Siz Beyoğlu’nu ne sanıyorsunuz?

29.08.2025 medyascope.tv

29 Ağustos 2025’te medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Bundan 31 yıl önce, evet, bayağı zaman geçmiş, Milliyet gazetesinde çalışıyordum ve Türkiye, Mart 1994 yerel seçimlerine giriyordu. Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni kazandığı seçimdi. Kimse onun kazanacağını düşünmüyor ve büyük medya da istemiyordu. Ben de kazanma ihtimalinin olduğunu söyleyenlerdendim. Fakat benimle genellikle dalga geçiliyordu. O sırada Refah Partisi İstanbul İl Örgütü'ne Beyoğlu adaylarının belli olup olmadığını sordum birkaç kere. Çünkü kendisiyle röportaj yapmak istiyordum. Çünkü kazanacağını düşünüyordum. Ve o tarihlerdeki temel tartışma konularından birisi de Refah Partisi gelirse yılbaşı kutlamaları olur mu, eğlence yerlerine sınırlama gelir mi, dışarıda sandalyeler olabilir mi, içkili yerler vesaire gibi şeyler söyleniyordu ama kimse de buna inanmıyordu. Sinema oyuncusu Halil Ergün SHP adayıydı. Zaten belediye SHP'nindi, Hüseyin Aslan'dı belediye başkanı. Özellikle benim çalıştığım gazetedekiler, Milliyet’tekiler, Halil Ergün'ün kazanmasına kesin gözüyle bakıyorlardı. Ama ben yine de Refah Partisi adayı Nusret Bayraktar'ı öğrenir öğrenmez kendisiyle röportaj yaptım. Gazeteye verdim. Gazete yayınlamadı, gülüp geçtiler. Sonra o gece, yani seçim gecesi, “Ya biz Beyoğlu belediye başkanıyla röportaj yapmıştık, adam kazanmış!” diye pazartesi sabahı birinci sayfadan Nusret Bayraktar'la röportaj yayınlandı.
Nereden biliyordum? Çünkü Refah Partisi geliyordu. Yani tek başına iktidar olabilecek gibi bir güç değil ama yükselen bir güçtü. Ve Beyoğlu, insanların sandığı Beyoğlu değildi. Ne sanıyor insanlar Beyoğlu'nu? Tabii ki İstiklal Caddesi sanıyorlar. Evet, orası çok önemli ve onun ve Türkiye'nin aslında bir anlamda kalbi. Etrafındaki Cihangir, Gümüşsuyu gibi semtleri, belki Firuzağa mahallelerini düşünüyorlardı insanlar. Ama Beyoğlu bundan ibaret bir yer değildi. Neden değildi? Nereden biliyordum? Ben hayatının önemli bir kısmı Beyoğlu'nda geçmiş birisiyim. Galatasaray Lisesi'nde, Beyoğlu'nun ortasında, yatılı okudum. Yedi yıl yatılı okudum, bir sene de kaldım, sekiz yıl Beyoğlu'ndaydım. Ama tabii ki biz de öncelikle Beyoğlu deyince İstiklal Caddesi'ni biliyorduk, belki biraz Tophane’yi biliyorduk. Fakat 1970'li yıllarda sol hareketin içerisinde yer aldığım için Beyoğlu'nun aslında İstiklal Caddesi'nden ibaret olmadığını çok iyi öğrendim. Orada özellikle Haliç'in çevresinde, Haliç'e yakın yerlerde başta Kasımpaşa olmak üzere, Örnektepe olmak üzere çok sayıda mahalle var ve buralar hiç de İstiklal Caddesi gibi yerler değil. Genellikle yoksul ya da orta sınıf diyelim, esnaf var ya da çalışanlar var. Beyoğlu zaten öyle çok büyük de bir ilçe değildir. Çok bilinen bir ilçedir ama çok da büyük, çok seçmeni olan bir yer değildir. Ama seçmenin içerisinde çok ciddi bir muhafazakâr… Milliyetçi, yani MHP hareketinin çok güçlü olduğu bir yer değil. Ama muhafazakâr kesimin de bayağı etkili olduğu bir yer.
Bakın, 1989'da ben Beyoğlu'nda oturuyordum, Cihangir'de oturuyordum. Bir gün kapım çaldı, seçim var, yerel seçim. Bir genç kadın ve genç erkek, kadının başı açık. Propagandaya gelmişler, kimin için gelmişler? Refah Partisi Beyoğlu adayı Recep Tayyip Erdoğan için. O sırada kendisi İstanbul İl Başkanı’ydı yanılmıyorsam, çünkü yaz sonrasında oldu ama galiba 1989'da da İl Başkanıydı ve Kasımpaşalıydı ve Beyoğlu'na adaydı. Bayağı da bir oy almıştı. Bakıyorum, SHP'nin ardından 6.000 oy azalmış, ikinci olmuştu, kazanamamıştı. Bir sonraki, 4 yıl sonraki seçimde Büyükşehir'i kazandı ve oradan bu yana, 1994'ten bu yana, 30 yıl boyunca Refah Partisi, Fazilet Partisi ve AK Parti adayları kazandı, istisnasız. Şöyle bir husus var tabii: Mesela Nusret Bayraktar'ın 1994'te kazandığında ya da 1999'da Kadir Topbaş'ın kazandığında merkez sol partiler, mesela birinde SHP ve DSP, ikincisinde DSP ve CHP birlikte gitselerdi belki kazanabiliyorlardı ama Merkez solun oyları da bölündüğü için bu hareket, Millî Görüş hareketi, Beyoğlu'nu aldı. Aldıktan sonra adım adım oylarını arttırdığını görüyoruz Beyoğlu'nda ve iyice merkez sağın oylarını da aldığını görüyoruz. Ve belli bir aşamada, mesela 2014'te Misbah Demircan oyların %47'sini almış. 1994'te %30'la seçilmişlerdi. 2014'te yani 20 yıl sonra %47'ye çıkmış, bayağı bir arttırmış ve bir sonraki seçimde, 2019'da Haydar Ali Yıldız %49.86, neredeyse her iki Beyoğlu seçmeninden birinin oyunu almış. Bu bana hep şunu düşündürttü: Beyoğlu küçük bir yer ama bilinen bir yer ve aslında Beyoğlu, Türkiye'nin fotoğrafını çeken bir yer diye düşünürüm.
Bunu 2024'te de gördük, 2019'da göremedik. 2019'da Alper Taş, arkadaşım sol partiden ama Kılıçdaroğlu onu CHP adayı olarak göstermişti. Bayağı bir oy aldı. Yani Haydar Ali Yıldız'dan 8.000 oy az aldı, %43, hiç fena değil. Ama orada da ne gördük? İki partili sistem yani AK Parti ve CHP var, başka kimse yok. Bunu gördük ve nihayet 2024'te İnan Güney %49.20 oyla kazandı. Bu da bize şunu gösterdi: Artık 2024 gerçek anlamda Türkiye'de siyasi tercihlerin değiştiğini bize gösteriyor. Ben böyle düşünüyorum. Beyoğlu’nun benim için böyle bir anlamı var.
Önceki gün Beyoğlu'nda mitingdeydim akşam. Orada çok sayıda CHP'liyle de sohbet imkânı oldu. Bir CHP'li gençle sohbet ettiğimizde ona 30 yıl önceki olayı anlattığımda bana şunu sordu: “Nereden biliyordunuz?” Ben de “Çünkü Refah geliyordu.” dedim ve dedim ki “Şimdi de 30 yıl sonra CHP geliyor. O tarihte Refah Partisi'ni nasıl müesses nizam engelleyemediyse bu tarihte de şimdiki müesses nizam yani Tayyip Erdoğan ve ortakları aynı şekilde bana CHP'yi kolay kolay engelleyebileceklermiş gibi gelmiyor.” O tarihte de mesela çalıştığım gazetedeki insanlar da “Devlet izin vermez.” diyordu, “Sistem izin vermez.” diyordu, verdi. Şimdi de birçok kişi aynı şeyi söylüyor ama bakıyoruz ki İnan Güney, Beyoğlu Belediyesi'nde bir temizlik işçisinin çocuğu ve tırnaklarıyla gelmiş. CHP'de ilçe başkanlığı yapmış. Çok güvendiğim, onu tanıyan isimler var. Çok halkla iç içe birisi olduğu söyleniyor. Bir anlamda ‘‘halkçı belediyecilik’’ diye tabir edilebilecek bir çizgiyi tutturduğu söyleniyor. Ben kendisiyle tanışmadım şu ana kadar. Umarım en kısa zamanda çıkar ve tanışma imkânım olur. Ama onu şuradan biliyorum: Beyoğlu’nda, benim 1980'li yıllarda Hasköy'de, Örnektepe'de, Kasımpaşa'da tanıdığım insanlardaki ruhu biliyorum. Yani oralarda bir değiştirme, aşağıdan yukarı değiştirme duygusu vardı, onu biliyorum. Önceki akşam CHP mitingini izlerken ve sonrasında bunları düşündüm. Türkiye'ye 30 yıllık bir bakışla Türkiye'nin daha iyi anlaşılabileceğini düşündüm. Bu arada şunu da not düşeyim: Önceki gün mitinge gitmek için bayağı zorluk çıkarttı vilayet. Şişhane çıkışları falan yasaktı. Ben de metroyla Taksim'e gittim ve Taksim'den geze geze, biraz erken gittim, Beyoğlu'nun arka sokaklarına gittim. Yıllarca Beyoğlu'nu bilen birisi olarak ve hep şunu söylenir: “Ya Beyoğlu bitti.” diyorlar, hep öyle diyorlar, “Beyoğlu bozuldu.” falan. Baktım, her yer dolu, her yer. Nasıl oluyor, nasıl bitiyor? Bunu anlamak mümkün değil. Ve, Beyoğlu'nu turistler ele geçirdi, diyenler var. Tabii turistler de var, özellikle Arap ülkelerinden gelenler var ama sadece onlardan ibaret değil. Mekânların sayısı alabildiğine artmış, alabildiğine çeşitlenmiş ve Beyoğlu, hâlâ Türkiye'nin kalbinin attığı bir Beyoğlu.
Çok da uzatmayayım. Evet, çarşamba akşamı izlediğim, 2 saat ayakta izledik ama hiç de fena olmadı. Sahada olmak her zaman iyidir. Gazeteci için her zaman iyidir. Kafasını, ki bizim kafamız gazeteci olarak pek çalışmaz biliyorsunuz. Sahada olduğu zaman mecburen çalışıyor ve biraz da oturdum, çalıştım Beyoğlu'nu. Ne anlamı var? Bence anlamı var. O da şu: Beyoğlu'na bakarsanız Türkiye'yi büyük ölçüde anlarsınız ve tahmin ediyorum, eminim hatta, 2024 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı en kızdıran sonuçlardan birisi de 30 yıl sonra Beyoğlu'nu kaybetmiş olmasıdır.
Peki, bu yayını kime ithaf ediyoruz? Dedim ya, hayatımız Beyoğlu'nda geçti, yatılı okuduk ve orada bizim Beyoğlu'yla ilişkimizi kuran Ramazan. Biz ona ‘‘Ramo’’ derdik, hatta ‘‘Ayı Ramo’’ derdik. Galatasaray Lisesi'nin her şeyiydi. 1955'te çalışmaya başlamış, aynı zamanda revirde çalışıyordu ama kapıcıydı. Herkesin, bütün çalışanların, hademe derdik o tarihlerde, hepsinin başı gibiydi. Soyadını yıllar sonra öğrendim, Ramazan Sağlam'mış. Gerçekten bizim her şeyimizdi ve kapıyı o tutardı büyük ölçüde. Özellikle akşamları etütlerden falan kaçıp dışarıya atlama, öyle bir dışarıya çıkma yollarımız vardı ama büyük ölçüde Ramazan tarafından, Ayı Ramazan ya da Ramo tarafından engellenirdik. Şu anda gördüğünüz davul bizim lisenin sembolüdür ve Ramazan'ı böyle takım elbise, kravatlı pek görmezdik tabii. Kendisi 43 yıl çalıştıktan sonra 1998 Nisan ayının sonunda hayatını kaybetti. Ama bütün okuldakiler, onu bütün bu 43 yıl boyunca görmüş herkesin hafızasında bir Ramo vardır. Ve nitekim daha sonra lisenin sağlık ocağı mı diyelim, oraya da “Ramo Sağlık Merkezi” adı verildi. Adı da yaşıyor. Kendisine zamanında, vakti zamanında, özellikle son sınıflara doğru haksızlık yaptığım anlar oldu. Arkasından öldüğünü duyduğumda da hakkını helal etmesini istemiştim. Tekrar burada da bir helallik istiyorum. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.08.2025 Ya CHP 19 Mart’ta teslim olsaydı?
29.08.2025 Siz Beyoğlu’nu ne sanıyorsunuz?
24.08.2025 Devlet Bahçeli benim gibi düşünenleri tekzip etmeye devam ediyor
24.08.2025 Dindarlar ve CHP: Hiç de zor olmayan bir ilişki
23.08.2025 CHP’de “çifte liderlik” dönemi
22.08.2025 Kutuplaşma CHP’nin işine yarar mı?
21.08.2025 Mitingle olmaz mı, miting yetmez mi?
21.08.2025 Gürkan Çakıroğlu: “Cumhur İttifakı ve barış sürecinin geleceği Suriye’ye bağlı”
20.08.2025 Önce PKK mı, Fethullahçılar mı fesholacak?
19.08.2025 Taşıma suyla AKP değirmeni döner mi?
31.08.2025 Ya CHP 19 Mart’ta teslim olsaydı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı