Ya El Kaide hatasından dönerse?

04.05.2011 Vatan

Usame bin Ladin’in (UBL) öldürülmesiyle birlikte El Kaide’yi nasıl bir geleceğin beklediği sorusu iyice öne çıktı. Şu ana kadarki tartışmalar, aslında El Kaide hakkında çok da fazla bir şey bilmediğimizi gözler önüne seriyor. Ne El Kaide’nin an itibariyle nasıl bir şebeke olduğunu; kollarının nereye uzanıp nereye uzanamadığını; ne UBL’in El Kaide içindeki gerçek konumunu; ne de onun ölümünün ardından El Kaide’de nasıl bir liderlik yapılanmasına gidileceğini biliyoruz.

Bu bilgi eksikliğinin, bilgisizliğin temel nedeni ilgisizlik. Çünkü 11 Eylül’ün ardından Madrid, Londra, Bali, İstanbul gibi yerlerde çok sansasyonel eylemlere imza atmış olan (ki bu eylemlerden bazılarının El Kaide ile doğrudan ilişki içinde olmayan kişi ve gruplar tarafından yapıldığı ileri sürülüyor) bu uluslarötesi şebeke ne zamandır bir suskunluğa gömülmüştü. Aslına bakılacak olursa söz konusu olan “suskunluk” değil köklü bir “strateji değişikliği”ydi, “küresel”den, tekrar “ulusal”, “bölgesel” ve “yerel” cihada dönüştü. Bugünden bakıldığında bu değişikliğin El Kaide açısından son derece yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

Şöyle ki El Kaide’nin başarısının sırrı, o ana kadar “ulusal”, “bölgesel”, hatta “yerel” sınırlara hapsolmuş ve geçici Taliban iktidarını saymazsak, hiçbir yerde kalıcı sonuçlar alamayan “cihad” anlayışına 11 Eylül’le birlikte küresel bir boyut katmasında yatıyordu. Kenya ve Tanzanya’da Amerikan büyükelçiliklerinin havaya uçurulması, Yemen’de Amerikan zırhlısına yönelik saldırı gibi eylemleri 11 Eylül’ün provaları olarak görebiliriz. Bali, İstanbul, Madrid, Londra gibi yerlerde düzenlenen intihar eylemleri de El Kaide’nin istediği zamanda, istediği yerde, istediği şekilde saldırabileceği yolundaki imajını iyice güçlendirmişti.

El Kaide’nin Batı karşısında gücünü esas olarak nerden aldığını, örgütün bir yöneticisi mealen şöyle açıklamıştı: “Bizim insanlarımız ölmek, şehit olmak için ellerinden geleni yaparken sizin insanlarınız ölmemek için her şeyi yapıyorlar.” Hiç kuşkusuz El Kaide’den önce de “intihar eylemleri” vardı, ama UBL ve kurmayları “intihar eylemleri”ni küreselleştirdiler, işin içine en ileri teknolojileri ve kimi zaman deha derecesinde yaratıcılıklarını kattılar ve bütün bunların sonucunda beklenmedik bir başarıya ulaştılar.

Dönüm noktası: Irak

Fakat bir aşamadan sonra El Kaide inişe geçti. Bu inişin temelinde, yukarda da değindiğim gibi, “küresel cihad” anlayışının ikinci plana itilmesinin, hatta unutulmasının ve yerine eski tip “ulusal”, “bölgesel” ve “yerel” cihadlara dönülmesinin yattığını düşünüyorum. Bu bağlamda Irak’ın işgali El Kaide için tam bir dönüm noktası olmuştur. Amerikalıların Kürtler ve Şiileri tercih etmesi üzerine Sünni Araplarda yaşanan derin memnuniyetsizliği kaçırılmayacak bir fırsat olarak gören El Kaide elindeki imkanların birçoğunu buraya akıttı. Bunun sonucunda, Ebu Musab el Zerkavi liderliğindeki El Kaide güçleri başlangıçta Irak’ta epey mesafe aldılar ama gerek Sünni aşiretlerin bir kısmının, Türkiye’nin de dahil olduğu bazı dış güçlerin de telkiniyle yeni sisteme entegre olmaları, gerekse Haziran 2006’da Zerkavi’nin öldürülmesiyle etkilerini yitirdiler. Sonuçta Irak, işgalci Amerikalılar için kısmen, ama buradan bir “şeriat devleti” çıkarma hayaline kapılmış olan El Kaide için tamamen bir hüsran oldu.

Benzer bir gelişme Afganistan’da ve daha çarpıcı bir biçimde Pakistan’da yaşandı. Pakistan’da yaşanan her türlü kutuplaşmanın kendilerine yaradığını düşünen ve mevcut istikrarsızlığı daha da tırmandırmaları halinde bu ülkenin en azından bazı bölgelerinde iktidara gelebileceklerini (veya kendilerine yakın bazı İslamcı grupları iktidara taşıyabileceklerini) düşünen El Kaideciler yine hüsran yaşadı.

Bitirirken şu noktanın altını çizmek isterim: El Kaide kolay kolay ortadan kaybolacak bir örgütlenme değil. En önemlisi, yaşadıklarından ders çıkarmayı bilen son derece iyi yetişmiş çok sayıda kadroya sahip. İşte bu ekip eğer yeniden “küresel cihad” anlayışına dönüş yaparsa o zaman tüm dünya yeniden El Kaide’yi dert edinebilir.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı