Türkiye Öcalan ile tanışmaya hazır mı?

27.08.2026 medyascope.tv

27 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Öcalan hakkında çok konuşuyorum, farkındayım ama hâlâ söyleyecek çok şey var. Sürecin ortalarında bir yerde ‘‘Türkiye Öcalan realitesini ne zaman tanıyacak?’’ diye sormuşum, 23 Kasım 2025’te bir yayında. Bence tanıdı. Artık bu realite bir şekilde tanındı. Ardından 15 Aralık’ta ‘‘Öcalan olunca zor, olmayınca imkansız’’ diye bir yayın yapmışım. Bugün de büyük ölçüde bu perspektifte bir şeyler söyleyeceğim. Onun devamı gibi ama bugün bir başka aşamaya geçtik artık; realite tanıma. Öcalan realitesini tanımanın ötesinde Öcalan’ı tanıma gibi bir olay yaşanacak önümüzdeki günlerde. Ne anlamda söylüyorum bunu? Artık sürecin bu aşamasında Öcalan daha fazla görünür olacak. Şu ana kadar Öcalan görünmedi. Birtakım açıklamaları yazılı olarak yapıldı, yayınlandı. Birtakım toplantılara yolladığı, Nevruz’a ya da Avrupa’daki bir toplantıya yolladığı mesajlar okundu. Bir de görüşme notları sızmış haliyle bazı notlardan bilgiler geçti. Ama onun dışında Öcalan’ın bizzat kendisini duymadık.
Şunu da bir not olarak düşmek lazım; zamanında Öcalan’la cezaevine girmeden önce Türk medyasından değişik kişiler röportajlar yapmıştı. O zaman görünmüştü ama tam bir tanıma olamamıştı. Geçenlerde biz Türkiye’de hiç yayınlanmamış olan Fatih Altaylı röportajını, PKK bir yere, bir internet sitesine yüklemişti, oradan alıp yayınladık YouTube’da ve çok büyük bir ilgiyle karşılaştık. Çok kişi izledi, yüz binlerce kişi izledi diyelim. Demek ki bir merak var, eski bir röportaj olmasına rağmen. Şimdi Türkiye Öcalan’ı bizzat tanıyacak. Realitesinin ötesinde kendisini bizzat tanıyacak. Nasıl olacak bu? Gazeteciler gidecek. Belki görüntülü röportajlar olacak. Yazılı röportajlar, sesli röportajlar olacak. Nasıl olacağı henüz netleşmedi ve ben de biliyorsunuz, taliplerden birisiyim. Umarım giderim diye düşünüyorum. Ve bu gazetecilerin aktarımları olacak; ‘‘Öcalan'a şunu sordum, şu cevabı verdi, şöyle bir ruh hâlindeydi’’ vesaire vesaire. Onun dışında birtakım siyasetçilerin, aydınların da gitmesi söz konusu.
Bir diğer husus da, Öcalan bütün bu süreç içerisinde bazı işleri bizzat yürütecek. Neyi kastediyorum? Bir alt komisyon kuruluyor biliyorsunuz, "Silahsızlanma ve Strateji" diye ya da "Silahsızlanma ve Siyasallaşma" diye. Bu komisyonda Öcalan'ın yer alacağı kesin gibi. Bu ne anlama geliyor? Belli ki İmralı'da onun var olan sekreteryası geliştirilecek herhâlde ve birtakım imkânlarla donatılacak. Bu imkânların başında da iletişim imkânları geliyor. Herhâlde örgütün Avrupa, Kandil, belki Suriye ayaklarıyla ve belki de cezaevindeki ayaklarıyla doğrudan irtibatlar kuran bir Öcalan'a tanık olacağız. Buralarda bu kuruldaki temasları genellikle kendi örgütü içerisinde olacak gibi gözüküyor ama medya üzerinden doğrudan sesleneceğini anlıyoruz genel kamuoyuna.
Geçmişte o içeri girmeden önce kendi medyasına sık sık çıkardı, telefonla bağlanırdı, oralarda onun sesini duyardık. Görüntülerini de tabii ki görürdük. Ama esas olarak kendi taraftarları görürdü. Şimdi herkesin göreceği, en önemlisi Öcalan'ı sevmeyenlerin, ondan nefret edenlerin, hani derler ya "yakalasam bir kaşık suda boğarım" diyen binlerce, on binlerce, belki de milyonlarca kişi de Öcalan'la artık tanışacak. Şu ya da bu şekilde medya üzerinden tanışacak. Bu iyi mi olacak? Bence iyi olacak. Olmak zorunda çünkü. Olmak zorunda. Çünkü bu süreç başka türlü yürüyemez. Dünyadaki örneklerde de bunu gördük. Bir şekilde bu tanışmanın yaşanması gerekiyor. Ama çok da riskleri var tabii ki. Avantajları ve dezavantajları var. Çünkü Öcalan, nevi şahsına münhasır bir isim. Zor birisi. Yıllarca onun verdiği röportajları, yazdığı yazıları ya da son dönemde görüşme notlarını okuyan ve onu anlamaya, kavramaya çalışan birisiyim. Açıkçası hâlâ zorlanıyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki bir metnin Öcalan'a ait olup olmadığını anlayabiliyorum. Ona eminim, öyle söyleyeyim. Fakat birçok şeyde zorlandığım muhakkak.
Öcalan'da kendini merkeze koymak çok önemli ve bu hareketinin de esasını oluşturuyor. Bu hareketin kendisine başında ve yıllar sonra bugün hâlâ ‘‘Apocu hareket’’ demesi hiç boşuna bir şey değil. İşte burada bir sorun çıkıyor. O sorun da ne? Kendi hareketi, kendi militanları, sempatizanları onu lider olarak görebilir, ona bağlı olabilir. Ama toplumun önemli bir kesimi de hiç böyle bir şey düşünmüyor. Onu lider görmek bir yana, onu sevmeyen, etmeyen çok insan var. İşte kendi tabanına, kendi kitlesine konuştuğu bir üslupla Öcalan'ın tüm kamuoyuna hitap etmesi hâlinde çok sayıda arıza çıkacaktır. Ama deneyimli bir isim olduğu için, geçmişteki röportajlarından biliyoruz, bunu aşabilecek bir yetkinliğe sahip ama yine de riskler olduğunu vurgulamak lazım.
Şöyle, kendim yakında yaşadığım bir örneği vereyim. Duran Kalkan'la yaptığım röportaj mesela. Orada bir risk vardı. Dün İdris Baluken'le yaptığımız söyleşide de bunu dile getirdik. Bir risk vardı. Ama sonuçta Duran Kalkan kendi kitlesi dışındaki yani Kürt hareketi dışındaki bir kamuoyuna esas olarak onu hedef alan bu söyleşide söyledikleriyle birçok insanı rahatlattı ve çok etkili oldu o röportaj. Gerçekten şaşırdım. Bu kadarını beklemiyordum. Umduğumun çok ötesinde bir şey oldu. Demek ki burada üslup önemli, seçilen kelimeler önemli, yaklaşım önemli, belki de vücut dili önemli ve orada başarılı bir deneyim yaşadık. Sonuçta sürece pozitif katkısı olan bir olay oldu. Şimdi Öcalan'ın bir şekilde kamuoyunun karşısına çıkması, tüm Türkiye'ye seslenmesi durumunda bunu yaşayabilecek miyiz? Hele ilk röportajlar çok problemli olacak. Çok büyük beklentiler ve ön yargılar aynı anda devreye girecek; ama bir dönemin, yeni bir dönemin de başlangıcı anlamına gelecek.
Şimdi geçenlerde yurt dışındaki bir haber sitesinin yayınladığı 1-2 Şubat tarihinde yapıldığı ileri sürülen görüşmenin tutanakları meselesi. Orada önce DEM, sonra Kandil, ardından İmralı bunun çarpıtma vesaire olduğunu söyledi. Ve ben de ilk anda bunun provokatif bir hareket olduğunu düşündüğümü sizlere aktarmıştım. Ve orada şunu söylemiştim: Bir metnin tamamına baktığınız zaman Öcalan'la ilgili saatlerce sürdüğü anlaşılan bir görüşmede Öcalan'ın iddiaya göre doğrudan kendisine bağlı isimlere, kadrolara yaptığı sohbet diyelim ya da artık ne derseniz deyin, onun yayınlanmasının yarattığı bir Öcalan imajı var. O imaj sorunlu, gerçekten sorunlu. Çünkü orada kendisine bir anlamda kayıtsız, şartsız bağlı olan insanlarla konuşuyor. Ve siz bunu Öcalan'ı sevmeyen, etmeyen, ondan nefret eden insanlara sunuyorsunuz ve burada bir sorun çıkıyor. Ama Öcalan'ın tüm kamuoyuna, herkese yönelik konuşmaları herhalde PKK kadrolarına, yöneticilerine yaptığı üslupta olmayacaktır diye düşünüyorum. Ama yine de bekleyip görmemiz gerektiğini söylüyorum. Evet, sonuçta tanışacağız, çok gecikmeyeceğe benziyor ve bu tanışma önemli bir kırılma olacak. Ve umarım bu tanışmanın ardından süreç ileriye doğru olumlu bir şekilde yürüyecek ama riskleri bir yerde hep akılda tutmak gerekiyor.
Bugün bir sevgili dostuma ithaf etmek istiyorum. Bizden, Medyascope'tan üç gün sonra Periscope yayınlarına atılan Ünsal Ünlü, sevgili kardeşim Ünsal Ünlü. Kardeşim diyorum, benden 8 yaş küçük ama canavar gibi. Kendisiyle bir dönem NTV'de de birlikte çalıştık. Ankara gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden ve benim o zamanlar 2015'te, Ağustos ayında ittirmemle diyelim, o da Periscope yayınlarına başlamıştı. Daha önce bir radyoda, hangisiydi unuttum, sabah yayınları yapıyordu, onun için alışıktı ve sonra Periscope'a gitti. O tarihte çok arkadaşıma, çok meslektaşıma önermiştim bunu. Bunu ciddiye alan Ünsal oldu. Sonra ne oldu? Periscope'u Twitter satın aldı, sonra da kapattı. Ama Periscope kapandı diye biz kapanmadık, YouTube üzerinden yolumuza devam ediyoruz.
Ünsal çekirdekten medyacı, daha 12 yaşında radyoda ‘‘Çocuk Saati’’ne çıkıyormuş. Zaten onun diksiyonunu da görüyorsunuz, muazzam bir diksiyonu var, benimkiyle kıyaslanamaz bile. Ben hâlâ birtakım şeyleri yanlış, eksik, kötü vurguyla söylüyorum. Ünsal canavar gibi maşallah. 1990'da 20 yaşında gazeteciliğe başlıyor. Ama bu arada Ankara'da Mülkiye'yi... Evet, şu anda görüyorsunuz, orada yine Mülkiyeli olan bizim Özgecan'ın yönettiği bir panelde konuşuyor. Mülkiye mezunu, iktisat okumuş ama işte TRT'de, NTV'de, Habertürk'te çalıştı ve şimdi bağımsız gazeteciliğin en önde gelen ilk isimlerinden diyelim, dijital gazeteciliğin.
Ünsal'la birçok konuda farklı düşünüyoruz ama bu hiçbir şekilde dostluğumuza mani değil. Özellikle bu son çözüm süreci meselesinde de öyle olduğunu biliyorum. Arada sırada bazı sosyal medyada insanlar böyle, en azından bana yapıyorlar, Ünsal'a da yapıyorlar mı bilmiyorum, kızıştırmak istiyorlar; ‘‘Siz öyle diyorsunuz ama Ünsal şöyle diyor’’ diye, ben de ‘‘Başımın üstünde yeri var’’ diyorum. Çünkü gazetecilik yapıyoruz, bağımsız, özgür gazetecilik yapıyoruz, zor şartlara rağmen yapmaya çalışıyoruz. Ve bu özgürlüğün de ilk temeli kimseye mecbur kalmadan kendi düşüncelerimizi paylaşmak, aktarmak. Bu anlamda Ünsal bağımsız gazeteciliğin, özgür gazeteciliğin simge isimlerinden birisi olarak takdiri fazlasıyla hak ediyor. Buradan kendisine, sevgili kardeşime selamlarımı iletiyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
27.08.2026 Türkiye Öcalan ile tanışmaya hazır mı?
26.08.2026 Nefret dilinin sembolleri: Yeşil, beyaz Toros ve sarı torba
25.08.2026 Çerçeve yasa çıktı, sabotaj girişimleri hızlandı
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
23.08.2026 Yener Orkunoğlu ile söyleşi: Çözüm sürecinin kaderi niçin Öcalan’a bağlı?
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı