Basın özgürlüğü yolunda yepyeni bir başlangıç

25.10.2026 medyascope.tv

25 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
Dün Kadıköy'deydik gazeteciler olarak ama sadece gazeteciler değil halktan da epey sayıda insan, siyasetçiler de vardı, belediye başkanları da vardı. Ama esas olarak gazeteciler olarak basın özgürlüğü konusunda sokağa çıktık. Öyle söyleyelim. Ama sadece biz değildik. Türkiye'de toplam 10 ilde gazeteci örgütlerinin inisiyatifiyle sokakta buluşuldu. Yasal gösteriler yapıldı. Ben dünkü yayında bunun öncesinde çok karamsar bir tablo çizdim. Hatta oraya yayını izleyip gelmiş olanlar da bana bunu hatırlattılar ve açıkçası bir şaşırdım. Benim karamsarlığımı tekzip edecek bir kalabalık ve ilgi vardı dün Kadıköy'de. Önce Bahariye'de Boğa’nın önünde toplanıldı. Ben biraz erken gittim. Az insan vardı, yıllardır görmediğim meslektaşlarımı gördüm. Muhabbetler oldu ve sonra yürüyüş başladı. Önlerden bir yerden yürümeye başladık ve ben hâlâ yapmış olduğum yayının da etkisiyle herhalde bunun çok da başarılı olmayacağı gibi bir ön yargıyla yürüyüşe katıldım. Ve sonra Faruk'la muhabbet ederken — Faruk Eren çok eski arkadaşım, şu anda İlke TV'de çalışıyor, onunla ta geçmişte sol hareketlerde de birlikteliğimiz var — bana dedi ki, ‘‘Ya Ruşen bayağı insan var.’’ dedi, ‘‘Hadi ya!’’ dedim ben ve çıktım geriye doğru yürümeye başladım ve gerçekten beni utandıracak ve mutlu edecek şekilde bir kalabalıkla karşılaştım. Kalabalık olmasının ötesinde şöyle bir şey vardı. Siyasetçileri görüyordum ama gerek en önde, şu anda en önünü görüyorsunuz, burada basın örgütü yöneticileri var, gazeteciler var. Siyasetçiler daha arkada kaldı. Konuşmaları basın örgütü yöneticileri, sendika başkanı ve diğer arkadaşlar yaptılar. Olaya damgayı esas olarak gazeteciler bastı. Tahmin ediyorum Türkiye'nin değişik yerlerinde yapılan yerlerde de öyle olmuştur.
Bunu şundan söylüyorum, dünkü yayında da bahsettim; çarşamba günü Halk TV önünde yapılan YENİ Parti eyleminin çok da başarılı olmadığı yönünde özellikle gazetecilerden eleştiriler geldi ve YENİ Partililerin bir kısmı da bundan rahatsız olmuştu. Oradaki tartışmada şu husus çok önemliydi: Bu olay, basın özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren bir olayda meselâ Halk TV çalışanlarının o olayda ne kadar yeri vardı tartışmasıydı. İşte bu gösteriler bu olayı bitirdi. Tıpkı yıllar önce Ergenekon-Balyoz sürecinde Oda TV davasında Ahmet Şık, Nedim Şener olayında olduğu gibi bir şeye tanık olduk biz. Gazetecilerin sorunlarını gazeteciler sokağa taşıyorlar. O tarihte bayağı etkili olmuştu o şeyler — her ne kadar yıllar sonra Nedim Şener orada kendisine destek veren kişileri sattıysa da, onu bir not olarak düşelim — çok güzel bir deneyim olmuştu ve şimdi bu dünkü olay bana bunu hatırlattı. Demin diyordum, geriye doğru gidiyorum ve geriye doğru giderken birden karşıma Müge çıktı. Müge İplikçi yani eşim. Evden çıkarken ben tek çıktım. Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyordum ve benim için çok sürpriz oldu. Elinde ‘‘Gazetecilik suç değildir’’ pankartıyla, göstermeye çalışıyorum ama tam beceremiyorum herhalde. Neyse. Ve sonra Müge ile konuştuğumuzda, bu yayının başlığını da ona borçluyum, bana şunu söyledi. Esenyurt Belediyesi'ne ilk kayyım atandığında – ki 30 Ekim'di diye hatırlıyorum, 30 Ekim 2024 ilk olay – oraya gitmişti Müge ve çok az bir kalabalıkla karşılaşmıştı ve bayağı da morali bozulmuştu tabii. Ama sonra 19 Mart'la birlikte bambaşka bir şey olmuştu. Şimdi onun söylediğine göre bu yepyeni bir başlangıç. Bence de öyle.
Burada önemli olan husus şu: Gazetecilerin sorunları siyasi iktidar, siyasi partiler ve medya sahipleri arasında çözülebilecek bir sorun değil. Yani YENİ Parti’nin meselâ ya da başka bir muhalefet partisinin Halk TV konusundaki muhatabı Halk TV'nin patronu değil. Olamaz. O da olabilir belki ama esas olarak orada sayısının 200'e yakın olduğu söylenen çalışanlardır. Onu özellikle vurgulamak lazım. Yani siyasi iktidar bunu çok seviyor. Ne yaptı? Yıllarca medyadan şikâyet etti Erdoğan. Sonra adım adım medyayı ele geçirdi. Nasıl ele geçirdi? Kendisine yakın iş insanlarına satın aldırarak geçirdi. Meselâ Sabah Grubu böyle oldu. Ardından Demirörenlere Doğan Grubu’nu aldırdı ve Demirörenlere Doğan Grubu’nu aldırırken Demirörenlere parayı devletin Ziraat Bankası verdi ve hâlâ o paranın tahsil edilmediği söylenir. Bunları yaptı. Kendisine yakın iş insanlarına yeni kanallar, internet siteleri, şunlar bunlar açtırdı ama yetmedi. Yetmeyince birtakım yerlerin üzerine ekonomik gerekçelerle, iddia o, ekonomik gerekçelerle kayyım atayarak, meselâ Flash TV, KRT gibi yerlerin başına böyle şeyler geldi. Habertürk'ün de başına geldi. Habertürk aslında zaten iktidar yanlısıydı ama o kayyımdan sonra iyice öyle oldu. Şimdi bunu yapıyor ama belli bir yerde gelip tıkanıyor. Tıkandığı yerde bağımsız medya var ve büyük ölçüde dijital ortamda yayın yapan yerler var ve işte bunlara karşı da çok ciddi bir şekilde baskı uyguluyor. Meselâ şu anda Murat Ağırel'i görüyorsunuz. Murat Ağırel, bir grup gazeteci olarak Onlar TV diye bir şey başlattılar. Aynı zamanda Cumhuriyet'te yazıyor ve yanılmıyorsam Sözcü TV'ye de çıkıyor ama kendilerinin bir inisiyatifi var ve bu inisiyatiften iktidar yer yer bazı konularda çok rahatsız oluyor. Ya da Birgün gazetesi, İsmail Arı aynı şekilde rahatsızlık veriyor. Ele geçiremediği yerleri de yargı üzerinden kuşatmaya, onları etkisizleştirmeye, pes ettirmeye çalışıyor.
Şurada görüyorsunuz, bu çok sembolik bir şey, kameraların yere bırakılması. Bu ama bir teslimiyet değil, protesto. Bunu nasıl başarabileceğiz, yapabilecek miyiz bilmiyorum ama dünkü olay, Boğa’dan başlayıp, Bahariye'de başlayıp Kadıköy İskelesi’nde konuşmalarla sona eren olay iyi bir başlangıcı yapabileceğimizi gösterdi. Bundan sonra eğer gazeteciler, meslek örgütleriyle beraber kendi söküklerini kendileri dikme ve kimseden çok da fazla bir şey beklememe perspektifine sahip olurlarsa ki olacağa benziyorlar. Olmaları gerekiyor. Çünkü başkasının ipiyle inilebilecek bir kuyu yok ortada. Ne yapacaksak kendimiz yapacağız, kendimize sahip çıkmamız gerekiyor. Ve orada gördük; halk da, çok büyük kalabalıklar olmasa da oraya gelen insanlar vardı. Meselâ birisi geldi bana, Denizli'den geldiğini söyledi İstanbul'a. Yani Denizli'den İzmir'e de gidebilirdi ama İstanbul'a gelmek istemiş. Başka böyle uzaklardan gelenler vardı, birtakım değişik branşlardan akademisyenler gördüm meselâ. Sadece gazeteciler değil kültür insanları da vardı ve çalışanlar da vardı. Siyasetçiler de vardı ama siyasetçiler, şöyle söyleyeyim, sert olmasın ama sınırlarını anlamışlardı ve öne çıkmadılar, çıkmaları istenmedi. Böyle bir şeye ihtiyaç yok. Siyasetçiler kendi dertleriyle uğraşsınlar, dünkü yayında da söylediğim gibi. Biz kendi derdimizi çözemeyiz belki ama en azından dik durmayı, ayakta durmayı ve her şeye rağmen özgür bir şekilde, bağımsız bir şekilde halkın bilgi edinme hakkına katkıda bulunmayı sürdürebiliriz. Bunun iradesi dün Türkiye'nin 10 şehrinde esas olarak gazeteciler tarafından gösterildi. Dünkü karamsarlığımın bozulmuş olmasından mutluyum. İyimser olup kötü bir sonuçla karşılaşmaktansa kötümser olup iyi bir sonuçla karşılaşmak evlâdır. Onun için mutluyum ve tüm meslektaşlarıma, oraya desteğe gelen herkese, tüm Türkiye çapında herkese çok teşekkür ediyorum.
Bugün ithafım bir futbolcuya. Nereden çıktı bu, diyeceksiniz ama çıktı ama inanın adını söyleyemiyorum, adını söylemek için bayağı bir uğraşıyorum. Şimdi söylemeye çalışacağım. Khvicha Kvaratskhelia. Khvicha Kvaratskhelia kimdir efendim? Paris Saint-Germain'in sağ kanat oyuncusu. Çok muazzam bir oyuncu. Gürcistan millî takımının değişmez oyuncusu. Benim için ama en önemli yönü onun benim, nasıl söyleyeyim, onun bundan haberi yok ama ben biliyorum, hemşehrim olması. Yani hemşehrim derken Megrel yani Laz. Yani Megreller ve Lazlar kardeşler Gürcistan'da. Şu anda herhalde dünyanın en meşhur Megrel Lazıdır. Öyle söyleyelim. Khvicha'dan önce dünyanın gelmiş geçmiş en meşhur ismi Beriya adındaki Stalin'in gizli polis şefiydi. Birçok kişinin ölümüne neden olmuş birisiydi Sovyetler Birliği'nde ve sonra da kurşuna dizilmiş, çok ilginç bir insan. Herhalde onun kadar meşhur, en azından belli çevrelerde meşhur bir Laz yoktu dünyada. Şimdi Khvichamız var. Khvicha çok genç yaşta başlıyor futbola, Gürcistan'da. Değişik yerlerde oynadıktan sonra Napoli'de Batı Avrupa'ya çıkıyor ve orada kiminle beraber oynuyor? Osimhen'le. O sene Napoli de ligin, İtalyan liginin asist kralı ve Osimhen'le bayağı birlikte çok iş çevirmişler. Birbirlerine gol attırmışlar. Daha çok Khvicha attırmış. Sonra Paris Saint-Germain'e geçiyor ve oranın da değişmez elemanı oluyor. Ama geçen hafta, çarşamba günüydü yanılmıyorsam, Barcelona'yı 4-2 yendikleri maçta çok ciddi bir sakatlık geçirdi ve birkaç ay sahalardan uzak kalacak. Bir şey gördüm. Kendisinin sakatlandıktan sonra verdiği bir demeci gördüm. Khvicha her maç öncesi dua ederek çıkarmış. Hatta bir arkadaşı demiş ki, ‘‘Ya herkes böyle dua ederse bütün maçlar 0-0 biter ya da berabere biter.’’ O da demiş ki, ‘‘Ben duayı sakatlanmamak için ediyorum.’’ Ama o maçta duası tutmadı. Bizim Şampiyonlar Ligi'nde Paris Saint-Germain'le 27 Ocak'ta, yanılmıyorsam 27 Ocak'ta maçımız var ama deplasmanda. Onu orada da seyretmeyi çok istiyordum. Yani Paris'e gidemeyeceğim ama en azından canlı olarak televizyonda izlemeyi. Umarım o zamana kadar yetişir. Tabii bu yetişmiş olması Galatasaray için çok iyi olmayabilir. Çünkü çok çok iyi bir oyuncu. Ama Khvicha'nın bir an önce sahalara dönmesini istiyorum ve onunla gurur duyuyorum, öyle söyleyeyim. Böyle de bir dayanışma selamımı kendisine iletmiş olayım.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
30.10.2026 Müsavat Dervişoğlu Devlet Bahçeli'nin koluna girince kıyamet koptu
29.10.2026 "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor"muş!
28.10.2026 Doç. Vahap Coşkun ile söyleşi: Çözüm süreci niçin sessizliğe gömüldü?
28.10.2026 CHP muhalif bir parti mi?
27.10.2026 Oktay Saral için üzülmeli miyiz?
26.10.2026 Lula'nın seçim zaferini Brezilya'da yaşayan siyaset bilimci Karabekir Akkoyunlu yorumluyor
26.10.2026 İstanbul Barosu seçimleri bize neler söylüyor?
25.10.2026 Basın özgürlüğü yolunda yepyeni bir başlangıç
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı