Paris’te bir umudun peşinde

14.01.2015 Habertürk

24-26 Nisan 1991 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde “Geleneksel İslam/Radikal İslam” başlığıyla, 5 Temmuz 1990’da Paris’te ölen Fransız Le Monde gazetesi Türkiye muhabiri Jean-Pierre Thieck anısına uluslararası bir yuvarlak masa toplantısı yapıldı. Benim gibi Jean-Pierre’in arkadaşları olan Fransız araştırmacılar Gilles Kepel ve Olivier Roy ile o toplantıda tanıştım. O günden bu yana dünyanın değişik köşelerinde her ikisiyle değişik vesilelerle bir araya geldim, kendileriyle söyleşiler yaptım.
Bugün yine Paris’teyim. Tabii ki konunun dünya çapında önde gelen otoriteleri arasında sayılan Kepel ve Roy ile de konuşmayı ve söyleşi yapmayı planlıyorum. Ama geçen süre zarfında çok önemli bir değişiklik oldu: Bugüne kadar onlara esas olarak “biz”i sormuştum, bu sefer 7 Ocak Charlie Hebdo baskınını, yani bizzat kendilerini soracağım. Çünkü “cihatçılık” olarak adlandırılan olgunun sadece İslam dünyasının değil, aynı zamanda Batı’nın da bir gerçeği olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu.

AYNI KORTEJDE, FARKLI YOLLARDA

Önce 11 Eylül 2001’de ABD’de, ardından Madrid ve Londra’da yaşanan saldırılar El Kaide ve benzeri yapılanmaların “cihat”ı Batı’ya da taşıma niyetlerini ciddi bir şekilde gözler önüne sermişti. Fakat dikkatler kısa sürede yeniden Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelere dönünce olayın “küresel” boyutu unutulmaya yüz tuttu. 7 Ocak Paris saldırısı, işte tam da bu noktada kritik bir anlam taşıyor; Batı’nın savaşı İslam coğrafyasıyla sınırlama politikalarının kolaylıkla geçersiz kılınabileceğini bize gösteriyor.
Evet, 7 Ocak bir kandırmacaya son verdi. Pazar günü Paris’te Avrupalı, Afrikalı, Asyalı liderlerin birlikte yürümeleri bunun herkesin ortak meselesi olduğunu gösterdi. Ama ortada çok ciddi sorunlar, hatta açmazlar var: Paris’te aynı kortejde saf tutan liderlerin aralarında kritik ihtilaflar var. Öyle ki birçoğu birbiriyle el bile sıkışmıyor. Zaten birçoklarının yürüyüşe bambaşka motivasyonlarla katılmış oldukları da açık.
Uzatmaya gerek yok; bu ortak belaya karşı, etkili olabilecek ortak politikalar geliştirilmesi ihtimali yok denecek kadar düşük. Halbuki karşı tarafta benzer bir dağınıklık pek söz konusu değil. Suriye, Irak gibi coğrafyalarda aralarında kanlı nüfuz mücadelelerine giren yapılar Batı’ya darbe indirme konusunda pekala birlikte hareket edebiliyorlar: Kendini (IŞ)İD ile birlikte tanımlayan Amedy Coulibaly’nin, Yemen El Kaidesi ile irtibatlarının altını çizen Kuaşi kardeşlerle dayanışma amacıyla tereddütsüz ölüme gitmesi buna basit bir örnektir.

ÇIKIŞ VAR MI?

Başka Batı ülkelerinde 7 Ocak’ın devamı niteliğinde yeni saldırıların yaşanması ve ilgilerin merkezinin iyice Batı’ya kayması şaşırtıcı olmayacak. Fakat bu, İslam coğrafyasındaki çatışmaların azalacağı anlamına asla gelmeyecek, hatta tam tersine, Charlie Hebdo türü saldırıların doping etkisi yapıp (IŞ)İD ve El Kaide türü yapıların doğrudan Müslüman halkları hedef alan saldırılarında (ve tabii ki vahşette) dozu iyice yükseltmelerine tanık olabiliriz.
Peki buradan çıkış var mı? Paris’te konuşacağım uzmanlara, gazetecilere, siyasetçilere esas olarak bu soruyu yönelteceğim. Pazar günkü yürüyüşün herkesi bir nebze de umutlandırmış olduğunu kestirmek zor değil, fakat bu denli karmaşık ve çetin bir sorunlar yumağına yönelik kimsenin altın bir formülü olduğunu düşünmüyorum.
7 Ocak’tan bu yana epey kötümser yazılar yazdığımın, yorumlar yaptığımın farkındayım. Son yazımı da şöyle bitirmiştim: “Olivier Roy’nın terimiyle ‘sahaya dönmek’ için umut ışığı olması lazım. Yoksa cihatçılığı ve cihatçıları anlamaya çalışmanın hiçbir anlamı olmaz.”
Üç gün boyunca Paris’te bu umudu kovalamaya ve yakalamaya çalışacağım. Umarım başarılı olurum.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.09.2020 Hâlâ AKP diye bir parti var mı?
17.09.2020 İktidarın tabipleri hedef almasının nedenleri ve anlamı
16.09.2020 İslam’da tarikat ve cemaatlerin yeri: Prof. Mustafa Öztürk ile söyleşi
15.09.2020 Ruşen Çakır ve İsmail Saymaz tartışıyor: Tüm yönleriyle tarikat ve cemaatler
11.09.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (31): Türkiye-Fransa gerginliği, Demirtaş söyleşisinin yankıları & salgınla mücadelenin gidişatı
09.09.2020 CHP’nin tanık olduğum 50 yılı
08.09.2020 Erdoğan artık neden eskisi gibi gündemi belirleyemiyor?
07.09.2020 Selahattin Demirtaş, Ruşen Çakır’ın sorularını cevapladı: “Dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim”
07.09.2020 Selahattin Demirtaş’ın farkı
05.09.2020 Tarikat Sorunu : Çözüm Yasakçı Olmayan Laiklik
19.09.2020 Hâlâ AKP diye bir parti var mı?
24.06.2020 Turkey-Egypt: The unending fight
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı