Yüksel Genç ile söyleşi: Suriye’de yaşananlar Kürtlerin çözüm sürecine bakışını nasıl etkiledi?

04.02.2026 medyascope.tv

4 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Diyarbakır'a gidiyoruz. Araştırmacı Yüksel Genç ile birlikteyiz. Yüksel Hanım, merhaba.
Yüksel Genç: İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Siz sürekli bölgede kamuoyu araştırmaları yapıyorsunuz ve Suriye sürecini, Halep'ten başlayıp devam eden süreci de yakından takip ettiniz. Orada insanlara, vatandaşlara sordunuz. Uzaktan baktığımızda kırılmalardan bahsedildiğini görüyoruz. Sizin bulgularınız nedir? Bölgede Kürtler, Suriye'de yaşananları nasıl algıladılar?
Yüksel Genç: Öncelikle belki de süreç başladığından bu yana yaşanmış en büyük krizlerden bir tanesini, hatta en büyüğünü söylemek gerekecek. Hatta kriz demek de çok zor. Süreç bir nevi gitti gitti geldi, denebilir. Gelip gelmediğini de henüz tam bilmesek bile sürecin ciddi anlamda yara aldığı ya da başlayan sürecin, eğer gerçekten bir çözüm sürecine evrilmesi arzu ediliyorsa, onunla ilgili zeminin kurulabilmesini sağlayacak en gerçekçi pozisyonun kurulduğu zaman da demek mümkün. Çünkü Halep ile başlayan ve Rojava'nın diğer hatlarına doğru yayılan çatışma süreci boyunca bölgedeki Kürtlerin ekseriyeti, çok büyük bir kısmı siyaset ayırt etmeksizin durumdan etkilendiler ve oradaki saldırıların Türkiye'de yürüyen süreçle bağını kurmayan neredeyse çok az kesim var; onun altını çizmek gerekiyor. Bölgede Suriye hattında yürüyen savaşın, çatışmanın sorumlusu olarak çok önemli bir kesimin Türkiye'yi işaret ettiğini ve Türkiye'de ortaya çıkan süreçle samimiyet ilişkisinin yeniden güçlü biçimde tartışıldığını, çok ciddi bir güven kırılması yaşandığını söyleyebilirim. Bu, öyle sıradan bir kırılma değil. Daha önce sizin bir programda da söylemiştim; ciddi anlamda bir güven erozyonu ya da güven yarılması diyebileceğimiz bir durumun aslında o süreç içerisinde açığa çıktığını biz de gözlemliyorduk. Zaten tam da çatışmaların akut olduğu vakitte 16 kentte yaptığımız çalışma bu konudaki güvensizlik bağlamını aslında rakamlardan çok daha fazla, çıplak gözle, yüz yüze yaptığımız çalışmalar süresince hem izledik hem de tanık olduk. Bunun da altını çizeyim. Bizim yaptığımız çalışma 16 kentte yapıldı. 1500'ün üzerinde haneye girildi bu çalışmalar için. Aslında ağırlıklı olarak da Rojava-Suriye hattında başlayan gerilimin buradaki sürece etkisini toplumun nasıl okuduğu, özellikle Kürtlerin nasıl okuduğunu anlamakla ilgiliydi. Çünkü sürecin başlangıcından bu yana bölge insanının bir kanaati var. Sürecin Rojava'daki kazanımların tasfiyesi üzerine kurulduğuna dair bir kanaat. Bu kanaat yer yer yükseldi, yer yer düştü ama çatışmalarla beraber tavan yaptı. Bizim sahadan gördüğümüz kadarıyla şunu söyleyeyim; bir buçuk yıldır güven ölçümü yaptığımız süreç içerisindeki en düşük güven ölçümleriyle karşılaştık. Örneğin, "Sürecin sağlıklı yürüdüğünü düşünüyor musunuz?" sorumuza sadece beş kişiden bir tanesi, %22 gibi bir rakam, "Evet, sağlıkla ilerlediğini düşünüyorum." dedi. Bu %22'nin çok büyük bir kısmı, ekseriyeti; AKP, MHP gibi HDP'ye oy vermeyen seçmen grubundan oluşuyor. HDP'ye oy veren seçmen grubunun da çok büyük bir kısmı işlerin yolunda gitmediği, sürecin yolunda gitmediğine dair zaten bildirimde bulunuyor. Burada da siyaseten oy verme davranışları ve yanıtları arasındaki keskin farklarla yer yer karşılaştık. İç içe geçen yanları da gördük; onu da söylemek gerekecek. Kaldı ki %22'nin kendisi AKP'ye oy verdiğini söyleyenlerin üçte ikisini karşılıyor. AKP'ye oy verdiğini söyleyenlerin üçte biri de sürecin başarılı gitmediğine dair görüş bildirmişlerdi; onun da altını bu vesileyle çizmiş olayım. Yine sürece güvenip güvenmediklerini sorduk; güven aralıklarını tariflemelerini istedik örneğin. %55'i güvenmediğini ifade etti ama güvenenlerin oranının kendisi oldukça düşük. Her dört kişiden sadece biri güvendiğini ifade etti. Yine sürece güvendiğini ifade edenlerin ekseriyetinin HDP ya da DEM Parti dışındaki seçmen grubundan ağırlık oluşturduğunun da altını çizmem gerekir.

Ruşen Çakır: Peki bir şey sorabilir miyim? Araştırmalarınızda bu tür sorular soruyor musunuz bilmiyorum ama sizin gözlemlerinizi de önemsediğim için soruyorum. Siyasi aktörlere bakış, özellikle Kürt hareketine bakış; çünkü esas olarak DEM Parti ama bir anlamda da Abdullah Öcalan ve Suriye olayında bakış önemli. Bunlara yönelik güvende ya da başarılı bulup bulmamada herhangi bir elinizde veri veya gözleminiz var mı?
Yüksel Genç: Şöyle; üç ay önce yaptığımız çalışmada örneğin "Sürece ilişkin hangi kişi veya kurumların rolünü oynadığını düşünüyorsunuz ya da oynamadığını düşünüyorsunuz?" diye sorularımız vardı. Bu defa da şu tip soruları sürekli soruyoruz: "Sürecin ilerleyebilmesi açısından hangi aktörlere, kimlere ya da partiye rol düştüğünü düşünüyorsunuz?" gibi sorular içerisinde bunları tespit etmek mümkün. Örneğin bundan üç ay önce yaptığımız çalışmada Sayın Abdullah Öcalan'ın rolünü oynadığını düşünenlerin oranı %40'ları aşmıştı. Ama hükümetin, devletin rolünü oynadığını düşünenlerin oranı %20'lerin altındaydı. Yine Meclis'in rolünü oynadığını düşünenlerin oranı %20'lerin başında veya hemen üstünde yer alıyordu. Ya da PKK'nin rolünü oynadığını düşünenlerin oranı Türkiye'deki siyasal temsil ve kurumların daha üstündeydi. Dolayısıyla aslında bu tip rol ayrışımlarını da görebildiğimiz soru skalalarımız mevcut. Örneğin son çalışmada da şunu sorduk: "Sizce sürecin ilerleyebilmesi için öncelikli rolün kime düştüğünü düşünüyorsunuz?" Neredeyse %80'e yakını hükümet ve Meclis'e işaret etti. Bunun %55'e yakını hükümet, %20'nin üzerinde de Meclis işaret edilmişti. %80 dolayımına denk geliyor bu da. Dolayısıyla aslında sahada sürece dönük rolünü oynamadığına ikna olunan ve rolünü oynaması gerektiği düşünülen öncelikli adresin hükümet ve devlet hattına ait olduğunu; yasama ve yürütme ilişkisini kurmuş güç odaklarının siyasal sahalara ait olduğunun altını çizmek gerekiyor. Zaten bizim yaptığımız çalışmalarda şu çok belirgin çıkıyor: Bu süreç için en önemli kaygılardan biri ya da en önemli sonuçlardan bir tanesi şimdiye kadar yaptığımız çalışmalarda sürecin siyasal iradesinin temsil problemi. Özellikle de devlet ve hükümet nezdindeki siyasal irade temsili konusunda sokağın ciddi bir çelişkisi var. Neyi kastediyorum? Örneğin süreç başladığından bu yana Öcalan partisine çağrı yaptı, PKK'ye çağrı yaptı; kendisini lağvetmesi, silahları bırakması konusunda. PKK kongre yaptı; bırakacağı kararını aldı. Bazı eylemsel görüntüler, bazı pratik adımları da kamuoyuyla paylaştı vesaire. Dolayısıyla bir yerde yürüyen bir durum var gibi. Ama siyaseten Meclis ve yasal siyaset hattına baktığımızda, Bahçeli'nin süreci başlatırken ifade ettiği bir cümle var örneğin, sürecin çoğu kez matematiği ya da başlangıç noktaları gibi aslında okumak mümkün: "Öcalan gelsin, örgütü lağvettiğini açıklasın, umut hakkından faydalansın." Süreç başladığından bu yana Bahçeli'nin "yapılsın" dediği hiçbir şeyin pratik icrai ve yasal karşılığı kurulmadı. Böyle bir durumdan kaynaklı siyasi irade problemi var.

Ruşen Çakır: Şunu sormak istiyorum tam burada. Kusura bakmayın sözünüzü kestim. Biraz önce mesela Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız net bir şekilde "Demirtaş hakkında AİHM kararı var, bırakılması gerekir." dedi. Bahçeli'nin söyledikleri, kayyumlar meselesi ve AİHM meselesi yani Demirtaş ve arkadaşları meselesi yasal düzenleme gerektirmeyen şeyler. Bugün siyasi iktidar karar verse olabilecek şeyler. Öcalan'ın umut hakkı bambaşka, o bir düzenleme gerektiriyor. Diyelim ki kayyumları iade etme kararı aldı iktidar ya da Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğerleri tahliye oldu. Güven hızlı bir şekilde artışa geçer mi?
Yüksel Genç: Şöyle; bunlar kuşkusuz güven arttırıcı adımlar olacak ama çok temelde bir kaygı yerleşti. Bu anlık bir durum değil. O da Türkiye'nin Kürt politikasının her an farklı bir kulvara evrilebileceği kaygısı. Aslına bakarsanız bir yandan bu serbest bırakma, kayyumların iadesi, siyasilerin bırakılması iyi bir hava yaratır, güçlü bir hava yaratır. Ama sürecin başarısı ya da sürece dönük güven kırılmasını tamir edecek güçte olur mu? Sınırlı. Çünkü bununla ilgili artık Türkiye kamuoyu ne yapıldığını izleyecek ve sürecin sonuna kadar nelerin tartışıldığına bakmak isteyecek gibi görünüyor. Hatta ve hatta yer yer sürece müdahil olabileceği mekanizmaların belki de işletilmesi gerekecek gibi görünüyor. Bu bahsettiğiniz konuları önemseyecek; ve aslında zaten süreç başladıktan kısa bir süre sonra yapılması beklenen güven arttırıcı adımlardı bunlar. Ama şimdi güven artırıcı adımların içerisine şu da girdi: Türkiye'nin sadece Türkiye'deki değil, bölgesel anlamda kurduğu Kürt politikası ve söylem biçiminin kendisi de bu konuda iyileştirici bir zeminin parçası haline gelecek. Anlık bazı pratik uygulamalar değil; örneğin mevcut durumda Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş tahliye olduğunda çok anlamlı, çok iyi bir hava yaratacak kuşkusuz. Ama üç ay sonra yeniden operasyon dalgası olduğunda o derinleşmiş güven kırıklığı katlanarak tekrar karşımıza çıkacak. Çünkü ortada iyileştirilmesi gereken bir yarık var, kapatılması gereken bir yarık var. Bunlar çok anlamlı başlangıçlar olacak ama yetmeyecek. Süreç boyunca iktidarın kurduğu dille pratik arasındaki ilişkiyi sıklıkla takip edecek olan ve her an tetiklenebilecek bir güven travmasının varlığını kimsenin unutmaması gerekiyor.

Ruşen Çakır: Güvenin zaten az olduğunu, olanın da iyice aşındığını söylüyorsunuz. Birtakım adımların da çok yetmeyeceğini söylüyorsunuz. Peki ama süreç devam ediyor. Nasıl olacak? Bu sonuç raporu çıkacak, yasal düzenlemeler belli olacak; "Mart ayı" falan diyorlar. Bekleyecek miyiz?
Yüksel Genç: Şöyle; şunun altını çizeyim. Aslında bizim saha sırasında gördüğümüz bir şey vardı. Çok güçlü bir güven erozyonu var, evet. Ama insanlar Kürt meselesinin çözümünde masa sürecini reddetmiyor. Bir karşılıklı siyasallaşma sürecini reddetmiyor ve bunun bir şekilde günün bir yerinde oluşması gerektiğine dair kanaatler yüksek. Bu güvensizlik, masada Kürt meselesinin konuşularak çözülmesiyle ilgili ya da barışın masa üzerinden konuşularak gerçekleşmesiyle ilgili süreci kategorik olarak henüz reddetmediklerini bize söylüyor. Bu anlamlı bir yer ve belki de bu süreci yürütmek isteyenlerin en fazla sarılması gereken yanlardan bir tanesi. Ama mevcut olanın, mevcut aktörlerin kurduğu söylem ve mevcut masanın gidiş biçimini gerçek bir masa ve gerçek bir süreç olarak yorumlamakta zorlanan kocaman bir saha var. Bu sürecin gerçek bir masaya dönüşmesi, gerçek bir çözüm sürecinin kendisinin kurulabilmesi açısından söylediklerinizin pratik karşılıklarını görmek iyi bir hava yaratır, tekrarlıyorum; ama bunun yetmeyeceğini, aslında bundan sonra açığa çıkacak her tür siyasal söylem ve hukuksal garanti arasındaki ilişkiyi takip edeceğini ve her şeyden önemlisi kendisinin kimliksel tanınma biçiminin yasalara nasıl yedirildiğini de görmek isteyeceğini bilmek gerekiyor. Siyasetçileri bırakmak, kayyumların iadesi, bunlar önemli. Çok amiyane bir kavramla söyleyeyim, bir on yıl önce böyle bir sorunu yoktu Kürt meselesinin; eşeğini kaybedip sonra buldurmaya benzeyen bir durumdan bahsediyoruz. On yıl önce kayyum hikayesi yoktu. On yıl önce siyasiler, siyasal temsiller bu biçimde hedeflenmiyordu vesaire. Bunların kendisi çok önemli ama sürecin bir bütünü izleyecek bana kalırsa ve masanın gerçekten bir çözüm masası olduğuna ikna olması gereken bir sahanın varlığından bahsediyorum. Örneğin dün Bahçeli'nin açıklamaları sokakta bir heyecan yarattı; "yaratmadı" diyemem. Çıktım Dağkapı'ya vesaire gittim, biraz sohbet ettim. Şunu söyledi çok ekseriyeti: "Bahçeli bunu daha önce de söylemişti, hiçbir şey yok. Ne var ki? Ne oldu ki?" Umut etmek istiyor ama pratik karşılığını göremediğinde boşuna umut etmekten korkan bir topluluk oluşmaya başlıyor. Bir böyle bir şey var; "Bahçeli söylüyor ama karşılığı yok, bu hükümet yapmaz" duygusu var. İkincisi, aslında Meclis Komisyonu’nun ortaya çıkaracağı rapor masanın çerçevesini eğer belirleyecek ise ve oradan çıkacak raporun çerçevesi sahanın son dönemde yükselmiş beklentileriyle uyumlu olmaz ise de bazı kriz alanları kurulabilir ama masanın gerçek bir masaya dönme koşullarının sağlanması önemli bir eşiğin aşılmasına neden olabilir. Güvenin zamanla tamiri olan bir şey olduğunu unutmayalım; bir anda olmaz. O masanın gerçek bir masa olabilmesi için güven arttırıcı az önce bahsettiğiniz adımların atılması kadar masada oturan tarafların adil koşullarda olarak ve aslında bazı mekanizmaları işleterek sağlıklı bir süreç yürütebilmesi de gerekir. Toplumun bunu izleyebilmesi ya da bir şekilde haberdar olabilmesi, dahil olabilmesi de belki ileride gerekecek gibi görünüyor. Aslında burada söylediğim şey; hükümetin, iktidarın ya da Bahçeli'nin şimdiye kadar söyleminden bir miktar farklı olarak toplum gerçek bir müzakere masası istiyor.

Ruşen Çakır: Evet. Süreç istiyorsunuz, masa istiyorsunuz. Masayı bekliyoruz. Çok teşekkürler Yüksel Hanım, çok sağ olun.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
06.02.2026 Epstein skandalı ve Noam Chomsky’nin yarattığı hayal kırıklığı
05.02.2026 “Büyük medya” krizdeymiş!
04.02.2026 Murat Aksoy ile söyleşi: CHP’nin Kürt sorunuyla imtihanı
04.02.2026 Çözüm sürecinde sil baştan
04.02.2026 Yüksel Genç ile söyleşi: Suriye’de yaşananlar Kürtlerin çözüm sürecine bakışını nasıl etkiledi?
04.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: Bahçeli ne diyor, Erdoğan ne yapıyor?
03.02.2026 Abdullah Öcalan’a açık mektup ve 20 soru
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı