştim, bir gariplik olduğunu fark ettim ve sonra geldiğimde, Çiçek Pasajı hemen bizim okula gelmeden öncedir malum, yandığını gördüm. Yani öğrendim ve gördüm ve ister inanın ister inanmayın ağladım.
Ve orada Madam Anahit vardı ve Madam Anahit 40 yıl orada çalmış. Gerçek adı neymiş bakalım: Anahit Yulanda Varan. Evet, 1917'de Tarlabaşı'nda doğmuş ve 2003 yılında da hayatını kaybetmiş. Ama Madam Anahit'i siz her yerde görürsünüz. Nerede her yerde görürsünüz? Filmlerde görürsünüz. Beyoğlu ile ilgili yapılan her türlü şeyde görürsünüz. Beyoğlu denince hep o bilinir. Bayağı bu işin, akordeonuyla yapıyor, lise zamanında eğitimini almış. Hatta ikinci hocasıyla evleniyor, boşanıyor, sonra tekrar evleniyor. Biz kendisiyle gençler ya da çocuklar konuşamazdık. Bazen işgüzarlık yapmaya çalışanlarımız olurdu, hiç yüz vermezdi, terslerdi. Ve şimdi öğrendim, çok güzel bir yazı okudum kendisi hakkında, Mihran Tomasyan'ın yazısı. Mihran Tomasyan diyor ki; hayatında rakı içmemiş, sigara kullanmamış. Yani 40 yılını Çiçek Pasajı'nda geçiren, daha sonra Nevizade Sokağı'na da gitmiş ama esas olarak Çiçek Pasajı ile bilinir, Madam Anahit hiç içmemiş. Bu da acayip bir şey. Çok ayakları yere sağlam basan, işini yapan, aslında işini ve sanatını yapan bir kadındı. Her ne kadar kendisiyle muhatap olamadıysak da çünkü bize karşı, gençlere karşı kapı duvardı ama daha yaşlı, oranın müdavimi olan, hele biraz da ismi olan kişilerle sohbet ettiğine de tanıklığımız vardı. Kendisini 2003 yılında, evet, Ağustos ayında kaybettik. Bir simge isimdi. Kendisi Türkiye'de, onu da özellikle vurgulamak istiyorum, bir Ermeni olarak, Ermeni kimliğiyle bütün bunları yapan bir kadın. Türkiye'de pekâlâ farklı kimliklerin bir arada yaşayabileceğinin bir sembolüydü kendisi, Madam Anahit. Saygıyla ve tabii ki sevgiyle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
25.09.2026 YENİ Parti'nin krizi
24.09.2026 Kazım (Koyuncu): Yarım Kalan
21.09.2026 Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi
21.09.2026 Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!
21.09.2026 Olup bitenleri anlayamayanlar için fon krizi: Kerim Rota ile söyleşi
20.09.2026 2028'de Erdoğan'ı yeniden seçtirmek için seçim düzenlenecekmiş...
18.09.2026 Öcalan’a statü sorunu nasıl çözülebilir? | Vahap Coşkun ile söyleşi
16.09.2026 Öcalan şubat ayında uyarmıştı: “Bu mekânı bilseler kıyamet koparırlar, yetkilileri hainlikle suçlarlar”
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı