Dr. Esra Elmas ile söyleşi: Dünya örneklerinden hareketle Bahçeli’nin mekanizma önerileri

20.05.2026 medyascope.tv

20 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin pazartesi günü Türkgün gazetesinde yayınlanan metnini tartışmaya devam ediyoruz. Orada çözüm süreci ve Abdullah Öcalan'ın statüsü ile ilgili çok önemli, detaylı birtakım öneriler ve tespitler vardı. Bugün konuğumuz Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı üyesi Doktor Esra Elmas. Merhaba, hoş geldiniz.
Esra Elmas: Merhaba, hoş buldum.

Ruşen Çakır: Siz, "conflict resolution", çatışma çözümü konusunda yıllardır çalışan birisisiniz ve şu anda Türkiye'de 18 ayı bulan bir süreç yaşıyoruz. Süreç inişli çıkışlı ve en son itibarıyla tıkandığı iddiası var. Şimdi bu sürecin bir tür sembol ismi olan, esas yürütücüsü gibi gözüken Devlet Bahçeli pazartesi günü çok kapsamlı bir yazı kaleme aldı ya da bir yazı onun imzasıyla yayınlandı ve o yazıyı okuyan birisi, konuyu bilen birisi bunun çatışma çözümü literatüründen çok ciddi bir şekilde istifade ettiğini görecektir. Yanılmıyorum değil mi?
Esra Elmas: Hayır, yanılmıyorsunuz. Bunu gösteriyor. Aslında böyle olması da çok doğal. Belki ilk önce Bahçeli'nin ve MHP'nin bu süreç başladığından beri rolüne ilişkin birkaç laf etmek lazım. Şimdi dünyadaki çatışma çözümü literatüründe milliyetçi aktörlerin tartışıldığı tipolojinin dışında dördüncü bir kategori tanımladı aslında Devlet Bahçeli Türkiye'de bu 19 aydır yaptıklarıyla. Bir kere bir süreci başlattı, başlatmakla da yetinmedi. Her adımında, sizin de az önce söylediğiniz gibi her kriz anında, her tıkanma anında, her kırılganlıkta yeniden devreye girdi. Başlattığı sürecin arkasında durdu. Hem açıklamalarıyla hem de somut önerileriyle her kırılma anından süreci bir ileri aşamaya taşımayı da başardı. Bu açıdan sadece başlatıcı değil aynı zamanda bir garantörü haline de geldi sürecin. Bu aslında dünya literatüründe şu ana kadar tanımlanmamış bir kategori. Yani böyle bir deneyimi daha önce yaşamadık ve bu süreç başarıya ulaştığı takdirde Türkiye'deki bu deneyim bence dünyadaki çalışmalar açısından da çok ufuk açıcı olacak. Genellikle milliyetçi aktörler böyle üç kategoride tartışılır çatışma çözümünde. Bir; bozucu aktörler olarak, ikincisi veto aktörleri olarak ya da zorunlu olarak masaya getirilen aktörler olarak. Ama Bahçeli bu süreci bizzat başlattı ve sırtlandı. Önümüzdeki metinde de aslında en başından beri özellikle Türkgün gazetesinde kaleme alınan yazılarda biz, Bahçeli'nin muhtemelen akademisyenlerden oluşan, bu konudan anlayan isimlerden oluşan danıştığı, fikir aldığı bir mekanizma var ve düşünülmüş, tesadüfi olmayan bir sürü bilginin yer aldığı özenli metinler görüyoruz, okuyoruz. Böyle olması da çok güzel. Yani siyasetçi olarak en çok sorumluluk alan, en çok çalışan aktörlerden biri Bahçeli. Dolayısıyla yanılmıyorsunuz.

Ruşen Çakır: Burada bir tespit var. Şimdi bu kavramı ilk defa duydum. Yani ne dediğini anlıyorum da... ‘‘Monolider’’ mi?
Esra Elmas: Evet.

Ruşen Çakır: Tamam, bu tam Öcalan'a denk geliyor ama böyle bir kavramı ben bilmiyordum. Belli ki akademik bir kavram. Bu çatışma çözümleri deneyimlerinde değişik herhalde liderlik türleri yaşandı. Ve bu anlamda Öcalan'ı monolider olarak tanımlamak ve süreci onun üzerine inşa etmek önermesi var Bahçeli'nin zaten hep başından beri ve bu metinde. Bu dünyada başka yerlerde denenmiş ve başarıya ulaşmış bir deneyim mi yoksa tam tersi bir durum mu söz konusu?
Esra Elmas: Tersi bir durum söz konusu değil ama biz çatışma çözümü literatüründe güçlü liderliğin öneminin çok altını çizeriz. Güçlü liderlikten de genellikle kastedilen orada illegal örgütün ya da işte silahlı örgütün lideri olmaz genellikle. Örneğin Kolombiya örneğinde Santos bu anlamda çok öne çıkan, tartışılan, güçlü liderlik anlamında tartışılan isimlerden biri. Ama bu bağlamda, özellikle PKK bahsinde Öcalan tabii bir kült lider. Kendisinden artık bir kişi olarak değil kurum olarak çok uzun zamandır bahsediliyor. Önderlik, değil mi? Önderlik bir kurum. Bir kişi olarak bahsetmediğimiz bir kült, kült lider ve sadece Türkiye'deki PKK için değil aslında bölgede de referans kabul edilen, en azından o hareket için referans kabul edilen bir lider. Bunun örnekleri de var. Metinde de zaten bahsediyor bundan. Bir IRA örneğine, bir ETA örneğine başvuruyor. Bu kadar öne çıkarıldığı bir şeyle karşılaşmıyoruz. Bunun çünkü bazı riskleri de var elbette ki ama yaptığı tespit bağlamında doğru bir kavrayış Türkiye bağlamı göz önünde bulundurulduğunda. Sonuçta şu anda bahsettiğimiz süreç bütün cepheleriyle Kürt meselesini çözmeye çalışan bir süreç değil, PKK'nin silahsızlandırılması süreci. Dolayısıyla bu silahsızlandırılma sürecinde siz PKK'nin kurucu liderini tabii ki muhatap kabul ediyorsunuz. Dün önümüze çıkan metinde daha fazlası da var. Aslında Bahçeli o yazıda PKK sonrası dönemi tahayyül ederek ona dair de bir sürü şey söylüyor. Aslında bir ‘‘DDR’’ yani bizim ‘‘silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon’’ dediğimiz çerçeveye tekabül eden bir mekanizma da önerdiğini söyleyebiliriz. Başka isimlerle yapıyor bunu. İşte ‘‘entegrasyon’’ demiyor da ‘‘tasfiye’’ diyor vesaire. Dolayısıyla çok doğal. Yani onu merkezi bir yerde konumlandırması çok doğal. Zaten o metinde de uzun uzun açıkladığı şey şu: Yani silah bırakmış bir örgüt var; PKK sonrası oluşacak otorite boşluğunun farklı bilemediğimiz, öngöremediğimiz liderler, gruplar tarafından doldurulmaması, dağınık, özel, kontrolsüz yapıların ortaya çıkmaması için Öcalan'ı merkeze alan bir geçiş dönemi öneriyor aslında. Bu da sürecin bundan sonraki aşamaları için akıllıca yapılmış bir öneri. İki şey söyleyebiliriz. Şimdi bundan önce de hep "kurucu lider, kurucu lider" diye ifade ediyordu. Bu bazı kesimler tarafından da yadırganıyordu ama bir yandan da Öcalan PKK'nin kurucusu. Bunu böyle ifade etmek çok abes değil. Şimdi ama yeni bir rol ve yeni bir konumlandırma yapıyor Öcalan için aslında. Silahtan siyasete geçilecek o geçiş döneminde bir geçiş aktörü olarak yeniden konumluyor Öcalan'ı. Bu da sürecin bundan sonraki aşamalarının sağlıklı işleyebilmesi için fena bir öneri değil.

Ruşen Çakır: Burada tabii aslında en önemli, en kritik nokta, tam da o söylediğiniz nokta, o da Öcalan'ın statüsü meselesi. Bahçeli bunu uzun bir süredir dile getiriyordu. En son bir grup toplantısında adını verdi. Şimdi de bu metinde bunu geniş bir şekilde anlatıyor. Ve burada şu en kritik nokta galiba ve AK Parti tarafını da çok fazla heyecanlandırmayan ya da ürküten tarafı, Öcalan'a devlet içerisinde bir statü veriliyor. Hatta Öcalan'ın bir görüşmede söylediği "Ben devletin demokratik kanadı olurum" önermesinin bir benzerini Bahçeli grup toplantısında Öcalan'ın statüsünü bir görev olarak, görev tanımı olarak söylemişti. Şimdi bu devlete bir şekilde entegre etmek ama en azından 50 yıllık bir çatışmanın baş aktörü ve bu çok ciddi bir sorun. Dünyada buna benzer örnekler nasıl yaşandı ve bunu devletler ve toplumlar çözebiliyor mu?
Esra Elmas: Aslında Öcalan fiili durumun adını koyuyor diye anlıyorum ben. Yani sonuçta Öcalan bu meselede silahsızlandırılma sürecinde bir muhatap. PKK'nin kurucusu olarak bir muhatap ve başladığı günden bugüne geldiğimiz aşamada da işte çeşitli gruplarla görüşmesi, kamuoyuna zaman zaman açıklama yapılması gibi daha önceki tutukluluk şartlarında olmayan daha geniş bir sahada görüşlerini duyabiliyoruz. Bu sürece nasıl katkı sunduğunu anlayabiliyoruz. Dolayısıyla fiili durumun adını koyuyor aslında Bahçeli bu yaptığı şeyle. Fakat en başta şu soruyu sormak lazım: Devlet Bahçeli'den bu açıklama niye geldi? Aslında yine süreç bir bekleme ve yavaşlama evresine girmişti. Neden girmişti? Çünkü yasal düzenleme gecikti. Yani komisyon şubat ayında raporunu teslim etti ve biz o günden bugüne bir yasal düzenlemenin, yasal düzenleme taslağının Meclis’e gelmesini bekliyoruz. Bu gecikme esasen Bahçeli'yi harekete geçiren şey ve orada da iki şey yapıyor. Bu gecikme niye yaşandı diye sorduğumuzda da hepimiz biliyoruz aslında. Sıralamaya ilişkin devlet ve örgüt arasında bir anlaşmazlık var. Devlet diyor ki "Silahların tamamen bırakıldığı teyit edildikten sonra yasal çerçeve gelecek." Örgüt de diyor ki "Yasal çerçeve olmadan tamamen bu sürecin tamamlanması öngörülemez." Şimdi aslında Bahçeli bu yaptığı şeyle aynı anda iki tarafa da bir cevap veriyor. Yani bir yandan bu gecikme yaşanan süreçlerde yeni tartışma başlıkları da gündeme geliyor. DEM de zaman zaman Öcalan'ın statüsünü gündeme getiriyor. İşte "Öcalan'ın statüsü ne olacak?" Hem bu gecikmeye hem bu statü meselesine bir cevap üretmeye çalışıyor Bahçeli bu yaptığıyla. Ama aynı zamanda süreci geciktiren bütün bu aktörlere de bir baskı kuruyor harekete geçmeleri için. Dolayısıyla bunun dünya örneklerinde nasıl olduğuna bakarsanız aslında şimdi bir çatışmanın tarafları için ayrıca bir hukuki statü vesaire tanımlanmadı hiçbir yerde. Ama sürecin kendisinin bir statüsü tanımlandı ve kurumsallaşmasının önü açıldı. Bahçeli'nin aslında bu yaptığında, şimdi esasa dair söyledikleri daha önemli geliyor bana. Aslında temel mesele yasal düzenlemenin çıkmaması. Yasal düzenleme önümüze gelirse Öcalan'ın statüsüne dair muhtemelen hükümetle beraber başka bir formülasyon bile uygulanacak olabilir. Çünkü sizin de dediğiniz gibi aslında Öcalan'ı, yani bütün bu PKK sonrası silahtan siyasete geçişte bir geçiş aktörü olarak tanımlamanın hiçbir sakıncası yok. O çok doğru bir okuma ve sonuç alıcı bir okuma ama bir şeyin koordinatörü diye isimlendirmenin Türkiye'de sizin de söylediğiniz gibi 50 yıllık bir çatışmanın hafızasıyla kamuoyunda yaratabileceği bazı komplikasyonlar var. Ama Bahçeli hiçbir önerisinde zaten çok buyurgan değil ya da "Bu olacak" demiyor. O bir çerçeve sunuyor ve aynı zamanda bütün aktörlere de bir hareket sahası da açmış oluyor. Bundan sonra hükümetin bu konuya odaklanacağını ve bu isimlendirmenin belki yeni bir formülasyonla önümüze geleceğini tahmin ediyorum ben.

Ruşen Çakır: Şimdi bu metni okuduğumda bu süreci dışarıdan da olsa yakından takip etmeye çalışan birisi olarak şöyle bir şey var: Öcalan'ın 27 Şubat açıklaması ve PKK'nın aldığı karar ve sonra sembolik silah yakma vesaire. O zamandan beri süren şöyle bir şey var: Kürt hareketi diyor ki "Biz yapılması gerekeni yaptık, devletin adım atması gerekiyor." Devlet de aslında yapılmadığını, silah bırakma kararı almanın tek başına yetmediğini — ya da devletin bir kanadı diyelim, özellikle AK Parti kanadı diyelim — bunun tek başına yetmediğini, hâlâ mağaralar, şunlar bunlar vesaire sürdüğünü söyleyerek bir güvensizlik beyanında bulunuyor. Ve Öcalan'da İmralı notlarından gördüğüm kadarıyla "Ben bu işin kefiliyim, zaten bu kararlar alındı, bu sürecin yasal zemininin oluşturulması gerekir" gibi bir perspektif var. Ben Bahçeli'nin bu metnini okuduğumda Bahçeli'nin duruşunun Kürt hareketi ve Öcalan'ın pozisyonuna yakın olduğunu gördüm. Yani çok üstü kapalı da olsa birtakım cümleler var. ‘‘Burada kendileri bu konuda niyetlerini belirttiler. Şimdi bir iletişim eksikliği var.’’ diyor. En önemli bölüm de hani "barış iki taraflıdır" diye başlayan bir cümlesi var. Onun devamında söyledikleri çok çarpıcı. Onu bir bulayım: "Barış iki taraflıdır ve bölücü terör örgütü PKK'nın taahhütlerini yerine getirmesi yanında devlet olarak atılması gerekli adımların ikmal edilmesiyle süreç tamamlanabilecektir." Yani: ‘‘barış iki taraflıdır, bir taraf birtakım taahhütler yerine getirmeye başladı; şimdi sıra devlette’’ gibi okudum ben bunu. Çok mu zorluyorum?
Esra Elmas: Yok, çok zorlamıyorsunuz. Öyle de bir sonuç çıkarılabilir. Benim yaptığım okumada da bir eş zamanlılık görüyorum ben. Aslında şöyle bir mesaj algılıyorum: Yani bunları bahane olmaktan çıkarıp eş zamanlı bir şekilde her iki tarafı da adım atmaya davet ettiğini ve zorladığını, bu yönde bir baskı kurduğunu çıkarıyorum ben de okuduğum metinden. Ve zaten şöyle bir şey de var, yani bu dünya örneklerinde de böyle bizim Türkiye bağlamında da; yani sonunda bir silahlı örgüt silahları bırakacaksa silahları bıraktıktan sonra nasıl bir sürecin kendisini beklediğini görmek ister. Aksi hâlde zaten siz o sahayı bir sürü ara bozucuya terk etmiş olursunuz. Dolayısıyla yasal çerçevenin her hâlükârda zaten artık kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Bu aynı zamanda tarafların bir yol haritası yapması ve bunu beyan etmesi için de bir gereklilik. Ben her iki tarafa da aslında "harekete geçin" daveti ve kurucu bir baskı yaptığını düşünüyorum Bahçeli'nin. Yani en sonunda her iki tarafı da bir şey yapmak zorunda bırakacak bir adım attı şu an. Sonuçta Bahçeli aslında burada, metnin bir yerinde de şöyle bir şey söylüyor: ‘‘Bu mesele aslında memleket meselesi. Gündelik siyasete kurban edilemez. Gündelik tartışmalara kurban edilemez. Dolayısıyla bunu memleket meselesi olarak görüyorsak biz yapılması gerekenleri yapalım ve kimsenin bir bahanesi kalmasın.’’ Dolayısıyla her iki tarafı da belli bir patikaya, yani silahsızlanma sürecinin nihayete ermesi patikasına geri dönüşe ve bu yolda ilerlemeye davet etmiş oluyor. Onlara bir hareket sahası da açıyor bunu yaparak.

Ruşen Çakır: Burada şimdi Öcalan'a söylenen koordinatörlüğün dışında üç ayrı mekanizmadan daha bahsediyor. Birisi Meclis’te bir komisyon, sanki geçen komisyonun bir devamı gibi Meclis’te temsil edilen tüm partilerin temsilcilerinin katılabileceği, süreci takip edecek bir şey. Bir başkası doğrudan Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın dahil olacağı bir mekanizma.
Esra Elmas: Başkanlık edeceği. Evet.

Ruşen Çakır: Evet. Çok önemli bir mekanizma. Daha sonra da bir üst mekanizma. Yani dört tane mekanizmadan bahsediyor. Şimdi bu mekanizmalar sizin literatür bilginizin ışığında, dünyada tabii farklı farklı örnekler olmuştur ama bu mekanizmalar hakikaten olması gerekeni mi tarif ediyor? Bir tanesi mesela, ‘‘Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında bazı bakanlık ve kurumlardan oluşan ‘Tasfiye ve Düzenleme Sürecini Yönlendirme ve Milli Birlik Komisyonu’’. Bir diğeri "Terörle Mücadele Devlet Koordinasyon Merkezi". Bir tanesi de Öcalan'a atfedilen "Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü", bir de Meclis’in komisyonu. Bütün bunların hepsini bir arada düşündüğümüz zaman gerçekten bu sürecin ihtiyacı olan altyapıyı görüyor musunuz?
Esra Elmas: Aslında sürece bir statü ve kurumsallık kazandırmaya çalışıyor Bahçeli. O yüzden de metnin başında "Yeni bir aşamadayız ve yol haritası gerekiyor" diye de başlıyor sözlerine. Tam da burada DDR'a ilişkin bir çerçeve, bir isimlendirme görüyorum; ‘‘Uluslararası literatürden farklı olsa da aslında bir DDR çerçevesi görüyorum’’ dediğim nokta tam da burası ve esasa ilişkin kısım da bana burası gibi geliyor. Sizin de dediğiniz gibi yasama ve yürütme içerisinde iki komisyon bir de koordinasyon merkezi öneriyor. Özellikle yasama ayağında Meclis’te bir takip komisyonu, yürütme ayağında da sizin tarif ettiğiniz gibi bir diğer komisyon. Ama burada dahil edilen bakanlıklara baktığınız zaman; Adalet, İçişleri, Savunma, Aile, Hazine ve MİT. Şimdi bu gerçekten bir entegrasyon, yeniden entegrasyon yani bir DDR çerçevesi, anlamamız gereken yer burası. İşte ‘‘entegrasyon’’ demiyor, ‘‘tasfiye’’ diyor. Bunlar olabilir. Yani çeşitli ülke bağlamlarında isimlendirmeler böyle değişebiliyor. Dolayısıyla ben bunların sürecin ihtiyaç duyduğu mekanizmalar olduğunu düşünüyorum. Tabii bunlar bu hâliyle mi olmalı derseniz o başka bir tartışma konusu. Ama zaten şu an Bahçeli ve MHP dışında somut bir öneri yapan hiçbir siyasi aktör yok. Ama bunların üzerine bir istişare mekanizması muhtemelen çalışacaktır ve herkesin üzerinde uzlaştığı ama süreci kurumsallaştıran ve bundan sonraki aşamalarına dair bir yol haritası üretecek bir ufuk en azından koyuyor ortaya. Dünyada böyle midir? Dünyada zaten bir sürü fark var. Bu çatışma çözümü dediğimiz alanda böyle tek bir doğru yok. Biraz parmak izi gibi bu iş. Her ülkenin kendine çok özgü biricik şartları nedeniyle ortaya çıkan krizler var, çatışmalar var. Ve bu çatışmaların çözümleri de aslında yine biricik, yani parmak izi gibi. Hiçbir ülkedeki bir çözüm modelini bir diğerine tamamen kopyala yapıştır yöntemiyle uygulayamıyorsunuz. Ama büyük bir ekipman çantası bu tabii. Bu da Türkiye'ye uyarlanmış. En azından şu ana kadar gördüğümüz somut, üstüne en azından tartışma yapabileceğimiz ve süreci bir kurumsallığa kavuşturan bir öneri seti. Dolayısıyla ciddiye alınmalı. Belli ki MHP ve Bahçeli belli uzmanlara başvuruyor. Belli uzmanların kılavuzluğuna başvuruyor. Diğer siyasi partiler de bunu yapacaktır şu aşamadan sonra diye umuyorum. Ama sürecin kesinlikle kurumsallaşmaya ve bundan sonraki aşamaları düşünmeye ihtiyacı var. Çünkü yasal düzenleme bir kere karşımıza aslında gelse işin esasını daha fazla tartışır hale geleceğiz ve doğal olarak bizim PKK sonrası döneme dair daha fazla düşünmemiz lazım bu mekanizmaları. Bu da onun kapısını aralıyor aslında.

Ruşen Çakır: Şimdi metinde kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı bir şekilde iletişim meselesinden bahsediliyor. Bu iletişim bir kurumlararası iletişim ama bir de toplumsal iletişim boyutu var. Anladığım kadarıyla, ki bu şaşırtıcı değil, Devlet Bahçeli'nin milliyetçi bir partinin lideri olarak kamuoyuna bunu anlatabilme, kamuoyuna bunu benimsetebilme diye bir derdi var. Benim kişisel gözlemim, şu ana kadarki bu sürecin en zayıf, belki de hiç olmayan boyutu toplumsal iletişim boyutu. Şimdi böyle bir sorunu sadece iki taraf veya diyelim ki, hadi Meclis’i de ekleyelim, siyasi partiler üzerinden çözmek mümkün olamaz herhalde. Çünkü bu olayın, 50 yıl diyelim ki yaşanan olayın faturasını toplumun farklı kesimleri birlikte ödedi ve burada mesela ‘‘geçmişle yüzleşme, affetme, bağışlama’’ gibi kavramlar var. Bunlar çok kritik kavramlar ama burada tabii bir toplumsal rıza üretimi de gerekiyor. Şimdi bugüne kadar yapılamayan şeyleri bu mekanizmalar yapabilir mi? Yani o tarif ettiği kurumlar, bakanlıkların temsilcileri vesaire. Şu ana kadar çünkü mesela iktidar yanlısı medyanın süreçle ilgili pozitif bir kampanya yürüttüğünü ben görmedim.
Esra Elmas: Sürecin en başından bu yana aslında toplumsallaşmaması üzerine kurulu bir karşılıklı anlaşma olduğunu düşünenlerdenim ben. Ama bir yandan süreç ilerledikçe hani bu en başında tarif edildiği şekliyle de kalamaz. Sonunda bu bir silahsızlandırma süreci ama bunun yani Kürt meselesinin geri kalanıyla bağını da tamamen inkâr edemezsiniz ve dediğiniz gibi sonunda bundan sonra yapılacak işlerin bir toplumsal rıza üretmesi de gerekiyor. Burada en başından beri en büyük avantajlardan biri Bahçeli'nin ve MHP'nin kendisiydi aslında. MHP tarihsel olarak kendini devletin kurucu değerlerinin doğal olarak bir temsilcisi olarak algılıyor. Bu algının bir karşılığı da var. Bunu aslında siyasetçilerin açıklamasında da zaman zaman duyuyoruz. Mesela DEM Partili heyetler de "Bu bir hükümet projesi değil, bir devlet projesi. Biz devletle bu süreci yürütüyoruz" diyor. Şimdi bu bir avantajdı, aslında bugüne kadar gelinen yerde hâlâ da bir avantaj olmayı sürdürüyor. Yani bu adımları Devlet Bahçeli dışında atabilecek Türkiye'de herhangi bir siyasi aktör yoktu aslında. Tabii bu sadece Bahçeli'ye özgü bir ayrıcalık. Onun da altını çizmek lazım. Ama tarihsel misyonu ve bugüne kadar daha güvenlikçi, daha milliyetçi, daha savunmacı bir pozisyondan gelmesi itibarıyla Bahçeli'nin bu adımı atması aslında bir devlet aklıyla hemen özdeşleştiriliyor. Sokağa çıktığınızda da "Bahçeli bu işin içindeyse burada bir devlet aklı var" algısı var. Bu Türklerde de böyle, Kürtlerde de böyle. Bu, silahsızlandırılma süreci için bir güvenlik kalkanı da oluşturdu bugüne kadar. Bu önemli bir avantaj. Yine bu tür bir adım atıldığında belki de en fazla tepki verecek kesimlerin tepkileri de absorbe ediliyor bizzat Bahçeli'nin bu işi başlatması ve süreci devam ettiriyor oluşuyla. Ama toplumsal rıza tabii bundan ibaret değil. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte, bu avantajı belki iyi kullanabilirse, kullanmaya devam edebilirse siyasi aktörler... Şimdi Devlet Bahçeli şunu yapıyor: "Bu bir teslimiyet değil, devlet aklı bu. PKK'yi silahsızlandırmak Türk milliyetçiliğinin zaferi" mesajını veriyor her bir metninde kendi tabanına. Ama bu Kürtler için de, yani PKK tarafı için de şöyle bir şey demek, yani sadece Türk milliyetçilerine konuşmuyor. Onlar da "Bu hükümet teklifinden öte bir şey, bir devlet projesi, bir devlet taahhüdü, dolayısıyla geri alınamaz" diyor. Yani her iki taraf için de bu bir güven kalkanı yaratmış durumda. Şimdi bundan sonra eğer yol haritası ve atılacak adımlar dikkatlice ve tabii ki istişare ederek ve doğru sıralanarak hayata geçirilebilirse bunun bir toplumsal rıza üreteceğini de düşünüyorum ben. Zaten anketleri siz de takip ediyorsunuz. Bu süreç başladığından bu yana aslında beklenenin aksine çok büyük bir milliyetçi tepki oluşmadı. Sürece destek genel olarak yüksek. Dolayısıyla bunun zamanla bir toplumsal rıza üreteceğine inanıyorum. Bir de şunu unutmamak lazım; aslında Türkiye bundan önceki çözüm sürecinde bir altyapı oluşturdu. Orada bir birikim var. Sonuçta biz bugünlere daha önceki çözüm sürecinin mirasıyla geldik ve o miras da iyi kötü "Bu iş silahla çözülmez, siyasetle çözülmek zorunda" gibi bir fikri sıradan vatandaştan siyasetçiye kadar herkese hâkim hale getirdi. Dolayısıyla barış bir norm haline geldi. Şimdi biz bu zeminin üstünden konuştuğumuz için ben toplumsal rızaya dair çok büyük krizler yaşayacağımızı sanmıyorum ama burada çalışan tek siyasi aktörün de MHP olmaması ya da Bahçeli olmaması lazım. Yani bu sorumluluk da sadece Bahçeli ve MHP'nin omuzlarına bırakılamaz. Siyasi partiler, muhalefet de dahil, bu sürece dair daha somut, daha toplumsal hassasiyetleri de gözeten ve "Devlet Bahçeli'nin ne önerdiği önümüzde duruyor. Yani evet bu öneri iyi ama şunu şöyle yapalım" diyecek somut çalışmaların diğer siyasi aktörlerden de gelmesi lazım. Çünkü herkes kendi tabanına konuşuyor ve her yerden alınacak onay sonuçta sürece hizmet edecek. Yani bu sürecin güzel bir şekilde sonuçlanmasına hizmet edecek.

Ruşen Çakır: Tam da bunu sorarak isterseniz toparlayalım. Bahçeli ile Erdoğan arasında sürece bakışta, sürecin hızında ve birtakım metotlarda farklılıklar olduğu yolunda iddialar var. Ve Bahçeli'nin de bu metni bir anlamda Erdoğan'a yönelik yazdığını düşünenler de var ki ben de kısmen onlara yakın düşünüyorum. Ne bekliyorsunuz; bundan sonra, artık bu tanımlamalardan sonra bu perspektifin siyasi iktidarın metni olmasını mı yoksa bu öneri üzerinden yine Erdoğan'ın birtakım rötuşlarla ve tabii aceleye getirmeden yine temkinli adım atmasını mı?
Esra Elmas: İkincisini, yani biraz daha temkinli olacağını bekliyorum. Ama şöyle bir şey, az önce de söyledim; Bahçeli şimdi her tıkanma anında devreye giriyor ve çok somut önerilerle, işte alternatiflerle gündemi yeniden silahsızlandırma sürecine odaklıyor. Yani hiçbir zaman bunun gündemin ikinci maddesi olmasına aslında izin vermedi Bahçeli. Bunu yaparken de aslında, az önce de söyledim, aktörleri de harekete geçmeye zorluyor. Bu metinde evet, biz ikinci kısımda özellikle bu işin yürütülme tarzına, işte iletişim eksikliğine vesaireye dair ciddi eleştiriler de okuduk. Ama hiçbir zaman Bahçeli bunu hani bu ittifak siyasetinden bir kopma ya da son kertede anlaşamama düzeyine getirmiyor. Kendi önerilerini yapıyor ve sonra zaten orada ittifakın gerektiği ortak akılla rötuşlarla adım atılıyor. Benim beklentim de bu yönde ama şunu ummuyorum; yani bu ittifak sonuçta önemli, iktidarın da bir sürü kaygısı olabilir. Yani seçim kaygısı olabilir. Bu işin siyasi maliyetine dair kaygıları olabilir. Ya da PKK'nin bir şekilde kendini yarı yolda bırakacağını düşünüyor olabilir ya da daha seçime endeksli bir sıralama ya da hız benimsemek istiyor olabilir. Bu hani iktidarın kendi mantığı içinde çok yadırganacak bir şey de değil. Yani iktidarda olan parti iktidarını güvence altına almak için bir sürü tedbir, risk analizi yapmak zorunda bir şekilde. Ama ben her zaman olduğu gibi, yani bugüne kadar olduğu gibi Bahçeli'nin yine son kertede sürecin yürümesine hizmet edecek bir şey yaptığını düşünüyorum. Ama bundan sonra gelecek şeyler muhtemelen ortak, yani biraz revize edilmiş ortak kararlarla isimlendirilir, bazı rötuşlar olur. Ama patikasına yeniden sokuyor süreci her seferinde Bahçeli.

Ruşen Çakır: Evet, çok teşekkürler Esra Elmas, yayınımıza katıldığınız için. Çok sağ olun.
Esra Elmas: Rica ederim. Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Devlet Bahçeli'nin son önerilerini, kaleme aldığı yazıyı Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı üyesi, Çatışma Çözümleri Uzmanı Doktor Esra Elmas'la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
24.05.2026 “Bay Kemal”in “ahlâk kavgası” ne kadar inandırıcı?
24.05.2026 Alişer Delek: “Yeni parti kurulmasından başka bir yol görmüyorum”
23.05.2026 Sahadaki Kimlik: Amedspor | Vahap Coşkun ile söyleşi
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
22.05.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek mutlak butlan kararından habersiz miydi?
22.05.2026 Edgar Şar: "İktidar uzun bir süre olaya dahil olmayıp CHP içindeki tartışmayı kızıştırmak isteyecek"
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı