Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?

31.10.2026 medyascope.tv

31 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.
Sonunda beni de Azerbaycan uzmanı yapacaklar. Aslında böyle bir şeye niyetim yoktu fakat başörtüsü krizi yaşandığı zaman Azerbaycan'da, bu Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde de bir krize yol açtı. Ben de 22 Ekim'den itibaren bu konuyu takip etmeye çalışıyorum ama önce, Azerbaycan meselesine gelmeden önce dünkü yayınla ilgili bir fikri takip yapalım. Dün biliyorsunuz Azerbaycan'la başladım kısaca ama Müsavat Dervişoğlu'nun Devlet Bahçeli'nin koluna girmesinin yarattığı krize değinmiştim. Şimdi tersi oluyor. Ondan kısaca bahsedelim, sonra Azerbaycan'la devam edelim. Öncelikle şunu söylemek lazım, Müsavat Dervişoğlu dün çıktı ve yaptığının doğru olduğunu söyledi, bir yanlış yapmadığını söyledi. Onu bir dinleyelim, sonra devam edelim:

Müsavat Dervişoğlu: Benim birinin koluna girmem değil mesele. Anıtkabir'den inerken ben bu zamana kadar çok kişinin koluna girdim. Koluna girdiğim kişi Devlet Bahçeli olduğu için bütün bu tartışmalar yaşanıyor. Dolayısıyla Sayın Devlet Bahçeli üzerinden ona duyulan kinin ve nefretin cisme büründürülmesi için insani davranışımın sorgulamaya açık tutulmasını yadırgıyorum ve böyle bir ortamın içerisinde bulunduğumuz için de milletim adına üzülüyorum. Ben mücadelemden de vazgeçmem ama bir mücadele sürdürüyorken karakterimden de asla ve kata taviz vermem. Beni tanıyanlar bu özelliğimle bilirler. Biliyorsunuz mücadelemizi de nasıl sürdürdük, kamuoyu da bunun şahididir. Devlet Bey'le fikirlerinden kaynaklı bir husumeti olanlar var ise şayet, bu husumeti kendileri üzerinden ete kemiğe büründürsünler.

Evet, böyle dedi ama şunu da vurgulamak lazım, parti içerisinden gelen bir tepki vardı. Doktor Erhan Usta, partinin kurmaylarından, "Ben bunu kabul etmiyorum." demişti ve dün tekrar uzun bir açıklamayla durduğu yerde kıpırdamadığını söyledi fakat partiyi de bırakmayacağını söyledi. Bu notları düşelim. Bu olay İYİ Parti'yi zorlamaya devam edecek belli ki. Daha çok akıllara gelecek ya da en ufak bir meselede o fotoğraf, o kola girme meselesi birileri tarafından hatırlatılacak.
Neyse, Azerbaycan ile Türkiye arasında kriz. Ne oldu? Dün Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. zirvesi başladı. Kim yoktu? Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev yoktu. Yerine Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov'u yollamıştı. Çok yoğun olduğu için diye açıklama yapılmıştı ama yoğunluk gerekçesi çok basit, kolaylıkla ertelenebilecek, katılmasa da olabileceği faaliyetler. Bu açık açık bir cevaptı. Bir iddiaya göre Deniz Zeyrek bunu aktardı, Azerbaycan yetkililerine dayanarak. Yakın zamanda Azerbaycan'da bir zirve olmuştu, Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın 7. zirvesi. Oraya Erdoğan gitmemişti, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı yollamıştı. Zeyrek'in aktardığına göre bu olay bunun misillemesi. Ama sadece bundan ibaret değil. Bu arada şunu da bir görelim. Dünkü zirvede Ceyhun Bayramov ile Erdoğan'ın bir fotoğrafı. Sinan Burhan, iktidar yanlısı gazetecilerin önde gelenlerinden, "Bakın nasıl bir samimiyet içindeler. Kimse aramızı bozamaz." diyor. "Aramızı bozamaz" diyor ama ara bir şekilde bozuldu. Kopmadı ama bozuldu.
Neden bozuldu? Görünüşteki neden şu. Azerbaycan'da başörtüsü okullarda yasaklandı, tedbirler alındı. Aileler, babalar, annelerden gözaltına alınanlar, hatta tutuklananlar olduğu söyleniyor ve Türkiye'de buna yönelik birtakım tepkiler oldu. Normalde Türkiye'de beklenenin çok altında bir tepki oldu. Bunu ilk yayında da söylemiştim. Normalde AK Parti iktidarının en temel meşruiyet alanlarından birisi, belki de birincisi, 28 Şubat sürecindeki başörtüsü yasağı iken, hâlâ bugün her vesileyle başörtüsü yasağına gönderme yapılırken yanı başındaki kardeş ülkede başörtüsü yasağına karşı çok daha güçlü tepki olması gerekirdi. Bence cılız tepkiler geldi ama bunu bile Bakü yönetimi kabullenemedi. Şunu özellikle vurgulamak lazım; siyasi iktidarı temsil eden kimseden bu konuda bir çıkış görmedik. Hatta tam tersine başta AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik olmak üzere daha sonra Binali Yıldırım bu konuda itiraz edenleri, uyarı yapanları ya da eleştirenleri uyaran çıkışlar yaptılar. Bir istisna vardı. O da Cumhurbaşkanı başdanışmanı Oktay Saral. Onun da ipini çektiler biliyorsunuz. Onu da bir başka yayında dile getirmiştik.
Bu yetmedi mi? Yetmemiş. Gelen bilgilere göre birtakım daha somut adımlar atılması isteniyor ve bu arada tabii ki Azerbaycan'da birtakım resmî ya da yarı resmî yayın organlarında çok sayıda bununla ilgili haber analiz çıkıyor. Onları takip ettim. İşte bu saatten sonra Azerbaycan uzmanı olmak da böyle bir şey. Orada şunu söylüyorlar açıkçası, doğrudan söyleyenler var; Bakü yönetimi birtakım sosyal medya hesaplarının kapatılmasını istemiş ama olmamış. Şimdi Türkiye şöyle bir ülke değil; “Biz demokratik, düşünce özgürlüğüne sadık bir ülkeyiz, saygılı bir ülkeyiz. Öyle sosyal medya hesabı kapatmayız” diyecek hâli yok. Günde bilmem kaç yüz tane hesabı, özellikle son fon krizinde de gördük, kapatılan bir ülke Türkiye ve Azerbaycanlılar da bunu çok iyi biliyorlar.
Niye kapatılmadı? Niye bir iki kişi dışında sorgulanan olmadı? Onlar da Hizb-ut Tahrir üyeleri, ki Hizb-ut Tahrir Erdoğan iktidarı için gözden çıkarılabilecek bir yapı, çok da iktidara yakın falan olmayan bir yapı. Yeterince aktif davranılmadığını söylüyorlar. Tamam, evet ama bu bütün bunlara yol açacak kadar önemli bir sorun mu? Galiba öyle diyeceğim ama birtakım şerhler düşeceğim. Şundan galiba öyle. Mesela bir Azerbaycanlı iktidara yakın birisi şöyle söylüyor: "Biz İran'dan beklerdik böyle şeyleri ama Türkiye çıktı." Ve Türkiye'den hareketle birtakım Arap ülkelerinde de birtakım protestolar olmuş, işte sosyal medyada ya da medyada. Türkiye'den bunu beklemiyorlarmış, iç işlerine karışma olarak görüyorlar ve bunu bir anlamda dinci radikalizm, öyle tanımlıyorlar, radikal dincilik ya da neyse, ona destek olarak görüyorlar ki zaten Erdoğan iktidarının da bunlara yakın olduğunu düşünüyorlar. Yine de ben bunların çok ciddi bir şekilde bütün bu krize yol açmaya yetecek kadar hayati olduğunu düşünmüyorum.
Tabii ki önemli Azerbaycan için ama bir başka husus var, o da şu: Karabağ'ın Azerbaycan tarafından alındığı günleri hatırlayın. O günlerde Türkiye'de öyle bir imaj yaratıldı ki “Ankara bir şekilde, örtülü bir şekilde bu olaya dahil olduğu için Azerbaycan bunu yapabildi, bu zafere ulaşabildi” gibi bir hava yaratıldı. Buna izin verildi en azından ve daha başörtüsü krizinin öncesinde Bakü'den isim vermeden "Biz ne yaptıysak kendi imkânlarımızla yaptık, kendi paramızla, kendi silahımızla yaptık." gibi açıklamalar gelmişti. Bunu bir yere not etmek gerektiği kanısındayım. Bir diğer olay da tabii ki İsrail faktörü. Bunun ne kadar önemli olduğu konusunda çok spekülasyon var. Birbirine zıt yorumlar gördüm. Kimisi diyor ki, “Olayın İsrail'le hiçbir alakası yok,” kimisi de diyor ki, "Hayır, bunu yaparak Bakü İsrail'e daha fazla yanaşmak istiyor, yaklaşmak istiyor." Ama zaten İsrail'e Bakü'nün, Azerbaycan'ın daha fazla yaklaşması diye bir şey söz konusu olamaz çünkü daha ne olsun? Şu anda herhalde İsrail'in bölgede, yakın coğrafyada en iyi ilişkisi olan ülke Azerbaycan. İsrail'in bölgede bakmak istiyor ama zaten İsrail'e Bakü'nün, Azerbaycan'ın daha fazla yaklaşması diye bir şey söz konusu olamaz. Çünkü şu anda herhalde İsrail'in bölgede, yakın coğrafyada en iyi ilişkisi olan ülke Azerbaycan. Bunu biliyoruz. Bunu en iyi Türkiye biliyor ve Türkiye, Ankara bu konuda ağzını açmıyor. Şu ana kadar herhangi bir şekilde Azerbaycan-İsrail ilişkilerinin, göstere göstere olan ilişkilerin çok açık bir şekilde eleştirildiğine iktidar çevreleri tarafından tanık olmadım. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Mesela Hakan Fidan’ın gittiği o zirvede, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog konuşmacıydı, davetliydi ve konuşma yaptığı zaman Hakan Fidan ve bir grup ülke temsilcisi salonu terk ettiler. Ama böyle bir toplantıya, ezici bir çoğunluğu Müslüman ülkelerden olan bu toplantıya Azerbaycan pekâlâ İsrail'in en üst düzeyde isimlerini çağırabiliyor ve bundan hiçbir şekilde rahatsızlık duymuyor. Onu özellikle vurgulamak lazım. Benim gördüğüm, bu süre içerisinde gördüğüm çok önemli bir husus da şu. Evet, “tek millet, iki devlet” diye bir söz var. Türkiye'de bu çok kullanılıyor. Azerbaycan'da da kullanıldığını duyuyoruz. Ama burada Azerbaycan'da sanki şöyle bir rahatsızlık var. Hani tek millet, iki devlet yani kardeş ülkeler; ama Ankara'nın, Türkiye'nin bir tür abi gibi davranmasından duyulan rahatsızlık olduğunu görüyorum. Bunu değişik şekillerde dile getiriyorlar ve Türkiye'nin bu şekilde kendilerini kontrol ediyormuş gibi davranmasından rahatsızlıklarını dile getiriyorlar.
Şunu özellikle vurgulamak lazım: Ne Türkiye ne Azerbaycan demokratik ülkeler değil, ikisinde de otoriter rejimler var. Yani hiçbirisi bir diğerini antidemokratik birtakım uygulamalar nedeniyle eleştirebilecek durumda değil, eleştirme hakkına sahip değil. Onu özellikle vurgulamak lazım. Zaten Azerbaycan'dan Ankara'ya gelen tepkilerin büyük bir kısmı mealen şöyle: "Siz her istediğinizi yapıyorsunuz zaten, niye bizim taleplerimizi yerine getirmiyorsunuz?" Yani özellikle başörtüsü meselesinde az da olsa sesini çıkaranların seslerinin de bastırılması talebi. Ve sonuçta ne oldu? Çok az insan bunu gündeme getirdi, Azerbaycan'daki başörtüsü yasağını. Ama krizle beraber bu daha fazla gündeme geldi ve sonuçta benim gördüğüm, dışarıdan bakan birisi olarak gördüğüm, her iki tarafın da kaybettiği bir kriz yaşanıyor.
Bu kriz nasıl düzelir? İşte demin ki Sinan Burhan'ın tweetinde olduğu gibi, Dışişleri Bakanı ile sıcak, samimi fotoğraf vermekle olmaz. Özellikle iki ülkenin başkanlarının, devlet başkanlarının, yani Aliyev ile Erdoğan'ın bir şekilde — daha önce bu kriz sırasında telefonla görüştüklerini biliyoruz — yan yana fotoğraf vermeleri. Muhtemelen özellikle Ankara tarafından bu tür bir buluşma için çalışmalar yapılıyordur. Eğer gelmiş olsaydı Aliyev Ankara'ya, o zaman zaten o fotoğraf verilecekti. Dışişleri Bakanı ile verilen fotoğrafın daha samimisini Aliyev ile Erdoğan verecekti ve “işte ortada kriz yok” denecekti. Şu hâliyle bakıldığı zaman Aliyev gelmeyerek krizin varlığını göstermek ve bundan rahatsızlık duymadığını ilan etmek istedi. Başarılı oldu. Ama tekrar söylüyorum, iki tarafın da kaybettiği ve bu vesileyle benim de Azerbaycan konusunda hiç bilmediğim birçok şeyi öğrenmeme vesile oldu bu kriz diyorum, noktayı koyuyorum.
Ve bugünün ithafı Azerbaycanlı olmasa da hayatının bir bölümünü Bakü'de gazeteci olarak geçirmiş, İslam dünyasının 20. yüzyılda karşılaştığı en ilginç simalardan birisinden bahsetmek istiyorum: Mirsaid Sultangaliyev. Başkurdistan doğumlu, 1892 doğumlu bir Tatar Sultangaliyev. Benim açıkçası hayatta, gazetecilik hayatımdaki en büyük, nelerden diyebilirim, yani yapmadığıma pişman olduğum bir şeydir. Sultangaliyev'i çok duydum, okudum hakkında şeyler. Bir ara onun üzerine yoğunlaşmak istedim ama sonra araya başka işler girdi, heder oldu, yapamadım. Neden bununla ilgilenmek istedim? Çünkü İslami hareketler üzerine çalışan solcu bir gazeteci olarak Müslümanların içerisinden çıkmış bir komünist, Bolşevik ama sonra sorunlar yaşıyor ve rejim tarafından, Sovyet rejimi tarafından tutuklanıyor. Bir dönem Sovyetler Birliği'nin ya da Rusya'nın tüm Müslümanlarının genç yaşta en yüksek temsilcisi olmuş birisinden bahsediyoruz. Ama bir yerde ulusların kaderlerini tayin hakkı olarak tanımlanan o ilkeyi – ki Rus devriminin ardından, Bolşevik devriminin ardından bu sürekli gündeme getirilirdi – Rusya'nın ya da Sovyetler Birliği içerisindeki Müslüman, çoğu Türk halklar için de istemiş. En azından bir tür özerklik talep ediyor ve bu yüzden de başına bir şeyler geliyor.
Ben ilk duyduğumda Sultangaliyev İslam ile komünizmi bağdaştıran birisi gibi anlatılmıştı. Ama zamanla bunun birebir aynı olmadığını gördüm. Hâlâ kendisi hakkında çok derin bilgiye sahip değilim ama onun yaşadığı dönemde bir dönem Müslüman Kızıl Ordu'nun başında, özellikle iç savaşta çok etkili oluyor. Özellikle Müslüman halkların devrime, Bolşevik devrime bağlılığını sağlamak ve Bolşevizmin esaslarına göre eğitimini sağlamak, Müslüman öğretmenler, Müslüman subaylar ama aynı zamanda Bolşevik subaylar yetiştirme konusunda çabaları, çalışmaları ve devlet tarafından, Sovyet devleti tarafından görevlendirilmiş birisinden bahsediyoruz. Ama 47 yaşında hayatını kaybetti. İddia o ki kurşuna dizildi. Buna çok emin değilim. Benden daha iyi bilen Sultangaliyev uzmanları herhalde bunun cevabını verecektir. Ama kurşuna dizilmiş olması beni hiç şaşırtmayacak ilginç bir kişilik. İslam dünyasında sol ve Müslümanlık ve aynı zamanda tabii orada çok iç içe geçmiş Türklük, hepsini birlikte yaşayan, öne çıkmış az sayıdaki isimden birisi Sultangaliyev. Kendisini saygıyla anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
28.10.2026 Doç. Vahap Coşkun ile söyleşi: Çözüm süreci niçin sessizliğe gömüldü?
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
22.10.2026 Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?
21.10.2026 Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara’da
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
20.10.2026 İslamcı entelektüelin bir kayyum olarak portresi
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı