Muş'ta barış, kardeşlik ve süreç muhabbeti: Ya felah ya helak!

08.10.2026 medyascope.tv

8 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dünün olayı tabii ki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasıydı. Zaten bekliyorduk ve dün de ben sabah yayınında ‘‘Tercihini nasıl yapacak?’’ diye sordum. Cevabı biliyorduk zaten. Millet mi devlet mi? Devleti seçti. Bunu açık bir şekilde söylemek mümkün. Neden bunu yaptı? Uzun zamandır dile getiriliyordu ve kendisi de bunu reddediyordu. Ama belli ki iktidarın hışmına uğramaktan korktuğu için, korktuğu için, tekrar söyleyeyim, korktuğu için AKP'ye geçti. Ben Ankara'da değildim. Muş'taydım. Birazdan size Muş'u anlatacağım. İyi ki oradaymışım. Tam o tören olurken, Cemil Tugay'a rozet takılırken ben Muş'ta 60 civarında, belki daha fazla, çoğu 50 yaş ve üzeri değişik kesimlerden, farklı kesimlerden din adamları da var, değişik siyasi partilerde çalışmış kişiler var, eski belediye başkanları var; böyle bir toplulukla süreç muhabbeti yaptık. Çok verimliydi. Birazdan detayları anlatacağım. Ve iyi ki Ankara'da değilmişim, iyi ki. O sahnelerde yani orada bir heyecan yok çünkü. Acı bir olay aslında. Kimin için acı? Tabii ki öncelikle Türkiye için acı. Bu kadar insanın oy verdiği bir belediye başkanı, o kadar insanın temel motivasyonunun iktidar karşıtlığı olduğunu bile bile onların oyuyla gitti iktidara yamandı ve konuşmasını sonra izledim. İnsan, hani ne denir, her şey söylenebilir. Bir bölüm dinleyelim. Ondan sonra ben size güzel şeyler anlatacağım. Ama bunu tarihe geçirmek lazım. Cemil Tugay'ın o konuşmasından bir iki bölüm...

Cemil Tugay: ‘‘Siyaseti neden yapıyoruz? Neden yaptığımızı bir büyük lider şöyle tarif etti konuşmalarında. ‘Biz kimin hakkını savunmak için siyaset yapıyoruz? Biz bu ülkenin kenar mahallelerinde unutulmuş gariplerin, yoksulların, hakkı yenmiş mazlumların, çiftçinin ve esnafın hakkını korumak için siyaset yapıyoruz. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir.’ Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti'nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük liderimiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleridir. Tam burada şunu söylemek isterim. Her İzmirli bilir ki cumhuriyete samimiyetle sahip çıkan siyasetçi kimsesizlerin kimsesi olmak için çalışandır.’’

Evet. Çok da uzatmamak lazım. Dünkü yayında da söylemiştim. Seçimden önce kendisiyle bir röportaj yapmıştık. Uzun bir röportaj. İçerikten ziyade üslubunun çok yorucu ve sıkıcı olduğunu bir şekilde söylemiştim. Hatırlayacaksınız. Hiçbir şey değişmemiş. Onca zaman içerisinde hâlâ... Yani o kadar Erdoğan'a övgüler düzerken bile sesinde heyecan yok. Ama daha önce Kılıçdaroğlu'na ya da CHP'ye ya da hatta Atatürk'e övgü düzerken de aynı heyecansızlık var. Tabii beni en çok şaşırtan demeyeceğim ama en ilginç nokta eşinin de yanında olması. Çünkü eşi sözüm ona bu konuya en çok karşı çıkacak kişiydi. Öyle lanse ediliyordu. O da belli ki önlerinin açılmış olmasından memnun. Allah muhabbetlerini ve mutluluklarını daim etsin diyeyim. Ben size biraz Muş'u anlatayım.
İlginç bir toplantıydı. En baştaki Zabit Bey'in, Zabit Eker'in düzenlediği bir toplantı ve Muş'un değişik kesimlerinden insanlar gelmişti. Bir otelin kahvaltı salonunda, görüyorsunuz takkeli, cübbeli kişiler de vardı. Yaş ortalaması 50 ve üstüydü. Öyle diyelim. Az genç vardı ve burada da toplu halde otelin önündeki fotoğrafı görüyorsunuz. Bir ‘‘kanaat önderleri toplantısı’’ deniyor. Öyle adlandırıyorlar. Zabit Bey organize etmiş arkadaşlarıyla birlikte ve beni de oraya konuşmacı olarak çağırdılar. Ama öncesinde oraya katılan kişiler teker teker söz alıp mikrofonla barış ve kardeşlik üzerine sözler söylediler. Yanımda oturan moderatörden her birinin kim olduğunu öğrendim. Birisi Saadet Partili, birisi Milliyetçi Hareket Partili, birisi DEM Parti'ye yakın, bir başkası iş insanı ama çok sayıda ‘‘din alimi’’ diyorlar, ‘‘fakih’’ diyorlar, onlardan ve konuşmaların hepsi barış ve kardeşlik üzerine ve genellikle de dini birtakım argümanlarla desteklenmiş konuşmalardı. Orada şunu söyledim, kendilerine de söyledim. O topluluğun hayatı çatışmayla geçmiş. Muş Kürt hareketinin çok öne çıkan bir yeri değil. Çok orada da milletvekilleri, belediye başkanlıkları kazandı, çok sayıda çatışmada ölen Muşlular var. Örneğin Kandil'e gittiğimizde bir mezarlık vardı. O mezarlıkta doğum yerleri de yazıyordu. Çok sayıda Muşlu, Vartolu, Malazgirtli kişinin de mezarını görmüştüm. Ama tabii ki bir Diyarbakır'ın, Şırnak'ın, Yüksekova'nın, Van'ın biraz gerisinde kalmış bir yer. Benim de en az bildiğim yerlerden birisi. Bölgede gitmişliğim var ama bu kadar yakın çok sayıda insanla konuşma imkanını ilk kez buldum.
İnsanlar sürece çok umut bağlamışlar. Çok heyecanlılar ama hemen hemen hepsi çok korkuyor. Büyük bir kısmı devletin yeterince adım atmadığını düşünüyor. Bir kısmı örgütün aynı şekilde adım atmadığını düşünüyor. Ama ilginçtir, farklı partilerden insanlar, farklı eğilimlerden insanlar, hatta bana onu anlattılar, orada bir araya gelen insanların içerisinde bayramda seyranda birbirlerine selam vermeyen birtakım sorunlu kişiler de varmış. Farklı aşiretler şunlar bunlar. Burada hemen hemen herkes önce Erdoğan diyor, sonra Bahçeli diyor, sonra Öcalan diyor. Çok ilginç. Ama Bahçeli’den konuşulurken Bahçeli'ye övgüler çok daha zengin. Erdoğan'a sanki biraz mecburiyeten söylenmiş gibi ama Erdoğan'a yönelik bir saygı olduğunu da gördüm. Ama Bahçeli'ye şaşkınlıkla karışık bir şey var, nasıl söyleyeyim, övgüler var. Öcalan'a da aynı şekilde çok önem addediliyor. Fakat tabii ki hangi partiden olursa olsun, hangi eğilimden olursa olsun herkes en çok Selahattin Demirtaş'tan söz ediyor, söz etmek istiyor. Onun bir an önce içeriden çıkmasını temenni ediyorlar. Bunun için dua ediyorlar. Selahattin Demirtaş'ın çıkmasının tam zamanı olduğunu söylüyorlar. Bunu söyleyenler, tekrar söylüyorum, sadece DEM Parti'ye oy veren kişiler değil.
Muş'ta şunu bir kere daha gördüm; Türkiye'de Kürtler politizasyon anlamında, siyasallık anlamında çok çok ilerideler. O kişilerle bir gün boyu sohbet ettim. Gerek o toplantıda gerek toplantının öncesinde ve sonrasında çok sayıda kişiyle sohbet ettim. Neleri takip ediyorlar, neleri tartışıyorlar, neleri biliyorlar insanın ağzı açık kalıyor. Yani karşınızda takkesiyle, cübbesiyle birisi ve size bu sürecin en ilginç ayrıntılarını anlatabiliyor, sorabiliyor. Çok ilginç bir durumdu. Peki nasıl bir sonuç çıktı? Aslında herkes dua etti, temenni etti, istedi. Fakat başlığa çıkarttığım lafı yine Zabit Bey'den ödünç aldım. Çok doğru bir laf. Yani çok özetleyen bir laf: ‘‘Ya felah ya helak’’. Felah nedir? Kurtuluş. Helak nedir? Batmak. Şunu söylüyor Zabit Bey: ‘‘Bir zamanlar ortasında olma imkanı belki vardı ama artık ya batacağız ya çıkacağız ve artık çıkalım.’’ İnsanlar artık çok yorulmuşlar. Normal bir hayat yaşamak istiyorlar. Ve benim orada gördüğüm insanların hemen hemen hepsinin hayatı ilk gençlik yıllarından itibaren, belki çocukluklarından itibaren hayatı olağanüstü halle, yasaklarla, çatışmalarla, ölüm haberleriyle şununla bununla geçmiş insanlar, yorulmuşlar ve bir an önce bunun gerçekleşmesini temenni ediyorlar.
O kadar çok barış lafı edildi ki... Onu da konuştuk sonra; bir dönem Türkiye'de barış istemek de suçtu. Çünkü ‘‘barış’’ dediğiniz zaman ‘‘savaş’’ demiş oluyorsunuz. Ama savaş konsept olarak devletin terörle mücadele paradigmasına uymuyor. Siz eğer barış diyorsanız bir şekilde PKK'lılara yakın görülüyordunuz. Şu anda Muş'ta benim gördüğüm herkesin dilinde barış var, kardeşlik var ve bir heyecan var ama bir de kaygı var. Bu arada Ankara'da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sanki çok umrundaymış gibi kimsesizlerin kimsesi olmak... AKP öyle midir, değil midir? Erdoğan öyle midir, değil midir? Bu ayrı bir tartışma konusu. Ama benim bildiğim, tanıdığım Cemil Tugay'ın en az umurunda olduğu kişi İzmir'in yoksullarıdır. Onu ben çok iyi biliyorum. Hiçbir zaman böyle İzmir'in yoksullarının, kimsesizlerinin kimsesi olmaya talip bir belediye başkanı olmadı. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Zaten bundan sonra da İzmir'de kolay kolay etrafı koruma ordusu olmadan sokağa çıkabileceğini de sanmıyorum. Neyse, herkes kendi yoluna gitsin. Biz barışı, kardeşliği tesis etmek için çabalayıp duralım. Nasıl olsa birtakım insanlar, gerçekten bu ülkeyi dert edinen insanlar bu konuda bir şeyler yapmak istiyorlar.
Bugün ithaf yine geç kalmış bir şey. Popun kraliçesi Madonna'dan bahsedeyim. Aslında bahsedecek çok fazla bir şey yok. Benden 2 yaş mı, 3 yaş mı ne büyükmüş. O kadar olduğunu bilmiyordum açıkçası. Ve yanılmıyorsam 79 yılından beri popun en önde gelen ismi. Ben onu en çok Sean Penn'le evliliğinde şey yapmıştım. Birbirlerine çok yakışıyorlardı ama iki yıl mı ne sürmüş ayrılmışlar. Madonna hakkında çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Madonna deyip noktayı koymak da yeterli olabilir. Bu tür kişiler bizim ülkemizde de ona denk olarak Tarkan'ı söyleyebiliriz herhalde. Tabii ki Tarkan'la Madonna’nın kıyaslanması mümkün değil ama Türkiye standartlarında Tarkan'ı söyleyebiliriz. Madonna damgasını bastı. Filmlerde de oynadı. Hatta kendisi de film yönetti. Ben filmlerini açıkçası çok beğenmedim ama bazıları beğenmişler. Bence sadece şarkı söylese çok daha iyi olacak. Evet, Madonna’yla noktayı koyalım.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
08.10.2026 Muş'ta barış, kardeşlik ve süreç muhabbeti: Ya felah ya helak!
07.10.2026 Cemil Tugay milleti mi seçecek devleti mi?
06.10.2026 Cemil Tugay olayına İzmirliler nasıl bakıyor? | Dr. Serkan Turgut ile söyleşi
06.10.2026 Öcalan'a kim(ler) nasıl konuşmalı ve neleri sormalı?
05.10.2026 AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı