Trump’ın hükmettiği bir dünyada yaşamak

28.03.2026 medyascope.tv

28 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Bu yayın bir tür iç dökme gibi olacak. Aslında tüm dünyanın yaşadığı bir sorunu ben kendi açımdan biraz anlatmak istiyorum. Donald Trump ikinci kez ABD başkanı oldu ve her anı bir olay; söyledikleri, ettikleri, genellikle yalan söylemesi, bir söylediğinin bir diğerini tutmaması şu bu. Uzaktan bakınca bir komedi oyuncusu olsa vesaire belki onu izlemeyi seversiniz ya da sevmezsiniz ama bu kişi dünyanın en büyük gücünün yönetimini elinde tutuyor ve ilkinde belli ölçülerde Amerikan sistemi kendisini kontrol edebiliyordu, sınırlayabiliyordu; ikinci döneminde çok daha rahat kafasına göre hareket ediyor ve bunun son örneğini işte İran Savaşı'nda yaşıyoruz. Ne kadar yakından takip ediyorsunuz bilmiyorum. Biz işimiz gereği olabildiğince savaşla ilgili gelişmeleri birden fazla kaynaktan, birbirinden farklı kaynaklardan izlemek zorundayız, izlemeye çalışıyoruz ve bunu da büyük ölçüde tabii sosyal medya üzerinden yapıyoruz. Sosyal medya bu konuda çok sorunlu ama çok da işimizi kolaylaştırıcı. Ve sürekli önümüze Trump'ın yeni bir lafı geliyor. Trump ilginç bir başkan. Yani ilginç demek, ilginç deyince olumluluk atfediliyor ama garip birisi, sürekli konuşuyor. Sürekli konuklarıyla beraber konuşuyor Oval Ofis'te. Gazetecilere sürekli konuşuyor. Ve en son gördüğümde Fox televizyonundaki bir açık oturum gibi bir olaya telefonla bağlanmış. Yani Amerikan Başkanı işi gücü bırakıp televizyon yayınına bağlanıyor ve konuştuğu mesele tabii ki İran Savaşı ama anlattıklarını, söylediklerini görünce insan neye uğradığını şaşırıyor. Konuyla ne alakası var? Dedikodu yapıyor, yalan söylüyor vesaire.
Şimdi bütün bunlar şu ana kadar yapılmış olan bütün dünya düzeni teorilerini de büyük ölçüde boşa düşürüyor. Yani bir sistem vardı, bir dünya düzeni vardı ve bu dünya düzeni içerisinde saflaşmalar vardı. Bir zamanlar Soğuk Savaş vardı. Sonra Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte tek kutuplu dünyaya geçildi. Önemli tartışmalar oldu, ‘‘tarihin sonu’’ gibi vesaire. Medeniyetler çatışması geldi. Sonra Rusya'nın ve Çin'in tekrar güçlenmekte olduğunu gördük. Ama ABD'nin ve NATO'nun gücü yine çok belirleyici oldu. Derken öyle bir yere geldik ki NATO'nun yarın ne olacağı belli değil. ABD'nin yarın nereye saldıracağı belli değil. Venezuela'ya yaptığı çok kolaydı. Şimdi Grönland'ı tehdit etti ki Danimarka NATO üyesi, Danimarka'nın bir parçası. İran'a İsrail'le birlikte savaş açtı. Sıranın Küba'da olduğunu söylüyor ama kafasına esen her şeyi yapabilecek, yapmak isteyebilecek birisi olarak duruyor. Tabii bunlar zevk olsun diye birtakım ülkelere savaş açmıyor. Burada çok ciddi birtakım emperyalist hevesler var. İşte Venezuela'da olduğu gibi, İran'da da herhalde olduğu gibi mesela enerji yatakları var. Birçok şey var. Ama bütün bunları öngörülemez birisi olarak yapıyor. Rasyonel olmayan birisi olarak yapıyor ve herkes sürekli ne yapacağını bilemiyor. En acayip durum bu. Yani bir diktatör olur. O diktatörün neyi nasıl yapacağını belki kestirebilirsiniz. Mesela tarihte II. Dünya Savaşı'nda Hitler, Mussolini bunlar üzerine birtakım analizler yapmak falan mümkün olabiliyordu herhalde. Ya da yakın zamana kadar diyelim ki Biden yönetiminin Çin'le ilişkisinin ne olabileceğini tahmin edebiliyorduk ya da akıl yürütebiliyorduk. Şimdi burada kimsenin öngöremediği hatta yanı başındakilerin bile her seferinde afalladığı bir Amerikan başkanı var. Ama bu Amerikan başkanı hepimizin kaderini belirliyor.
Şimdi sağda solda görüyoruz: ‘‘Kara harekâtı olabilir. Şu kadar güç sevk edildi.’’ Kara harekâtı olursa bunun muhtemel sonuçları ne olur? Çok kötü tablolar çiziliyor. Çok sert gelişmelerin kara harekâtı durumunda beklediği söyleniyor. Yavaş yavaş nükleer silah telaffuz edilir oldu. Şimdi ne alakası var nükleer silahın diyeceksiniz ama Trump'ın olduğu yerde rasyonalite kalmadığı için her şeyin mümkün olduğu bir noktadayız. Onun savaş boyunca söylediği şeyler, birbirini tekzip eden şeyler... Neydi mesela? 2-3 günde bitiriyordu. İran halkı sokağa çıkıyordu. Zaten savaşı kazanmıştı. Sonra 2 gün mühlet verdi. 2 gün 5 güne çıktı. 5 gün 10 güne çıktı. ‘‘İran'la çok iyi müzakere ediyoruz’’ dedi. Ortada bir müzakere olmadığı ortaya çıktı gibi. Sürekli konuşuyor ve sürekli konuştuğu şeylerin doğru olup olmadığını bilemiyoruz. Ben Türkiye'de kendi halinde bir gazeteci olarak Trump'ın bütün bu tutarsızlıklarının gerginliğini yaşarken bir de ülkeleri yönetenleri düşünün. Mesela İran yönetimini, mesela Körfez ülkelerinin yönetimlerini, mesela Recep Tayyip Erdoğan'ı, Putin'i, hepsini düşünün. Onlar da ne yapacaklarını herhalde bilemiyorlar. Yani şimdi eskiden ne vardı? İstihbarat; bir şeyleri öğrenirdiniz, bir şekilde devletler öğrenmeye çalışırdı. Şu olurdu, bu olurdu. Hesaplar yaparlardı, analizler yaparlardı. Ona göre kendilerince tedbirler alırlardı vesaire. Ama şimdi böyle bir şeyi yapma imkanı yok. Sabah kalktığında bambaşka bir şeye karar verebilen, 5 dakika önce söylediğini sonra tekzip edebilen bir çılgın diyeceğim, yine aynı şey olacak. Çılgının da bir pozitif şeyi var. Çok kötü bir döneme denk geldik Trump'la beraber ve İran Savaşı bu kötülüğün nasıl zirveye çıkabileceğini bize gösterdi.
Diyelim ki İran'da bir şekilde olay yatıştı, ateşkes oldu. Belki anlaşma oldu, şu oldu, bu oldu. Trump'la dünyanın diğer meselelerinin nasıl gelişeceğini öngörebilmenin imkanı yok. NATO'nun geleceği konusunda çok ciddi şüpheler var. NATO'nun bir şekilde Trump'ın kurbanı olması durumunda özellikle Batı ülkelerinin ve tabii ki bu arada da Türkiye'nin nasıl bir savunma stratejisi geliştirebileceği konuları çok meçhul. Ve her ne kadar kamuoyu araştırmaları Amerika Birleşik Devletleri'nde Trump'ın popülaritesinin düştüğünü söylese de bunların büyük bir kısmının ekonomik nedenlerle olduğu söyleniyor. Yani insanlar bütün bu savaş boyunca petrol fiyatlarının yükselmesinin ekonomiye olumsuz etkileri nedeniyle büyük ölçüde Trump'tan rahatsızlık duyuyorlar anladığım kadarıyla. Ama onun İran'a savaş açmış olması, şu bu çok da fazla Amerikan kamuoyunu ilgilendirmiyor. Çok fazla takip etmiyorlar. Sadece kendi hayatlarının nasıl gittiğine bakıyorlar. Ve o zaman da şöyle bir şey çıkıyor: Amerika Birleşik Devletleri seçimde böyle birisini nasıl seçebildi? Böyle birisini seçebilen bir ülkenin dünyanın en güçlü ülkesi, odağı olmasının faturasını biz ödemek zorunda mıyız? Ödüyoruz. Daha da ödeyeceğe benziyoruz. Neyse çok fazla uzatmayayım ama, inanıyor musunuz bilmiyorum ama kıyamet gibi bir şey varsa gerçekten dünyada, Trump o kıyametin müsebbibi olabilir. Şu ana kadar yaptığı şeylerin içerisinde dünyaya ve insanlığa hayırlı hiçbir şey açıkçası görmedim. Bundan sonra da göreceğimizi sanmıyorum. Allah hepimizin yardımcısı olsun diyeyim.
Ve bugünün ithafı; her şey bir yana bir savaş karşıtı, I. Dünya Savaşı'na karşı çıkmasıyla başına gelmedik kalmamış Avrupalı bir aydın kadın: Rosa Luxemburg. Tabii ki Marksist, solcu, komünist artık ne derseniz. Avrupa'da aslen Polonyalı ve Polonyalı Yahudi bir ailenin kızı. Daha sonra Polonya'da sol hareketlerle ilişkisi nedeniyle ülkeyi terk edip Zürih'e gidiyor ve orada eğitim görüyor. Birçok konuda ekonomi, siyaset bayağı doktorasını yapıyor ve bir Almanla evleniyor 27 yaşında, Gustav Lübeck. Onunla birlikte Almanya'ya, Berlin'e yerleşiyorlar ve Alman vatandaşı oluyor. O tarihler tam Dünya Savaşı öncesi zamanlar, Avrupa'da sol hareketlerin çok güçlü olduğu zamanlar. Almanya da bunlardan birisi ve Almanya'da o sırada Sosyal Demokrat Parti çok güçlü fakat yükselen bir milliyetçi dalga var ve Sosyal Demokrat Parti de bu milliyetçi dalganın peşine kapılıyor. O şeyde Rosa Luxemburg ve bazı arkadaşları burada bir mesafe koyuyorlar ve zamanla da kopup 1914'te ‘‘Enternasyonal’’ diye bir hareket kuruyorlar. Sonra adı ‘‘Spartakistler’’ oluyor. Bir döneme damga vurmuş bir hareket. Tabii ki Sovyet Devrimi, Bolşevik Devrimi, hepsi aynı dönemlere denk geliyor ve devrimi hem bir taraftan destekleyip hem de sol açısından, kendi Marksizm açısından eleştirdiğini de biliyoruz. Çok önemli bir entelektüel ama sadece entelektüel değil, bir mücadele insanı, bir militan Rosa Luxemburg. Defalarca hapse giriyor, çıkıyor ve en sonunda 1919'da Ocak ayında en yakın yoldaşlarından Karl Liebknecht, tam söyleyemiyorum adını ama, onunla birlikte alıp götürülüyorlar ve öldürülüp bir köprüden bir kanala atılıyorlar. Öldüğünde kaç yaşında? 48 yaşında. Evet, 48 yaşında hayata veda ediyor ama Rosa Luxemburg adı hep yaşıyor. En önemli özelliği tekrar söylüyorum mücadeleci kişiliği, boyun eğmemesi, savaşa karşı çıkması ve bütün bunları yaparken de o dönemin Almanya'sında ya da Avrupa'sında bütün her şeye rağmen kadınların çok da önde olmadığı bir yerde kadın kimliği ile beraber bunu yapabiliyor olması. Trump'la biz uğraşırken tarihte böyle iyi ama hazin örnekler olduğunu da hatırlatmak istedim. Rosa Luxemburg'u saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
28.03.2026 Trump’ın hükmettiği bir dünyada yaşamak
27.03.2026 Kürt siyasi hareketinde taşlar yerinden oynuyor: “Mekanın sahipleri geliyor”
26.03.2026 Akın Gürlek olayında saflar iyice karıştı
23.03.2026 Hafta Başı (75): İran savaşında kritik günler | Malvarlığı tartışması sürüyor
23.03.2026 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık: Prof. Ahmet T. Kuru yeni kitabını anlatıyor
23.03.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Trump Hürmüz Boğazı konusunda niçin çark etti?
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
21.03.2026 Beyaz Toroslu savcı ve “devlette devamlılık esastır”
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı