Murat Aksoy ile söyleşi: Mutlak butlandan beş ay sonra YENİ Parti ve CHP

23.10.2026 medyascope.tv

23 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. 21 Mayıs'ta butlan olayı yaşandı ve daha sonra CHP'den yeni bir parti çıktı. Adı da YENİ Parti. Aradan 155 gün geçmiş. Bu 155 günde bu iki parti arasındaki ilişkiler, dengeler, tartışmalar, kavgalar ve bugün geldiğimiz nokta ne? Evet, bunları gazeteci Murat Aksoy'la değerlendiriyoruz. Murat, merhaba.
Murat Aksoy: Merhabalar.

Ruşen Çakır: Sen salı günü Meclis’te hem CHP'nin hem YENİ Parti'nin grup toplantılarını yerinde izledin ve web sayfanızda bununla ilgili kapsamlı bir yazı yazdın; gözlemler ve karşılaştırmalar ve eleştiriler. Şimdi önce sen bu hareketlerin içindesin, eskiden CHP üyesiydin, sonra ayrıldın değil mi?
Murat Aksoy: Evet. 24 Mayıs'ta yani butlanı takip eden 3. günde yani o partiye girildiği gün, cumartesi miydi, pazar mıydı, 24'ünde istifa ettim.

Ruşen Çakır: YENİ Parti'ye üye oldun mu?
Murat Aksoy: Oldum.

Ruşen Çakır: Oldun. Yani o anlamda çok da tarafsız değilsin.
Murat Aksoy: Öyle sayılabilir. Evet, tabii ki.

Ruşen Çakır: Ama yine de senden olabildiğince tarafsız değerlendirme yapmanı isteyeceğim.
Murat Aksoy: Zaten ben de yazı yazarken de öyle yapmaya çalışıyorum. Davet edildiğim yerlerde de konuşurken de öyle yapıyorum. Çünkü bence, soruyu soramadın ama, içeriden yapılan eleştiriler çok daha değerli dışarıdan yapılandan. O yüzden kötü niyetli olmadığı sürece, ki benim asla öyle bir niyetim olmadı, dün izlediğim iki grup toplantısını da karşılaştırarak iki partiyi de eleştiren kendimce önerileri yazıp çizmeye devam ediyorum.

Ruşen Çakır: Peki şunu sorayım. Grup toplantılarına gelmeden önce salı günkü, şu anda 155 gün geçti. İnsanları tanıyorsun, milletvekillerini, belediye başkanlarını biliyorsun ve hâlâ sürekli birtakım istifa etti ya da ihraç edildi haberleri var. CHP ile YENİ Parti arasında ilişkiler tam anlamıyla koptu mu? Bunu sorarken sadece tavanı kastetmiyorum. Tabanı esas olarak kastediyorum.
Murat Aksoy: Bir kere bu kopuş sadece tavanda olur. Yani parti yöneticileri ve parti elitleri arasında bir kopuş olur. Ama ben tabanda böyle bir kopuş olduğunu düşünmüyorum. Ve bunu görene kadar da yani seçim sonucunu görene kadar da o farkı anlamayız. Çünkü YENİ Parti'nin şöyle bir özelliği var: YENİ Parti sadece CHP'den kopanlar değil, özellikle bunu gözlem olarak söylüyorum, toplumda siyasetin kenarında duran, siyasete girmeyen ama ülkenin gidişinden rahatsız olan insanlar da var. Ve YENİ Parti'nin aslında bu Özgür Özel'in grup toplantısında ifade ettiği 772.000 üyenin ben aşağı yukarı üçte birinin herhangi bir siyasi partiye ilk defa üye olup ilk defa aidat ödeyen insanlar olduğunu düşünüyorum. O açıdan kopuş şu anda benim görebildiğim kadarıyla parti düzeyinde, yani parti elitleri arasında bir kopuş var. Yoksa tabanda ben bir kopuş olacağını düşünmüyorum. Hatta seçimlere yaklaştığımız andan itibaren şu anda hâlâ CHP'de olup istifa etmeyen ya da CHP üyesi olanların ben orada daha stratejik davranarak CHP'den ziyade YENİ Parti'ye oy verebileceklerini de düşünüyorum. Bugün bunu söylemek için çok erken belki ama hani hep olur ya, ‘‘kazanamayacak partiye vermeyelim’’ gibi. Çünkü sonuçta bugünkü anketlerde Cumhuriyet Halk Partisi'ni en iyi gösteren anket 5 ya da 6, 7'nin üzerine çıkmıyor. Dolayısıyla böyle bir durumda bir diğer taraftaki parti 20'nin üzerinde ya da 25'in üzerinde, öbürü 5 ya da 6'ysa bence o 5'in içindeki şu anda insanların bir kısmı da YENİ Parti'ye oy verebilirler yani seçimde.

Ruşen Çakır: Peki tavanda tam anlamıyla bir kopuş var mı? Mesela şimdi en son Meclis’teki cenazede gördük. Özgür Özel elini uzatıyor ama suratına bakmıyor Kemal Kılıçdaroğlu'nun. Bir de Meclis grup odaları yan yanaymış, araya kordon çekmişler falan gibi böyle ilginç hikayeler anlatılıyor. Hakikaten böyle bir kanlı bıçaklılar mı?
Murat Aksoy: Yok hayır, onu söylemek mümkün değil yani. Çünkü şöyle bir şey; sen gün sayısı verdin, 155 gün önce, ona bir gün daha ekleyelim, 156 gün önce bu insanların hepsi aynı çatının altındaydı. Hepsi CHP'liydi. Mutlak butlan tehlikesi tırnak içinde hep vardı. Ama bu insanlar gene aynı çatının altında, aynı Meclis grubunda, aynı genel başkanı dinliyorlardı. Bütün belediye başkanları falan ortaktı. O yüzden öyle çok keskin bir kopuş, hele bu kopuşu böyle tırnak içinde düşmanlık ya da ötekileştirme üzerine inşa etmek ya da öyle olduğunu söylemek bence çok haksızlık olur iki taraf açısından da.

Ruşen Çakır: Peki grup toplantılarına gidelim. İki gün önce salı günü sen yerinde izledin ve ben de daha önce Kılıçdaroğlu'nun bir grup toplantısını, yaptığı ilk grup toplantısını izlemiştim butlandan sonra. Bayağı bir kalabalık vardı.
Murat Aksoy: Dün de öyleydi. Yani salı günü de öyleydi.

Ruşen Çakır: Evet. Salı günü de anladığım kadarıyla YENİ Parti'den daha kalabalıkmış.
Murat Aksoy: Evet. Daha kalabalıktı. Ya şöyle kıyaslayalım: Birisi saat 11.30'da başladı, öbürü aşağı yukarı 13.40 ya da 13.45'te başladı. İkisinin arasında hani biri boşaldı, sonra işte görevliler ya da danışmanlar geldi, vekillerin yerini tutmaya başladılar. Arka girişten insanlar gelmeye başladı. Ama şöyle bir şey var: İkisi arasında izleyici niteliği olarak sayısal olarak CHP ağırlıklıydı ve daha çok genç vardı; ama benim hissedebildiğim kadarıyla sanki böyle bir organize gelmiş bir gençlik vardı. Çünkü özellikle bütün sloganları, yani Kemal Bey A konusundan bahsederken onlar o konuyla ilgili olmayan çok bambaşka bir sloganla onu kesiyorlardı. Yani böyle bir şeylik vardı. Ama tabii gene de o partinin, yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin salonunun da dolu olması bir anlamda iyi bir şey. Ama benim görebildiğim, bunu da yazdım yazımda, Kemal Bey'in bu genel başkan olduktan sonra grup toplantıları, konuşmaları çok şey, nasıl diyelim, konu bütünlüğü yok. Yani böyle bir baştan aşağı yazılmış ya da gözden geçirilmiş değil. Konu başlıkları ile ilgili birer paragraf okuyor, sonra başka bir konuya geçiyor. Yani arada bir bağlantı...

Ruşen Çakır: Daldan dala atlıyor yani.
Murat Aksoy: Evet, arada bir bağlantı yok. Yani bu açıdan da onun ben zayıf olduğunu hissettim grup toplantısında. Ve benim anlayabildiğim kadarıyla, yazıda da yazdım, CHP için konuşursak onlar biraz daha herhalde bu seçim zamanı geldiği zaman herhalde CHP logosunun ya da CHP kurumsallığının gücüne güveniyorlar bütün bu süreçte, benim anladığım kadarıyla. Ama ona ne kadar güvenmek gerekiyor? Programın en başında söylediğim gibi ben o ilişkinin terse işleyeceğini ve CHP'deki insanların üye bile olsalar YENİ Parti'ye yöneleceklerini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Peki YENİ Parti grubunda ne gördüğünü bir de kıyaslayarak söylersen, bir kere daha az insan varmış.
Murat Aksoy: Daha az insan var ama bu dediğim gibi yani azlık zaten salon aynı olduğu için oransal olarak arkada ayakta, yanda ayakta duran insan sayısı biraz daha az. Çünkü oturanlar o açıdan sabit. Ama bence Özgür Özel'in hem konuşması hem artık giderek daha lider olması açısından da konuşmaları arasında, iki liderin konuşmaları arasında bir kere çok temel bir fark var. Yani onu net olarak ifade etmek lazım. İkincisi milletvekili sayısı açısından da büyük bir fark olduğunu söylemek lazım. Ama medyanın ilgisi Özgür Bey'e karşı, Kemal Bey'e daha yoğundu. Özellikle iktidara yakın medyanın televizyonları ya da muhabirleri birden fazlaydı. Onu da gözlemlemek mümkün. Onun dışında da bence asıl temel sorun iki partinin de gerçek siyasete dokunan bir şey söylememeleri.

Ruşen Çakır: Bu ne demek?
Murat Aksoy: Ya bu şu demek aslında. Şimdi grup toplantıları ile ilgili, benim o yazımda da yazdım, çok ilginç bir şeyim var. Hatta pardon yazıda yazmadım, günlüğüme yazdım. Ben cezaevine girmeden önce "Ya bu grup toplantıları niye yapılır?" diye kendi kendime sordum. Yani sonuçta geçen bir haftada ne yaptık? Kayseri'ye gittik, Trabzon'a gittik, Ahmet'i de gördük, açılış yaptık falan... Peki siyaseten bir şey söylüyor musunuz? Yani önümüze bir perspektif koyabiliyor musunuz? Hayır. Bunda bir şey yok. Yani sadece bir gündem için o parti işleyişinin bir parçası olmuş ve bu sadece CHP'ye yönelik değildi eskiden beri, bütün partiler öyle. Çünkü Özgür Bey'in konuşması devam ederken muhtemelen Özgür Bey'e sırtı dönük olarak da DEM Parti grubunda DEM Parti eş başkanları konuşuyorlardı vesaire ve bunlar aslında bir şey değil. O yüzden ben diyorum ki ‘‘ya bu grup toplantıları yasaklansın’’ yani, olmasa daha iyi. Fakat cezaevine girince grup toplantıları cezaevinde olan bir insan için, siyaseten de yaptığımız için bir umuttu. Adımızın geçecek olmasından tutun gazetecilerin anılması vesaire falan filan öyle bir şey var. Ama şimdi geldiğimiz noktada gene ben ilk noktadayım. Çünkü bunlar bize... Mesela bir toplantıyı ayırırsınız fon krizi ile ilgili, baştan aşağı ‘‘bakın bu oldu, bu oldu; bizim de önerimiz bu.’’ Somut bir şey, yani böyle 1 saat 15 dakikalık konuşma yerine 20 dakikalık konu bazlı bir konuşma olsa mesela yetkililerle beraber ya da o konunun uzmanlarıyla, siyasilerle olsa... O açıdan, yani siyasetsiz bir şey, sadece gündem üzerine söylev veriyorlar. Bir de tabii şöyle bir fonksiyonu var: Her hafta bu bütün partiler için önceden herhalde karar veriliyor; bir il ya da birden fazla ilin temsilcileri ya da il başkanları ya da ilçe başkanları ya da sıradan üyeler geliyorlar, öncesinde işte milletvekilinin odasına gidiyorlar, grup toplantısından sonra gidiyorlar genel başkanla 5 dakikalık fotoğraf çekiyorlar, çıkıyorlar. Bir de böyle bir fonksiyonu var grup toplantılarının. Bu yapılmasın anlamında söylemiyorum ama bence bir liderin önemli bir saatinin, yani özellikle toplantının... Toplantı bitiyor mesela akşam 6-7'ye kadar Özgür Özel'in odası dolu. Kemal Bey zamanında da öyleydi. Muhtemelen Kemal Bey'in odası da şu anda öncesinde ve sonrasında öyledir. Çünkü dışarıdan gelen, başka illerden gelen insanlar için o Meclis’e girmek, Meclis’i ziyaret etmek, grup toplantısına katılmak, genel başkanı canlı izlemek falan filan; bunlar da çok önemli şeyler. Bunu da kabul ediyorum ama bir taraftan da Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi ortamı falan düşündüğümüzde gerçekten bir taraftan da bunlar biraz zaman kaybı. Özellikle genel başkanların bu siyasi yoğunluk içinde böyle bir gününü birden bu işlere ayırmasını ben açıkçası çok kabul etmiyorum. Ama siyaset biraz da halkla ilişkiler işine indirgendiği için o açıdan siyaseti anlıyorum.

Ruşen Çakır: Peki şunu sorayım: Mesela Türkiye'nin şu andaki en önemli gündemi, tabii çok gündemimiz var da, fon krizi.
Murat Aksoy: Evet.

Ruşen Çakır: Ve iki lider de buna değindi bildiğim kadarıyla, değil mi?
Murat Aksoy: Evet.

Ruşen Çakır: Sen bu konuyu takip eden, merak eden ve bu partileri de bilen birisi olarak, bütün konuşmaları dinlemiş birisi olarak tatmin oldun mu fon krizi konusunda?
Murat Aksoy: Mesela Özgür Bey'inkinden daha tatmin oldum. Çünkü Özgür Bey ve ekibi hemen fon krizi çıkar çıkmaz 1. haftada ya da 10. günde bir yasa tasarısı hazırlayıp Meclis’e sundular ve Özgür Bey de o konuşmasında hem o yasa tasarısı ile ilgili bilgiler verdi hem de genel işleyiş hakkında. Fakat Kemal Bey'in konuşmasında fon meselesi sadece "görevden alın, herkes hesap versin, paralar ödensin". Şimdi arasında siyasetsizlik açısından böyle bir fark var. Ama orada da şunu ifade edeyim, yani bunu sen de yazmıştın ‘‘bu fon krizi konusunda YENİ Parti iyi bir sınav vermedi’’ diye. Şimdi ben de buna genel olarak katılıyorum. Ama sorun ne dersen şu; bu aslında sadece sizin için ya da senin için değil, bu konu hakkında YENİ Parti üzerine yorum yapanların da tırnak içinde bilmediği bir şey olduğu için haklı bir eleştiri yapıyorlar. Nedir o haklı eleştiri? Şimdi ben Özgür Bey'le aşağı yukarı bir ay önce bir söyleşi yaptım Ankara'da. Benden sonra partinin ekonomi grubu toplantıya katılacaktı. Çıktım, yani hepsini tanıyordum, 6 ya da 7 kişiydi. Ondan sonra fakat şunu fark ettim: Bu 6 kişiden ya da 7 kişiden 6'sı YENİ Parti'nin ekonomi kurmayı ama YENİ Parti üyesi değiller, CHP üyesiler.

Ruşen Çakır: Çünkü Parti Meclisi üyesi oldukları için orada bekliyorlar.
Murat Aksoy: Ya hem onun için hem de bir şey, hani mutlak butlan gelirse... Ki geçen hafta onlarla ilgili bir disiplin süreci başlatılmıştı, atıldılar. Bu süreçte ne oldu? Mesela şimdi herkes diyor ki; ya Kerim Rota vardı YENİ Partide, ama şimdi Kerim Rota televizyonlara katılıyor altında ‘‘ekonomist’’ yazıyor. Şükrü Karatepe, ‘‘akademisyen’’ yazıyor.

Ruşen Çakır: Yalçın Karatepe.
Murat Aksoy: Yalçın Karatepe. Şükrü Karatepe eski belediye başkanıydı.

Ruşen Çakır: Evet.
Murat Aksoy: Ondan sonra Güldem Atabay ‘‘ekonomist’’ yazıyor. Şimdi bunların hepsi yani Özgür Bey'in, yani YENİ Parti'nin ekonomi kurmayları ama fiili olarak geçen haftaya kadar CHP üyeleriydi ve çıktıkları zaman da şey... Bir de sadece o değil, Özgür Bey bu il gezilerine gittiği zaman bazı önemli illerde, yani sanayinin yoğun olduğu illerde Özgür Bey'in yanında bunlar iş insanları ile birlikte toplantılar yapıyorlar. Fiili olarak görünürde YENİ Partililer ama üyelikleri, şeyleri orada. Bu ciddi bir sorun. O yüzden o insanları toplum YENİ Parti'nin ekonomi kurmayı olarak tanıyamadılar. Umarız bundan sonra o kimliklerini kullanırlar ve o zaman da gerçekten uzmanlıklarının nereye ait olduğunu da toplum bilebilir. Yani bu açıdan böyle bu küçük nüanslar bana... Ben yazımda da yazdım. Şimdi Özgür Bey'e ben söyleşide de sordum, pek çok gazeteci sordu. "Biz yolumuza YENİ Parti'yle devam edeceğiz." Şimdi söylemde bu. Evet ama ben geride insan bırakmanın bir tarafta acaba "Kafamın arkasında da gözleri hâlâ CHP'de mi?" sorusunu kendi kendime soruyorum. Anlatabiliyor muyum? Yani o açıdan bizim artık bu kadar acı, bu kadar şey yaşarken artık biraz daha hem açık hem de daha böyle samimi bir pozisyon almamız gerekiyor. Yani butlanı iptal etsin, ne olacak? Butlanı iptal ederse sonuçta siz YENİ Parti'de devam edecekseniz bırakın CHP kim ne yapıyorsa yapsın yani. Şimdi Özgür Bey diyor ki "O tarihsellik, yağma olmasın" falan. Ya bırakın artık, siz orayı geçin. Orada yağma mı oluyor, partiyi kapatıyorlar mı, müze mi yapıyorlar; o sizin meseleniz değil artık yani. Bu açıdan da şunu söyleyeyim...

Ruşen Çakır: Hep aklı arkada diyorsun.
Murat Aksoy: Efendim.

Ruşen Çakır: Aklı arkada kalmış.
Murat Aksoy: Muhtemelen öyle. Yani ben öyle anlıyorum. Söylemde olmasa da zihinlerinin arkasında bu var. Ben hatta şunu da söyleyeyim: Bence şu anda toplum YENİ Parti'nin önünde ve toplum YENİ Parti'yi siyasete davet ediyor. Ve ne yazık ki ben yine gözlemleyebildiğim kadarıyla, hani ilçe seçimleri oldu, geçen hafta il başkanlığı seçimleri oldu; ben üye olarak gidip her ikisinde de oy kullandığımda, insanlarla konuştuğumda da şunu gördüm: Yani bu CHP'deki siyasi hastalıklar devam ediyor. Hâlâ küçük iktidar oyunları var. Hâlâ aynı... Tamam, ben seçiliyorum ama önüm... İşte bu hafta sonu gene seçim var, kurultay delegeleri belirlenecek. "3 tane benim adamımı yazın, 4 tane benim adamımı yazın." Şimdi bu siyaset şeyi devam ederse biraz önce söylediğim bu 772.000'in içinde tahminen söylediğim üçte birlik aşağı yukarı 200.000 insan da bu siyasete evet üye oldu ama siyaset yapamadığı andan itibaren de sırtını dönüp gidebilir. O zaman da bu YENİ Parti'ye yönelik bütün umutlar da tükenmiş olur.

Ruşen Çakır: Bu 770.000... Çok daha büyük bir beklenti yok muydu üye sayısı olarak?
Murat Aksoy: Vallahi vardı. Zaten ilk 500 binini ya da 573.000'ini ilk 4 haftada şey yaptılar. Parti de 21 Temmuz'da yanılmıyorsam kuruldu ya da 23 Temmuz'da. Demek ki bu temmuz sonu olsa ağustos sonu... Ağustos'tan itibaren de aşağı yukarı 2 ay geçti ya da 2,5 ay geçti. O süreçte de demek ki bir 200.000... Yani bir yavaşlama da var anladığım kadarıyla.

Ruşen Çakır: Evet. Peki CHP'yi biraz konuşalım. CHP muhalefet partisi mi?
Murat Aksoy: Ya tabii ki fiili olarak adı muhalefet partisi, yani muhalefet grubunda şu anda ama siyasi tercihlerinin ne olacağını Meclis’teki oylamalarda göreceğiz ve şu ana kadar da öyle bir oylamayı gördüğümüz bir durum çıkmadı. Çünkü Meclis daha yeni açıldı. Bunu o zaman göreceğiz. Ama şu var: Kemal Bey'in özellikle genel başkan olarak ilk Parti Meclisi’nde bayramlaşma konuşması yaptığında, o konuşmada aşağı yukarı 45 ya da 50 dakika konuştu ve o da Osmanlı'ya bir anlamda bizim Yeni Osmanlıcılık diye eleştirdiğimiz politikaya referans vererek "Biz büyüyeceksek işte Orta Doğu'da falan büyümeliyiz" dedi. Yani o bir anlamda ne oldu? Dedik ki, ‘‘iktidarla aynı dış politika hattında, orada’’ dedik yani. Ki bu süreçte de yaptığı konuşmalarda da benzer izler var.

Ruşen Çakır: Yani herhalde Cumhur İttifakı'nın parçası olmayacaktır. Ama şöyle bir husus da var: Şu haliyle bakıldığı zaman CHP'nin önümüzde yapılacak olan seçimde barajı geçmeme ihtimali çok yüksek.
Murat Aksoy: Aynen.

Ruşen Çakır: Birileriyle ittifak yapması gerekecek. Nasıl bir formül bulabilirler? Sorsan tabii ki kesinlikle baraj sorunu olmadıklarını söylüyorlardır. Ama sen ne beklersin? Nasıl bir hamle beklersin?
Murat Aksoy: Vallahi herhalde burada onlara tırnak içinde yakın duran DSP gibi bir parti var, Cumhur İttifakı'nın içinde. Onlar gibi dışarıdan partilerle ittifak kurup... Yoksa açıktan AKP ile bir iktidar ya da böyle bir ortaklık kurulacağını ben çok düşünmüyorum açıkçası. Öyle bir şey olursa da zaten o hani en başında söylediğimiz senaryo çok daha hızlı bir biçimde gerçekleşir.

Ruşen Çakır: Peki YENİ Parti... Mesela çarşamba akşamı Halk TV'nin önünde bir protesto örgütledi YENİ Parti. Yani böyle bir protestoyu YENİ Parti'nin yapması doğru bir fikir miydi, ayrı bir tartışma konusu. Ama bir diğer husus da çok da başarılı olduğunu açıkçası sanmıyorum. Yani kalabalık anlamında en azından.
Murat Aksoy: Ama kalabalık olmaması tabii YENİ Parti'nin, tırnak içinde, bir eksiği sayılabileceği kadar bence burada temel sorun toplumun kendisinde. Çünkü hep şunu söylüyoruz yani değil mi? Ben şöyle eleştiriyorum tabii toplumu da yazılarımda da vesaire: Bu toplum, bizim Türkiye toplumu, özellikle bizim içinde olduğumuz laik kesim; özgürlüğümüzün biz içine doğduk. Ve onun için hiçbir bedel ödemedik. Bak bu bedelden kastım da şu: Yani kimse hapse girsin falan filan değil ama bu bedel ödeme siyasetin içinde olmak, siyasete katılmak. Yani sadece tweet atarak ya da atılan bir tweet'i RT ederek ya da YouTube kanallarına sadece üye olarak, yani pasif izleyici olarak olmuyor bu bedel ödeme. Yani biraz daha işin içinde olmak. Çünkü hep söylüyorum, insanlar içinde oldukları siyaseti değiştirebilirler. Yoksa siyaset sadece siyasetin içinde olanların kazandığı bir oyun. Bakın Türkiye kaybetse de siyaset siyasetin içinde kazananların olduğu bir oyun. O kadar. Eğer biz bu oyunu daha toplumsal alana yaymak istiyorsak gidip siyasetin parçası olacağız. Ama biraz önce ne dedim? Dedim ki ilçe başkanları, il başkanlıkları seçimleri oldu ve orada CHP'den kalan, tırnak içindeki, eski hastalıklar sürüyor. Özgür Bey'in, ben yazımda da ifade ettim, yeni siyaset diye tariflediği mesele çok çok iyi ama o hareketlerin, o oylamanın dayandığı bir zihniyet ve ideolojik şeyi ortaya koymadığınız zaman o bir siyasi pratik olarak kalır ve siyasi karşılığı olmaz. Şimdi şu soru var: Niye üyeler karar veriyor? Yani bunun karşılığında sizin çıkıp "çünkü" deyip bir ideolojik hat kurmanız lazım. Bir zihniyet koymanız lazım. O olmadığı zaman o sadece o tekil olaya... Şimdi soru şu: Tamam, genel başkanı da seçiyor ama belediye başkanlarını seçebilecek mi? Parti Meclisi üyelerini seçebilecek mi? Bunlarla ilgili tüzükte de bir şey yok, şu anki tüzükte. Böyle olduğu zaman ne oluyor şimdi? Evet, bir program var ama o program CHP'nin geçen yıl yaptığı olağanüstü kurultayda değişen programdan alınmış, biraz daha kısaltılmış bir hali. Ve orada o programı okuduğunuz zaman tamam olumlu şeyler var ama bir bütün olarak ideolojik bir dayanağı yok yani. Hani bu parti merkezde midir, solda mıdır, sağda mıdır, sosyal demokrat mıdır? Şimdi bunların belki çok önemsiz ve lüks olduğunu zannediyoruz, bu kadar mesele varken siyasi pozisyon... Ama sizin savunacağınız bütün politikaların dayandığı bir paradigma olması lazım, yani bir hat olması lazım. Öbür türlü çok pragmatik olarak, evet fon meselesi oldu böyle çözelim, kamulaştıracağız böyle çözelim... Ama o hepsinin dayandığı bir ortak ideolojik hat olmadığı zaman, bir zihniyet olmadığı zaman o zaman hiçbir şey yapamazsınız. O yüzden önümüzdeki ayın 14-15 Kasım'da sanıyorum ilk olağan kurultay olacak. Umarım o tarihe kadar iyi bir program, iyi bir şey hazırlanır. Katılımcı bir yönetimler oluşturulur. Çünkü bütün mesele şu, şöyle bir şey; Özgür Bey bunu kapsayıcılık olarak tanımlıyor. Şimdi şunu kabul edebiliyorum: İl başkanlarının 81'den 74'ü YENİ Parti ile hareket etti. İlçe başkanlarının büyük kısmı YENİ Parti. Tamam, onların kurucu il başkanı ya da ilçe başkanları olması kabul edilebilir, hakları da var vazgeçtikleri için. Ama oluşturacakları yönetim kurullarının olabildiği ölçüde o ilin, o ilçenin demografisine de uygun olması gerekiyor. İşte bu da bir zihniyet değişimi olmadan da kolay değil. Çünkü bizim laik kesim, itiraf edelim ki böyle sakallı birine, hâlâ başörtülü birine "Bunlar aşıldı" dense bile ama siyaset yapmaya geldiği zaman, yani geleceği birlikte kurma noktasına gelince ben o kadar böyle aşıldığını çok zannetmiyorum. O yüzden de YENİ Parti'nin en büyük sorunu yeni olma konusunda. Yani sadece adının yeni olması, adının toplum tarafında verilmesi değil; o siyaset yapma tarzının baştan aşağı hem ideolojik hem de zihniyet olarak da yenilenmesi gerekiyor. Ve bu bugüne kadar başarıldı mı dersen ben başarıldığını söyleyemem.

Ruşen Çakır: Peki son olarak, geçen haftaya damgayı Ekrem İmamoğlu'nun savunması vurdu. Çarşamba günü başladı, cumartesi öğlene kadar 4 günlük bir savunma. Ben üç gününü yerinde izledim ama hepsini de okudum ve hâlâ şeye çok emin değilim. YENİ Parti'nin bunu... Yani sahipleniyorlar tabii ki de. Yani o savunmada bayağı bir perspektif vardı.
Murat Aksoy: Ben yazımda da onu yazdım zaten. Yani o 189 sayfalık PDF hali... Evet, 189 sayfa. Özellikle cuma ve cumartesi günkü bölümlerine sadece baktığımız zaman bu partinin tabii ki bunları tartışabiliriz, bunları geliştirebiliriz ama temel şey de aslında, Ekrem Bey hep diyor ya "İçeride çalışıyorum", arkadaşları da söylüyor bunu; gerçekten çalışıyor ve o savunmasındaki özellikle son iki gün ortaya koyduğu genel perspektif benim söylediğim o siyaset yapma zihniyetini ortaya koyuyor. Bunun üzerine inşa edilebilir, bu değiştirilebilir, tartışılabilir ama YENİ Parti'de olmayan şey bu. Çünkü soru şu, yani ben şunu eleştiriyorum hep: Bizim yeni arayışta, bu parti daha kurulmamıştı, partinin içinde entelektüel olarak bildiğim, eli kalem tutan olarak bildiğim insanları aradım, "Ya hocam böyle böyle bir dizi yapalım. Bu YENİ Parti kurulacak, ne olacak? Nasıl bir şey?" Hocam hiç kimse yazı yazmadı ya.

Ruşen Çakır: Belki seni beğenmemişlerdir.
Murat Aksoy: Ha bilmiyorum. Hayır, bana yazmasınlar yani. Başka yerlere... Yani inan, o 21 Mayıs'tan bugüne kadar parti içinden partinin nasıl olması gerektiğine yönelik yazılmış yazı sayısı ya 4'tür ya 5'tir ama 10 değildir yani. Anlatabiliyor muyum? Hep diyorlar ya AK Parti... Evet, AK Parti bir kadro hareketiydi ama en temelinde de beğenelim beğenmeyelim bir fikir hareketiydi. Özellikle o 28 Şubat'la beraber başka bir siyaset tarzı, başka bir toplum okuması vardı parti içinde ve onlar ayrıldılar ‘‘yenilikçi’’ diye. Sen daha yakından takip ettin. Fazilet Partisi'nde Abdullah Gül başkanlığında seçime girdiler, kaybettiler ve o parti kapatılınca yeni bir parti kurdular. Ama hep söylüyorum; Ömer Çelik'in parti kurulmadan önceki 2001'deki Mayıs'la Temmuz sonuna kadar olan 8 ya da 9 yazısını okuduğunuz zaman, Yeni Şafak'ta o zaman, kurulmakta olan partinin nasıl bir parti olduğunu tarif etti. Yani dış politikada nerede duruyor, ekonomiye nasıl bakıyor ve dış politikaya nasıl bakıyor vesaire. Şimdi laf lafı açıyor. Mesela ben önceki gün de bir yazı yazdım, "İktidar dış politikada başarılı mı?" diye. Şimdi bir sürü şey yapıyor ve bunu hani şey gibi... ‘‘Evet, şurayı doğru yapıyor, burayı yanlış yapıyor’’ falan diye de bir kapsayıcı bir şey yok. Yani iktidar risk alıyor. Bu riski taşıyacak ekonomik gücü yok. Ama hep diyor ya "Biz oyun kurucuyuz." Evet, oyun kurucu ama sahip olduğu oyun bozucu gücüyle bir oyun kurucu. Sahip oldukları özellikle ekonomik açıdan zaafla oyun kurucu olma şansı yok ama sahip olduğu bu kültürel hegemonya üzerinden, yani çevre ülkelerde bir oyun bozucu ve şu anda da özellikle kamuoyunda ‘‘İktidarı ne taşıyor?’’ derseniz dış politikadaki hamleleri taşıyor.

Ruşen Çakır: Peki 155 günü nasıl özetlersin?
Murat Aksoy: İki ayrı parti var ve iki parti de siyaset yapmıyor.

Ruşen Çakır: Teşekkürler Murat.
Murat Aksoy: Ben teşekkür ediyorum.

Ruşen Çakır: Evet, mutlak butlandan 5 ay sonra YENİ Parti'nin ve CHP'nin durumunu gazeteci Murat Aksoy'la değerlendirdik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
30.10.2026 Müsavat Dervişoğlu Devlet Bahçeli'nin koluna girince kıyamet koptu
29.10.2026 "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor"muş!
28.10.2026 Doç. Vahap Coşkun ile söyleşi: Çözüm süreci niçin sessizliğe gömüldü?
28.10.2026 CHP muhalif bir parti mi?
27.10.2026 Oktay Saral için üzülmeli miyiz?
26.10.2026 Lula'nın seçim zaferini Brezilya'da yaşayan siyaset bilimci Karabekir Akkoyunlu yorumluyor
26.10.2026 İstanbul Barosu seçimleri bize neler söylüyor?
25.10.2026 Basın özgürlüğü yolunda yepyeni bir başlangıç
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı