Ortadoğu’daki güç dengeleri bağlamında çözüm süreci: Aslı Aydıntaşbaş ile söyleşi

11.08.2026 medyascope.tv

11 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çözüm sürecini konuşmaya devam ediyoruz. Yasa da çıktı. Peki bundan sonra neler olabilir? Bunları daha çok bölgesel perspektiften değerlendirmek istiyoruz bu yayınla ve konuğumuz Aslı Aydıntaşbaş. Aslı, merhaba.
Aslı Aydıntaşbaş: Merhabalar Ruşen.

Ruşen Çakır: Sen Washington'da Brookings Enstitüsünde kıdemli uzmansın, araştırmacısın ve daha çok Türkiye üzerine çalışıyorsun ama bölgeyle beraber. Şimdi olayın bölgesel boyutuna gelmeden önce malum yasa nihayet çıktı. Büyük bir oyla çıktı ama en çok YENİ Parti’nin içerisindeki tartışmalar kamuoyunun dikkatini çekti. Yakından takip ettiğini biliyorum. Bu yasa sana nasıl geliyor? Bu hakikaten sürecin ihtiyacı olan bir yasa mı ve bu yasadan hareketle, çerçeve yasadan hareketle süreç başarıya ulaştırılabilir mi?
Aslı Aydıntaşbaş: Ben tarihi bir adım olarak görüyorum Ruşen ve dün çok sevindim. Sadece Meclis’teki yasanın kabulü değil çok yüksek bir oranda kabul görmesi bence tarihi bir adım. Klişe kullanmak istemiyorum ama gerçekten de sadece 50 yıllık çatışmalı süreç değil 100 yıllık meselenin en azından belli oranda demokratik bir yolla çözümüne kapıyı aralayan bir süreç, yasal zemin. Tabii ki bu yasa herkesin de söylediği gibi büyük bir demokrasi vaadi değil ama büyük bir barış vaadi ve hâliyle ben Türkiye'nin hayrına olduğunu düşünüyorum. Kapının aralandığını düşünüyorum. Hukuki zeminin olduğunu düşünüyorum. Ve şu da önemli, yani geçmişte başörtüsüyle, ilk başörtüsü tartışmalarıyla senin çok iyi bildiğin 90'lı yıllar, 2000'li yıllarda kullanılan bir ifade vardı; toplumsal mutabakat, bürokratik mutabakat. Bunu cumhurbaşkanı kullanmıştı. Bugün Türkiye'de böyle bir yasanın çıkması ve PKK'nın dönüşüm süreci için siyasi alanın açılması konusunda bence hem toplumsal mutabakat var hem bürokratik mutabakat var. Dolayısıyla çok özel kritik bir tarihi andan geçiyoruz. Tabii ki herkes Cumhurbaşkanının, işte Devlet Bahçeli'nin, Abdullah Öcalan'ın öneminin altını çizdi. Bunu sen de yayınlarında yaptın. Bu troyka, yani belki de siyasi hayatlarının kuşkusuz sonbaharındaki bu üç ismin bu yasaya öncülük etmesi toplumun her kesiminde belli bir meşruiyet alanı açılması demek. Özgür Özel'e de tabii şunu söylemek lazım; çok zor bir denklemi götürmeye çalışıyor. Dün partisindeki sonuç ortada. Ben kendisinin demokrat biri olduğunu düşünüyorum. Zor bir denklemi, hem taban hem mevcut Türkiye'nin demokrasi sorunlarının gerçeğini doğrudan yaşayan bir parti. Sadece tabandan değil belli bir entelektüel çevreden gelen de bir baskı var, onları yönetmeye çalışıyor. Dolayısıyla ona da kredi vermek lazım. Bulduğu formül belki mükemmel değil ama YENİ Parti gerçeğinde olabilecek tek formül.

Ruşen Çakır: Peki, bölgesel bağlama bakacak olursak bölgede çok ilginç altüst oluşlar yaşanıyor. Her şeyi tetikleyen Hamas'ın saldırısıydı 2023'teki. Ondan sonra birçok şey altüst oldu ve şu anda birbiriyle alakasız gibi görünse de hem Hamas'ın, hem Hizbullah'ın, hem PKK'nın silahsızlanması süreçleri söz konusu. Yani ayrı ayrı süreçler ama üçü de birbiriyle bir şekilde ilgili süreçler. Yani şöyle hatırlıyorum en azından, PKK'nın ilk ortaya çıktığı yıllarda Lübnan bayağı bir kullandığı bir alandı. Filistin davası çok önemliydi PKK'nın ilk çıkışında ve hatta Lübnan'da Filistinli gerillalarla birlikte de var olduklarını biliyoruz falan. Şimdi bu birbirinden farklı gibi gözüken şeyleri birleştiren bir olgu var mı?
Aslı Aydıntaşbaş: Var bence. Bir dönem kapanıyor. Dolayısıyla zamanında gerek Soğuk Savaş’ın gerekse güçler mücadelesinin fay hatları üzerinde hareket edebilen, kendine alan bulabilen örgütlerin artık böyle bir alanı yok. Çünkü ulus devletler yükseliyor. İkinci mesele Ortadoğu'da yaşanan bugünkü altüst oluş aslında bir dünya savaşı, Üçüncü Dünya Savaşı. Yani Ukrayna'dan başlayan Ortadoğu'da devam eden hat sadece mevcut bu ülkelerin içinde olduğu bir savaş durumu değil. Herkesin içinde olduğu, büyük güçlerin de içinde olduğu bir savaş. Dolayısıyla ulus devletler öne çıkıyor. Örgütlerin artık hareket alanı yok. Çünkü bir diğer mesele jeopolitik realite dışında teknolojik gerçeklik. Yani Gazze'de yaşananı gördük. Hâliyle Hamas böyle bir ortamda ne kadar direnebilir? Bu toplumsal gerçekliği ya da tabanı olmadığı anlamına gelmiyor. Kuşkusuz ki var. Ama Hamas'ın İsrail'i yenme ihtimali yok ve yaptığı her şey Filistin halkına daha büyük zarar olarak geri döndü, özellikle 7 Ekim. Tabii ki İsrail'in yaptıklarıyla ilgili kuşkusuz benim de görüşüm, Türkiye'de birçok insanın görüşü gibi: Büyük bir katliam, büyük bir soykırım, kabul edilemez bir şey. Ama gücü gücüne yetenin dünyasındayız artık. Ulus devletlerin mutlak güç kullanımındaki egemenliği elinde tuttukları bir dönemdeyiz. Dolayısıyla Abdullah Öcalan'ın açıklamasına, Şubat 2025'teki açıklamasına dönersek, silahlı mücadelenin artık yeri olmadığını söyledi ve hatta artık bir anlamda ‘‘anlamsızlık’’ lafını da kullandı; bu çok önemli bir açıklamaydı, bugünün gerçeğini anlatan bir açıklamaydı. PKK'nın çıkış döneminde olan gerilla mücadelesinin bugünkü teknolojik üstünlük, silah ve savunma ve savaş sanatında diyeyim, savaş sanatındaki değişiklikler ve jeopolitik gerçekleri de göz önüne alırsak büyük bir başarı şansı yok. Bir de şöyle bir sıkıntı oluştu; hem bu örgütlerin bir bölümünde hem de tabii ki bence Kürt hareketinde de silahlı direnme kapasitesi ya da silahlı mücadeleyi götürme kapasitesiyle siyasi hedeflere ulaşabilme arasındaki uçurum arttı. Yani savaş devam edebilir mi? Edebilir. Türkiye de devam ettirebilir, PKK da devam ettirebilir. Ama siyasi hedefler neydi ve savaşmak o hedeflere yaklaştırıyor mu? Bence bu konuda çok önemli bir değerlendirmeydi ve bugünün gerçeğiyle bağdaşan bir tutumdu. Bugün Hamas, Hizbullah ve PKK ile ilgili silah bırakma süreci tartışılıyor. Bu bir tesadüf değil. Ulus devletlerin öne çıkması ve Ortadoğu'daki çalkantıda alan kalmaması... Yani gerilla savaşı diyelim ya da işte Hamas'ın yaptığı tarz terör eylemleri diyelim. Bunlar için karşılarındaki gücün teknolojik üstünlüğü o kadar yükseldi ki sadece İHA'lar veya SİHA'lar değil; bugün söz ettiğimiz yapay zeka tarafından yönetilen otomatik sistemler ve adeta yapay zekanın da üstünlüğüyle bireyin çok daha ötesinde etkinliğe sahip savaş sistemleri var. Ve bu dünyada siyasi hedefler neydi? Siyasi hedeflere nasıl ulaşılır? Bunları yeniden gözden geçirmek ve dolayısıyla da silahlı mücadele değil siyasi mücadele ve müzakere ve mücadele dönemine geçmek rasyonel bir tutum. Bunu Türkiye de yaptı, yapabildi. Bence büyük bir açılım yaptı bu yasayla. Kürt hareketi de yapabildi. Hamas ve Hizbullah henüz bu aşamada değil. Hamas silah bırakmak istiyor ama böyle bir mevzuat, altyapı, silahı bırakabileceği bir otorite yok. Aynı şekilde Hizbullah da biraz İran'ın bastırması, biraz da karşısındaki Lübnan ordusu ve devletinin yeterince kapasiteli veya hukuki mevzuat ya da askeri mevzuat konusunda yeterince becerikli olmamasından dolayı olmuyor, gitmiyor bu süreç. Yani Hizbullah silahsızlanmaya ‘‘evet’’ diyor, ertesi gün ‘‘hayır’’ diyor vesaire. Ama böyle bir mevzuat yok. Böyle bir sistem yok. Böyle bir müzakere süreci yok. Hâliyle Türkiye bugün itibarıyla hukuk devleti olmayabilir ama bir kanunlar devleti ve bunun sonuçlarını bence bu süreçte ve bu yasada görüyoruz.

Ruşen Çakır: Burada bir şey söylemek istiyorum, bir araya gireceğim. Çünkü Hamas'tan vesaire bahsederken bu sürecin başından itibaren Abdullah Öcalan'la yapılan görüşmelerde sızan notların birçok yerinde Öcalan "Gazzeleşme" diye bir tabirden bahsediyor. Kürtlerin Gazzeleşme riskinden bahsediyor ve Gazze'de yaşananları örnek olarak gösteriyor. Hatta bu anlamda Suriye meselesi gündeme geldiğinde de benzer bir çıkışı yapmıştı. Orada biliyorsun Halep'te başlayan çatışmalarla birlikte Kürt hareketi içerisinde farklı eğilimler ortaya çıkmıştı. Öcalan orada da benzer bir şey söylemişti. Senin söylediğin ile örtüşüyor. Yani, ‘‘Siz bir şey yapıyorsunuz ama karşı taraf elindeki imkanlarla sizi çok eziyor.’’ Hatta şöyle bir şey var Öcalan'da: ‘‘Bir dönem alsanız bile... Pirus Zaferi...’’ En çok kullandığı kavram Pirus Zaferi. Yani bu bölgede ulus devletlere karşı Pirus zaferlerinin ötesine geçilemeyeceği gibi bir tespiti var.
Aslı Aydıntaşbaş: Aynen öyle. Bence çok önemli bir laftı "Gazzeleşme". Onu ben de fark ettim. Yeterince üstünde durulmadı. Türkiye'de son 10 yılda insanların ağzında çok olan bir slogan var, özellikle Kürt hareketinde "direne direne kazanacağız". Bence burada, direnmek kuşkusuz ki önemli bir siyasi kazanım, önemli bir erdem ve bu zamana kadar Türkiye'de çeşitli süreçlere direnmiş binlerce on binlerce insan var. Ama bu noktada, tarihin bu noktasında "direne direne kazanacağız" tek siyasi hedef olamaz. Dolayısıyla dönüp bakıp, ‘‘Biz ne için yola çıktık ve askeri olarak direnmenin anlamı ve sonucu ne olur?’’ bunu değerlendirdi. Bence çok önemli bir tespit, bu da Pirus Zaferi de. Tabii ki çok farklı iki örnekten söz ediyoruz. Bunun altını çizmek gerekir. Kimse bu lafları başka yere çekmesin. "Ay işte İsrail vesaire" bu anlamda paralellik kurmuyorum ama diğer taraftan da söz ettiğimiz ulus devletlerin üstünlüğü, gücü gücüne yeten dünyasının kabul görmüş olması. Dünyada kimse İsrail'i durdurabildi mi? Hayır. Ve üçüncü olarak da teknolojik üstünlük. Bugün dudak uçuklatan, bildiğimiz ve bilmediğimiz inanılmaz silah sistemleri var. Hâliyle evet, Suriye'de direnebilirdi SDG. Direnmemekle doğru seçim yaptı. Burada Öcalan'ın da devreye girmesi önemli oldu. Kuşkusuz senin dediğin gibi, Suriye denklemini ben de yakın takip ediyorum, direnmek isteyenler vardı ama sonuç ne olacaktı? İkincisi, Suriye'deki seçim doğru bir seçimdi her ne kadar Kürt kamuoyunda belli bir hayal kırıklığı yaratmış olsa da. Çünkü SDG'nin kontrol ettiği bölgeyle Kürt coğrafyası tam olarak örtüşmüyordu ve Araplar artık yollarına SDG ile devam etmek istemediklerini, hem ideolojik olarak hem de yönetimsel olarak Şam'a daha yakın hissettiklerini çok net söylediler. O dönemde Amerika'ya çok net bu mesajlar da geldi. Yani Arap kamuoyu, aşiretler, SDG'nin içindekiler; "Biz bu projeye Esad rejimi iktidarda olduğu için ve içinde Amerika olduğu için evet dedik ama artık Şam'da bir hükümet var ve biz onlara daha yakın hissediyoruz" mesajını yolladılar çeşitli kanallardan. Bence Öcalan bütün bunları da göz önüne aldı ve Kürt hareketi de bir seçim yaptı. Hem Suriye'de savaşı devam ettirmeyerek hem de İran'daki ABD'nin başlattığı savaşta nihayetinde İsrail'den ve Amerika'dan gelen çeşitli tekliflere ve çok cazip tekliflere evet demeyerek. Bence burada hem örgüte hem Kürt hareketine hem de genel manada Kürt coğrafyasına bir kredi vermek lazım. Kürtler stratejik bir seçim yaptılar ve o seçimi Türkiye ile bir yol, demokratik bir yol denemek, Türkiye ile siyaset yolunu denemek olarak kullandılar.

Ruşen Çakır: Evet, şimdi İsrail'den bahsettin ama benim bildiğim Türkiye'de devlet kanadının en azından PKK'nın İsrail, tabii öncelikli İsrail ama İran tarafından da kullanılabileceği gibi bir endişeleri var. Çünkü orada, bölgede birçok altüst oluş var. İran'ın Kürtlerle bir meselesi var. İran Kürtlerinin rejimle bir meselesi var. Ama orada PKK'nın PJAK diye de bir örgütlenmesi var ve bu örgütlenme diğerleri kadar toplumsal olmasa da askeri olarak çok güçlü diye biliyorum.
Aslı Aydıntaşbaş: Aynen öyle. En güçlü Kürt örgütü İran’da.

Ruşen Çakır: Ve orada da Türkiye'deki sürecin bir şekilde doğrudan İran'la da alakası var herhalde.
Aslı Aydıntaşbaş: Aynen öyle. Ama ne büyük bir felaket olurdu eğer PJAK savaşın içine girseydi. Oradan buradan işte Amerika'dan belki ya da SDG'den aldığı destekle... Türkiye buna karşılık İran'a yardım etseydi ya da İran bir Kürt hareketini başka bir Kürt hareketine karşı kullanmak isteseydi... 10 tane kaos formülü çıkabilir buradan ve gerçekten de hem Türkiye için çok yıkıcı olurdu hem Suriye'deki istikrar için çok zedeleyici olurdu hem de artık bu savaş oyunlarında bedel ödeyenin kim olduğunu biliyoruz. Bedel ödeyen halklar oluyor. Gerçekten de bence stratejik anlamda bu işin dışında kalmaları önemli. Ama bu İran noktası çok önemli vurguladığın. Bu bize önümüzde ucu açık sonsuz bir dönem olmadığını gösteriyor. Bu yasanın 6 ayla sınırlandırılması bence çok önemli. Kronometre devam ediyor. 3 ay sonra bambaşka bir denklem karşımızda olabilir. Trump bugün Hürmüz meselesini kapatıp biraz uzaklaşmak istiyor ama iki gün sonra dengeler değişebilir ve ya İsrail'den gelen tazyik ya belli bir şekilde kafasına estiği için ya da birileri ikna ettiği için tekrar o savaşa dönebilir. Tekrar Kürt kartını oynamayı seçebilir vesaire. Dolayısıyla Türkiye'nin yaptığı seçim, hem bu yasayı çıkarmak hem siyasetin önünü açmak, bu anlamda kapıyı aralamak diyeyim, hem de bunu hızlı yapmak istemesi bence rasyonel bir adım. Bir an önce bu işi bitirmek lazım.

Ruşen Çakır: Peki, sen Washington'dasın ve tabii ki herkesin aklında şu soru var bir şekilde; ABD Türkiye'deki sürecin neresinde, bir yerinde dahil mi? Arada sırada büyükelçinin Suriye bağlamında, Irak bağlamında, Lübnan bağlamında ettiği birtakım laflar Türkiye'de çok büyük yankı buluyor. Ama onun dışında çok da fazla bir netlik yok ne olup bittiği konusunda. Yani Washington nasıl bakıyor? İlgili mi? Dahil mi? Müdahil mi? Hatta dahil ve müdahil mi? Ne diyorsun?
Aslı Aydıntaşbaş: Benim gördüğüm dahil ve müdahil değil. Uzaktan izliyor. Birinci barış sürecinden farklı. Daha önce senin de çok yakından izlediğin barış sürecinde Batı’nın bir desteği vardı. Süreç gene tabii ki büyük ölçüde Türkiye'nin tasarladığı bir süreçti ama ayrı bir dünya vardı. Türkiye'nin Batı’yla ilişkileri bambaşkaydı ve hatırlarsan "Oslo Müzakereleri" diye bir şey vardı. Ne demekti bu? Yani İngiliz ve Avrupalı emekli bürokratların diyeyim, güvenlikçilerin başını çektiği bir arabuluculuk süreciydi. Bu sefer böyle bir şey yok. Tamamıyla Türkiye kimseyi bulaştırmadı. İhtiyacı da yok. Doğrudan örgütle konuşabilir. Suriye'de zaten bu konuşma başladı. Ve özellikle de bunu yapabilecek bir Amerika yok. Yani burada kolaylaştırıcı rol oynayabilecek diplomatları, hünerli devlet adamları, süreç götürebilecek bir Amerika yok karşımızda. Hızlı hareket etmek isteyen, lider diplomasisi gibi yani kapalı kapılar ardında o onu arıyor, bu bunu arıyor; böyle bürokrasinin içinde olmadığı daha farklı ve tuhaf bir Amerika var. Hâliyle bence hayırlı oldu Amerika'nın bu işe karışmaması. Amerika'nın dolaylı bir etkisi oldu. O da Tom Barrack üzerinden. O da şu; Suriye'de Ocak ayında Kürt hareketi ve Şam arasında başlayan sürecin çatışmasız hallolması ve hızlıca bir siyasi zemine çekilmesinde rolü oldu. Akabinde de Amerikan askerlerinin çekilmesi geldi. Yani Amerika Birleşik Devletleri'nin herhalde en önemli katkısı Suriye'de eş-Şara yönetimine destek vermesi oldu. ‘‘Biz ulus devletlerle hareket etmek istiyoruz’’ diyor bu ara şu andaki Amerika Birleşik Devletleri. ‘‘İdeolojik dönüşümle ilgimiz yok’’ diyor. Yani ideoloji olarak kadın-erkek eşitliği, işte ekoloji vesaire; ‘‘Bunlara ilgimiz yok. Biz Ortadoğu'daki dönüşümle ilgilenmiyoruz. Ne Türkiye ne Irak ne Suriye'de ilgimiz yok. Sadece şunu istiyoruz’’ diyor: ‘‘Bizim buradaki ayak izimizi azaltmamıza imkan verecek sorumlu bir liderlik olsun alanda. İkincisi çoğulculuk korunsun.’’ Onun ötesinde geçmişte Amerikan yönetimlerinden sıkça duymaya alıştığımız demokratik gelişim olsun, reform olsun bunlarla ilgileri yok. Bunu zaten görüyoruz Tom Barrack'ın açıklamalarından. Hâliyle bu belki böyle bir sürecin biraz daha Türkiye inisiyatifinde hareket etmesi ve Türkiye'nin de özgüven sahibi olmasına neden oldu. Unutmayalım, bu yasayı geçirmek Türkiye için, Türkiye bürokrasisi içinde ve Türkiye'nin devlet ezberinde kolay bir şey değil. Bunu sen de biliyorsun. Yani kademeli oluşu, tedrici bazı adımlar öngörülmesinin bir sebebi de Türkiye Cumhuriyeti de böyle bir şeye aşina değil. Hâliyle herkes biraz kendi konfor alanından çıkıyor, çıkmak zorunda ve daha önce denenmemiş bir şey deneniyor.

Ruşen Çakır: Peki, son olarak şunu sormak istiyorum. Süreç bir şekilde kör topal geldi, yasa çıktı. Şimdi çok kritik bir aşamadayız. Milli İstihbarat Teşkilatı bir tespit yapacak, yani verilen taahhütlerin yerine getirildiğine dair. Bunu Milli Güvenlik Kurulu’na iletecek. Milli Güvenlik Kurulu onaylarsa Cumhurbaşkanı yasanın uygulanması talimatını verecek ve geri dönüşler başlayacak. Ama herkes bir şekilde birilerinin bunu engellemek isteyeceğini, birtakım provokasyonlar olabileceğini vesaire bu endişeyi dile getiriyor. Sana şunu sormak istiyorum; bölgesel olarak yani Türkiye içini doğrudan karıştırmadan bölgesel olarak böyle riskler var mı? Yani bunun bir zemini var mı? Bu süreci akamete uğratacak, sabote edecek birtakım aktörler, kurumlar var mı?
Aslı Aydıntaşbaş: Kuşkusuz ki var. Bu yüzden hızlı hareket etmek gerekiyor. İran bunlardan biri olabilir, olmayabilir. İsrail bunlardan biri olabilir. Körfez ülkelerinden bazıları, şimdi ismini anmak istemiyorum ama geçmişte bu tarz tekliflerde bulundular, "sana reddedemeyeceğin bir teklif yapmak istiyorum" diye çeşitli gruplara, özellikle PKK içindeki bir kanada ulaşmaya çalışabilirler. Bu yüzden hızlı hareket etmek gerekiyor. Bu yüzden yasanın bu kadar güçlü geçmesi çok önemli. Türkiye'de toplumsal tepki farklı bir yere gidebilir. Yani Türkiye'deki karar vericiler daha çekinmeye başlayabilirler. Ama bütün bunların olmaması da mümkün. Burada Selahattin Demirtaş'ın cezaevinden çıkmasının bu yasa çerçevesinde mümkün olduğunun vurgulanması bence çok önemli. Çünkü o, sürece meşruiyet katan isimlerden biri olarak anılıyor Türkiye kamuoyunda, özellikle de muhalif kamuoyunda. Bunu da hatırlatmakta yarar var her seferinde. Ve bence şu anki kargaşa, herkesin bu işe müdahil olması veya bozmaya çalışması için yeterince imkan sağlıyor. O yüzden tekrar aynı şeyi tekrarlayacağım ama hızlı hareket etmek gerekiyor.

Ruşen Çakır: Teşekkürler Aslı yayınımıza katıldığın için, eksik olma, çok sağ ol.
Aslı Aydıntaşbaş: Ruşen, ben teşekkür ederim bu keyifli sohbet için. Seni de tebrik etmek istiyorum. Çünkü çok güzel gazetecilik yaptın.

Ruşen Çakır: Sağ ol, eksik olma.
Aslı Aydıntaşbaş: Son haftalarda, bilmiyorum, eminim Türkiye'de insanlar anıyordur ama ben de hep Mehmet Ali Birand'ı andım. Mehmet Ali Birand bugün olsa, aramızda olsa neler yapardı? Nasıl bir gazetecilik yapardı? Nasıl bir habercilik yapardı? Sen de çok yaklaştın.

Ruşen Çakır: Neyse... Tamam, çok sağ ol. Evet, Washington Brookings Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı Aslı Aydıntaşbaş'la Türkiye'deki çözüm sürecini özellikle bölgesel bağlamda değerlendirdik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
15.08.2026 Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı