Suriye’de ofsayta düşme riski

02.04.2012 Vatan

Fransa’daki Türk Öğrenciler Kongresi bu yıl “Arap Baharı” teması etrafında Strasbourg’da toplandı. Mısır, Tunus, Fas, Fransa ve Türkiye’den konunun uzmanlarıyla üniversite öğrencileri iki gün boyunca Arap ülkelerinde yaşanan gelişmeleri ve bunun Batı’ya ve Türkiye’ye olası etkilerini tartıştı. Dolayısıyla dün İstanbul’da “Suriye’nin Dostları” hararetli bir şekilde bu ülkenin geleceği üzerine kafa yorarken, iki tecrübeli diplomatımız, Yaşar Yakış ile Faruk Loğoğlu ile birlikte, bir grup Türkiyeli üniversite öğrencisiyle, daha mütevazı bir şekilde “Arap Baharı”nı, dolayısıyla bol bol Suriye’yi konuştuk. Bilindiği gibi Dışişleri Bakanlığı müsteşarlığı ve Washington Büyükelçiliği gibi önemli görevler üstlenmiş olan Loğoğlu son seçimlerde CHP’den Adana Milletvekili seçildi. AKP kurucusu olan ve ilk AKP hükümetinde Dışişleri Bakanlığı’nı üstlenen Yakış ise Suriye, Suudi Arabistan ve Mısır’da dörder yıl görev yaparak Ortadoğu’da en uzun süre kalmış diplomatımız olarak tanınıyor.

Loğoğlu ve Yakış’ın siyasi rekabeti geri plana atıp dostluklarını ve uzmanlıklarını ön plana çıkartmaları sayesinde son derece seviyeli ve verimli bir sohbete tanık olduk. Bu noktada, son seçimlerde kendi isteğiyle yeniden aday olmayan Yakış’ın “ince diplomasi” çerçevesinde Ankara’nın Şam politikasına yönelttiği ince eleştirilerinin son derece değerli olduğunu düşünüyorum. Örneğin başlığa çıkarttığım “ofsayta düşme riski”ne Yakış dikkat çekti. Diplomaside asla bütün yumurtaların tek sepete konulmayacağını hatırlatan Yakış, Beşşar Esad’ın gitmesine kesin gözüyle bakan Ankara’nın, bu gidişin gecikmesi veya Esad’ın bir şekilde iktidara tutunmaya başarması halinde sıkıntı yaşayabileceği uyarısında bulundu. Yakış’ın, Suriye’deki çalkantılardan en fazla istifade eden ülkelerin başına İran’ı, ikinci sırayaysa Rusya’yı yerleştirmesiyse son derece anlamlıydı.

Loğoğlu ise Suriye dahil Arap ülkelerinde demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, hukuk devletinin, kadın-erkek eşitliğinin yerleşmesinin hayli zaman alacağını, hatta bazılarında bunların kolay kolay gerçekleşemeyeceğini vurgulayarak Türkiye’nin fazla hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsa bu ülkelerle ilişkilerinde ekonomiyi öne çıkartmasının isabetli olacağını vurguladı.

Kürt sorunundan doğan kaygılar

Strasbourg’da iki gün boyunca çok sayıda üniversiteli gencimizle sohbet etme, tartışma imkanı buldum. Bu öğrencilerin hemen hemen hiçbirinin kendilerini Türkiye’deki sert kamplaşmayla özdeşleşmediğini görmek sevindiriciydi.bununla birlikte ülkelerine yönelik kaygılarının giderek arttığını kendi ağızlarından duymaksa son derece üzücüydü.

Arap dünyasındaki özgürlük ve demokrasi arayışını kendilerine birinci derecede gündem maddesi yapabilecek kadar “dünyalı” olan bu gençlerimizle sohbetlerimiz dönüp dolaşıp Kürt sorununda odaklaştı. Irak’taki Kürt oluşumunun adım adım bağımsız bir devlete dönüştüğünü çıplak gözle gözleyen, Suriye’de de çok geç olmayan bir zamanda Kürtlerin kendilerine cazip bir statü elde edeceklerini düşünen bazı öğrencilerden gelen “ya Türkiye ne olacak? Biz kendi Kürt sorunumuzu çözebilecek miyiz?” sorularına net ve umutlandırıcı cevaplar verememenin ezikliğini yaşadım.

Bu bağlamda, dünkü toplantıda “Türkiye Arap ülkelerine model olabilir mi?” sorusu üzerine söylediğim bazı şeyleri tekrarlamak istiyorum: Eğer Türkiye AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda yaşadığı reform atmosferini şu günlere taşımayı becerebilseydi; basın, ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğü gibi konularda geri değil de hep ileri adımlar atabilseydi; Kürtlerin talep ve beklentilerini baskı politikalarıyla bastırmaya çalışmak yerine barışçıl yöntemlerle kalıcı bir şekilde çözmek için uğraşsaydı pekala tüm İslam dünyasına örnek olabilirdi. Kendi kapısının önünü süpürmeye yanaşmayan bir ülkenin komşularının çöpüyle uğraşmaya kalkması, ne kadar uğraşırsa uğraşsın inandırıcı olamıyor.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
28.06.2026 “İlliberal barış”
23.06.2026 Hafta Başı (87): Gündemde hep CHP var | Savaş bitti mi?
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
28.06.2026 “İlliberal barış”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı